AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
ACCIO WIDGET!        
Yönetim
Puanlar
Enler
Pano

Paylaş | 
 

 In ogni caso..

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Gianni Bennato
Sihir Bakanlığı
Sihir Bakanlığı
avatar


“i love the name of honor, more than i fear death”
― Julius Caesar



RÜTBE : ULUSLARARASI BÜYÜCÜLER KONFEDERASYONU BAŞKANI
Özel Yeteneği : Sol kroşe.
Karakter Yaşı : 36
Gerçek İsim : Berfu.
Nerden : Italya, Floransa.

MesajKonu: In ogni caso..   C.tesi Ağus. 18, 2012 10:54 pm

    Roma, Avertine.
    Ağustos Ayı


En son Gianni Bennato tarafından Paz Ağus. 26, 2012 7:17 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Gianni Bennato
Sihir Bakanlığı
Sihir Bakanlığı
avatar


“i love the name of honor, more than i fear death”
― Julius Caesar



RÜTBE : ULUSLARARASI BÜYÜCÜLER KONFEDERASYONU BAŞKANI
Özel Yeteneği : Sol kroşe.
Karakter Yaşı : 36
Gerçek İsim : Berfu.
Nerden : Italya, Floransa.

MesajKonu: Gianni's turn.   Paz Ağus. 19, 2012 11:23 am

Nefes.

Hayat, arzular üzerine kurulmuş bir tiyatro sahnesidir. Adımlarınızı attığınız o sahnenin ahşap zeminin altında hatta perde arkasında ki kulislerin zeminlerine kadar erişen o geniş alanın altında uçsuz bucaksız bir arzu seli vardır. İlk insanların cesetlerine baktığınızda taştan yapılma mızrak uçları bulunmuştur. Bir arzu uğruna hayat sonlandırarak milyonlarca yıl boyunca yalan ile kavrulmuş arzunun ortaya çıkardığı mahsül içerisinde nefes alıyoruz bizler. Milyonlarca yıl öncesinden bile hayatta kalma düşüncemiz bir arzu olarak kromozomlarımıza yazılmıştı. Hayata tutunmak, en temel arzuydu. Ve o canavar hiç doymadı. Binlerce yıl boyunca her yeni doğan yeni bir arzuyla doğdu ve yine bizler, atalarımız gibi bu iğrenç vurdumduymaz bencilliği kendi arzularımız ile daha çok büyütüyor ve tüm bunların karşısında her şeyi yaratan güçten af diliyoruz.

Yalan.

Canlılar aleminin başlangıcından günümüze kadar hayatın ana temeli olan yalan, modern zamanların başından beri, yani m.ö bin yılından bugüne kadar kötü bir olgu olarak düşünülse de hayatı inşa eden şeyden kaçamayız. Tek hücreli canlılar bile milyonlarca yıl önce zehirlerini taşıdıkları kısımları cezbedici bir şekilde bedenlerinde taşıyarak tuzak kurmuşlardır avlanmak için. Peki ya şimdi? Nefes aldığımız toprakları inşa eden arzular ve yalan uğruna yaşamayacağız da ne için hayatımızı harcayacağız? Doğruluk denilen dengesiz olgu için mi? Yada yalanla oluşturulmuş ülkelerin ve hukukların kendi çıkarları doğrultusunda koydukları kurallar gereğince adalet uğruna mı? Belkide aşk için?

Saçmalık.

Sinema filmleri, kitaplar, efsaneler ve hikayeler. Milyonlarca yıldır insanları yaşadıkları hayatı gözleri karşısında yumuşatmak için uydurulmuş planlar... İnsanlığın büyük ve kalıcı bir popülasyon olması için kendilerini ayrıcalıklı göstermek adına kurulmuş bir düzen. Hayvanlardan tek fark olarak kendimize yalanlar söyleyerek medeni bir toplum gibi gözüküyoruz sadece. Beş bin yıl kadar önce atalarımız hala yiyeceklerini elleriyle yakalıyor ve elleriyle yiyordu. Şimdiyse bıçak, çatal gibi materyaller kullanarak ve birazda peçete ile yaptığımız şeyin aslında bizi medeni bir toplum haline getirdiğinden bahsediyoruz. Sadece bir arabaya sahip olmak için insanları diri diri katleden yada ailesine yalanlar söyleyerek onların haklarını gasp eden insanların davranışları;

Gerçek.

Vahşet kanımızda. Vahşet DNA'mız da. Binlerce yıldır geliştiğini sanan insan popülasyonu milyonlarca yalanla yozlaşıyor ve kayboluyor. Kutsal yaratıcının kanımıza bahşettiği doğal öznellikten çok uzaklardayız. İyi ve dürüst bir insan olmaktan çok uzakta. Sahip olduğumuz güçleri kullanamadığımız görünmez bir sınır, bir hapishane. Korku toplumunun gözleri duygusal olarak medeniyet ve modernizasyon ilkeleriyle bağlanmış ve hapsedilmiş durumda. Gerçek kimliğimizden ayrılalı çok oluyor. Ama, arzularımız hala sade. Tutkularımız hala canlı. Çünkü onlar kaybolmaz, kaybolamaz. Yaratıcının bize bahşettiği ruh, tutkudan ibaret çünkü. Kabullenmemiz gereken şeyler çok fazla ama çok basit. Binlerce yıl önce yazılmış kutsal kitaplarda bile tanrının yarattığı ruhun ona olan aşkı ile ona geri dönmek istediği anlatılmıştır. En temelimizde var olan tutku yine en temel olgulardan biri olan yalanla beslenir.

İnsan.

Yaratıldığı ilk saniyeden bile çok önce sadece kutsal bir fikir damlacığı halinde bile uzayda dururken o düşüncenin içinde tutku vardı. Fiziksel maddenin var oluş amacı fiziki faktörlere dayanmakta. Toprak suyu üzerinde tuttuğu gibi ateşte hava ile etkileşim içerisindedir. Yaratılan insan ise uzay ve zamanda ki diğer her obje gibi etrafındakiler ile etkileşim içerisindedir. Yok edemez, yaratamaz. Kullanır ve bitirir. Sömürür ve daha fazlasını ister. Nüfus arttıkça biten şeye daha çok sahip olmak ister, yıkar, incitir. İster. Doğada ve uzayda hiçbir şeyin sahip olamadığı gibi, ister. Hep ister ve sahip olmak için savaşır. Tekrar isteyinceye kadar mutlu kalır. Ve yine ister.

Durdurulamayan, vahşi bir hayvan gibi.

Dahada beteri;

Umursamayan, affetmeyen bir Tanrı gibi.

Durmadı.

Durmaz.

~

O da isterdi. İstedi. Ve istiyor. Hayata o iri ve kibirli siyah gözlerini açtığı ilk saniyeden bugüne kadar hep en saf duygularla nefes aldı. Gözleri daima açık, ayaklarını bastığı yalanlar zeminini bilerek hareket eden erkek oldu bugüne kadar. Ne dediğini bildi. Ne istediğini biliyordu çünkü. Dokundu çünkü öyle olması gerekiyordu. Savaştı, sadece egosunu bastırmak için. Tanındı, sadece en iyi olduğunu ezberletmek için. Ve durmadı.

Ağustos ortalarıydı. Avertine denen o güzel tepede ki evinde. Roma'yı çok güzel bir açıdan gören bahçesinde bir havuz vardı. Havuzun yanında dört adam duruyordu. İkisi siyah modern cüppelerini giymiş elinde asa tutan iri yarı adamlar -ki bunlar Gianni'nin korumalarıydı. Diğerleri ise François de Coure nam-ı diğer Fransa Sihir Bakanlığı konsolosu. Diğeriyse Hollandalı bir büyücüydü. Hepsi, sabırsız ve sıkılmış bir tavırla havuza bakıyorlardı. Çünkü Gianni her gün olduğu gibi havuzunda iki yüz kulaç atacak ve bitirdiği zaman işlerine geri dönebilir psikolojisine girmiş olacaktı. İnsanların dışarıdan gördükleri şımarık bir adamın çatışma yaraları ve dövmelerle kaplı bedeninin suyun üzerinde hızla kulaç atmasıydı. Ancak içeriden görünen sadece yarınlara hazırlanan bir askerin kardio çalışmasıydı. Otuz beş dakika süren bu yüzme seansını bitimine dek beklemeye kararlı iki adam sabırsızca aralarında hararetli bir şekilde konuşuyor ve arada bir sessizce Gianni Bennato'ya küfürler savuruyorlardı. Güneşin, ufak bir bulut kümesinin arkasına saklanmasıyla sona ulaşan Gianni Bennato havuzun merdivenini kullanarak yukarı çıktı. Kendisi için kenara ayırdığı tamamen gerçek kaşmirden yapılmış havlusunu alıp kendini kurularken boş ve eleştirir bir bakışa sahip soğuk bir tavırla gelen adamlara bakıyordu. Diğerleriyse anlamlandıramadıkları sessiz bekleyişin bitmesi için tanrılarına yalvarıyor olmalılardı içten içe. Nihayet kurulandıktan sonra havuzun yanında ki minibardan kendisine bir viski aldı ve ağır adımlarla konuklarına yaklaştı. Yakından Gianni'nin vücudunda ki dövmeleri ve çatışma yaralarını görebiliyor olmalılardı ki ilginç bir suratla inceliyorlardı onu. "Sana iki seçenek sunulmuştu." diye soğukkanlı ve bir yılanın sahip olabileceği o tiksinç kibirli ses tonuyla fısıldadı lacivert takım elbiseli fransıza. Adam bir yada iki saniyenin ardından cevapladı, "Size ya bir üretim fonu açacaktık yada ateş viskisi imalatı için muggle işçileri ayarlayacaktık. Ama Bay Benn-" sesi isyankar ve vurdumduymaz gibi çıkıyordu bu adamın her zaman. İtalyanın istediği açıklamayı verdikten sonra hemen bahanesini sıralamaya geçmişti ki Gianni'nin kükreyiş tarzında ki emri onu durdurdu. "KES LAN!" Karşısındaki adam gözlerini kırpıştırarak sustuğunda havuzun yanında ki gardroba benzeyen paravanın arkasına doğru ilerliyordu. "SANA ŞU SİKTİĞİM ANLAŞMAYA İMZA ATTIĞINI HATIRLATMAYACAĞIM. AMA BENİM İŞİMİ AKSATIP BENDEN NASIL YARDIM İSTEYEBİLİYORSUN OROSPU ÇOCUĞU!?" Sözcükleri gayet anlaşılabilir, düzgün bir fransız aksanı ile sarf etmişti. Fransız konsolosu ve yanında ki Hollanda Büyükelçisi şaşkınlıkla birbirlerine bakarlarken Gianni paravanın arkasına sadece yürüyüp öbür tarafından çıkmıştı. Her zaman ki gibi şık ancak sade bir takım giymişti üzerine. Ağır adımlarla tekrar adamlara yaklaştı. "Bana bak göt suratlı. Benim üretimden zarar ettiğim her sickle için senin o göte benzeyen suratına birer çivi çakarım. ANLADIN MI BENİ!?" Adam kafasını panikle evet anlamında salladıktan sonra Gianni arkasını döndü. Gökyüzü ve altında ki Roma'ya bakarken viskisinden bir yudum aldı. Boğazından aşağı doğru dökülen o sert alkol bedeninin ayılmasını sağlarken, "Ülkenizde olan problemi duydum. Hollanda'lı Muggle vatandaşları hafızaları silindikten sonra ülkeye iade edeceksiniz François." sözlerini bitirip bir yudum daha aldı içkisinden ve arkasını dönerek tekrar adamlara yaklaştı. Bu sefer, iri yarı duran Hollandalı Elçiye baktı. İri yarı görünüyor oluşunun yanında bu adam bir mücadelede bir sik yapamazdı. Gianni bir seksen altı boyunda olmasına karşın bu adam hemen hemen omuzlarını biraz olsa geçiyordu. Gianni, boş ve tiksinen bir ifadeyle Hollanda'lının sırıtan suratına baktı. "Ama bu götlerin sizin ülkenize verdiği zarar nedeniyle Uluslararası Sihir Milletleri Refahı Kanununa göre yüklü bir ödeme yapacağı anlamına geliyor." Sözlerini bitirdiğinde ikisine de sessizce baktı. Hollanda'nın Fransa'ya cezai ödemesinin bir kısmını Gianni'nin alacağını biliyorlardı. İkiside teşekkür etti kendi dillerince. "Şimdi siktirin gidin." diye tıslarcasına kovduktan sonra korumaların adamlarla birlikte cisimlendiğini duydu arkası dönük bir şekilde bahçede yürürken. Güneş batışa geçerken ufak, mermer bir şadırvanın yanında ki koltuğuna oturdu. Viskisini yudumlarken sol kolunda ki altın saatine baktı. "Kurtar beni artık." diye fısıldarken gözlerini yumarak başını arkaya yasladı. Öfke hayatının her diliminde vardı. Uzaklaşması gerekiyordu psikolojisini ve ruh sağlığını koruması için.

Ama uzaklaştırılıyordu.


____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Porsche Harford
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar



RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : Yirmi Yedi
Gerçek İsim : Bitte
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: In ogni caso..   Salı Ağus. 21, 2012 9:01 pm

Güneş cephesinden uzak penceri olan odanın kenasına atılmış divanın üzerinde oturuyordu Harford, üzerinde o alışıldık zerafet yoktu. Daha çok çölleri aşmış bir gezgini andırıyordu. Kirpiklerinin diplerinde bile kum zerreleri vardı, gri gözleri kısılmış pencerenin dışındaki kızıllığa bakıyordu. Gökyüzünü kızıla boyayan güneşin bu topraklara veda seramonisi, karanlık gecenin gökyüzüne yankısıydı. Ziyaretinin sebebi aleniydi, eski bir dostu görmek bahanesiyle hasır altı edilmiş asıl nedenleri konuşma vakti gelmişti. Harford ikram edilen kahveden bir yudum daha alırken dudaklarını kibarca büzdü. Sol çaprazında oturan kadın elli yaşın üstünde gösteriyordu. Saçlarının bir kısmı beyaz, kalan kısımları ise kömür siyahıydı; tıpkı gözleri gibi. "Açıkçası ben senin gibi düşünmüyorum Anila, yani buna istersen kültür farkı de. Ancak komisyondan çıkan karar da sana söylediğim gibi." Anila'nın kara gözleri yerdeki el dokuması halıya çevrildi, ardından Harford'un yüzüne odaklandı. Yüzündeki memnuniyetsiz ifade genç cadının ilgi alanı dışındaydı. Elini dağınık saçlarına götürdü, hırıldayarak aldığı nefesi aynı gürültüyle dışarı vermeyi başarabiliyordu. Harford son bir hamle yapmadan önce kadının kafasındaki soruları cevaplamak peşindeydi tabii, ne var ki bir ziyareti daha olacaktı. Bekletmemesi gereken biri...

Anila sessizliğini korurken bu durum Harford'u huzursuzluğa itmiş, halihazırda prensip konuşmalarını tekrara gerek kılmıştı. Yaslandığı koltuktan doğruldu genç cadı, kahvesini bitirmiş sehpanın ortasına bırakmıştı. "Birlik olmazsak teker teker yok oluruz. Atalarımıza neler oldu hatırlasana?" Son cümleyi duyan Anila'nın gözbebekleri büyümüş, dudakları bir parmak açılmış, kadın öylece kalakalmıştı. Harford onun korkularını teşhis etmiş anında zehri beynine göndermişti. Anila'nın çaresiz bakışları Harford'u tatmin etmişti. "Pekâla, pekâla." Karanlık hızla gökyüzünü ele geçirmişti, henüz.
Muzaffer gülüşüyle kapıdan çıkan Harford bir sonraki ziyareti için Mezapotamya topraklarına son bir kez baktı, sessizce cisimlendi.

Avertine, Kızıl Sema

Güneşi ikinci kez batırıyordu, yoksa ikinci ziyafet mi demeliydi? "Şu tepede olmalı." diye düşündü cadı, zira başka eşi olamaz diye düşündü. Şatonun kapısına vardığında bedevi kılığı aklına geldi, bu şekilde şatodan içeri girmek istemiyordu. Sol avcunu yüzüne doğrulttu, dudaklarında çok eskilere ait büyüler can buluyordu şimdi. Eli yüzünden başlayarak tüm vücudunu kutsadı, su ve sabunla yıkanmışçasına temiz kıldı. Vazgeçilmezi olan leylak kokusu saç uçlarından omuz ve göğüs dekoltesine kadar uzanıyordu. Kapıdan girerken tilki gibi bakan korumalara sitemkâr bir bakış attı. Sıkılarak asasını uzattı, asasını bir başka elde görmek en nefret ettiği şeydi. Tehlikeliydi, o asa pek çok eski büyü kaldırabilmiş bir asaydı ve en önemlisi bir asa dükkanından alınmamıştı. Prosedürlerin sona ermesiyle rahatlayan Harford gösterilen yoldan devam etti. "Galleon'un köküne kibrit suyu değmemiş." Homurdanırken bahçeye çoktan vardığını fark etti. İşte yine o "asil İngiliz kızı" rolünü oynayacak, üst sınıfların gönlünü ve arzusunu tatmin edecekti. Belki bu sadece görüyle bitecekti, çoğu kez öyle olmamış mıydı? Federasyon adına çoğu devlet adamına küçük oyunlar oynayıp göz banyosuu yaptırmamış mıydı? İnkâr edemezdi. Durum bu kez farklıydı. Midesine oturmuş ve hâlâ sindirilememiş yenilgi, bir kuyruk acısı. Harford'u dizginleyen şey buydu belki de. Bennato'ya baktığında aklındakileri okumadığını düşünmek istiyordu. Oturduğu koltuğun önününe gelirken korumalardan birinin "Bayan Harford-" dediğini duyar gibiydi. Dizlerini hafifçe kırdı ve nezaket gereği reverans yaptı. Hayır, aslında Bennato ile samimi düzeyde bir ilişkileri vardı. Lâkin Harford'un İngiliz terbiyesi farkını her yerde ortaya koyardı. Nitekim yine öyle olmuştu. "Akşam sporunu kaçırmışım, umarım yemeği kaçırmamışımdır."

____________________________________________________________________________________________________

✤ vur, korkak! öldürdüğün yalnızca bir kadın bedeni olacak ✤
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Gianni Bennato
Sihir Bakanlığı
Sihir Bakanlığı
avatar


“i love the name of honor, more than i fear death”
― Julius Caesar



RÜTBE : ULUSLARARASI BÜYÜCÜLER KONFEDERASYONU BAŞKANI
Özel Yeteneği : Sol kroşe.
Karakter Yaşı : 36
Gerçek İsim : Berfu.
Nerden : Italya, Floransa.

MesajKonu: Gianni's turn.   Çarş. Ağus. 22, 2012 10:00 pm

Sessizlikteydi.

Sessizlikte olduğunu sanıyordu.

Orada oturmuş, hareketsizce gözlerini kapatmış sadece göğsü inip kalkan bu savaş kalıntılarını taşıyan müze değerinde ki beden, hapsettiği binlerce macera ve destanın hareketliliği altında bir miktar durgunluğa ihtiyaç duymakta zorundaydı aynı zamanda. Dünyanın en büyük memeli canlılarının kimi zaman su üzerine çıkma ihtiyaçları ile karşılaştırılabilecek bir gereksinim, en tecrübeli bedenlerde sessizce okunabiliyordu yıllanmış bir kitabın kapağı gibi. Çimenlerin arasında, hareketsizce beklentisi, aslında her zaman ki hareketliliğini de yaşatıyordu içinde. Onun kanser kıvamında, bitmek bilmeyen sinirsel iletişimi fiziksel boyutları aşarak kişiliğine işleyeli çok zaman geçmişti bugüne kadar. Geri dönüşü olmayan bu alışkanlıksa her ne kadar bir lanet gibi görünse de, başarısının daima anahtarıydı işte.

Ne bir rüzgar alıp götürebilir aklında ki kargaşayı nede suyun o aziz berraklığı yumuşatabilirdi sinirlerini. Ne zamandan beri başlamıştı ki bu kadar yıpratmaya kendini? Ne zaman o doğduğunda ki sahip olduğu taze sadeliği bulamıştı çamura? Hangi ara, Dünya’nın kara ahengi esmişti özneliğinin yekpare kayalıklarında? Kabullendiği bir evre olmuş muydu peki hayatında? Seçenek yahut bir yol ayrımı, kaderini yönlendirmesi için ona sunulan bir fırsat, yada bir söz hakkı? Hayat ne zaman vurmuştu kroşeyi ona? Yediği aparkatlar onu yere yıkıp bertaraf ederken benliği değişmiş miydi her bir âdem oğluna olduğu gibi.

Hayır.

Nefes borusunun, kirli Dünya’nın gerçek atmosferini tattığı ilk saniyelerinden bugüne kadar o seçimleri düşünmek zorunda olduğu bir Dünya hayal etmemişti bile kafasında. İlk insanlar nasıl doğduysa, aynı şekilde hayata gözlerini açmıştı. O, aşk dedikleri duygusal bunalmanın gelecek adına yapılan bir faiz yatırımıydı hayatta. Mantık üzerine, diğer doğan tüm insan ırkının ataları gibi hayatta tutunmak için yaratılma hakkı tanınan bir nefesti o. Antik çağlarda, mağara duvarlarına avlar hakkında resimler yapılmadan önce doğan vurdumduymaz cesaret, onun gözlerinin çeperlerinde hücum ediyordu ilk gününden beri. Kendine bir şans, seçim yada bir olanak yaratmak için yaşayan bir insandan çok, olanakları seçecek olan insanlardan bir adım daha ileride olmayı, olanakları yaratmayı seçen biriydi o ilk günden beri. Düşünceler, onları bulamıyordu. Aklından çıkamıyordu analiz ettiği olasılıklar. Nefes eğer insanın vazgeçilmeziyse, Gianni Bennato isimli bu insan oksijenini düşünerek kazanıyor olmalıydı.

Ağrı.

Büyük bir baş ağrısı. Büyük bir yük ancak büyük bir hayat. Tüm o zihninde yaşanan beyin fırtınaları, stratejiler ona her zaman ağrı yaşatan sızlamalar bahşetmişti başarının yanında. Cenneti omuzlarında taşıyan Atlas kadar baskı altında hissetmeye alışmıştı yıllar sonra ancak bu adam. Hiçbir zaman yılmamasını sağlayan tek etken kazanç, hayatının vazgeçilmez bir parçası olsa da, asıl borçlu olduğu şey egosuydu onun. Bir insanın geçirdiği hayat süresi boyunca ne kadar acı ve sabra dayanabildiği ölçülmemiştir. Ölçülemez de. Ne bir kutsal kitap bahseder bundan nede bir düşünür. Onun zihni hep daha fazlası için kendi kendine yer açan bir nebula gibiydi. Kimi zaman ofiste yahut evde yalnız kaldığı vakitlerde ceyran eden ağrılı spazmlar onu benliğine işlemiş vazgeçilemez hastalıklardı. Nedenler ve beklenen sonuçların karşılaştırdığı dev bir yazı tahtası gibi. Sadece biraz daha katı kurallı. Nedenlerin oluşturduğu devasa bir duvar düşünün. Moğol akınlarını durdurmak amacıyla yapılan Çin Seddi’nin büyüklüğünü hayal edin. Daha kalınını, daha uzununu, daha sağlamını. Dalga dalga gelen düşman akınlarının bu duvara çarparak bertaraf oldukları gerçeğini ekleyin hayalinize. Ve bu duvarın sadece bir süre sonra, egonun doyup gülümsemelerin peydahlandığı karanlığın en ak gününde açılarak geriye kalan düşmanları içine çektiğini hayal edin. İşte bu devasa süzgeç Gianni’nin DNA’larında var olan bir virüs gibi ona bir kusursuz bir tahlil imkanı bahşetmiştir. Doyana kadar istediğini alır, bekler, sabreder. Atalarının doğada tecrübe ettiği timsahlar gibi, sabır ve öfkenin en safı açığa çıkmayanıdır. Ancak bu saflık, onu içten içe mahvetmiştir daima.

    “İşte tamamen buydu onun aklında dönen oyunlar,
    Satranç karelerinde marşla yürüyen piyonlar ile bütün yükü çeken karamsar şahlar.
    Duraksamak, hissetmek arzuladığı tek mola olarak avucunda beklerken,
    Vezirlerden gelirdi cevaplar, çok uzaklardan gelen zarafet ve tozla saklanmış özel şaraplar.”


~

Orada sessizce oturmuş, martıların güneşin kaybolmaya yüz tutmuş son santimetrelerinin hizasında evlerine gitmelerini izliyor gibi görünüyordu. Görünüyordu. Çünkü aslında bugüne kadar martılar ya da diğer hayvanlar hiç umurunda olmamıştı. Sadece oturup Fransa’da yürüttüğü işin detaylarını düşünüyordu. Düşünüyordu çünkü düşünmek zorundaydı. Bunu yapmak, onun elinde uzun zamandır tuttuğu kaderin parlayan başarı anahtarıydı. Elinde ki viskisine dair geriye kalan sadece birkaç gramlık son damlalar boğazından aşağı kayarken bir isim çalınmıştı kulağına, “Harford.” Sakince başını iki yana salladı. Babası bunu ona söylememiş miydi? Gücü elinde tutmanın ona vereceği zararları onarmanın zor olacağını. Yalnızlığın ona bahşettiği kudretli ve sarsılmaz cesaretin onu bir köşeye kıstırarak çıplak bir halde kamçılayacağını. Peki ya işittiği ismin ardına gizlenen o hatıra kokusunun üzerinde yarattığı etkinin gerçekliği? Bugüne kadar tabanlarının altına yapışıp bir böcek gibi unutulup giden o sözde özel büyücü ve cadıların kimliklerinin dışında bu adın sahibesi olan bayanın sahip olduğu kudretin düşüncesinin molekülü bile tutkunun ve zarafetin karıştırıldığı bir iksir şişesinin derin noktalarından gelen kokusuyla kaplıydı. Ağır bir şekilde ayağa kalktı Gianni. Arkasını döndüğünde hafızasında ki o tanrının özel işçiliğinin izdüşümünü gördüğüne sevinmişti. “Akşam sporunu kaçırmışım, umarım yemeği kaçırmamışımdır.” Sözcükleri işittiği pamuksu ton aslında büyük bir sarkazmik uzayı barındırıyordu ses tellerinin beyinle irtibatı içeren sinirlerinde. Kibar reveransıysa bu nazik bayanın büyün dünyevi nezaketinin bir sembolü, özel bir broşu gibi kondurulmuştu gecenin başlangıcına. Orada öylece durup onu izledi Gianni. Dudaklarına ufacık bir gülümseme bile konduracak takati yoktu pek çok zaman olduğu gibi. Eski düelist büyücülerin verdiği nazik bir çene selamlamasıyla bayanın reveransını kabul etti. Ağır adımlarla kıza yaklaştı. Kokusu İtalyan adamın içine dolarken sakince sağ elinin parmak uçları kızın saçlarına temas etmişti. “Korkunç.” Diye fısıldarken kızın sağ tarafından arkasına doğru ağır ağır ilerliyordu. “Birinin bu güzelliğe dokunması korkunç olurdu.” Sözlerinin noktalandığı yerde Gianni eğilerek Porsche Harford’ın ensesine yaklaştı. Saçlarının teması onu sol omzuna yönlendirirken iki eliyle nazikçe kızı belinden kavrayarak kendini ona sıfırlamıştı arkadan. Dudakları ağır ağır kızın sol omzunu öpücüklere boğarken köprücük kemiğine sıcak ve tutkulu öpücükleri kondurarak boynuna kaymıştı. En sonunda bu seramoninin bittiği yer ise kulak memesinin hemen arkasıydı. “Beni bu siktiğim Dünya’sından nasıl alıp götürüyorsun?” diye fısıldadı kendi kendine. Birkaç saniye sadece kokusuyla durmuştu orada. Saniyelerin ardından her zaman ki soğukkanlılığı ile onu kendisine çevirdi. Sağ elinden nazikçe kavrayarak saydam bir toz bulutu ile villanın içine cisimlendiler ardından.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Porsche Harford
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar



RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : Yirmi Yedi
Gerçek İsim : Bitte
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: In ogni caso..   Perş. Ağus. 23, 2012 12:31 am





Milat. Her yaşamın kendi içinde bir uçurumdan dönmüşlüğü, bir dibe vuruşun ardından yükselişi olmuştur. Zira bu dibe vuruşların ödülüdür göğe yükselmek. Sığ sularda avlanmaya benzer duygular, kontrol edilebilir gibi görünen ancak o bir avuç suda insanı ölüme götürendir. Harford'un çıkışı, inişinden masraflı olmuştu nitekim. O sığ sularda piranalara yakalanacak kadar bahtsız, "imkânsız"ı yaşayan değil miydi?

İngiliz büyücü sosyetesinde boy gösteren ailesinin savaşan tek çocuğu...
Gerçeği görebilen fakat en yakınındakilere aktaramayan... Zavallı!

Nereden almıştı bu ilhâmı? Bu yaranın derinliğini kim bilebilirdi? Sadece karşısındaki adam... Dağınık saçları ve derin bakışlarının sükût içinde durduğuna aldırmamalı, fırtınalar sadece vurduğu yerde yakıcı iz bırakır. Harford onun mıntıkası içinde; onun zihnindeki fırtınaya tutulmuş bir köylü, belki de bir işçiydi. Bir nevi iç başkalaşımı geçirmiş, o yenilgiden sonra teorisyen yanını bir kenara koyup en baştan, pratikten başlamıştı. İki sene öncesi, Harford'un çaylaklık dönemi biteli bir yılı aşmıştı. Sihirsel ilerlemeler ve Sihir Bilimi konulu toplantıya diğer ülkelerden de katılıp yoğundu. Bennato'nun -ve ayrıca saygı duyulması gereken, o yenilmez asasının- katılımıyla şeferlendirdiği toplantının Harford'ta iki ismi vardı. "Yenilgi." Bu madalyonun bir yüzü, arkasında ise bambaşka bir kavram vardı. Diğerini ekseriyetle tamamlayan "Milat." Yeteneği ile göz kamaştıran, büyü yeteneği konusunda sınır tanımaz üslubuyla Bennato yaşına göre beklenmedik bir performans sergiliyordu. Uğultuların zihin yorduğu toplantılar sessizliğe gömülen kalabalığın pür dikkat izlediği düellolarla sonlanmıştı. Gökyüzündeki bulutları ahengi gibi ilahi bir sanat eserini andırıyordu ortaya çıkan manzara. Sihirbazlar bir kez daha bahşedilmiş yeteneklerinin kıymetini anlayıp anlık boş bir mutluluk yaşıyorlardı. Akıl ziyanlığı. Harford böyle düşünmüştü. Her sabah sihir gücünün farkındalığı ve gücüyle uyanıp, yaşamının bir saniyesini bile boş geçirmemeye söz verdi. Çünkü aynı mıntıkada, aynı fırtınadan etkileniyordu. Bu sefer savrulmadan, fırtınayı arkasına katarak, giderek güçlenerek...

Usta büyücünün yanına yaklaşmasıyla midesinde kasılmalar artıyordu, anlık duygusal bir esaret her an bedenini ele geçirebilirdi. Beyin kıvrımları arasında dolanan o tilkilerin hepsi bir yana uçuşmuş, gözleri karşı cinsini dikkatle izlemekteydi. Zira büyücü saç uçlarına dokunduğu andan itibaren Harford kısık ama algısını yitirmiş gözleriyle sağ tarafına baktı. Görüyor fakat gözünün algıladığı manzarayı zihni idrak edemez olmuştu. Mahcup görünmek için yapmasa da yere odaklanmaya çalıştı, bu ölümü beklemekten daha heyecan vericiydi. "Korkunç." demişti büyücü. Ses tonu öylesine gizemliydi ki Harford nefesini içine bir dana hiç bırakmamacasına çekmişti. Artık Bennato tamamen arkasındaydı, emindi. Genç cadı kaşlarını belli belirsiz çattı, nitekim o sırada lafın devamı gelmişti. "Birinin bu güzelliğe dokunması korkunç olurdu." Harford nefes verirken, aldığından daha fazla zorlanmıştı, yüzüne damarlarından hücum eden bir sıcaklık vardı ki bunu görmezden gelemezdi. Cadıya öylesine yaklaşmıştı ki Harford heyecanını ele vermek endişesi duysa da hiçbir şey yapamadı. Tek yaptığı karanlığın gökyüzündeki kızıllığı alaşağı etmesini izlemekti. Yeni gelen gecenin bahçeyi aydınlatan ay ışığı arasında Harford'un saçları renklerin tezatı ilkesine bağlı olarak dalgalandıkça ışıldıyordu. Belki arkasına dönme cesaretini gösterse büyücünün o derin bakışlarını da yakalayabilirdi. Yapamadı. Bu büyücünün avlanma tarzı ise kadını en hassas yerinden kıskıvrak yakalamaktı. Omzunda ve hizasını takriben vücudunda hissettiği öpücükler iki sene öncesinin tesellisi niteliğindeydi. "Canın yanmıştı." dercesine... Büyücünün kulağına fısıldadığı iltifatları başını döndürmesine izin vermişti; belki de Harford'un ihtiyacı, ekmeği, suyu şu anda buydu. Elini kibarca kavrayan adama itaat etti ve kendini sihrin akışına bıraktı. Yolculuğun sonu villanın içi olmuştu. Üst kat koridoruna cisimlenmişlerdi. Harford kapı aralığından Benneto'nun yatak odasını ve çalışma odasını hemen seçmişti. Dudakları birleşmemişti genç kadının, şu anın kaderini belirleyecek olan bir işaret bekliyor gibiydi. Henüz arkasına dönüp adamın gözlerine bakmaya cesaret edememişti, yine de kolları kendisini saran güçlü kollar arasındayken parmakları Benneto'nun parmaklarını kavramıştı. Ağırlığını diğer ayağına vermek için hareket ettiğinde bedeninin büyücünün bedenine bu denli yakınlığını yeni fark ediyordu, elbisesinin kalçasını örten kısmı büyücünün vücuduna sürtmüş olabilirdi. Bir kez daha adamın özel odasına baktığında başıklarının karşı cinsi tarafından yakalandığını hissetti. Suçluluk duymuyordu aslında, yani aklından geçenler de suç sayılacaksa orası başkaydı. Büyücünün de bundan yana bir sıkıntısı olduğunu düşünmüyordu. Bedenini sabit kılıp, boynunu hafifçe sağa çevirdi. Biraz sağa çekilerek dudaklarını adamın sol kulağına değdirdi. Tek kelime etmeden ve henüz tamamlanmamış fiilinin etkileyici olduğu söylenebilirdi. Harford bu fiili yarıda bırakmamakta kararlıydı, devamında şu sözcükleri fısıldadı. "Her kilidin anahtarı farklıdır, ben doğru anahtarı beklemiştim." Cümlesini tamamladıktan sonra büyücünün boynuna pek çok öpücüğe bedel bir buse kondurdu. Gri gözlerini nihayet onun esrarengiz bakışlarına katabilmişti.

Kapının ardındaydı her şey, kavgalar ve sevişler. Bir tahta kapı arkasında da kalmasını bilirdi. O zamanlar kıymeti bilinirdi: kavganın da sevişin de... Yorulduğunda biri, diğeri ona dayanırdı. Birken iki, ikiyken üç olunan yerdi bu kapı arkası. Zihinler ise ikiyken tek, kalpler de ikiyken tek olurdu. Sihirden daha güçlü olduğuna inanırlar:
Sevgi ve yaramaz kardeşi tutku.


____________________________________________________________________________________________________

✤ vur, korkak! öldürdüğün yalnızca bir kadın bedeni olacak ✤
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Gianni Bennato
Sihir Bakanlığı
Sihir Bakanlığı
avatar


“i love the name of honor, more than i fear death”
― Julius Caesar



RÜTBE : ULUSLARARASI BÜYÜCÜLER KONFEDERASYONU BAŞKANI
Özel Yeteneği : Sol kroşe.
Karakter Yaşı : 36
Gerçek İsim : Berfu.
Nerden : Italya, Floransa.

MesajKonu: Gianni's turn.   Paz Ağus. 26, 2012 3:35 pm


Parmak uçlarında ki en ufak temasın, bütün bedende yayılıp beyinde algılanması, insanoğlunun göremeyeceği yahut yaşayamayacağı zaman dilimleri arasında gerçekleşir. Bugüne kadar o über derin zaman dilimlerinde olan olaylar neticesinde kimi hayatta, kimiyse ölü. Belki de bir takım şeyler var ve bir takım şeylerde yoktur. Ama hep bu kısacık zaman dilimlerinin arasına insanın serpiştirebildiği yegâne şeylerden biri, derinlemesine bir arzudur. Kamçılanmış bir şehvetin acı tonlu zevkli çığlığının ses dalgaları girebilir o görünmez ve yaşanılamaz ufak zaman dilimlerine. Gerçeği yaşayan bedenlerin farkında oldukları o yegâne saf duygular, hayatlarını değiştirebilecek bu çok önemli ve nadir değişikliklere sahiptirler. Gianni’nin hayatında yaşadığı ve yaşattığı gibi.

Yorgunluk, en ince sinir hatlarından parmak uçlarında gezinen alyuvarlara kadar her hücresine işlemişti. Uluslararası Arena’da oynamanın olumlu yanlarının en olumsuz yanı da buydu işte. Gizli kalmış, doğmuş ve gelişmiş histerik bir paranoyanın bilinçaltına işlemesi ve bunun günden güne bedeni yorarak yaşlandırması ve beyne tembellik olgusunun aşılanmasını sağlar. İnsanoğlunun isteklerinin arka planında, kazandığı her bir adım için kalbinde ki mutluluğu koyduğu mutluluğun yanında promosyon olarak verilen bu paranoya, insanı içten içe yorar ve katleder hayat zamanı boyunca. Daha fazlasını kazanmanın savaşını verirken, aslında hepsini koruma içgüdüsünün doğal bir şekilde ortaya çıkmasını folluk olarak benimseyen kaybetme paranoyasının insan verdiği o eşsiz hastalığı.

Amansız bir acının içten içe insanı kavurması.

Sen kazanırken, onun seni kazanması.

Kaybetmenin insan üzerinde yaratacağı en duygusal ve içten paranoyik hislerinin ihtişamı.

Kontrol mekanizmasının iflası.

Hep böyle olmuştu onun için. Yaşam, onun için atalarına olduğu gibi bir savaş arenasıydı. O ter döktü, kan döktü. Hayatta kaldı ve sahip oldu. Ama hayatın amacına ulaşmaya çalışırken, Tanrının koyduğu fizik kuralları, var olmuş bir insana bir şeyler verirken bir şeylerde almaktadır her zaman. O, çok düşünmenin ve olasılıkları tahlil etmenin verdiği ağırlığın altında kalmış bir insan haline geldi. Arkasını kollamak için her an büyük bir paranoyanın içine atılmış kimsesiz bir ayı yavrusu gibi soğukkanlı ancak boğulmaya yüz tutmuş bir varlık. Her an aklında bir iş, bir sonuç ve bir neden varken ne ara rahat edebilirdi? Ne zaman gerçekten nefes alabilirdi?

~

Gianni, karşısında ki kadının çenesini kavradı sol eliyle. Sakince yüzüne bakarken düşünüyordu. Onun kendisinde bırakmış olduğu düşüncelerin iz düşümünü değerlendiriyordu. Tanıdığı kadınlardan farklı olarak onun ihtirası kelebekli böcekli bir hayat üzerine değil, saf olan vahşetin kaderini kabullenmiş bir kadının sınırları yok etmesi üzerine kurulu bir hayattı onunkisi. Bundan iki yıl önce onu yere serdiği ufak düellonun öncesinde onun kim olduğunu öğrenmiş ancak umursamamıştı. Bu kadının sakladığı güç ihtirası daha sonradan ortaya çıkmıştı. Gianni’nin bulduğu yazıtları kendisi için anlamlandıran bu kadın aslında mükemmel bir fizik ve ihtişamlı dış görünüşünden ibaret değil, daha fazlası ile sarınmış bir şarkı gibiydi. Sadece çenesini tutmuşken sessizce yüzüne ve vücuduna baktı düşünürken Gianni. Bu düşünme merasimini noktalaması uzun sürmemişti. Ağır ağır eğilerek kadının dudaklarına yapıştı. Sakince alt dudağını emerken eğilip bu zarif bedeni kollarına almıştı. Kadın başını arkaya atmış, Gianni’nin saçlarına yapışmışken bir İtalyan boğası inceliğinde kadının boynunda dans etmeye başlamıştı adam. Ağır ve yumuşak dil darbeleri kadının tadını italyanın benliğine taşırken dudakları boynunu ve çenesinin altını yumuşak, ipek bir örtüyle örtermişçesine okşuyordu. Çok değil, kısa bir süre sonra yatak odasına girmiştiler adamın. Gianni, onu sakin bir şekilde yatağa yatırdı. Oda çok eski İtalyan mimari çizgilerini taşısa da antik Roma dönemi evleri akla gelen ilk şey oluyordu. Büyük, yerden tavana kadar uzayan camlar odanın tamamını kaplıyor, ve şarap kırmızısı duvarlar hareket eden tablolarla donanmış halde birinci sınıf meşe ağacından yapılma parkelerin üzerinde sade ve çok az bir mobilya ile sergilenmek için hazır bir yer haline getirilmiş gibiydi yatak odası. Gianni’nin Porsche’u koyduğu yatak devasa bir yuvarlaktan oluşmuştu. Odanın tam ortasındaydı ve ne yumuşak ne sert bir yapısı vardı buranın. Gianni, sağ eliyle ufak bir işaret yaparcasına hareket yaparak ceketini ve gömleğini üzerinden çıkarmıştı. Kıyafetleri, sanki bir oluktan aşağı akmak üzere kayan su gibi ağır ağır katlanarak aşağı doğru kayıyordu. Adam, Porcshe’un üzerine çıktı nazikçe. Onun gözlerine baktı. Onunla yaptığı sansürsüz sohbetlerin, ve iş konuşmalarının yükünü azalttığını itiraf etti kendi kendine bir defa. Eğilerek kadının dudaklarını emmeye başladığında onun varlığı için kendinde duyduğu açlığı da kabullenmişti. Onu soyan elleri ardında ki pamuksu tene kızı tamamen çıplak bırakmadan dokunmamıştı. Dudakları sakin ve ihtiraslı bir şekilde kadının dudaklarından boynuna, göğüslerinden karnına ve daha aşağılara indi. Onu ihtiras ve arzuyla öperken kadın sadece gözlerini kapatmış ve Gianni’nin saçlarını kavramıştı. Ona duyduğu açlığı en iyi şekilde doyurmaya niyetliydi bu İtalyan. Sadece Porsche’un Gianni’nin hayatında nazik bir nokta olmasından ötürü ona saygılı bir şekilde dokunuyordu. Birkaç dakika sonra dudakları aşağıdan yukarı çıktı. Kızın bacaklarını kendi beline dolarken Porcshe’un saçlarını okşadı. Aklından geçenleri konuşarak bu dünyanın pis oksijeniyle kirletmeyecekti. Çenesinin alt kısmını, boynuna yakın olan bölgeye ufacık öpücükler kondururken bedenlerini birleştirdi ağır ama güçlü bir şekilde. Bu gece, sahip olduğu güç savaşı adına hiçbir şey onu yoramayacaktı. Sadece saygı duyduğu bu güçlü cadı, ve ona duyduğu açlık var olacaktı bu noktada.



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Porsche Harford
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar



RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : Yirmi Yedi
Gerçek İsim : Bitte
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: In ogni caso..   C.tesi Eyl. 01, 2012 5:13 am




          Unutmak, bir an için her şeyi... Zevk almanın parolasıydı bu, gözlerini kapatıp zihninin yoğunluğunu akıtmak bir musluktan boşluğa. Savaştığını, yalan söylediğini, kaçtığını unutmak... Öyle bir ânı yaşamak aslında sadece unuttuklarını toplayıp koca bir çemberde yakıp küle dönüştürmektir.


İngiliz sosyetesinin oyuncağı olmaktan sıyrılmaya çalışan genç bir kadının mücadelesiydi bu, yaşa ve yaşat. Marmelat kıvamındaki ilişkilerden bıkmıştı, sessiz ve kararlı insanların hayatına dokunmak istiyordu. Bennato'nun etkisi altına girdi gireli bu ânı arzular gibiydi. Hayalini bile saçma bulduğu zamanlara şimdi içinden sevinç kahkahaları yolluyordu. Bahçeyi aydınlatan lambaların pencerenin içine yolladığı ışık Harford'un kirpiklerini aşıp kısık, gri gözlerini aydınlatırken; kadın, belinde hissettiği parmakların dikkatli dokunuşlarını hissetmenin zevkini çıkartıyordu. Şimdi İtalyan'ın aklı Harford'un bedeninde, cinnet şeridinden çok çok uzakta ve iyi bakışlı gözleri arzulu bir avcı misali kadının beyaz bedenine kitlenmişti. Dudakları, onun dudaklarıyla her buluştuğunda ciddi repliklerin ölümüne şahit olan bu yatak odasının sessizliği takdire şayandı. Masumiyetini kaybetse bile bu buluşma saygısını asla kaybetmemeye yeminli birer hatıra, hatırlandığında yüzlerde aynı ifadenin gerçekliğini kılacak kadar kararlıydı.

Manevi doyumun esaretinde kapandı cadının gözleri, tutku içinde bir zehirmişcesine nefesini zorluyordu. Ayak bileklerinin birleştiği yer büyücünün marifetli beliydi, her hareketinde cadının aklını başından alıyordu. Yumuşak çarşafın altında kırışmasını, kapının önünden geçen hizmetçileri, bahçedeki gece kuşunun sesini, hiçbirini umursamıyordu. Girdiği girdabın içinde kaybolurken büyücünün kuvvetine olan direncini kaybetmişti. Beyaz teni arzunun ıslaklığında yıkanırken gri güneşin bakışları altında ellerin büyücünün omuzlarına yaslamış bulundu. Bennato lezzetin ve doyumun peşinde Harford'un en bereketli topraklarını ele geçirmişliğinin zaferini kutlamalıydı.

Adamın sırtını yuvarlak yatağın ortasına yatırdı kadın; yüzünü onun yüzüne çevirmiş, vücudu onu vücuduna paraleldi. Dili adamın kulak arkasını taciz ederken cüretkâr bedeni her saniye onunkine biraz daha yaklaşıyordu. Lacivert gecenin ortasında Harford'un kan toplamaktan kızarmış yanaklarının içinde dudakları bir tutam kıvılcımı andırıyordu. Mücadele kurgulu geçmişin getirdiği tatlı muhabbetin kollarında yeni bir hikâye filizlenmişti. Hikâyenin iştahlı satırlarına talimdi bu iki insan. Belki geç, belki erken. Bir son ya da başlangıç, ne önemi vardı?


____________________________________________________________________________________________________

✤ vur, korkak! öldürdüğün yalnızca bir kadın bedeni olacak ✤
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: In ogni caso..   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
In ogni caso..
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Rol Oyunları-
Buraya geçin: