AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
ACCIO WIDGET!        
Yönetim
Puanlar
Enler
Pano

Paylaş | 
 

 muz balığı için mükemmel bir gün

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Agatha Aldershof
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Karakter Yaşı : sour sixteen.
Gerçek İsim : zeynep.

MesajKonu: muz balığı için mükemmel bir gün   Perş. Şub. 07, 2013 5:40 pm


muz balığı için mükemmel bir gün


''sanırım sen kendin de bir iki muz balığı görmüşsündür vaktiyle.''

cumartesi // sabaha karşı // kara göl
calvino lachett & valerie faës & agatha aldershof


____________________________________________________________________________________________________

am i bright enough to shine in your spaces:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Agatha Aldershof
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Karakter Yaşı : sour sixteen.
Gerçek İsim : zeynep.

MesajKonu: Geri: muz balığı için mükemmel bir gün   Perş. Şub. 07, 2013 7:51 pm


Sabaha karşı okul binasının heybetini çevreleyen manzara görülmeye değerdi doğrusu; doğanın varlığından huzur duyan bir çift göz için, yıllardır tutturduğu ritmde sakince ve gizemli bir şekilde akan göl, yerin altında kilometrelerce gövdelenip cömert bir güvenilirlik sunan ağaçlar ve henüz yükselmenin uzağında olan güneşin yokluğunda atmosferi zar zor aydınlatan cılız ışık huzmelerinin parlattığı çimlerin oluşturduğu bütüne hayranlıkla bakmamak imkânsızdı. Yaydıkları alkol ve parfüm kokularıyla manzarayı bozan tek şey, gölün kenarına yerleşmiş olan bir çift öğrenciydi.

İçinde olduğu durumu en yalın haliyle, ‘‘Kafanı dağıtman gerekiyordu, Lachett.’’ diye dile getirdi Agatha. Kara Göl’ü ziyaretlerinin hemen öncesinde Ateşviskisi ile doldurduğu Balyumruk’un Sıvı Mutluluk adındaki balkabağı suyu şişesinden aldığı utanmaz yudumların ardından şişeyi bitişiğindeki taşın üzerinde oturan genç adama verdi. Alkolün buğuladığı düşünce kırıntıları, kahvenin gayet hoş bir tonundaki gözlerin yüzeyinde parlak köpükler oluşturmaktaydı. Bu gözlerin kendi bedenine yöneldiğinde haddinden fazla dikkatli olduğunun farkındalığıyla, biraz önce ıslanan dudaklarından akıp çenesine doğru bir rotada ilerleyen sıvıyı koluyla sildi kız. Muhtemelen berbat olduğu bir derse yetişmenin acelesiyle koridoru adımlarken ondan hoyrat bakışlarını, ıslıklarını ve fısıltılarını esirgemeyen karşı cinse beslediği tüm güvensizliğini omuzlarından silkmişti artık. İradelerini hançerlememek üzere konuşma esnasında iyi kalplilikle yere diktiği gözlerini düpedüz yukarıda tutacaktı artık; üstüne tükürülesi bir açlıktan başka hiçbir şey taşımayan toy göz bebeklerini deler gibi bakacaktı. Karnını kaşır gibi yapıp tişörtünün yakasını aşağı doğru indirirken –sanki ihtiyacı varmış gibi–, ‘‘Ciddiyim bak. Biraz daha o kitap yığınının arasında kalsaydın…’’ diye şakımaya başladı alelade bir ses tonuyla; ‘‘…seni ben bile kurtaramazdım.’’ Binadaşları arasında asosyalliği ve gevezeliğiyle bilinen genç adam ise bakışlarını kızın gözleriyle dekoltesi arasında gezdirip söylediklerine kıkırdamaktan başka bir şey yapamıyordu, tesiri altında kaldığı büyü tozlu kitap sayfalarından okuduğu teorik bilgiler tarafından altından kalkılacak gibi değildi çünkü.

İntikam mıydı o geceden önce zerre kadar dikkatini çekmeyen bir adama katıksız bir orospu gibi davranarak almak istediği? Herhangi bir topluluk tarafından kadınlara adanan hiçbir yakıştırmayı kabul edesi gelmemişti Agatha’nın. Bu tür etiketler de hiçbir zaman canını yakmamıştı zaten. Bu noktada nerede duyduğunu bilmediği bir söz geliyordu aklına: ‘‘Etiketler ancak üstünüze yapışmalarına müsaade ederseniz önem kazanırlar.’’ Bu bir fikir değildi; fikirleri sevmiyordu o, ona göre bir fikre sahip olduğunuzda ya onun esiri haline geliyordunuz ya da onun uğruna geberip gitmek zorunda kalıyordunuz. İstediğinin intikam olmadığına kanaat getirdi. İstediği herhangi bir şey almaktı. Tüm bir cinsin intikamını sıradan bir çocuktan alacak değildi ya? Hem aklı bir karış havada seyirten kıza ait olan Orphée ismi bile ‘intikam’ sözcüğünün yanında eğreti kalıyordu. Onun yaptığı, kusurlarının gökyüzüne saldığı altın sarısı balonların yükselişini tiz bir kıkırdamayla izlemekten fazlası değildi.

Dibinde birkaç yudum kalan şişeyi genç adamın elinden alıp ona yaklaşan cadı, başını sarhoşluğun en mayhoşunu yaşayan kavalyesinin minik sayılabilecek omzuna koydu ve çimlere dikti gözlerini. Oturdukları yerin ilerisine fırlattığı sandaletinin üzerinde gezinen salyangoz gerçekten sevdiği bir Muggle öyküsünü düşürdü aklına. Tıpkı Orphée’nin dizginlenmemiş yetersiz zihni gibi serseri ve yarıda kesilmişti bu öykü; ona kendisini hatırlatıyordu ve ne zaman onu düşünse yüzüne geniş bir gülümseme yayılıyordu. Ağzını açmadan önce tek bir saniye bile düşünmeden, ‘‘Lachett,’’ dedi, ‘‘n’apalım biliyor musun? Bakalım muz balığı tutabilecek miyiz?’’ Omzunun yaslandığı köşesinden hevesli bakışlar fırlattı Calvino’nun son duydukları konusundaki kafa karışıklığını belli eden ıstıraplı suratına. Genç adamın yüzüne bu ifadeyi koyanın kendi ten kokusuna karşı koyamaması olduğunun farkındaydı kız, bu onu hoşnut etti. Kadife kadar yumuşak bir sesle öykü yazarının sözlerini alıntıladı adamın kulağına: ‘‘Muz dolu bir delikten içeri girerler. Deliğe dalmadan önce basbayağı balıktırlar. Ama delikten içeri girdiler mi, domuza dönerler. Neden mi? Öyle muz balıkları bilirim ki, delikten içeri girdikten sonra yetmiş sekiz muz yediler, ondan. Tabii, bu kadar muzla öyle şişko olurlar ki, delikten çıkamazlar. Kapıdan geçemezler.’’*

Ardından ne yapsın, gitti Kara Göl’e balıklama atladı; üstündeki tişörtü ve pijama altını çıkarmadan. Hala taşın üzerinde oturmakta olan Ravenclaw ineğine göstermek için bir muz balığı yakalamalıydı.


*J.D. Salinger.

____________________________________________________________________________________________________

am i bright enough to shine in your spaces:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Calvino N. Lachett
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

Yeah, that's my niche. Pathetic and sweet.

RÜTBE :
Karakter Yaşı : 16.
Gerçek İsim : Tuğçe.
Yaş : 24
Nerden : İzmir.
Lakap : Tuşın.

MesajKonu: Geri: muz balığı için mükemmel bir gün   Cuma Şub. 08, 2013 12:05 am

Herkesin tatlı uykularında rüyaların peşinden koştukları bir vakitte önüne döktüğü kitap yığınını karıştırmakla meşguldü büyücü. Ortak salonun derin sessizliğinde yalnız başınayken bile vazgeçmediği huyu, gevezeliği, daha rahatsız edici bir hal alıyordu. Tüm bu kendi kendine konuşma hali daha önce birkaç kişiyi uykusundan edecek kadar ileri gitmişti ama elinde değildi. Düşünceler ancak sesle buluştukları zaman anlam kazanıyorlardı. Sesli tekrarlandığında her şey çok daha açık ve net bir hal alırdı, kaçırdığınız noktaları gözden geçirme fırsatı yakalardınız. Calvino’nun özellikle ilgi duyduğu konularda en ufak detayları dahi atlamaya tahammülü yoktu. Sesini olabildiğince alçak tutmaya çalışmıştı ama merdivenlerden gelen ayak seslerini işittiğinde pek başarılı olamadığını anladı. Huysuz bir cadı tarafından azarlanmayı beklerken tanıdık ve sıra dışı güzellikte bir sima belirdi merdivenlerin girişinde, Agatha. Sanki o saniye anlamıştı Calvino bir şeylerin farklı olduğunu.

Alkolle arası hiçbir zaman çok iyi olmamıştı ama şu an hissettiği uyuşukluk hissinin sadece dibi görülmüş olan şişeden kaynaklanmadığını biliyordu. Kızın göle dalıp çıkan ıslak bedenini izlerken bakışlarını başka bir yöne istese bile –ki istemiyordu- çeviremeyeceğine emindi. Agatha ona göle gelmesini işaret ettiğinde de asla karşı gelemeyeceği bir emir almış gibi tereddütsüzce itaat etti. Bu kadar saf ve güzel bir şeye hayır diyemezdiniz zira. Ayakkabılarını boş şişeyle birlikte geride bırakırken tıpkı cadı gibi kıyafetlerinden kurtulma ihtiyacı hissetmeden göle attı kendini. Muz balıkları… Tam olarak ne aradığını bile bilmeden gölün derinliklerine dalıp çıktı birkaç kere. Odak noktası sözde balıklar olmalıydı ama genç adamın tek düşünebildiği Agatha’nın suyun altında bir denizkızı edasıyla süzülen bedeninin ne kadar güzel olduğuydu. Yeryüzündeki en güzel piyano sonatı eşliğinde bahar kokuları arasında eşsiz bir manzarayı seyretmek gibiydi onu izlemek. Öte yandan ona sahip olmanın nasıl bir şey olacağını tahmin bile edemiyordu. Daha doğrusu ona sahip olabileceğini düşünemiyordu, daha çok ona sadece teslim olabilirmiş gibi hissediyordu.

Suyun yüzeyine çıktığında ve cadı da hemen yanında belirdiğinde daha net bir görüş elde edebilmek adına ıslak kirpiklerini birkaç kere kırpıştırdı.
“Hiç muz balığı bulamadım.” Olmayan bir şeyi aramasını ve bulamamasını sanki yeryüzündeki en mühim meseleden söz ediyormuşçasına ciddi bir tavırla söylemişti. “Herhalde göl onların yaşaması için fazla tuzlu.” Gözleri onunkilere kilitlenmiş bir şekilde kızın getirdiği bu bilimsel açıklamayı –gerçeklik payı olmadığını bilmesine rağmen- başıyla onayladı. Normalde onu tanıyan biri böyle bir durum karşısında saatlerce aslında yaptıklarının ne kadar aptalca olduğuna ve kaybettikleri vakti gölde yaşayan mucizevî su yaratıklarını inceleyerek geçirmiş olsalardı nasıl daha ilginç bilgiler edinmiş olacaklarına dair nutuklar atacağını bilirdi. Bunun yerine önce kız da patlak veren kahkaha tufanına katılmıştı Calvino. Gölün durgun suyunun yüzeyinde alçalıp yükselen iki beden olarak neşeli seslerinin birbirlerine karışmasına izin verdiler. Onun gülümsediğini görmek, gülümsemek için yeterli bir nedendi Calvino’ya göre.

____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Agatha Aldershof
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Karakter Yaşı : sour sixteen.
Gerçek İsim : zeynep.

MesajKonu: Geri: muz balığı için mükemmel bir gün   Cuma Şub. 08, 2013 7:43 pm


    Muz balıklarının varlığına çok sevimli bir cehaletle inanıyordu Orphée. Her su birikintisi ona bir muz balığı sürüsü bulup aralarına sıvışacağı günün hayalini anımsatıyordu. Bu hayali gerçekleştirmek konusunda öyle deliler gibi bir hırsı yoktu, sadece onları sevmeden edemiyordu işte; hoş ve basit.


Titizliği ve sorumluluk duygusuyla ünlenmiş klasik Ravenclaw kızı figürüyle zerre kadar uyuşmayan bir tavırla içine atladığı gölün ılık suyunun pijamasının içine girmesine izin verdi. Sevdiği nadir şeylerden olan yüzmeyi izleyenin gözlerine bir ziyafet çektirecek kadar etkileyici biçimde yapıyordu, üstelik hiçbir çaba sarf etmeden. Altı yıllık öğrencilik hayatını kitapların tepesinde geçiren Lachett için gerçekten büyüleyici bir gösteriydi Agatha’nınki. Cinsiyetinin getirileriyle çatışmaya başladığı andan itibaren kitap sayfalarından ve adının Valerie olduğunu hatırladığı kızın korkutucu yüz hatlarından ayrılmayan gözler o sabah onun vücudunun üzerinde gezinmekteydi; kitaplarda ya da hımbıl suratlı Gryffindor’da bulamadığı türden bir zevke susamış halde, daha önce hiç olmadığı kadar ilgili biçimde. Küçük dalgalar oluşturarak su yüzeyine çıktığında bir el hareketiyle çağırdı genç adamı, ayakkabılarını onun sandaletlerinin –ve salyangozun– hemen yanına bırakıp suya atlayışını izledi ve kolundan tutup yüzeyin altına çekti.

Suyun altında salınan Agatha'yı elinden geldiğince çok izlemeye çalışmıştı genç adam, nefes almak için isteksizce yüzeye çıktı. Su altının buğusu içinde ikinci bir deri gibi görünen kot pantolonunun Kara Göl'ün gizemli derinlikleriyle oluşturduğu zıtlığa dikkat kesildi kız; birkaç metre altlarında tehlikeli bir dünya yatıyordu ve bulundukları sığ sular bile birkaç altıncı sınıfın oynaşmasına hizmet etmek için orada değildi. İki beden de umursamak için fazla meşguldü. Nihayet biraz oksijenle buluştuklarında kirpiklerini aralayıp onu izleyen adama iyice yaklaştı kız. Muz balığı bulma görevinde başarısız oldukları haberi çalındı suyla tıkanmış duvarlarına çarpan uğultularla cebelleşen kulaklarına. Bunu söylerken adamın yüzünde beliren hararetli ifadeye bayılmıştı Orphée. Öyle hoşlanmıştı ki bu hareketinden, tüm bir sabahı bu alkolün etkisinde gerçekle fantezi arasındaki farkı ayırt etmeyi unutan adamla geçirebileceğini bile düşündü bir an için. ‘‘Herhalde göl onların yaşaması için fazla tuzlu.’’ diyebildi sevecen düşüncelerinden sıyrılıp adamın yüzüne gerçek manada bakabildiğinde. Beklenmedik bir şekilde atmosfere yayılan gevrek kahkahasına karışan erkek sesini dinlerken, rastgele bir su damlasının kestane rengi darmadağın saçlarından alnına, oradan da şıp diye heybetli kaşlarına inişini seyre daldı. Birkaç saniye içinde yaşananlarsa doğmakta olan güneşi selamlamak için en iyi yöntem gibi görünmüştü Orphée’ye; karşılık bekleme hususunda tek bir kaygıya düşmeden uzandığı dudaklar tarafından yoğun bir dokunuşla ağırlandı. Bu anın fon müziğinde, beyninde uçup duran arılar bir ağızdan en sevdiği öyküyü senkronize ve garip bir melodiyle mırıldanmaktaydı. Bacaklarını onun gövdesine dolarken mırıldanışlar vızıltıların içinde yitip gitti, usul bir nefes alıp veriş, içinde biriktirdiği suyu nihayet atan kulaklarına sızdı.

‘‘Kör noktadayız, biliyorsun, değil mi?’’ diye fısıldadı sudan çıkıp çimlerin üzerindeki yerlerini aldıklarında. Sırtını, arkasına yaslanan Calvino’nun koluna dayayıp saçlarındaki suyu sıkarken devam etti: ‘‘Pencereden güneşin doğuşunu izlemeye karar veren çatlak bir profesör varsa diyelim, şu an bizi göremiyor. Ağaçlar filan, çok fena kamufle ediyorlar bizi.’’ Özenle gerçekleştirdiği sıkma işlemini sona erdirirken, ‘‘İyi seçim, ha? Planlamıştım bunu. Kör noktaları seviyorum.’’ dedi. Genç adamın elini saçlarında hissettiği anda, son kurduğu cümle olayı yeterince iyi nitelememiş gibi, ‘‘Hoşuma gidiyorlar.’’ diye homurdandı. Saçlarındaki dalgın okşayışı ürkütecek ani bir hareket yapmamaya özen göstererek öne eğildi ve salyangozun artık onlara eşlik etmediğini fark etti. Sandaletlerini giymeye hamle etmişti ki sağ ayağına yapışan bir yosun tutamı ona tüm iğrençliğiyle merhaba dedi. Aynı tutam birkaç saniye sonra kız tarafından Calvino’nun suratına atılmıştı. Genç adamın tutamı dalgınca alıp bir kenara atarkenki halinden biraz önce Orphée'de beliren sevecenlik okunuyordu. Aptal bir kıkırdamayla sırıtırken genç adamın pantolonunun ön kısmındaki bombeyi görmeden edemedi kız. Gözlerini Lachett’in vücudunun ağırlık noktasına dikti ve yapmacık bir şaşkınlıkla bakışlarını çocuğun yüzüne çevirdi; bu hareket aralarındaki şeye cinsel gerilimin yanında bir de edepsiz espri anlayışını eklemişti, bir de işleri bayatlaştırdığı söylenebilirdi. Pekâlâ, Orphée bu durumdan rahatsız mıydı? Üzerine hafifçe eğildiği çehreden ne yapayım, orada işte, bakışlarını alırken çaldığı ıslığa kulak verdiğinizde, rahatsız olmanın yakınından bile geçmediğini anlardınız. Ne yapsındı, utanç tanrıların birtakım kızlara bahşetmeyi unuttuğu türden bir duyguydu.

____________________________________________________________________________________________________

am i bright enough to shine in your spaces:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Calvino N. Lachett
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

Yeah, that's my niche. Pathetic and sweet.

RÜTBE :
Karakter Yaşı : 16.
Gerçek İsim : Tuğçe.
Yaş : 24
Nerden : İzmir.
Lakap : Tuşın.

MesajKonu: Geri: muz balığı için mükemmel bir gün   C.tesi Şub. 09, 2013 12:09 am

Hiçbir şeye karşı koyamamak ya da koymaya çalışmamak ilginç bir histi. Suyun içinde bedenleri birbirine karışırken içinde bir yerlerde bunun yapmaması gereken bir şey olduğunu biliyordu sanki Calvino ama bir o kadar da saçma geliyordu bu gereklilik. Neden yanlış olsundu ki? Agatha hayatı boyunca gördüğü en güzel şeydi ve onun bu kadar yakınında olma şansı varsa değerlendirmeliydi. Aksini düşünmek neredeyse imkânsızdı. Sudan çıktıklarında da ve çimlere uzandıklarında da aralarındaki mesafeyi fazla uzak tutmamaya özen gösteriyordu çocuk. Kızın ipeği andıran ıslak saçlarını okşamaya başlaması ise tamamen istemsiz bir şekilde sadece o an yapması gerektiğine inandığı için yaptığı bir şeydi. Fakat bunun ne kadar güzel bir his olduğunu inkâr edemezdi. Daha önce de birinin saçlarını okşamaktan bu kadar zevk aldığını düşündü ama nedense o kişiyi anımsayamıyordu şimdi. Aslına bakarsanız o dakikalarda Calvino başka her hangi biri üzerinde birkaç saniyeden fazla düşünemiyordu. Bir şekilde düşünceleri ve bakışları Agatha’nın narin bedenine oranla iri sayılabilecek göğüslerine kayıyor ve zihninde bazı, yanaklarını kızartacak görüntüler oluşuveriyordu. Kızın ıslak kıyafetleri tüm bedenine yapışmış bir haldeydi ve bu haliyle hiçbir şey yapmadan dursa bile tam bir görsel şölen sunmuş oluyordu. Bulundukları yerin gerçekten de tam bir kör nokta olup olmadığını düşündü. Hemen arkalarında uzanan sık ağaçlar bu tezi kanıtlar niteliktelerdi ve etrafta da kimseler yoktu. Gerçi bu kadar erken bir saatte göl kenarında kimi görmeyi ummuştu, kendi de bilmiyordu. Tamamen yalnız oldukları gerçeği dışında hiçbir şeyin önemi yoktu zira.

Aniden yüzüne atılan yosun tutamı büyücüyü düşüncelerinden sıyırırken yüzünde aptal bir gülümsemenin belirmesine yol açmıştı. Hiç şikâyet etmeden çekip attı yosunu bir kenara. Kıkırdama seslerinin arasında kızın bakışlarının belli bir noktaya kilitlendiklerini fark etti. Bakışlarını o noktaya çevirdiğinde pantolonunun önünü kabarmış bir halde buldu. Kızın edepsiz bakışlarının yüzüne kaydığını fark ettiğinde ise iyiden iyiye utanmıştı. Kızın keyifli ıslığını işittiğinde yerinde huzursuzca kıpırdanıp tekrar çime uzandı. Agatha da doğrudan yanına bırakmıştı güzel bedenini. Güneş ilk ışıklarıyla gökyüzünü doldurmak üzereydi ama tüm gece boyunca uyumamış olan çocuk zerre uykusuzluk hissetmiyordu. Yorgun bile değildi. Kendini kızın anlattığı muz balıkları gibi hissediyordu. Agatha ile buraya geldiğinden beri öyle bir sarhoşluk halindeydi ki istese de başka bir yere gidemezdi. Tıpkı çok fazla muz yedikleri için şişen ve girdikleri delikten çıkamayan balıklar gibi.
“Ben zaten bir muz balığıyım!”

Gölün esrarengiz havasına kendilerini bırakmaları baştan beri yersizdi aslında. Aradıkları muz balığı bizzat kendisiydi. Islak saçları arasından kafasını kaşırken söylediği şeyin kulağına bu kadar mantıklı gelmesine kendisi bile gülüyordu. Kızın kıkırdamalarını işittiğinde tıpkı kendisi gibi az önce söylediklerine güldüğünü sanmıştı ama Agatha çok daha farklı bir âlemde gibiydi. Calvino’nun parmaklarını çekiyor, büküyor türlü eğlenceler üretiyordu. Sadece dakikalar önce edepsiz bakışlarını pantolonu üzerinde gezdiren o değildi sanki. Kızın bir çocuğunkini andıran bu şen halini şaşkınlıkla izledi. Masum güzelliğinin arkasında arsız bir genç kızdan ve masum bir çocuktan başka neler saklıyordu kim bilir. Calvino, bilmek istedi.

____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Agatha Aldershof
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Karakter Yaşı : sour sixteen.
Gerçek İsim : zeynep.

MesajKonu: Geri: muz balığı için mükemmel bir gün   C.tesi Şub. 09, 2013 11:11 am


    Fontana Malikânesi’nin devasa kütüphanelerinin birine ait olan loş ışığın aydınlattığı yüz. Cilalı çizmelerin adımlarının sesleri Orphée’nin on dakikadır kendini içine soktuğu yalnızlığın rahatlığını yararak kulaklarına hücum ediyor. Bileklerini hoyratça tutup masanın iki yanına çekerken ağzından alkol ve tütün kokusu yayılıyor kızın küçük burnuna. Elbisesinin göğüs kısmının kasıtlı olarak yırtılışı hatrında yer eden son şey olsaydı keşke; oysa yıllarca peşini bırakmayacak olan lanet, ipek kumaşın parçalanışının ekşi kokuların dans ettiği atmosfere yayılmasıyla başlatılacak. Bir erkeğin koynuna ilk kez girmek bir hayal iken görülebilecek en çirkin kâbusa dönüşecek. Sakallar kızın yanaklarını acıtıyor ve adam geri çekilmeyecek. Hırpalayabildiğini hırpalayıp masumiyetin cesedini ardında bırakıp gölgelere karışacak, sürüp gidecek olan bu laneti taklit edercesine.


Arka cephe boyunca gövdelenen heybetli ağaçların onları gizlediği gibi, alelade bir oğlanın yanında uzanırken salıverdiği kıkırdamalar da Orphée'nin düşüncelerini gizliyordu. Islakken dokunduğu çimin yeşiline boyanmış uzun parmakları eline alıp tıpkı nesneleri keşfetme aşamasını eğlenceye çevirmek isteyen bir bebek edasıyla istemsiz olarak büküp oynuyordu onlarla. Var olanın fazlasını göremeyen gözler tarafından bakıldığında bilinen adıyla Agatha Aldershof'un geçmişini lekeleyen bir tecavüzün anı kırıntılarını topladığını söylemek imkansızdı. Kurumaya yüz tutan saçlarını kaşıyarak aradıkları muz balığının kendisi olduğunu dile getirmişti oğlan. Orphée bunu çok çok çok tatlı bulmuştu fakat ondaki bir şeyler, içeriği konusunda gizem taşıyan bir şeyler, ona lanetin gecesini anımsatmıştı. Anıların artık ona zarar veremeyeceğini öğrenmiş olan kız, bu düşünceyi irdelerken yüzüne hiçbir endişe tohumu ekmedi. Calvino'nunkinden çıkıp tamamen kendisine ait olan dünyasına kaçtı ve bunun sebebini bulmak üzere minik bir bilinçakışı yolculuğuna çıktı. Bu sırada sol kolunu bir yastık olarak kullanıp vücudunu Agatha'nınkine çevirdi oğlan. Parmağını usul bir şekilde kollarının üstünde güneşin cılız ışınlarıyla parlayan tüylerde, köprücük kemiğinin boşluğunda, boynundan göğüs ucuna doğru olan rotada gezdirmeye başladı. Belki de bu dokunuşun sadeliğiydi Orphée'yi bulduğunu sandığı benzerlik konusunda yanıltan. Aynı cins, aynı dürtüler, aynı dokunuşlar, diye geçirmişti içinden fakat son bulguda yanılıyordu. O an göğüs kafesinden karnına doğru indiğini duyumsadığı dokunuş asla o gece hissettiğiyle kıyaslanamazdı. Aynı cins ve aynı dürtüler, farklı şahıslarda farklı şekilde ortaya çıkıyordu işte. Parmağını biraz daha yukarıya, yanağına yerleştiren oğlanın öpücüğü bilinçakışını sonlandırırken elde ettikleri onu huzursuz etmeye yetmemişti. Her daim içinde dolandığı bu sevimli amaçsızlığa onu da katmanın neşesiyle dudaklarındaki küçük hareketi yoğunlaştırdı. Kalbi bir muz balığını öpmenin getirdiği uyuşuklukla olabildiğince yavaş atıyordu.

Başladıklarında sahip olacaklarını tahmin bile etmedikleri bir hararetle zoraki biçimde sona eren öpücüklerinin ardından, ‘‘Bana ikinci adını söyleyecek misin?’’ diye sordu Agatha, en meraklı ve iniş çıkışlarını kontrol edemediği dengesiz sesiyle. ‘‘Ders listelerinde filan görüyorum ve merak ediyorum, acaba oradaki ‘N.’ harfi neyi temsil ediyor diye.’’ Gözlerini gökyüzüne dikip hiç bitmeyecek gibi duran bir konuşmaya giriştiğinde, Calvino’nun sakin yüzünün onu izlemekte olduğunu görebiliyordu. ‘‘Bu bir sır mı değil mi bilmiyorum, ya da başkasına söyledin mi… Yani, bana söylemedin. Acaba Norman ya da Niccolo gibi ezik bir şey mi? Çünkü itiraf etmeliyim, ilk ismin hep İtalyan kökenli olduğunu düşündürdü bana.’’ Ağzını açmaya yeltendiğini fark edince son bir tiz cümle daha saldı göl kenarının dingin havasına: ‘‘Biraz komik de bir isim hani, doğrusunu istersen.’’



____________________________________________________________________________________________________

am i bright enough to shine in your spaces:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Calvino N. Lachett
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

Yeah, that's my niche. Pathetic and sweet.

RÜTBE :
Karakter Yaşı : 16.
Gerçek İsim : Tuğçe.
Yaş : 24
Nerden : İzmir.
Lakap : Tuşın.

MesajKonu: Geri: muz balığı için mükemmel bir gün   C.tesi Şub. 09, 2013 4:13 pm

Her yakınlaşmalarında kızın keşfedilecek farklı bir yönünü buluyordu sanki. Daha fazlasını istemekten kendini alamıyordu. Tam işler ateşli bir hal aldığı anda kızın kendini geri çekmesi ve hiç beklemediği kelimeleri öylece dudaklarından dökmesi aralarında tuhaf bir oyun olmuştu sanki. Ama cevaplamasını bekleyen son sorudan pek hoşlandığını söyleyemezdi. Nadies Calvino’nun, babası tarafından verilen ikinci ismiydi. Kendisine bu isimle hitap edilmesinden pek hoşlanmadığı için mümkün olduğunca N kısaltmasını kullanırdı. Bu çok özel bir sır değildi Agatha’nın teorisindeki gibi. Sadece gerek duymuyordu çocuk. Calvino yeterliydi onun için. Ama kız bilmek istiyorsa ona istediğini vermesi gerektiğini düşündü. “Nadies,” dedi uzandığı yerde huzursuzca kıpırdanırken. “Annem bir İtalyan, babam İngiliz. Nadies ismini babam koymuş ama aklından ne geçiyordu hiç bilmiyorum. Yani İngilizce bile değil, anlamsız bir isim. Ayrıca kulağa çok kız ismi gibi geliyor.” Son cümlesini bitirir bitirmez aslında hiç söylememiş olmayı diledi. Kendi kulağına bile son derece zavallı gelmişti.

Çizdiği karizmasını düzeltmek adına konuyu değiştirmeyi düşündü büyücü. Dirseğinden güç alıp hafifçe doğruldu ve yerden uzunca bir ot çekip parmakları arasında gezdirmeye başladı. Konuyu kendinden ne kadar uzaklaştırırsa o kadar iyiydi. Üstelik şu an orada hakkında konuşmaya değer biri varsa o ancak Agatha olabilirdi. Bugüne dek kıza dair neler bildiğini sorguladı kendi kendine. Ne kadar güzel ve alımlı olduğu su götürmez gerçeklerdi. Aynı zamanda son derece zeki bir kızdı ama bir o kadar saf durması onu farklı kılan özelliği olmalıydı. Aniden zihnini sürekli kızın yanında gezinen başka bir beden doldurdu. Keskin yüz hatları ve uzun saçlarıyla tuhaf bir görünüm sergileyen genç adam, Chris.
“Şu komik saçlı çocuk, sürekli beraber gezdiğin… Kuzenin filan mı?” Aynı binada altıncı senelerini dolduruyor olmalarına rağmen çocukla pek fazla sohbet etme şansı olmamıştı Calvino’nun. Hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyordu. Belki bu yüzden belki de o güven vermeyen duruşundan, çocuğun tehlikeli bir yönü olduğunu düşündü birden bire. Sürekli kıza ne kadar yakın olduğu aklına geldiğinde ise onu kıskandığını hissetti. “Kardeşin olamaz, değil mi? Yani aynı yaştasınız ve bana kalırsa ben bile senin ikiz kardeşin olmaya daha yakınım.” Soy isimleri aynı olduğu için herkes bu ikiliyi kardeş sanıyordu ve bu zamana kadar kimse sorgulama ihtiyacı duymamıştı muhtemelen. Calvino ise bu konunun içten içe sürekli merak ettiği bir ikilem olduğunu henüz fark ediyordu. Fiziksel anlamda hiçbir benzerlikleri yoktu, aslına bakarsanız soy isimleri tek ortak noktaları gibi duruyordu. Bu da durumun görünenden fazlası olduğunu düşünmeye itiyordu büyücüyü.

____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Agatha Aldershof
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Karakter Yaşı : sour sixteen.
Gerçek İsim : zeynep.

MesajKonu: Geri: muz balığı için mükemmel bir gün   C.tesi Şub. 09, 2013 5:12 pm


Nadies. Beyninin boşluğunda, sadece kendisinin duyabileceği bir frekansta bu ismi tekrarlayıp durdu kız, her seferinde farklı bir melodiyle. İtalyanlardan pek haz ettiği söylenemezdi, oralı cadılar hadlerinden fazla esmer ve dolgun kıvrımlı oluyorlardı çünkü. Orphée için bu tam nefretlik bir şeydi; sevdiği birkaç şeyin -böcekler, seks, Balyumruk ve Chris- dışında her şeyden nefret etmiyor muydu zaten? Onun için duygular aracılığıyla belirlenmiş çizgi acımasız biçimde keskindi. Bordo, harika. Şarap kırmızısı, bayat. Hayatta kalmak için yüzünden zar zor ayırdığı bir gülümsemeye ihtiyaç duyan Agatha'ya baktığınızda, çizginin bu kadar kalın ve keskin olmasını tuhaf karşılardınız büyük ihtimalle. Hatta ortada bir çizgi olması bile sizde şaşkınlık uyandırırdı. Bu noktada, sevecenlik ve ayrıntı peşinde koşmak ise bambaşka bir olaydı. Nefret ettiğiniz her şeyde bir parça sevecenlik bulabilirdiniz ona göre. Kardeşiyle yaptığı konuşmaların çoğunda, ''Slytherin kızları aşırı sefil...'' gibi şeylerden bahsederdi Agatha. ''...ama bina ayırt etmeksizin tüm erkeklerin ödlerini kopardıklarını fark edip lezbiyen olmaları dünyanın en tatlı şeyi değil mi?''

Biraz evvel aralarında saçlarının süzüldüğü parmaklarda huzursuzca hareket eden ot parçasına dikti gözlerini. Dakikalar sonra kulaklarına çalınan sorularsa canını sıkar gibi olmuştu, itiraf etmeliydi. Hiç tereddütsüz özel sayılabilecek bir soru sorarken, aynı kozu Calvino'ya verdiğini aklından bile geçirmemişti kız. Aklında sayıklanıp duran isim, yerini birkaç kaba küfre bıraktı. Tek istediği azıcık öpüp koklaşmakken, konu nasıl olmuştu da Chris'e gelmişti? Ona gerçeği söylemek bir seçenek bile değildi, bu yüzden fazla duraklamadan işbilir bir yalancı edasıyla yüzüne alaycı bir gülümseme yerleştirip, ''Christoffel?'' diye yokladı oğlanı. İçinden, ondan feci uzun olan adıyla bahsediyorum ki anne panda ve yavrusu kadar yakın olduğumuzu çakmasın, diye geçirdi ve Calvino'nun iki kez sallanan başını bir onay varsayıp alaycı ifadesini ses tonuna da yansıtarak devam etti: ''Kuzenim değil. Tanrılar aşkına, Nadies. Bundan sonra sana böyle hitap edeceğim. Kendimi genç bir kızla konuşuyor gibi hissettiğimde Calvino'ya dönebilirim elbet.'' Gözlerinin önüne düşen saç tutamını kulağının arkasına iterken, ''Erkek kardeşim o. Aramızdaki manyak kan bağını kanıtlamak için birbirimizin kopyası gibi filan görünmemiz gerekmiyor herhalde.'' diye bitirdi konuşmasını.

Özellikle o sabah, nedensiz bir şekilde, Chris'i hatırlatacak hiçbir şey istemiyordu uzandıkları bölgede. Oğlanın ortalama bir altıncı sınıf görünüşünde hiçbir etiketi kabullenmeyen uzun saçları ve solgun bakışlarıyla Christoffel'dan eser yoktu zaten. Bu yüzden de kendini sözde kardeşinden en çok soğutacak şeyi yaptı Agatha, göğüslerini eski büyülenmiş haline geri dönen oğlanın gövdesine dayadı ve alkolün aynı evde yıllarını geçirdiği adamın hatırlatıcılarını silmesini umarak orada öylece kaldı. Öpülmeyi ya da Nadies'in cılız kolları tarafından kucaklanmayı beklemiyordu. Arzuladığı tek şey, hiçbir kaygı duymaksızın istediğini yapabilme haliydi. Erişmek istediği doruk buydu işte; insanlardan değil de onların değerlerinden soyutlanmış bir özgürlük. Hiçbir yetisi, ilgi alanı, amacı ve hırsı olmayan Orphée'nin bu arzusu, henüz oluşumunu tamamlamamış kişiliğiyle ne kadar uyuşuyordu böyle!

____________________________________________________________________________________________________

am i bright enough to shine in your spaces:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Calvino N. Lachett
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

Yeah, that's my niche. Pathetic and sweet.

RÜTBE :
Karakter Yaşı : 16.
Gerçek İsim : Tuğçe.
Yaş : 24
Nerden : İzmir.
Lakap : Tuşın.

MesajKonu: Geri: muz balığı için mükemmel bir gün   Paz Şub. 10, 2013 5:06 pm

O sevmediği isimle anılmak hiç mi hiç hoşuna gitmiyordu ama böyle bir nedenden dolayı bile olsa cadıya karşı gelmek istemedi. Sorduğu sorunun geçiştirilircesine cevaplanması da dikkatinden kaçmamıştı. Hala Chris’in Agatha’nın erkek kardeşi olduğu iddiasını kabullenemiyordu. Her ikiz kardeş birbirinin tıpatıp aynısı olacak diye bir kural yoktu ama bu kadar gözle görülür farklar Calvino’yu şüpheye düşürüyordu. Bu üzerinde daha çok düşünmesi gereken bir konuydu belki ama kızın bedenini kendi bedeni üzerinde hissettiğinde dikkati çok çabuk dağıldı. Bakışları tişörtünün içinden çok rahat görebildiği göğüslere kaydı ve hemen ardından tehlikeli bir yakınlıkta duran dudaklara. İnce parmaklarını kızın yüzünde gezdirdi önce, sadece ona dokunmanın verdiği hazzın tadını çıkarmak istercesine. Sonra başını yavaşça kaldırıp dudaklarını kızınkilere bastırdı. Tek eli saçlarının arasında gezinirken diğer elini ince beline dolamıştı. Nazikçe, incitmeye korkar gibi kaldırdı kızı ve oturma pozisyonu alırken onun da kucağına yerleşmesine izin verdi. Soluk alışverişleri hızlanmış, ıslak kıyafetlerinin altından soğuk soğuk terlemeye başlamışlardı.

Tutkulu öpücüklerle pekişen şehvet duygusu genç adamı biraz daha ileriye gitmeye itmişti. Kızın ince bedenini yanına yatırıp üzerine çıktığında kısa bir an fazla sert davranıp davranmadığına dair şüpheye düştü. Nefes alışverişlerinin arasında
“Özür dilerim, canını yakmadım değil mi?” diye soracak kadar kibar biriydi üstelik. Kızın cevabı çocuğu kendine çekip yeryüzünde olabilecek en eğlenceli yöntemle çenesini kapatmak olmuştu. Tereddütsüz bir şekilde teslim etti kendini çocuk da. Artık iyiden iyiye doğmakta olan güneşin sıcaklığını sırtında hissedebiliyordu. Ne kadar süredir burada olduklarını bilmiyordu ya da daha ne kadar süre burada kalabileceklerini. Bir ya da iki saat içinde kahvaltı ve dersler başlayacak etraf öğrencilerle dolacak ve o zaman bu güzellikten mahrum kalacaktı. Bu düşünceyle daha çok sokuldu kıza. Kurumaya yüz tutmuş tişörtünün altına kaydı elleri ve kızın çıplak, pürüzsüz teninin üzerinde parmaklarını gezdirmeye başladı. Daha ileriye gidemeyecek kadar cesaretsiz, geri çekilemeyecek kadar arzuluydu kıza karşı. Öylece kalmak istedi sadece, saatlerce.

____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
muz balığı için mükemmel bir gün
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Rol Oyunları-
Buraya geçin: