AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
ACCIO WIDGET!        
Yönetim
Puanlar
Enler
Pano

Paylaş | 
 

 İkili Delilik

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Lisa Declouet
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

Wild hearts can not be broken.

RÜTBE :
Karakter Yaşı : 22.
Gerçek İsim : Tuğçe.
Yaş : 23
Nerden : İzmir.

MesajKonu: İkili Delilik   Salı Şub. 05, 2013 10:05 pm

Lisa Declouet & Bradley Declouet

Zaman; 14 yıl öncesi, Lisa 8, Bradley 12 yaşında.
Yer; Londra, Declouet Evi.


    “Neden artık beraber yaşamayacağız Brad? Bir kez daha anlat.”

    Küçük avuçları kendisininkileri ikiye katlayan ağabeyinin ellerinin içinde, yaşlı bakışları ve büzülmüş dudaklarıyla etrafında olup bitenleri anlamaya çalışıyordu Lisa. 8 yıllık kısacık yaşamını içinde taşıyan, büyük, şeftali rengi bir bavul kapının önünde duruyordu. Annesi geride bir şey bırakmadıklarından emin olmak için son kontrolleri yapmak üzere evi turlamakla meşguldü ve tanrı biliyor ya babasının nerede olduğuna dair en ufak fikri yoktu genç cadının. “Hadi ama ufaklık, bu o kadar da kötü değil. Fransa güzel bir yer, orada mutlu olacaksın.” Brad’in cılız kollarının bedenini sarmasına izin verdi. Fransa… Bir nedenden ötürü oraya gidiyorlardı annesiyle birlikte ve bir nedenden ötürü abisi ile babası onlarla gelmeyeceklerdi. Kendisine söylendiği kadarıyla orası güzel bir yerdi ve çok daha büyük bir evleri olacaktı. Bu, kendisine ait kocaman bir oyuncak odası olabileceği anlamına geliyordu ve tüm bunların her şeyin daha güzel olacağına inanması için yeterli olması bekleniyordu. Öte yandan hala ağabeyinden ayrı yaşamak zorunda kalacağı gerçeğini kabullenemiyordu Lisa. Babası o kadar da büyük bir sorun değildi, buradayken bile o kadar sık görüşmezlerdi ama gittiğinde onu da özleyeceğini bir şekilde biliyordu sanki. “Seni bir daha görebilecek miyim?” Sesi hüzünlü, titrek. Kolları hala birbirine dolanmış bir şekilde hiç bırakmak istemiyorlarmış gibi. Annesinin topuklu ayakkabılarının merdivende bıraktığı tok sesler, yaklaşan ayrılığın habercisi gibi durumu daha hüzünlü kılıyorlardı. Sadece saniyeler sonra kendisini ağabeyinin kollarından ayıran iki çirkin elin omuzlarını sardığını hissetti. Gitme vakti Lisa. Annesinin, ağabeyinin simsiyah saçları arasına şefkatten uzak bir öpücük konduruşunu sakin bakışlarla izledi. Daha sonra aynı çirkin eller tarafından kapıya doğru çekilmeye başlamıştı. Adımları çaresizce uyum sağlıyorlar, hiçbir şeye direnmiyorlardı. Omzunun üzerinden Brad’e baktı ve belli belirsiz birkaç damlanın çocuğun yanaklarını ıslatmakta olduklarını fark etti. Geri dönüp onun boynuna sarılmak için güçlü bir dürtü hissetti ama annesinin iri avuçları arasından kurtulması pek olağan değildi. Bir an sonra kapının dışında, güzel, yeşil bahçelerindeydiler. Devasa kapılar üzerlerine kapanırken geride bıraktıklarını düşündü küçük cadı. Brad’i düşündü ve havada asılı kalan sorusunu. Seni bir daha görebilecek miyim?

    ***
Bugün.

    Gürültülü müzik kulağını tırmalamaya başlamışken dizlerinin artık kendini taşıyamayacaklarını hissedebiliyordu Lisa. Dolup boşalan bardaklar etkilerini göstermeye başlamışlardı, sarhoş oluyordu. Tamamen nedensiz ve oldukça gereksiz bir kahkaha patlattı dans eden kalabalığa doğru. Sanki o olduğu yerde duruyor ve tüm dünya etrafında dönüyor gibi hissediyordu. İstediği herkese sahip olabilirdi ya da istediği her şeye hükmedebilirdi. Bu dürtülerin içkinin getirisi olduğunu biliyordu ama kısmen gerçek sayılırlardı. Şehrin Muggle kesiminde bir gece kulübündeydi ve etrafı aptal, zavallı, savunmasız insan yığınıyla çevriliydi. Yarı çıplak bedenler arasından sürpriz bir büyücü yahut cadı çıkmadığı sürece buradaki en güçlü kişiydi ve bu gücü istediği şekilde kullanabilirdi. Herkes veya her şey olabilirdi ya da herkesi ve her şeyi hiçliğe yollayabilirdi. “Bir tane daha.” Kaçıncı bardağı olduğunu bilmiyordu, sayılarla arası hiçbir zaman iyi olmamıştı. Terden ıslanmış saçlarını geriye doğru attı ve önüne konan bardağı tek yudumda bitirdi. Acı tat tüm hücrelerini yakarken yüzünün ekşimesine engel olamamıştı. Oysa epey keyif alıyordu bu durumdan, acı güzeldi. Keskindi, sertti ve en önemlisi hükmedilemezdi. Fiziksel ya da zihinsel… Türü hiç fark etmezdi, acıya sahip olamazdınız.

    Aniden beline dolanan eller tarafından içinde bulunduğu büyülü andan koparılıp gerçekliğe döndürülmüştü. Gözlerini ellerin sahibi olan uzun burunlu yabancıya dikti. Loş karanlıkta bile parlayan sapsarı saçlarıyla çirkin bakışlı bir adamdı bu. Sarışınları sevmezdi, özellikle yüzsüz olanlarını hiç. Adamın belinden aşağı doğru kayan iri ellerini tutup itti. Üzerine düşecekmiş gibi duran bedeninden uzaklaşmak için ise artı bir çaba harcaması gerekti. Zavallı diye düşündü kim ile uğraştığını bilmiyor. Acıma duygusundan yoksun, sarhoş bir cadıydı Lisa. Kaşla göz arasında buradaki herkesin hayatına son verebilirdi ve emin olun başını ne kadar derde soktuğu umurunda bile olmazdı. Ama hiçbir şey yapmadı ya da yapmak istemedi ya da ne yapmak istediğini henüz fark etti. Kontrolsüzce sallanan bedenlerin arasından sıyrılıp çıkışa doğru ilerlemeye çalıştı. Hareket ettiğinde içki etkisini daha sert gösteriyordu, başının dönmesiyle birkaç kez sendeledi. Nihayet çıkışa ulaşabildiğinde ter içinde kalmıştı. Çarpık adımlarını karanlık sokakta gezdirmeye başladı. Cisimlenmesi gerekiyordu ama bu halde dikkatini toplamak o kadar zordu ki. Temiz havanın ciğerlerine dolmasına ve zihnini bulandıran alkolün etkisini azaltmasına izin verdi. Gözlerini kapattı ve güzel, yeşil bir bahçesi olan evini düşündü. O’nu düşündü.

    Kısa bir sarsıntının ardından ayakları yerle buluştu ve aynı anda dizlerinin üzerine çöküverdi genç cadı. İçkinin mi yoksa cisimlenmenin mi getirisi olduğunu bilmediği bir bulantı hali almıştı midesini. Sabahtan beri boğazından içki dışında tek lokma geçmediğinden kusamıyordu bile. Kendini zorlayarak topuklu ayakkabılarının üzerinde dikelmeye çalıştı. Beceremeyeceğini anladığında ayakkabıları çıkarıp uyuşmuş ayaklarını serbest bıraktı. Topukluları sevmezdi oysa boyunun bu kadar kısa kalması ne acıydı. Aniden açılan kapı ve gözüne hücum eden parlak ışık irkilmesine neden oldu. Acıyla kapattığı gözleri ışığa alıştığında kapı ağzında dikilen adamın kendisine yöneltilmiş bakışlarıyla karşılaştı.
    “Merhaba Brad!” dedi pişkin bir gülümseme yüzünü kaplarken.

Kodlar:
 


En son Lisa Declouet tarafından Çarş. Şub. 06, 2013 11:00 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Bradley Declouet
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Karakter Yaşı : 26
Gerçek İsim : Selin

MesajKonu: Geri: İkili Delilik   Çarş. Şub. 06, 2013 12:56 am


    Geçmiş

    Yaşı ilerledikçe ve babası onu kendi işlerine tam anlamı ile bulaştırmaya başladığında anlamıştı tam olarak ne kadar karanlık olduğunu babasının işlerinin. Seneler önce annesinin kavgalar sırasında söyledikleri geliyordu hatırına ve anlamdırabiliyordu artık. Anlamlandırmasına anlamlandırıyordu fakat bu annesine olan hislerini değiştirmiyordu, küçük bir oğlan çocuğunu anne sevgisine en çok ihtiyaç duyabileceği bir yaşta terk edip gitmiş, üstelik onu çok sevdiği kardeşinden de ayırmıştı. Bradley artık bunları düşünmüyordu, on dokuz yaşına gelmiş diğer gençlerden daha ayrı yetiştirilmiş, Hogwarts’da eğitim aldığı sürelerin dışında Muggle’ların silahları ve dövüş sanatları konusunda da eğitilmişti. Her daim büyücüler ve Mugglelara karşı temkinli davranmaları gerekiyordu; tehlikede bir hayatları vardı. Elbette Bradley’in buna da alışması çok uzun sürmemişti. Hatta böyle bir yaşam sürmekten hoşlanıyordu; annesinin aksine.

    Babası büyük ortaklarından olan bir şirketle görüşmeye gittiğinden Bradley’i yanına almamıştı oysa birilerini benzetmek söz konusu olduğunu tüm iyi adamlarından önce Bradley’i götürürdü yanında. O gün evde olması ise tamamen şanstı. İkinci kattaki odasında bahçeyi ve girişi gören pencerenin önünde oturmuş kitap okuyordu, elindeki yazarın üslubuna ve hayal gücüne o kadar dalmıştı ki kapıdan girip kuğu gibi süzülerek bahçeyi geçerek evin kapısına ulaşan kardeşini görmemişti bile. Zilin çalması ile panikle yerinden kalktı. Paniğinin yüzde doksanı kitaba dalmışlığından yüzde onu ise kimseyi beklemediğinden kaynaklıydı. Babası olsa anahtarını kullanırdı, orada dikilmiş kimin gelmiş olabileceği ile ilgili tahminlerde bulunurken zil ısrarla bir kez daha çaldı, uzun uzun. Bu çocuğun hareketlenmesine neden oldu, yatağının üzerinde duran asasını elini aldı ve alt kata indi hızlı adımlarla. Kapının gözetleme deliğinden baktı, kendinden küçük olduğu son derece belli olan güzel bir kız sabırsız bir şekilde bekliyordu kapının önünde. Yavaşça kapıyı açtı sürgülü kilidin izin verdiği kadar, kız kapıyı itmeye çalıştığında bağırdı,

    “Hey! Dur bakalım kimsin sen?”
    “İnanmıyorum Brad, beni tanımadın mı?” yüzler değişirdi belki ama seslerdeki o tını her zaman hafızada kalırdı. Sekiz yaşındaki bir kızın sesi değildi elbette duyduğu fakat o olgunlaşmışlığın arkasında Bradley onun kendine has ses tonunu yakalamıştı. “Lisa.” diye mırıldanarak kapıyı kilitten arındırdı ve ardına kadar açtı. Kardeşi boynuna sarılırken tepki vermeden durdu, kızın içeriye girmesinin ardından arkasında bıraktığı büyükçe valizi içeriye aldı. Beyni gördüklerini anlamlandırmaya çalışırken Lisa düşünmesini bıraktıracak kelimeleri söyledi, “Annemiz öldü.” Bradley buna nasıl tepki verebileceğini bilmiyordu, hayatında yeri olmayan birisi idi. Ne o seviyordu kadını ne de kadın onu, yutkundu. “Senin adına üzüldüm.” birkaç dakika ayakta dikilerek birbirlerine baktılar, işte Bradley’in hissetmemesi gereken duygular o anda düştü kalbine, henüz farkında olmasa da onlar zamanla çok büyük bir hal alacaklardı.

    Günümüz

    Emily üzerini giyinirken, yatakta uzanmış çarpık bir gülümseme ile onun vücudunun keskin hatlarını izliyordu kesinlikle âşık olduğu kişininkinden fazlasıyla iyiydiler. Bu durum gülümsemesinin bütün yüzüne yayılmasına neden olmuştu neredeyse. Düzenli ilişkileri olmadığı bir gerçekti fakat yatağını asla boş bırakmazdı, kızlara nasıl davranacağını iyi bildiğinden nefret toplayan bir çapkın değil herkesin bir geceliğine bile olsa elde etmek istediği erkek konumundaydı. Emily giyinmesini tamamladığında pantolonunu üzerine geçirdi, kadının yanına gidip dudaklarına bir öpücük kondurduktan sonra odadan çıktı ve mutfağa gitti, kahve yapmak için su ısıtıcısına su koydu. Saat epey geç olmuştu, Lisa’nın nerede olduğunu merak ediyordu Bradley. Emily gitmek konusunda bu kadar ısrarcı olmasaydı birkaç saat daha kendini onunla meşgul edebilirdi fakat şu anda aklında olan tek şey Lisa ve nerede ne yapıyor olduğu idi. Emily’inin seslenmesi ile düşüncelerinden sıyrıldı, onu geçirmek için kapıya gitti. Kapıyı açtığında ise karşılaştığı manzara hiç hoşuna gitmemişti. Lisa biraz uçarı bir kızdı, dikkatsizdi de. Çoğu zaman başını soktuğu belalardan çıkarmak zorunda kalan kişi Bradley oluyordu, bu gece ise ne olduğunu konusunda fikri olmamasına rağmen sonuçlarını görebiliyordu. Ayakkabılarını eline almış, gözleri zar zor açık duran, durduğu yerde bile sendeleyebilen bir Lisa vardı karşısında, sarhoş olmuştu. Emily kapının arkasında olduğundan dolayı onu göremeyen Lisa’nın kendisine verdiği çoşkulu, ki Lisa bunun bu kadar çoşkulu olduğunun farkında bile değildi büyük ihtimalle, selama yalnızca gülümsedi.
    “Ben seni ararım Emily, görüşürüz.” kadını kolundan tutup neredeyse sürüklercesine dışarı çıkarttı. Emily anlayış gösterip hızla bahçeyi aşarak kapıya varıp gözden kaybolurken Bradley kızgınlığını bir kenara bırakıp ayakta duramayacak kadar kötü durumda olan kız kardeşini kucağına alarak içeriye taşıdı. Onu oturma odasındaki kanepelerden birinin üstüne bırakırdı söylendi. “En azından evin yolunu bulabilmişsin.” kızgınlık vardı yalnızca cümlesinde.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lisa Declouet
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

Wild hearts can not be broken.

RÜTBE :
Karakter Yaşı : 22.
Gerçek İsim : Tuğçe.
Yaş : 23
Nerden : İzmir.

MesajKonu: Geri: İkili Delilik   Çarş. Şub. 06, 2013 12:24 pm

    Tüm ağırlığını Brad’in kollarına bırakırken kapıdan süzülüp giden kadın gözünden kaçmamıştı. Görüşü çok net olmadığından kadını inceleme fırsatı bulamamıştı ama esmer olduğuna bahse giderdi. Brad’in de kendisi gibi tercihini sarışınlardan yana kullanmadığını biliyordu. Kanepeye bırakılan bedenini rahatlatırken sözde kendisini azarlayan adama sırıttı. “Sanırım seni ateşli bir geceden mahrum bıraktım. Affedersin.” Başta yüzüne oturtmaya çalıştığı üzgün ifadenin çok yapmacık kaldığını anladığında kahkaha atmaya başladı. Sesinin kaymaya başladığını hissedebiliyordu, Brad ağzını açana kadar kahkahalarına devam etti. “Gece zaten geride kalmıştı, üzülme.” Adamın yüzündeki çarpık gülümseme tüm tadını kaçırmıştı adeta başının altına bir yastık alırken dudaklarını büzdü. Onun, yatağını genelde boş bırakmayan biri olduğunu biliyordu ve bunca yıldan sonra bu duruma alışmış olması gerekirdi. Ama hala onun güçlü kollarıyla başka kadınları sarıyor olması gerçeğini kabullenemiyordu. Siyah saçları arasında gezen başka parmaklar, dudaklarını ıslatan başka dudaklar… Lisa’nın gözünde tüm o kadınların birer fahişeden farkları yoktu. İçinden bir ses Brad’in de onlar için farklı düşünceler beslemediğini söylüyordu. Bedenine sahip olamayabilirdi belki ama kalbine sahipti adamın, zihnine, düşüncelerine, sevgisine. Biliyordu Lisa, hissediyordu. Ağabeyini sekiz yaşında bu evi terk ettiğinde ardında bırakmıştı ve on beş yaşında geri döndüğünde bulduğu kişi yakışıklı bir genç adamdı. Ona bir daha hiçbir zaman ağabey demedi Lisa çünkü onu bir daha hiçbir zaman bir ağabey olarak görmedi.

    Üzerine bir battaniye bırakıldığını hissettiğinde dinlendirmek için yumduğu gözlerini araladı. Yorgundu ve içkinin etkisiyle ayakta durmakta zorlanıyordu belki ama uyumak şu an istediği son şeydi. Belli ki onu yalnız bırakmak niyetinde olan adamın bileğini kavradı.
    “Gitme.” Onu kendine doğru çekip yanına oturmasını sağladı. Başını göğsüne yaslayıp kollarını da etrafında doladı. Böylece kucağında oturuyor gibi olmuştu, tıpkı çocukluklarında yaptıkları gibi. Yeryüzündeki en güvenli yer burasıydı Lisa için. Brad onun asla yıkılmayacak kalesi gibiydi. Onun kolları arasındayken kimse kendisine zarar veremezdi, o buna izin vermezdi. Burada bulduğu huzuru başka kollarda da uzun süre aramıştı genç kadın. Lakin asla sahip olamayacağınız birine âşık olduğunuzda hiç kimseye uyum sağlayamıyordunuz. Tek eşliliğe inanıyordu Lisa. Yeryüzünde sizin için yaratılmış tek bir kişi olabilirdi ve o kişi tutup öz ağabeyiniz çıktıysa bu sizin şanssızlığınızdı. Ağabeyinize âşık olamazdınız. Bu sevgi değil olsa olsa sapkınlık yahut hastalık olurdu. İnce kollarını biraz daha sıkı sardı adamın geniş gövdesine. Gerçekten hastalıklı bir zihne sahip olup olmadığını düşündü. Başını sürekli belaya soktuğu ve hemen her geceyi sarhoş geçirdiği inkâr edilemez hakikatlerdi. Ama yaşadığı ironiyle başka nasıl baş edebileceğini bilmiyordu kadın, kaderi bu kadar yakınında ve bu kadar uzağındayken başka ne yapabilirdi? İstese her şeyin tek bir kelimesine bakacağını biliyordu. Brad’in kendisine duyduğu aşk koşulsuz ve saftı, istediği zaman ona sahip olabileceğini biliyordu Lisa. Ama bunun yerine yasaklara boyun eğip acı çekmeye mahrum bırakılmıştı.

    Uzun parmaklar şefkatle saçları arasında gezinirken düşüncelerinden uzaklaşmaya çalıştı. Yeterince sarhoş değildi demek ki acıyı hala hissedebiliyordu.
    “Şarap içelim.” Başını hafifçe çekip adamın yüzünü görebileceği bir konuma getirdi. Yüzünde durumdan hoşnut olmadığını belli eden bir ifade vardı. Hali hazırda yeteri kadar içtiğine dair birkaç uyarının geleceğini hissettiğinden Brad’i beklemeden ayağa fırladı. Bu ani hareketle başı biraz döndüyse de hissettirmemeye çalıştı. Geniş oturma odalarının diğer ucuna kadar yürüyüp içkilerin bulunduğu siyah dolaba yöneldi. Gözünün seçtiği kadarıyla güzel bir şarap olmasını umduğu bir şişeyi çekip aldı ve küçük bir cam fanusu andıran şarap bardaklarını da diğer eliyle kavradı. Gerisin geri koltuğa dönüp şişeyi adamın kucağına bıraktı. Munzur bir ifadeyle bardakları ona doğru tutup doldurmasını işaret etti. Pek istekli görünmese de itiraz etmeden şişeyi açmıştı Brad. Kırmızı şarapla renklendirilmiş bardağını dudaklarına götürürken bakışlarını adamın üzerinde sabitledi. Aldığı büyük yudum ilk etkilerini gösterirken tek düşündüğü Brad’in dudaklarıydı. Yasak elma… Bu kadar çekici olmak zorunda mıydı?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Bradley Declouet
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Karakter Yaşı : 26
Gerçek İsim : Selin

MesajKonu: Geri: İkili Delilik   Perş. Şub. 07, 2013 12:08 am

    Gözlerini Lisa’nın kucağına bıraktığı kadehlere ve şarap şişesine dikti. Söyleyeceği tüm kelimelerin onun bir kulağından girip ötekinden çıkacağını bildiğinden mecbur Lisa’nın isteğine boyun eğerek doldurdu kadehleri. Onun tüm bu rahatsız edici alışkanlıkları için bile gülümseyerek bu onun yaşamdan istediği diyebilirdi. Kader onları yeniden aynı çatı altında birleştirdiğinden, sevmediği o sinir bozucu cadının ölümüne şükran duymuştu Bradley. Dudaklarını kadehe götürdü yavaşça birkaç yudum aldı. Ağzında dağılan nahoş tat ile gülümsedi, Lisa’nın bu kadar yakınında olmaya alışmıştı fakat çoğu zaman duygularını gizlemekte zorlandığını hissediyordu. Onu kardeşi olarak görmeyi sekiz yaşında geride kaldığında bırakmıştı fakat ona âşık olmak? İşte bu hesapta yoktu.

    Herhangi birine karşılıksız âşık olmak bu kadar can yakıcı olmazdı elbette, ufak bir umut ışığı her daim gülümserdi size uzaklardan da olsa fakat iş öz kardeşinize, kendi kanınızdan olan birisine duyduğunuz aşka gelince tüm umutlar karanlık odaların en dibindeki sandıkların içine kilitlenirdi. Kimse ile bu konu hakkında konuşamazdınız bile, yüreğinizin en dip köşesine itmek zorunda kalırdınız duygularınızı onlar çıkmak için ne kadar çaba gösterirse göstersin siz daha fazla çaba gösterirdiniz çünkü diğer insanlar bunu anlayamazlardı, sapıklık idi bu onların gözlerinde. Çok yazık.
    “Çok yaramazsın ufaklık.” aynı küçükken yaptığı gibi kızın saçlarını karıştırdı ve gülümsedi, bu Lisa’nın geri döndüğünden beri sinirlerini bozmuştu, onu hala ufak bir kız çocuğu gibi gördüğü düşüncesi olmalıydı onu buna iten. Henüz Bradley elindeki kadehi bitirmeden Lisa kendine ikinci kadehini doldurmuş ve kadehteki tüm şarabı bir dikişte yollamıştı vücuduna. Lisa’yı anlayabilmek, dünyadaki düğer tüm kadınları anlayabilmekten çok daha zordu. Kendisi ile paylaşmadığı sorunları mı vardı kızın? Bunu düşünmek midesine bir ağrının saplanmasına neden oldu, Lisa’nın sorunları olmasını istemezdi fakat çok uzun bir zamandan seyir eden bu durumun başka bir açıklaması olamazdı, o sorun her ne ise Bradley bunu bulacak ve kökünden halledecekti.

    “Her zaman böyle olmak zorunda mısın?” Lisa’nın soru sorarcasına bakan gözleri ile karşılaştığında gülümsedi, sarhoşken tatlı oluyordu aslında kız. Cümlesine açıklama niteliğinde kız kardeşini kızdıracağına emin olduğu sıfatları sıraladı. “Düşüncesiz, dik kafalı, şapşal ve sevimli.” kadehinde kalan şarabı da içti ve gözlerini hiç kırpmadan Lisa’ya dikti. “Tam olarak senin gibiyim yani.” Yanlışlar, toplum değerleri umurunda değildi, kaderci bir kişiliği olsaydı eğer kaderim bu şekilde çizilmiş diyebilirdi ama değildi. Hayatın seçimlerden ibaret olduğuna inanan birisi olarak kız kardeşine âşık olmak hayatındaki kendi seçimi olmayan tek şeydi fakat o bu durumdan son derece memnundu. Lisa’nın vücudundaki tüm o alkollerin yanına bir de şimdi içtiği iki kadeh eklenince davranışları iyice tuhaflaşmaya başlamıştı, kanepede kaykılmış bir biçimde Bradley’in sözlerini anlamlandıramadığı kadar kısık bir sesle bir şeyler söylüyordu, belki bir şarkı belki de sadece anlamsız kelimeler.

    Kızın birden kendisine yönelttiği bakışlarına tepki vermedi başta. Lisa ise büyülenmişçesine Bradley’e bakmayı sürdürmüştü, bu durum karşısında kardeşinin istese de istemese de artık uyku vaktinin geldiğini düşündüğünden kanepeden kalktı, bu sırada Lisa bir kez daha Bradley’i bileğinden kavradı, beklemediği bir sırada kızın sert tutuşu dengesini kaybetmesine neden oldu, Lisa’ının kucağına devrildi, Lisa’ının elindeki kadehin dibinde kalmış şarap da Bradley’in üstüne. Lisa neşeli bir kahkaha atarken bu duruma, Bradley onu bu kadar yakınında hissetmekten rahatsız olmuştu, nefesinin sıcaklığını yüzünde hissederken kalbinin ritmi değişmiş, tüm vücudunu ateş basmıştı, neden bu kadar güzel olmak zorundaydı ki? Lisa ağabeyinin dudaklarına davrandığında kendini geri çekmedi, hiçbir şey yapmadı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lisa Declouet
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

Wild hearts can not be broken.

RÜTBE :
Karakter Yaşı : 22.
Gerçek İsim : Tuğçe.
Yaş : 23
Nerden : İzmir.

MesajKonu: Geri: İkili Delilik   Perş. Şub. 07, 2013 9:43 pm

I kissed your mouth and back
That’s all i need.

    Renklerin birbirine karıştığı, sesin ve sessizliğin iç içe geçtiği bir andı genç kadın için. Üst üste içtiği iki kadeh şarap kanına karıştığı anda acıyı silip süpürmüş yerine sonsuz bir anlamsızlık duygusu bırakmıştı. Brad’i kendine çekerken de aynı duygunun etkisiyle hareket etmişti. Yasaklar ve kurallar anlamsızdı, öte yandan kontrolsüzlük ne kadar da çekici geliyordu şimdi. Özgürlük, aşk… Uzun süredir buna açmış gibi dudaklarını adamınkilere bastırdı. Yasak elmanın tadı düşündüğünden de güzeldi. Adamın hareketsizliğini bir sorun olarak görmüyor ya da umursamıyordu. Tek bildiği onu ne kadar çok istediğiydi ve onu tüm benliğiyle alana kadar durmayacağıydı. Sadece saniyeler sonra uçsuz bucaksız bir şehvet dalgası iki bedeni de sarmıştı. Lisa sanki asla yeterli olamazmış gibi tüm marifetlerini gösterme peşindeydi. Yıllardır hayalini kurmakta olduğu dudakları öpüyor, ısırıyor, uzun tırnaklarını adamın çıplak sırtına bastırıyordu. Bütün duyguları hazza dönüşüyordu ve haz bedenini ele geçiriyor, hareketlerine yön veriyordu. “Dur.” Hızlı hızlı solumalarının arasında kulağına çalınan kelimenin anlamsızlığını düşündü dili adamın boynunda gezerken. Omuzlarına bastıran ve kendisini geriye itmeye çalışan kollara karşı koymayı denedi ama yeterince güçlü değildi. “Dur dedim!” Koltuğun diğer ucuna yığılırken gözlerini iri iri açmış bir şekilde adama baktı. “Sanki istemiyormuşsun gibi.” Adeta tükürürcesine çıkmıştı kelimeler ağzından. Sanki öz kardeşini arzulamıyormuşsun gibi. Brad’in bakışlarındaki şaşkınlığı okuyabiliyordu. Bunca yıldır dünyadan haberi olmayan saf kız kardeşi oynamakta epey başarılı olmuştu demek. Ama biliyordu, her şeyin farkındaydı. Banyo yaparken onun kendisini nasıl gözetlediğini görmüştü ya da çoğu geceler rüyalarında ismini sayıkladığına şahit olmuştu. Bazen ona olan ilgisinin tüm bunları fark etmesinden önce mi yoksa sonra mı başladığından emin olamıyordu Lisa. Her halükarda değişmeyen tek şey hissettiği büyük tutkuydu.

    Öfkeyle ayağa kalktığında hissettiği keskin baş dönmesi aynı şekilde yerine oturmasına neden oldu. Brad’in kendisine uzanan elini hiç düşünmeden itekledi. Adamın hala şaşkınlığın etkisinde olduğunu ama kendisini bu halde görünce yardımını esirgemek istemediğini anlayabiliyor. Fakat Lisa’nın onun yardımına ihtiyacı yoktu. Baş dönmesinin etkisini yitirdiğine kendisini ikna eder etmez tekrar ayaklandı. Yine başına ani ağrılar saplanmıştı ama bu kez ayakta durmayı başarabilmişti. Aksayan adımlarını merdivenlere çevirirken uyuşuk zihninde durmaksızın yükselen inkâr seslerini duymazdan gelmeye çalışıyordu. Asıl duymazdan gelemediği ise arkasında bıraktığı adamın adını seslenişiydi. Geri dönüp bakmadı, yüzü yoktu buna. Sadece kalan tüm gücünü merdivenleri çıkmaya harcadı. Düşmemek için parmaklıklardan yardım alması gerekmişti fakat tüm çabasına rağmen ayağını iki kez burkmaktan kaçamamıştı. Öz ağabeyini öpene dek kontrolünü kaybedecek kadar ya da merdivenlerden çıkamayacak kadar sarhoştu. Peki sabah kalktığında tüm olanları unutmuş olacak kadar sarhoş muydu? Odasının kapısını sertçe kapatıp kendini tüm kıyafetleriyle birlikte yatağına atarken aklında sadece bu soru vardı. Bileğindeki acıyı görmezden gelip uyumaya çalıştı. Uyumak, uyanmak ve her şeyi unutmuş olmak istedi.


- SON -
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: İkili Delilik   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
İkili Delilik
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Rol Oyunları-
Buraya geçin: