AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
ACCIO WIDGET!        
Yönetim
Puanlar
Enler
Pano

Paylaş | 
 

 samantha breuer

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Samantha Breuer
Ravenclaw
Ravenclaw
avatar

RÜTBE : VI. SINIF
Patronus : tırtıl
Gerçek İsim : misty

MesajKonu: samantha breuer    Cuma Ocak 17, 2014 4:06 pm


    samantha breuer, on yedi, safkan, vı. sınıf

Küstah burnu havada bir insan Samantha Breuer. Sinsi ve IQ'sü deha seviyesinde. Ama bu zekasını farklı farklı amaçlar için kullanmakta üstüne yok. Sarkastik. Kelime oyunlarına bayılır. Mükemmeliyetçi. Sıkılgan ve özgür.



EVERTHING CHANGED MY DAUGHTER


Dipsiz bir karanlığa düşüyorum. Her seferinde. Ne kadar süre düşmeye devam ediyorum bilmiyorum. Belki birkaç dakika belki birkaç saat... Belki de sadece saniyeler sürüyor. Ama etkisi çok güçlü… Uzay boşluğunda savruluyormuş gibiyim. Sonunun nereye gideceğini biliyorum. Her gece gördüğüm kâbuslar birbirlerinin eşi, benzeri. Aynı şeyleri görüyorum her seferinde. Bu kâbusumda diğerleri gibi olacak. Sırtüstü kuru, cansız toprağın üzerinde uyanıyorum. Topraktan yükselen sıcaklık tenimi okşuyor. Vücudumun her yerinde hissedebiliyorum. İlk kâbusumda dehşete düştüğümü hatırlıyorum. Ama artık sıradan geliyor her şey. Toprağı damar yolları gibi delip geçen lavların adeta bir nehir gibi gürül gürül akışını duyabiliyorum. Toprağı yakıp geçiyor. Canlı kalan hiçbir şey yok. Burada hiçbir canlıyı görmedim. Sadece ben varım. Toprak oldukça kuru ve siyah. Kül gibi. Belki de küllerin birleşiminden oluşmuştur. Havada küçük siyah küller uçuyor. Ağır bir koku var etrafta. Gökyüzünü izliyorum. Adeta ikiye ayrılmış. Bir tarafı kızıl, sarı, turuncu renklere bürünmüş. Parlak küçük ışıklar var etrafına dağılmış. Yıldızlar. Yıldızlar olduğunu düşünüyorum ama emin değilim. Bir tarafı ise gece mavisi…  Karanlık. Kollarını diğer tarafa uzatmaya çalışan bir ahtapot gibi. Renkleri istiyor. Onlara sahip olmak... Ya da sadece yok etmek. İkiye ayrıldıkları yer fazla parlak. Beyaz ince bir ışık ve ufka doğru iniyor. İnce parmaklarımı kuru toprağın derinliklerine bastırıyorum. Gezdiriyorum. Parmak uçlarımın siyah olacağını biliyorum. Ama… Yapacak bir şey yok. Çıplak bedenimin üzerinde geziniyor küller. Tenime değenler ateş alıyor ve yok olup havaya karışıyor. İnce parmaklarımı topraktan geri çekiyorum ve dirseklerime dayanarak doğruluyorum. Ufukta ki ışık gözlerime çarpıyor. Bir süre bakamıyorum. Sonra alışıyorum. Işık çok güzel… Beni kendisine çağırıyor. Bacaklarımı kendime çekiyorum ve çenemi dizime dayıyorum. Bir süre daha ışığı izlemek istiyorum sadece. Ayağa kalkıyorum. Işığa ilerlemek istiyorum. Oturmak sıkıcı geliyor. Harekete geçmek istiyorum. Ya da uyanmak... Burada daha fazla kalmak istediğimi sanmıyorum. Ayaklarım toprağa batıyor ama aldırmıyorum. Yürümeye devam ediyorum. Bugün oraya ulaşmak istiyorum. Artık bitmesini… Soğuk bir meltem saçlarımı uçuşturuyor ve tenimi yalayıp geçiyor. Burada rüzgâr esmez. Esmezdi. Omzundan geriye bakıyorum. Gökyüzünü ikiye bölen beyaz ışık orada simsiyah… Ufukta karanlık var. Daha önce görmemiştim. Karanlığın böyle yakınımda olduğunu fark etmemiştim.  Korkuyorum. Tenim karıncalanmaya başlıyor. Bedenim bitkin. Ama… Karanlıktan kaçmalıyım. Derin bir nefes alıyorum ve ışığa doğru koşmaya başlıyorum. Meltem şiddetleniyor. Sanki beni yakalamak ister gibi. Nefes nefese kalıyorum ama koşmam gerektiğinin farkındayım. Burada bir şeyler farklı. Bir şeyler değişti. Değişmeye başlıyor. Değişimden korkuyorum. Koşmaya devam ediyorum ama ışık benden uzaklaşıyor. Rüzgâr kulaklarıma kadınların çığlıklarını getiriyor, adamların bağrışlarını, çocukların, bebeklerin ağlayışlarını. Acı yüklü sesler canımı yakıyor. Düşüyorum. Siyah küller havalanıyor. Rüzgâr etrafımda bir daire oluşturmaya başlıyor. Sesler. Sesler artmaya başlıyor. Ellerimi kulaklarıma bastırıyorum ama faydası yok. Sanki beynimin içinde tüm sesler, tüm acı. Karanlık bana ulaşıyor. Tenimi okşadığını hissediyorum. Islak ve ağır… Leke bırakıyor. Susmalarını istiyorum. Beni rahat bırakmalarını... Dudaklarımı aralıyorum. Sesimin çıkmayacağını biliyorum. Çıkmamıştı. İlk çığlıklarımı hatırlıyorum. Uyanmak için attığım çığlıkları. “ RAHAT BIRAKIN BENİ! BIRAKIN! BUNA DAYANAMIYORUM! “ İnce sesi kulaklarına ulaştığında afallıyorum. Sesler sönükleşmeye başlıyor. Üzerimden ağır bir yük kalkmış gibi hissediyorum. Yok oldular. Karanlığı hissetmiyorum. Yanaklarımın ıslak olduğunu fark ediyorum. Ağladığımı fark etmemiştim. Ellerimi yanaklarımın üzerinde gezdirirken ışığı fark ediyorum. Çok yakın. Yakınlaşmaya devam ediyor. Beni içine almasını istiyorum.

Gözlerim kamaşıyor. Elimi gözlerime siper ediyorum ama faydası yok. Gözlerimi kapatıyorum. Ilık, nemli bir havanın beni sardığını hissediyorum. Bedenimi geziyor. Yavaşça gözlerimi açıyorum. Işık çok güçlü ama artık rahatsız etmiyor. Karşımda biri var. İlk kez burada birini görüyorum. Altın sarısı parlak bir elbisesi var. Üzerinde yaldızlar beyaz parıltılar saçıyor. Yıldızlar gibi. Süt beyazı teni rengin açığa çıkmasını sağlıyor. Oldukça solgun. Ama canlı. Mavi gözlerini görebiliyorum. İnsani gözler. Daha önce böyle bir maviyi hiç görmedim. Gözlerimi kırpmadan bakıyorum. Koyu siyah saçları yere kadar dalgalar halinde uzanıyor. Yumuşak ve parlak… Dokunma isteği uyandırıyor. Pembe dudakları yukarıya doğru kıvrılıyor. Beyaz ince elini bana doğru uzatıyor. Beyaz tenine dokunmak istiyorum ama onu kirletmek isteyeceğim son şey. Ama parmaklarım simsiyah. Siyah küllere bulanmış haldeyim. Ama gene de ellerimi ona uzatıyorum. İnce eli güçlü bir şekilde elimi kavrıyor beni kaldırıyor. Oldukça uzun boylu… Yüzümü yukarıya doğru kaldırmak zorunda kalıyorum. Altın rengi elbisesi alev kırmızısına dönüşüyor. Alev almış gibi. Ama bundan rahatsızlık duymuyor. Bana gülümseye devam ediyorum. Gördüğüm en güzel kadın olduğunu düşünüyorum.  “ Nia. Kızım. “ Kızım diye bana seslenmesi garip. Ama kendimi ona ait hissediyorum. Elimi sıkıca tutmaya devam ederken diğer eli ile saçlarıma okşuyor, yüzüme dokunuyor. “ Korkma. Artık korkmana gerek yok. Nia. Kızım. “ Sözleri beni rahatlatıyor. Kendimi daha güçlü hissediyorum. “ Her şey değişti benim kızım. Güçlü olmalısın. Önceki hayatın bir rüyadan ibaretti. Şimdi. Yeni hayatın. İçinde uyuyan ejderhanın uyanışı ile başlıyor. Gerçek hayatın. Gerçek kimliğin. “ Tenim karınlanıyor. Sıcaklık tüm vücudumu sarıyor. Göğsümde bir baskı hissediyorum. Ortaya çıkmayı isteyen bir şey var içimde. Ejderha. Ben Ejderhayım. “ Seni uzun zamandır bekledik. Artık buradasın. Nia. Kızım. Sen Ejderhasın. Sen ateşsin. Ateşin Ruhu Oona’nın… Benim kızımsın. “

■■■

Gözlerimi açıyorum. Yeniden odamdayım. Yatağım ıslak. Terlemişim. İnce örtüyü üzerimden çekiyorum ve doğruluyorum. Yatağımın yanında ki küçük komodinin üzerinde çalar saat 8.30’u gösteriyor. İnce parmaklarımı terden ıslanmış saçlarımın arasından geçiriyorum. Yataktan kalkıyorum ve pencereye doğru ilerliyorum. Londra’nın sıradan yağmurlu havalarından biri… Koyu bulutlar gökyüzünü kaplamış. Pencereyi açıyorum. Odanın içine soğuk havanın dolmasını sağlıyorum. Sıcak tenime yayılan soğukluk rahatlatıyor. Bir süre pencerenin önünde duruyorum. Sokak arasında birkaç küçük çocuk top oynuyor. Yaşlı bir kadında elinde poşetleri ile caddeden geçiyor. Çocuklara bakıyor. Belki de poşetleri taşımakta zorlanıyor. Ama yoluna devam ediyor. Karşı apartmandan birinin bana baktığını fark ediyorum. Matt. Dudaklarımı birbirlerine bastırıyorum. Canı yanıyormuş gibi görünüyor. Onu terk ettim. Ama arkadaş kalmak istediğimden eminim. Onu hayatımdan çıkaramam. Emma ve Matt. Ailemden sonra bana yakın olan iki kişi. Dostlarım. Matt benim için doğru erkek değil. Ondan ayrılmak oldukça zordu. Halen bana aşık olduğunu biliyorum. Bende onu ölümüne seviyorum ama…  Bir şeyler değişti. Eskisi gibi değilim. Elimi sallıyorum. O da bana gülümseyerek elini sallıyor. Bileğinde ki saate vuruyor. Okula gitmem gerektiğini biliyorum. Başımı sallıyorum. Eve gelmesini istemiyorum. Ortamı yumuşatmak için beni evden alabileceğini düşünüyorum. Ama… Bunu istemiyorum. Pencereden geriye çekiliyorum. Yatağın üzerinde ki ince örtüyü ve nevresimi hızla çıkarıyorum. Bir yumak haline getirip, iki elimin arasında tutuyorum. Odadan çıkıyorum ve koridoru geçiyorum. Örtüyü ve nevresimi çamaşır sepetinin derinliklerine yolluyorum. Kapıyı kilitliyorum. Soğuk suda yüzümü birkaç kez yıkıyorum. Ama fayda etmiyor. Sıcaklık artmaya devam ediyor ve bunalıyorum. Aynada ki aksim yorgun… Bronz tenim daha koyu görünüyor. Kahverengi saçlarım karmakarışık. Siyah tokayı çekiştirip saçlarımdan ayırıyorum. Saçlarım özgürlüğe kavuşmanın sevinci ile omuzlarıma dökülüyor. Gözaltlarım çökmüş. Parmaklarımı yüzümde gezdiriyorum. Üzerimde ki pembe bluzu ve kenarı sökülmüş şortumu çıkarıyorum. İç çamaşırlarımda çıkarıyorum ve hepsini çamaşır sepetine atıyorum. Soğuk bir duş almanın rahatlatıcı olacağını düşünüyorum. Soğuk suyu açıyorum ve kabine giriyorum. Saçlarımı yıkıyorum. Taramak oldukça güç… Birbirlerine karışmışlar. Ama başarıyorum. Uzanıp beyaz bornozu alıyorum ve üzerime geçiriyorum. Beyaz havluyu da saçlarıma sarıyorum. Daha temiz ve rahat hissetmek güzel. Kapıya doğru yönelirken aynada ki aksime takılıyor gözlerim. Üzerimden buhar çıkıyor. Bornozu sıyırıyorum ve omzuma bakıyorum. Tenimde kalan tüm sular buharlaşıyor.  Nefesim kesiliyor. Beyaz havluyu saçlarımdan ayırıyorum. Saçlarım şimdiden kurumuş. Kapının kilidini hızla açıp, odama yöneliyorum. Tenim ve saçlarım çoktan kurudu. Sanki tenim alev almış gibi. Rüyayı anımsıyorum. Boğazım kuruyor. Tedirginlik benliğimi sarıyor. Elimi göğsüme bastırıyorum ve bir süre bekliyorum. İçimden on’a kadar sayıyorum. Kalbim göğsümden fırlayacakmış gibi atıyor. Derin bir nefes alıyorum. Duvara yaslanıp bir süre daha bekliyorum. Daha iyiyim.

Geniş dolabıma yöneliyorum. Siyah V yakalı tişörtümü ve koyu mavi kotumu çıkarıyorum. Dolabın kenarına bıraktığım asker botlarımı da parmaklarımın arasına alıp yatağıma yöneliyorum. Bornozu çıkarıp, dantelli iç çamaşırlarımı giyiyorum. Ardından tişörtümü ve mavi kotumu üzerime geçiriyorum. Yatağa oturup botlarımı giyerken kapı açılıyor. İçeriye Andrew giriyor. Beni uyanık görmeyi beklemiyormuş gibi şaşkın bakıyor. “ Nia. Uyanıksın. Bunu beklemiyordum. Oysa seni uyandırmak için eğlenceli birkaç fikrim vardı. “ Andrew oldukça uzun boylu ve cılız… Gür kahverengi saçları, koyu kahverengi gözleri var. Uzun yeşil paltosunu, mavi kazağını ve siyah dar paça pantolonunu gitmiş. Ayaklarında doğum gününde hediye ettiğim spor ayakkabılar var. Birbirleri ile benzer bir yönleri yok. Kardeş olmaları bir mucize gibi… Parmaklarının arasında tuttuğu çörekten büyük bir ısırık alıyor ve çiğnerken, konuşmaya devam ediyor. “  Akşam Soho’ya gideceğiz. İstersen sende gelebilirsin. Ama Emma’yı da getir. Matt ile ayrıldığın doğru mu? Büyük aşkın bitmesi oldukça şaşırtıcı… Ne o? Yoksa ponpon kızlardan biri ile işi pişiriyor muymuş? Onu neden terk ettin?  “ Gözlerimi deviriyorum. Andrew ise beklenti ile bana bakıyor. Cevap vermek istemiyorum. Ama… Andrew beni akşama kadar rahatsız edecektir bundan dolayı. Botumun bağcıklarını sıkıca bağlıyor ve ayağa kalkıyorum. Çalışma masamın üzerinde ki ders kitaplarımı, bugün hangi dersin olduğunu hatırlamaya çalışarak karıştırıyorum. Andrew öksürüyor. Dikkatimi çekmek istediğini biliyorum. “ Andrew. Sadece. Ayrıldık. Ve ponpon kızlardan biri ile işi pişirmedi. Zamana ihtiyacım var. Son günlerde… Bir şeyler değişti. “ Andrew kapıya yaslanmış, çöreğin son parçalarını ağzına atarken bu konunun daha fazla uzamamasını diliyorum. “ Siz kızların ‘ zamana ihtiyacım var ’ zırvalamaları… Ama bu haber okulda büyü patlama yaratır. Özellikle. Ponpon kızlar arasında… Akşam Emma’yı getirmeyi unutma. “ Cevap vermeme fırsat bırakmadan kapıdan çıktı.

Siyah deri çantamı askılıktan aldım ve kitapları içine tıktım. Cep telefonumu da diğer birkaç ıvır zıvırı da aldıktan sonra sandalyede asılı olan koyu yeşil montumu koluma astım ve çıktım. Merdivenlerden hızla aşağıya indim. Babam masada gazete okuyor  ve yüzünü seçemiyorum. Çoktan yemeğini yemiş görünüyor. Masada ki tabaklarda sadece birkaç yemek artığı kalmış. Annemde pencereden dışarıya düşünceli bir şekilde bakıyor. Kavga ettiklerini düşünüyorum. Çantamı ve montumu tezgâha bırakıyorum ve babamın yanına gidiyorum. Başımı gazeteden yukarıya uzatarak yüzünü görmeye çalışıyorum. Yüzü gergin ve siyah saçlarının beyazları bugün daha belirgin… “ Günaydın Nia. “ Babamın sesi soğuk ve ekonomi sayfalarına göz gezdiriyor. Gergin olmasının sebebini buna bağlıyorum. “ Günaydın. “ Buzdolabına doğru ilerledim ve bir kavanoz çilek reçelini kaptım. Tezgâhtan da birkaç kızarmış ekmeği… Reçeli kızarmış ekmeğe sürmeye başladım. Annem geriye döndü ve beni ilk kez fark etmişçesine büyümüş gözleri ile bana baktı. “ Nia? Günaydın. Burada olduğunu fark etmedim. “ Yüzü solgundu ve birçok sabaha karşın saçları dağınık, üzerinde sabahlığı vardı. Onun neden böyle göründüğünü merak ettim.  “ İyi görünmüyorsun. “ Elini havada salladı ve tezgâha doğru yaklaştı. Bende reçel sürdüğüm ekmeklerden birinden büyük bir ısırık aldım. Ekmeği çiğnemeye devam ederken annemde tezgâhın gerisine gelmişti. Başını kaşıyordu ve elinde soğuk bir kahve vardı. “ Uyuyamadım. “ Ekmeğin son parçasını ağzıma attım ve annemi izlemeye devam ettim. Kahvesinden yudumlar alıyordu. Onunla konuşmak istiyorum. Ama yapamıyorum. Boş tabağı lavaboya yerleştirirken yanağıma küçük bir öpücük koyuyorum. Konuşmak istemediğini anlıyorum. Üsteleyemeyeceğim. Çantamı ve montumu alıp kapıya doğru yöneliyorum. Londra’nın yağmurlu havası evimize çökmüş gibi. Bu hoşuma gitmiyor. Hiçbir şey hoşuma gitmiyor. Çantamın derinliklerine attığım arabamın anahtarlarını arıyorum. Bulmak oldukça güç... Bu sırada sokağın karşısından gelen Emma’yı fark ediyorum. Oldukça güzel görünüyor. Çikolata rengi teni ve kıvırcık kahverengi saçları ile Afro – Amerikan melezi olan kanını açıkça sergiliyor. Beyaz dişlerini sergileyerek gülümsüyor. Bende ona gülümsüyorum. Anahtarı buluyorum. Emma yanıma geliyor. Bugün oldukça neşeli görünüyor. “ Günaydın Nia. “ Sesi oldukça güzel… Sesimden hoşlanmıyorum. Fazla tiz geliyor. Bu yüzden Emma’ya hayranlıkla bakıyorum.

Arabaya doğru ilerliyoruz. Hızla yolcu koltuğa geçiyor. Bende arabaya biniyorum. İki sefer çalıştırmaya, çalışıyorum. Sonunda. Çalıştı. Kendimi burada hissetmiyorum. Emma’da anlamış gibi durumu. Bana bakıyor. Ama bir şey söylemiyor. Cebinden telefonunu çıkarıp, mesajlaşmaya başlıyor. Kiminle mesajlaştığını merak ediyorum. Ama sormak içimden gelmiyor. Daha farklı konuları düşünmek zorunda hissediyorum. Dönem sınavları başlayacak. Arabayı sokağa çıkarıyorum ve gaza basmak üzereyken arabanın önüne Matt atlıyor. Emma ve ben korkuyla yerimizden sıçrıyoruz. Matt sırıtıyor. Korktuğumuzu görmüş olması ona eğlenceli gelmiş olmalı. Arkaya biniyor. Sanki dün olanlar yaşanmamış gibi davranıp bana uzanıyor. Geri çekiliyorum. Emma durumu fark ediyor. Dikiz aynasından bakıyorum. Matt geriye çekiliyor. Yüzü asılmış. Arabayı harekete geçiriyorum. Emma gergin ortamdan rahatsız görünüyor. Ellerini birbirine vuruyor. “ Nia… Lizzy Thompson’ın dün gece barda neler yaptığını bilemezsin! Oldukça berbattı. Ama bunun farkında değildi. Öyle sarhoş olmuştu ki. Bugün onun gelmeyeceğini düşünüyorum. Onu gece son gördüğümde Umber’ın kolları arasındaydı. “ Lizzy umurumda değil ama Emma’ya dinlemeye devam ediyorum. Düşüncelerimin dağılmasına neden oluyor. Ve bu iyi... Rüyamı hatırlıyorum. Oona. Gözlerimin önünde ışıklar patmış gibi görüyorum. Arabanın kontrolünü kaybediyorum. Işıklar yok oluyor. Emma’nın çığlığı ve Matt’in küfürlerini duyuyorum. Çok uzaktan geliyorlar. Frena basıyorum. Araba hızla duruyor. Gözlerimi ovuşturuyorum ve derin bir nefes alıyorum. “ Nia. Nia. İyi misin? Tanrım! Neredeyse otobüse çarpıyorduk. “ Emma’nın nefes nefese sesi kulaklarıma ulaştı. “ Ben… Üzgünüm. Bir an… “ Başımı direksiyona yaslıyorum. Matt’in güçlü elini omzunda hissediyorum. “ Nia. İyi misin? Pek iyi görünmüyorsun. Bir şey… Bir şey mi oldu? “ Doğruluyorum. Başım patlayacak gibi ve arabanın içi fazla sıcak geliyor. Sanki bir volkanın içindeymiş gibi hissediyorum. Ateş tenimi kaplıyor. İçimi yakıyor. “ Hayır… Ben… İyiyim. Sadece. Yorgunum. “

“ Gene mi kâbuslar? Bu gecede onlardan birini mi gördün? “ Emma’nın sesi tedirgin geliyordu. Matt’in eli halen omzumda. Güçlü durmamı sağlıyor. Kâbuslar... Kâbuslar değişti. Her şey değişti. ‘ Her şey değişti benim kızım. Güçlü olmalısın. Önceki hayatın bir rüyadan ibaretti. Şimdi. Yeni hayatın. İçinde uyuyan ejderhanın uyanışı ile başlıyor. Gerçek hayatın. Gerçek kimliğin. ‘ Oona’nın sesini duyuyorum. Sanki hemen yanı başımda… Ama arabada sadece Emma ve Matt var. Oldukça tedirginler. Elimi Matt’in elinin üzerine koyuyorum. Eli soğuk. Sıcak tenimin altında kayganlaşıyor. Eriyor. Dehşetle geriye bakıyorum. Matt buzdan bir kütle gibi. Karanlık. Emma’da…  Çığlık atıyorum. Adeta içimde bir volkan patlamış gibi. Neler olduğunu anlamaya çalışıyorum. Kâbus görüyor olmalıyım. Belki de… Belki de daha uyanamadığımı düşünüyorum. Belki de halen uyuyorum ve kâbusun içindeyim. “ NIA. NIA. NIA. NIA. NIA. NIA. NIA. “ Oona’nın sesi. Arabanın dışı bir sis bulutu ile kaplı. Beni çağırıyor. Titriyorum. Güçlü olmam gerektiğini biliyorum. Arabanın kapısını açıyorum ve dışarıya çıkıyorum. Sis bulutu tüm sokağı sarmış. Halen Londra’dayım. Birkaç adım atıyorum. Oona’nın sesi etrafımda. Ama onu göremiyorum. Sis somut. Katı. İlerlemeye devam ediyorum. Ellerimi vücuduma sarıyorum. Soğuk hava ciğerlerime doluyor. İleride ki ışığı fark ediyorum. Beyaz ve siyah parıltılar saçıyor. Sis ışığa yaklaştığım her an daha fazla yoğunlaşıyor.

İnce bir beden görüyorum. Havada asılı. Nefesimi tutarak ilerlemeye devam ediyorum. Yunan heykellerini andıran bir kadın bedeni… Oona değil. Oona’nın sesini duyamıyorum artık. Farklı bir kadın... Buğday teni sisin etkisi ile solgunlaşmış görünüyor. Kızıl saçları rüzgârsız havada dalgalanıyor. Ağaç dalları ve yaprakları ile sarmalanmış. Bir elinde sıkıca tuttuğu uzun bir asa var. Asanın merkezinde döngü halinde enerji toplarını andıran yuvarlak, parlak ışıklar var. Kızıl, altın sarısı, koyu yeşil, saydam, siyah, kan kırmızısı, mavi… Birçok renk olduğunu fark ediyorum. Bir bütün halinde hareket ediyorlar. Göz alıcılar. Asanın merkezinde kızıl bir alev beliriyor.  “ Nia. “ Kadın bedeninden cılız bir ses yükseliyor. “ Ateşin kızı. Seni bekliyordum. Uzun zaman oldu. Her şey değişti. “
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Venomous
Forum Yöneticisi
Forum Yöneticisi
avatar

Gerçek İsim : Tolgabi.
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: samantha breuer    C.tesi Ocak 18, 2014 2:40 am

VI. SINIF RAVECLAW!
Keyifli rol oyunları dilerim.

____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
samantha breuer
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Seçmen Şapka-
Buraya geçin: