AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
ACCIO WIDGET!        
Yönetim
Puanlar
Enler
Pano

Paylaş | 
 

 Nautilus

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Autumn Chamberlain
Ravenclaw
Ravenclaw
avatar

RÜTBE : VII. SINIF
Karakter Yaşı : 17
Gerçek İsim : Ilgın#1
Yaş : 25

MesajKonu: Nautilus   Perş. Ocak 23, 2014 4:10 am









Karakter Adı: Nautilus
Karakter Yaşı:16
Kan Durumu: Safkan
İstenilen Sınıf: VI. Sınıf
Karakter Özeti*:
Zihnindeki ilginç düşünceler, farklı boyutlara götürüyordu onu. İçinde tek bir umut kalmamış, hayatındaki her şey okyanusun derinliklerine gömülmüştü. Sıradan bir okyanus değildi Nautilus için. O kadar derindi ki yüzmeyi son derece iyi bilen biri için hayati tehdit oluşturacak kadar korkuçtu. Masmavi ve derindi. Bu okyanus o kadar kötüydü ki, büyük dalgalarıyla beraber,  sevinç, hüzün ne bulursa alıp götürüyordu. Nautilus'de bu okyanustan nasibini almıştı aslında. Ama elle tutulur, gözle görülür hiçbir şey hatırlamıyordu. Tek bildiği bir adam tarafından okyanusun kıyısında iki yaşındayken bulunduğuydu. Yıllarca Nautilus'a ailesinin öldüğü söylense de hiç kimseye inanmamıştı. Ailesini aramak istemişti, ama bulamamaktan korktu. Nautilus, rüyasında son derece ilginç şeyler görmeye başladi. Mavi saçlı, mavi gözlü bir adam genç kızın elinden tutmuştu. Garip bir sevgiydi bu Nautilus için. Ancak bir baba kızını bu kadar çok severdi. Genç kız rüyalarında sadece babasını götürüyordu ve babasının yanındaki iki kızı. Kızlardan birisinin sapsarı saçları vardı, arkası dönüktü. Diğerinin ise saçları beline kadar geliyordu. Nautilus, bu yabancıların kim olduğunu bilmese de tek bildiği şeyin o rüyasında gördüklerinin ailesi olduğuydu. Genç kız ailesinin diğerleri gibi insan yada cadı ve büyücü olduğundan son derece şüpheliydi. Olaya daha geniş kapsamlı baktığında aslında ailesinin okyanusta yaşayan yaratıklar olduğuna inanıyordu.

Nautilus, şizofreni hastası olan biri ancak bir hastaya göre aşırı mantıklı ve zeki konuşmaktadır. Arkadaşı yok denebilecek kadar azdır. Hogwarts, onu hor görenlerle doludur. Bu yüzden Nautilus pek mutlu biri kız değildir.
Örnek Rol Oyunu:

Karanlık gökyüzündeki ışıl ışıl parlayan yıldızlar bir nebze de olsa önünü görmesini sağlıyordu. Kara bulutlarla sarmalanmış ay son derece romantik bir hava katıyordu. Sapsarı saçlarını dalgalandıran rüzgâr, aynı zamanda bedenine çarparak donma hissi veriyordu. Cadı, kollarıyla kendisine sıkı sıkı sararak kendini ısıtmaya çalışsa da başarısız oluyordu. Masmavi gözlerine çarpan ay, ışıl ışıl parlıyordu her gece olduğu gibi ama bu sefer biraz daha farklı olacaktı. Çektiği acıyı hissetmek zordu. Bedenin her yeri aşırı bir şekilde dönüşmeye başlamadan her şeyi akıl etmişti. Bir ay boyunca hazırladığı çok özlü iksiri, son derece sağlam bir çantaya koyup boynuna sıkıca bağladı. Güneş batmak üzereyken, dolunay gözle görülür bir biçimde tepeye yükseliyordu. Bütün uzuvlarına yayılan gıdıklanma hissi, fazla süreye gerek kalmadan acıya dönüştü. Kesilen nefesini düzene sokmaya çalışması sonuç vermiyordu, acının verdiği acizliği asil kanında hissetmeyi sevmemişti Carter. Çimenlerin arasında küfürler savuruyor, kütürdeyen kemiklerinin, yavaş yavaş kamburlaşan sırtının verdiği gücün hazzını, yitirmiş olduğu mantığıyla, yoğun bir şekilde yaşıyordu. Ormandaki zifiri karanlığın muammasında yankılanan çığlıkları, ulumalara dönüşürken, ense kökündeki ağırlık, şakaklarındaki inanılmaz baskı yerini tamamen zevke bırakıyordu. Tüylenmiş vücudu ve karanlığa ışık tutan mavi gözleriyle tam bir kurttu. Asilliği, gücü ve kıvrak zekâsıyla, tam bir kurttu...

Sydney’in artık geri dönüşü yoktu. Hogwarts’ın sınırlarından çıkmayı başarmıştı. Ve olaylar bu sefer hızla gelişecekti. Hırsı, gücü ve kıvrak zekâsı sayesinde Sihir Bakanlığına rahatça sızabilmiş olsa da, her şey bir anda bitecek olsa bile artık birileriyle konuşması gerekiyordu. İçtiği iksir sayesinde girebilmiş olması bile büyük bir suç unsuruydu. Cadı, özel kilitler konulmuş demir kapıya gözlerini devirdiğinde elini kapının kolunu tuttuğu gibi çekerken, düşünceleri onu kapıyı çalması gerektiğini söylüyordu. Kapıyı çaldıktan sonra elini tekrardan kapının kolunu bastırmak için kullanan cadı artık Sihir Bakanının ofisine tamamen kabul edilmişti. İçeriye adımını attığı gibi iksirin bütün özelliği de kaybolmuştu. Kızıl saçlar, yerini muhteşem sarı saçlarına bırakırken Sihir Bakanının suratında ki ifade oldukça karışıktı. Cadıyı tanımamış olması gayet normaldi aslında, en son onu birinci sınıftaki seçmen şapka merasimde görmüştü. Bakan, günaydın konuşmasının ardından genç kıza kim olduğunu sormuştu. Masmavi gözlerini bakana devirdiği gibi dudaklarını da aralamıştı."Carter." Soyadı dökülmüştü dudaklarından, ailesini hatırlamıştı bir anda. Ağlamak için kendisini zor tutarken bakanın sözlerine kulak vermişti. "Bu sözleri söylediğinize göre az çok neden burada olduğumu da anlamışsınızdır. Ailemi öldüren bulanık arkadaşlarınız." Sözcükler dudaklarının arasında hızlıca akıp gidiyordu. Bakanın sözleriyle düşünceleri birbirleriyle çalışırken hafızasından silmek istediği birçok anı vardı. Ailesinin olmasını istemiyordu. Yetimhane’ye bırakılan küçük bir kız çocuğu olmak istiyordu. Belki de buna kader denilirdi ama bu kadar acı kader olmazdı. Tanrı bu kadar acımasız ve adalet davranmazdı. Gözleri hafifçe dolan cadının tek düşündüğü ölümdü.

Zor bir gündü cadı için her gününü öyle geçmişti aslında, soğukluğu o buz gibi kalbi ve hırsı bütün bedenini ele geçirmişti tamamen intikam duygusuyla büyütülmüş, acımasız ve kötülüğün en büyük temsilcisi gibiydi küçük yaşından beri hırsı, herkesi yok etmeye yönelik içindeki kin ve nefreti her an kusmaya hazırdı. Masmavi gözleri ile saatlerce annesine nefret dolu bir şekilde bakıyor, annesini nedeni belli olmayan bir durumdan gözleri ile azarlıyordu. Konuşmayı, derdini anlatmayı pek fazla sevmezdi. Babası, her zaman kızına arka çıksa da ona karşı nefreti bile vardı hiç bir zaman nedeni belli değildi. Aklından geçen karamsar, karanlık, hırslı, kin ve nefret dolu duyguları ile bakanın ofisinin içinde sinsice gizleniyordu. Ters bir durumda kalırsa ne yapacağına dair hiç bir fikri yoktu. Geliş amacı ise yorgun zihnini dinlendirmek gibi bir şeydi. Yılarca en kötü acıları çekmiş, hepsi teker teker gizlenmişti. Neredeyse yok olmak üzere olan soyunu bilmek istiyordu. Ailesinin nasıl öldüğünü bütün gerçekleri bilmek istiyordu. Kafasındaki soru işaretlerini tamamlayacak herkes teker teker yok edildiği söylentilerine artık inanmak istemiyordu artık. Tek öğrenmek istediği gerçeklerdi.

Karşısındaki genç bayanın ne yapacağına dair hiç bir fikri yoktu. İsterse asasını ona doğrultup tek bir hamlede onu cehennemin en derin yerine göndereceğini biliyordu ama bakanın nazik davranışları birazda olsa onu büyülemişti. Yıllarca içinde bulanıklara karşı tuttuğu nefreti bir kaç dakika daha saklayabilirdi. Sydney, tam yanındaki koltuğa hızlıca otururken aynı şekilde kendi tahtına oturan bayana gözlerini devirdiğinde suratındaki muhteşem tebessümü fark etti. Genç kadın, karşındaki davetsiz misafire bir şeyler ikram etmek istediğini söylediğinde son cümlelerini dinledikten sonra ister istemez ona hak verdi. Bayan Burnham, sözlerine devam ederken cadıya neden burada olduğunu sormuştu. Sydney, masmavi gözlerini bakana devirdiğinde cümlelerini toparlamaya çalışıyor, aynı zamanda yaşadıkları son kez gözden geçirdikten sonra konuşmak için dudaklarını araladı. "Aslında neden burada olduğumu tahmin ediyor olmalısınız. Ailemi sizin o mükemmel bulanık arkadaşlarınızın öldürdüğüne ait duyumlar almama rağmen doğruluğuna inandığım hiç bir şey yok. Olayın tek kanıtı yıllar önce babamın ve profesör Rosier'in öldürdüğü sevimsiz bulanıklar." Sözlerini bu cümlelerle süslemişti. Karşısındaki kadının ne söyleyeceğini merak ediyordu. Belki de söyleyecekleri koskoca bir yalan olacaktı ama denemeye değer olsa da tek öğrenmek istediği gerçeklerdi. Çocukluğundan beri ileride kaldıramayacağı yalanlarla büyütülmüş, her şeyi büyük bir sır olarak gizlenmişti.

Karanlık, kötülük ve güç onun için değişilmez kavramlar olmuştu, gün geçtikçe daha çok güçleniyordu. İçindeki ve zihnindeki karanlık daha çok artıyor, daha da belirgin hale geliyorken Slytherin'nin ona verdiği güç, hırs ve karanlık düşüncelerinin tam anlamıyla kullanmak onu bambaşka yollara sürüklüyordu. Belki onun için buradaydı, daha önceden yarım kalmış olan işleri bitirmek adına. Karanlık düşüncelerin arasında boğulacak gibi hissediyordu. Tek başına yola çıkmış, bu olayı da tek başına bitirebilirdi. Salazar Slytherin'nin başlattığı işi Karanlık Lord'un başaramaması, ne kadar utanç vericiydi bulanıkların hala Hogwarts'da barınmaları. En kötüsü de koskocaman Sihir Bakanının bir muggle olması dünyaları için büyük bir utanç kaynağıydı. Ailesinin iğrenç bulanıklar tarafından öldürülmesi için deki intikam ateşini artık dışa doğru alevleniyordu. Karanlık taraf güçlenirken nasıl olur da etraf da hâlâ bu kadar rahat dolaşabiliyorlardı. Artık hiçbir şey umurunda değildi sadece gerçeklere göre yöneltecekti kendisini gerisi de umurunda bile olmazdı.

Sydney, sözlerinden sora bakanın biraz duraksadığını gördüğünde tamamen kafası karışmıştı. Babasının söyledikleri gerçek olabilirdi ama aynı zamanda yalanda olabilirdi. Artık hiç kimseye inanamıyor, güvenemiyordu. Sydney, masmavi gözleriyle bakanın gözlerinin derinliklerine bakıyordu, acaba yine hangi yalanlarla avutacak diye düşünürken kadının gülümsediğini görünce kafasında oturttuğu her şey alabora olmuştu. Konuşmak için hazırlanan kadının söyleyeceğini duymak için sabırsızlanırken elini çenesinin altına koymuş gözlerini kadına devirmiş sadece onu dinlemeye yemin etmişti. "Bayan Carter, babanız benim ve benim büyük ihtimalle hiçbir zaman sahip olmadığım bulanık dostlarımın omzuna oturup kendisine uzun denilmesini istiyorsa bu konuda benim yapabileceğim bir şey yok. Ama aldığınız duyumların yanlış olduğuna sizi temin edebilirim.” Durup birkaç dakika düşündü. Kadının söylediklerini kendi kafasında test ediyordu ama varabildiği nokta onu başladığı yere, çocukluğuna götürüyordu. Ailesinin ölümüne birkaç dakika geri giderken gözlerini sımsıkı kapattı. Duymak istediği gerçeklerin yanında, bakanın söyledikleri sadece bomboş laflar olduğunu düşünerek konuşmak için dudaklarını araladı. “Bayan Burnham, söyledikleriniz yaşanan olaylara hiçbir açıklık kavuşturmaz. Sadece aynı yalanın peşinde sizi de sürüklenirsiniz. Herkesin korktuğu şeyler vardır. Sizinde korkularınız var bunu görebiliyorum.” Kısa ve öz olan mükemmel konuşmasını tamamlamıştı. Şuan sadece kadının ona olan gerçekçi cevabı bekliyordu. Masmavi gözlerini kısmış nefret dolu bakışlarını ortaya çıkartmıştı.

Karşısındaki kadına bakıyordu. Saatlerce gözlerini ayırmadan bakabilirdi ama bu işine yaramazdı. Yıllar boyunca sadece sabit bir yalana inanarak geçirmişti çocukluğunu ve gençliğini. Küçük yaşından beri karanlık içinde büyüyüp karanlık için savaşmıştı. Ve ölene kadarda savaşacaktı bu yolda, kadının ne söyleyeceği umurunda olmayacak bir kulağından girip diğer kulağında çıksa da şuan tek önemli olan ailesiyle ilgili gerçeklerdi. Öğrenmek istiyordu, belki de kendisini artık öğrendiklerine göre yönlendirecekti. Yada aynı yolda devam edecekti. Cadının sözleri karşısındaki kadını güldürmüştü. Kadın, odasının için gülücükler saçarken cadı aynı dik başlılığı ve bütün sinsiliğiyle baştan aşağıya kadar kadını süzerken, kadın kendisinden biraz daha uzakta duran fincanına uzanarak kendisine doğru çektiği gibi konuşmaya başlayan kadını dinlemeye yeminli gibiydi. “Sen zeki bir kızsın, Shannon.” Korkunç bir zekaya sahip olduğunu ve bunu mükemmel kullandığını bilse de zekasını her konuda kullanır ama sadece derslerde belli ederdi. Geri kalan olayda ise sadece düşünür plan hazırlar ve o plana göre kendisini yönlendirirdi. Bakanlığa girişi bile zeka, hırs ve deli cesareti isteyen bir durum olurken bakanın gördükleri, bildikleri de aynı yöndeydi. Sydney, gözleriyle bir kaç dakika boyunca kadının gözlerinin içine bakarken genç kadın kahvesinden bir yudum alarak dudaklarını araladı.“Joseph seni aynen kendisi gibi yetiştirmiş.” Vaftiz babasının adını duyduğunda bakana diktiği gözlerini hafif bir tebessümle yavaşça kaçırmaya başlamıştı bile Sydney karşısındaki kadının bir yalancı olduğunu düşünmeden yapamıyordu. Zihninde sakladığı bütün olayları anlamaya çalışıyordu. Karşısındaki kadın ondan çok daha üstündü her konuda, onun için en önemlisi de karşısındaki kadın bir Zihnebendar'dı. İstediği taktirde cadıyı engellemeye başarabilirdi. Düşünceleri garipleşmeye başlamıştı. Yıllardır güvendiği vaftiz babasının ona karşı yalan söyleyeceğini düşünmese de karşısındaki kadını ve cadıyı rahatsız eden birkaç olay vardı, bunu hissedebiliyordu. Karşısındaki kadının düşünceleriyle kendi düşünceleri büyük bir savaşta boy gösteriyordu. “Konuşmayı biliyorsun. Buraya gelip tam olarak anlam veremediğim bir şeyle beni tehdit etmeye çalıştığına göre cesursun da.” Kadın, fincanı tekrardan dudaklarına götürdüğün de söyledikler Sydney'i ne kadar mutlu etse de aynı zamanda biraz da olsa korkutuyordu. Vaftiz babasının muhteşem gücü yanında kendi gücü ve karşısındaki kadının gücünden çok daha fazlaydı ki cadının şuan bile yakalanma riski çok yüksekti. Babasının yetenekleri karşısında kocaman bir hiç olsa da kalkıp mükemmel bir planla bakanın odasına kadar girmesi bile onu güçlü bir cadı bile yapabildi. Sydney, durup bir kaç dakika düşündü. Düşündükleri anlamamak mümkün değildi. Cadı, ısrarla hâlâ karşısındaki kadının muhteşem bir yalancı olduğunu düşünürken kadın elindeki fincanı masasının üzerine koyarak cadıya yavaşça eğildi. Söyledikleri ne cadıya bir kazanç sağladı ne de karşısında onu süzen kadına. Bu görüşme aslında tatlı bir sohbet gibi geliyordu ikisine de çünkü olaylarda hiç bir gelişme veya sunulacak bir kanıt yoktu. Cadı, kadının sunacağı bir kanıt için yıllarca onu burada tutabilir, sözlerini evirir çevirir konuyu değiştirip tekrar aynı konuda onu sürükleyebilirdi ama bu cadının lehine olurdu. Kadın söylediklerinin yalan olmadığını söylerken cadı yıllarca söylenen yalanların arasında süzülüp gidiyordu. “Eğer başkaları tarafından zihnine işlenmiş, muggle doğumlulara olan nefretini her dakika kamçılayan bu mükemmel kurguyu hayatından tamamen silip atmaya kararlıysan, sana kanıtlar da sunabilirim.” Kadının söylediği sözler ona sihir gibi gelmişti. Durup birkaç dakika beklerken kadın sandalyesine rahatça otururken bakışlarıyla bakanı süzmeye devam ediyordu ve gözleriyle konuşuyordu. Kadının onu anlayabildiğine emindi ve ona yardım etmek istediğini de başından beri biliyor bunun üzerine susuyordu. İkisi de konuşmadan zevk alırken cadı rahatlamak için sandalyesine sırtını dayadı. Yıllarca inandığı şey bir anda değişecek olmasından korkuyordu aslında ama ailesinin başına gelenler içinde korkuyu bir nebze olsa da azaltıyordu. Kadının sözlerini kabul etmek yada etmemek arasında süzülüp giderken dudaklarını araladı. "Kurgu mu? Bunun gerçekten büyük bir yalan olduğunu düşünüyorsanız yada kendi muhteşem bulanık arkadaşlarınızı korumak için mükemmel yalanlarınız ile zihnimdeki muggle nefretini silecek olmama inanıyorsanız sizde benim gibi o yalanın içerisinde kaybolursunuz. Eğer yazılı ve tescillenmiş bilgilerinizi bana bütün gerçekliği ile sunarsanız muggle nefretim bir nebzede olsa sönecektir." Yıllarca inandığı gerçeklerin aslında değişmesini hiç istemese de yalan olamayan, esas gerçekleri kanıtlanmış bir şekilde görmek isteyerek kurmuştu bu cümleyi, bunu gerçekten yapabileceğine inanıyordu ve inanarak söylemişti. Gözlerindeki inancın içerisinde muggle'larla ilgili az da olsa umut vardı. Ama yinede bu nefretin bir anda tamamen yok olmasının mümkün değildi.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Marauder
Forum Yöneticisi
Forum Yöneticisi
avatar

Gerçek İsim : Tolgaki

MesajKonu: Geri: Nautilus   Cuma Ocak 24, 2014 7:06 pm

VI. SINIF RAVENCLAW!
İyi rpler dilerim.

____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Nautilus
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Seçmen Şapka-
Buraya geçin: