AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
ACCIO WIDGET!        
Yönetim
Puanlar
Enler
Pano

Paylaş | 
 

 Soğuk ve Sıcak

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Joshua Chauncie
Profesör
 Profesör
avatar

RÜTBE : İKSİR
Gerçek İsim : Tolga1.
Yaş : 23

MesajKonu: Soğuk ve Sıcak   Çarş. Ağus. 15, 2012 11:34 pm

...

____________________________________________________________________________________________________
.

.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Joshua Chauncie
Profesör
 Profesör
avatar

RÜTBE : İKSİR
Gerçek İsim : Tolga1.
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: Soğuk ve Sıcak   Çarş. Ağus. 15, 2012 11:34 pm

İşaret parmağı kristal bardak üzerinde yüz kırk ikinci sakin turunu attı. Baharın pek alışık olunmayan soğuk gecelerinden birinde, çatırdayan şöminenin önünde, sırtını yatağına vermiş halde yerde oturuyordu Joshua. Yalnız oluşunu nadiren dert ederdi ve bu anlar da özellikle çevresinde kimsenin olmadığı zamanlar olurdu. Aslında bütün yaşamı boyunca, sıkıntı veren, hareketlerini kısıtlamak tek varlık amaçlarıymış gibi davranan arkadaşlara sahip olmaktansa, tek olmayı tercih etmişti ve yalnızlığıyla hep gurur duymuştu. Yalnızlığına değer vermiş, onu muhafaza etmek için savaşmış, ne gerekirse yapmıştı. Yeryüzündeki en pislik insan olmuştu yeri geldiğinde, en kırıcı, en umursamaz, en alçak ve başka kötü bir sürü ‘en’… Yalnızlığıyla gurur duymuş, bunu kendi tercihi olarak gösterirken bir an bile çekinmemişti. O başı her zaman dik, her zaman onurlu, her zaman imrenilendi ve her zaman… yalnızdı. Birçok derste en yüksek notlara sahipti ve bunu çalıştığını fark ettirmeden yapardı. İnsanlar onun emek göstermeden bir yerlere geldiğini düşünür ve bunu kendilerine sorun haline getirirlerdi. Joshua biraz da bu yüzden pek sevilmemişti ama hayır, yalnızlık tamamen onun seçimiydi.

Başını bıkkınlıkla yatağa yaslayarak derin bir nefes verdi. Gözleri gereğinden fazla süredir açık kalmış, yorgunluktan acımaya başlamıştı. Yine de Joshua, iki gecedir uyumamasına rağmen, şimdi de gözlerini kapattığında uyuyamayacağından emindi. Rahatlaması gerekiyordu ve bunu içkiyle başaramadığı ortadaydı. Yanında duran boş şişeden bu rahatlıkla anlaşılıyordu. Elini yumruk şeklinde yere bastırarak doğruldu, yataktan, ardından da duvardan destek alarak ayağa kalktı. Avuç içini gözüne bastırarak ovuşturdu kabaca, başının döndüğünü hissediyordu. Kolay kolay sarhoş olmazdı ancak bu içki, kendi yaptığı içkilerdendi ve özellikle sarhoş etmek için vardı zaten. Bu yüzden Joshua sarhoş olduğunu kendine itiraf etmekte çekinmedi. Adımları sarsılıyordu yürürken. Gerçekten rahatlamanın yolunu biliyordu içten içte günlerdir ancak sıklaşmış periyotlardan çekinmeye başlamış, işlerin olumsuz sonuçlarla katlanmasından korktuğundan erteleyebildiğince ertelemişti bu işi. Yine de biliyordu, kaçamazdı, kaçamayacaktı. Devirmemeye çalıştı, birbiri etrafında dans eden eşyalarını. Odası etrafında dönerken o dönmemeye gayret etti, karşı durmaya, kendinde kalmaya. Kıymet verdiği bir bibloyu devirdiğini fark ettiğinde birbirinden sert küfürler fırladı ağzından. Tükürürcesine, karşısındaki en büyük düşmanıymış gibi sövdü kendine. Her şey bu kadar hareketliyken nasıl bir şeylere çarpmaktan kendini alı koyabilirdi ki?!

Birkaç şişe kendini yere attı Joshua bulması gereken şişeyi ararken. Anlam veremedi ancak umursayacak kadar da bilinçli değildi. Şişeyi titreyen elleri arasına alıp, sıkı sıkıya bastırdı göğsüne. Acele etmek istemiyordu ancak şişeye dokunduktan sonra da dönüşü olmadığını ve artan bir ivmeyle arzusunun şiddetleneceğini biliyordu. Tereddüt etmedi, ellerinin titremesini göz ardı ederek kavradı tıpayı. Çekti, zorluk çıkarmadan açıldı şişe. Tıpayı yere fırlatıp derin bir yudum aldı karışımdan. İşte o anda bıraktı dünya dönmeyi, odası da öyle. Saniyeler içinde sarhoşlukla işlemez hale gelmiş beyini ulaşabileceği en üst verime ulaştı. Çevresini normalden çok daha duyarlı bakışlarla inceledi. Her seferinde bu kadar büyülenmesine anlam veremiyordu ancak hiç kafa yormamıştı bunun üzerinde de. Sorgulayarak bozmak istemiyordu yaşadığı büyülü anları. Net, düzgün adımlarla ilerledi yatağına. Küçük şişeyi hala göğsüne bastırılmış halde tutuyordu, zaten her zaman olduğu yerde. Bu iksir uzun zamandır onun hayatının bir parçasıydı. Hem en güzel, hem de en kötü… Bir önemi yoktu ancak, bir şekilde onun varlığı sorgulanamaz, yokluğu düşünülemez, onsuz bir şimdi ya da gelecek hayal edilemezdi. O Joshua’ydı. Varlığı onun varlığıydı. Onlar tek bir varlıklardı.

Şişeyi gözlerinin hizasına kaldırdı, koyu bir arzuyla ışıldıyordu bakışları şişenin üzerinde. Şeffaf şişenin içinde birbirine karışmadan birbiri içinde dağılan yeşil ve mavilere baktı. Zümrüt ve safir dans ediyorlardı birbirlerini baştan çıkarmak için sanki. Benim hazinem, diye geçirdi içinden Joshua. Ardından bu güzelliği izlemekle bünyesine katmak arasında sıkı bir kararsızlığa düştü ancak bencil arzuları çok daha baskın geldi ve iksiri tek bir dikişte içti. Görüşü netleşti biraz daha, dünya aydınlandı ve her şey çirkin yönlerini attı bir kenara ve en güzel taraflarını göstermeye başladı Joshua’ya. Tertemiz, kutup rüzgârları döndü çevresinde ve Joshua baştan çıkarıcı serinlikte gözlerini yumdu sıkıca. Teni soğuktan yanmaya başladı ancak yine de çok güzeldi. Sonra güneş açtı odanın tepesine, sıcaklığı tenini eritti, iliklerine sızdı fütursuzca. Bahar koktu soluduğu hava, bin bir türlü çiçekle süslenmiş… Kuş sesleri kalp atışlarını bastıramadı. Mutluluk tüm somutluğuyla teninde kaydı. Bu yoğun haz, her seferinde daha güçlü hissediliyordu ve Joshua her seferinde daha fazla kaybediyordu kendini. Bunun sonu olmasa da olurdu. Değerdi.

Kapısı çekingen ancak güçlü üç yumrukla çalındı. Joshua açmak istemedi önce, beyninin sağduyudan vazgeçmemiş bir tarafı bu şekilde kimseye görünmemesi gerektiğini bağırıyordu ancak kalbi acıyla sıkıştı. “Zoey!” diye feryat etti, gözleri dolmuş, nefesi titremeye başlamıştı. “Geleceğini biliyordum sevgilim. Biliyordum!” Sağ elini yumruk halinde bastırmıştı göğsüne ve yaralı bir savaşçı gibi tökezleyen adımlarla ilerledi kapıya, açtı, oradaydı, oradaydı! Yüzüne vahşi ama umut dolu bir gülümsemenin yerleştiğini hissetti. “Ah sevgilim, biliyordum, emindim.” Duraksamadı, onu ait olduğu yere, kollarının arasına almak zorundaydı. Bu zorunluluk bütün her şeyin üzerindeydi. Hayati olmanın ötesinde, kutsal bir amaçtı sanki. Uzandı, kollarından tuttu ve çekti var gücüyle içeri. Kapıyı ayağı ile hızla kapatırken kollarına doladı sevgilisinin beline. Yüzünü saçlarının arasına gömdü. “Her zamankinden daha güzelsin.” Derin nefesler aldı, kokusunu özlemişti. “ Her zaman, her zamankinden daha güzel olursun zaten.” Biraz daha sıktı kollarını. Mümkün olsa varlığı varlığına karışana kadar sıkardı hatta. Onu ait olduğu yere, içine yerleştirene, ruhuna karıştırana kadar sıkardı… Ve mümkün olsa, sonsuza kadar öyle kalırdı.

____________________________________________________________________________________________________
.

.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Susan White
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

I heard that you like the bad girls honey, is that true?

RÜTBE :
Karakter Yaşı : Yirmi altı buçuk.
Gerçek İsim : Miray
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: Soğuk ve Sıcak   Perş. Ağus. 16, 2012 11:44 pm

    Bitmek tükenmek bilmeyen bir telaş.
    Her zaman sakinliğiyle övünen revir, sıfatıyla dalga geçermişçesine kalabalıktı. Nereden geldiği belli olmayan bir virüsün Hogwarts’ın sakin duvarlarını arşınlamasıyla zayıf düşen bedenler, revire atmıştı kendini. Sınav öncesi yorgun düşen ve mikrop yuvası olan vücutlarını tazelemek adına geldikleri revirde, büyük hayal kırıklığı yaşıyordu herkes. Şifacıların birbirilerine gönderdikleri umutsuz bakışlar, gerekli iksirin hazırlanmasına lazım olan malzemelerin yokluğunu gösteriyordu. Dakikalardır karıştırdığı malzeme dolabının önünde duran bir kadın, keyifsizce kıpırdandı. ”Pekala, herkes, dışarı! Gerekli iksir en kısa zamanda hazırlanacak, burada oluşturduğunuz kalabalığın işimizi engellemek dışında yaptığı bir şey yok.” Gerginlikten kasılmış yüzünde, sinirden büyümüş gözleri tek tek öğrenciler üzerinde dolandı. Hala mırın kırın eden ve oldukları yerden ayrılmama inadını büyük bir çekingenlikle sergileyen öğrencilere en yakıcı bakışlarını attı Adalicia. ”Hadi!” Görevine en sıkı iplerle bağlı bu kadın, normalde kapısına gelen –hatta gelmediği halde zorla kapısına gittiği- her insana şifa aşılamayı kendine ilke edinmiş olsa da, diğer hastalardan daha acil durumu olduğunu söyleyen onlarca öğrencinin sesleri altında düşünmesi engelleniyordu. Düşünemeyen bir şifacı, işe yaramayan Biberli İksir gibiydi. Ve kurt dişi kökü olmadan işe yaramayacak Biberli İksir’i düşünmek bütün sinir sistemini alt üst ediyordu. Aktara yazıp isteyebilirdi, sonraki gün elinde olurdu kök. Fakat revire gelen çocukların tavan yapmış ateşi, burunlarından akan sümüklerin kirlettiği peçeteler, Adalicia’ya hızlı olmasını söylüyordu. ”Siz aktara yazıp olmayan malzemeleri isteyin, ben birisine uğrayacağım.” Ayakları olduğu yerden ayrılmak istemese de, az sonra gideceği yer dünyada bulunmak isteyeceği belki de son yer olsa da, görevin getirdiği sorumluluğun baskınlığı Adalicia’nın bedenini hareket ettirdi. Her zaman gülücükler saçan yüzüne kondurulmuş bir tedirginlikle, reviri terk etti.

    Joshua Chauncie.
    İksir dehası. Bilginin adam olma anlamına gelmediğinin koca bir kanıtı. Etrafa saçtığı kabalık belirtilerini toplamak için hiçbir çaba sarf etmeyen, güzel çizilmiş yüz hatlarının ardında her zaman kibir bulunduran, sevgi kelimesinden yoksun olan acınası bir adam. Adalicia, bu adamın zindanların ardına çekilmiş soğuk odasına yürüyordu sıkkın adımlarla. Mesleğinin getirisi olarak, her zaman muhatap olmadığı adamlar çevreliyordu Adalicia’yı. Ama bu en kötüsü olacaktı belki de. Yıllardır görev yaptığı bu okulda, olası hastalıkları önlemek için her zaman malzeme dolabı dolu olurdu. Kendi elleriyle doldururdu Adalicia. Bu durumu yaşamamak için. Büyük ihtimalle kökü verdikten sonra Adalicia’nın suratına kapıyı çarpıp acınası hayatına geri dönecek Joshua gibi bir adamdan malzeme istememek için her zaman tedbirli davranırdı. Ama hayat en ince alayına bir kere daha başlamıştı işte. Daha Hogwarts’a ilk geldiği günü hatırladı Adalicia, hafif bir buruklukla. Eğitimini aldığı yere yıllar sonra Şifacı olarak dönmüştü. Tablolar bütün tozu kendine çekip, yaşanmışlıklarını yad ediyorlardı. Hayatının anlamını arayan öğrenciler, kendini aşka ya da uyuşturucuya vurmuştu. Kalabalığın içinde bütün gözleri üstüne toplayarak, elinde onaylanmayı bekleyen sararmış parşömenlerle, müdürün odasına gidiyordu. Joshua’yı o zaman görmüştü. Sarı saçlarının yarattığı hoş bir meltemle, dik ve kendinden emin duruşuyla görünüşe göre çoğu genç kızın kalbini hoplatarak, merdivenlerden iniyordu. Adalicia’nın dikkat etmediği bu adam, büyük bir gürültüyle Adalicia’ya çarpmış, sanki az önce çarptığı şey küçük bir sinekmişçesine bakmadan devam etmişti yoluna. Bakmadan, özür dilemeden, yere saçılan parşömenlerin herhangi birine aldırış etmeden. Bir insanın kendini nasıl bu kadar beğenebildiği sorusu daha o zaman kazınmıştı Adalicia’nın zihnine. Aradan geçen yıllar hiçbir şey getirmemişti. Joshua aynı boktu hala. Varlığı zarar değildi, hayır, ama yararını da görememişti genç kadın. Bu yüzden varlığını önemsemediği adamın kapısına geldiğinde, koynunda büyük bir tereddüt taşıyordu.

    Bedenini dikleştirdi. Bütün vücut hatlarını örten bol bir elbisenin ardında kaybolmuş vücudu, gerginlikle büzüşmüştü. Sıkı bir yumruk yaptığı eli, tahta kapıya yavaşça gitti. Taşıdığı tereddütten nasibini almamış yumruğu, üç güçlü tok sesi yarattı boş koridorlarda. Öğrencilerin yasak saatleri olmasa da, anlaşılır bir şekilde bu soğuk zindanlar hep boş olurdu. Ne güzel bir ortam seçmişti kendine bu adam. Meraklı gözlerden uzakta, kendi atını koşturabileceği bir yer. Suratından eksik edemediği alaycı bir gülüş yerleşti dudaklarına. Bekledi. Kapının açılmasını bekledi. Konuşmalar doluyordu kulaklarına. Yalnız değildi demek ki adam. Ya da –ondan beklenileceği gibi- hayatını olmayan varlıklara adayıp, onlarla güzel bir muhabbet tutturmuştu. Kulak kesildi. Konuşmalar beklerken, sert zeminde yankılanan ve gittikçe yaklaşan ayak sesleri ilişti kulağına. Kapı açıldı.

    Yüzünde en masum beklenti ifadesiyle ve nedense gülümseyerek kapıyı açtı, görmeyi en son dilediği adam.
    An tuhaflaştı. Joshua’nın hitap şekli karşısında şaşkınlık sardı bütün bedenini. Buraya niye geldiğini, ne isteyeceğini unutmuştu Adalicia. Karşısındaki adamın büyük bir hata yaparak söyledikleri –sevgilim derken?- bütün kafasını allak bullak etmişti Adalicia’nın. Belki sarhoştu, ya da deliydi ve bu özelliği geceleri ortaya çıkıyordu. Bilmiyordu Adalicia. Tek bildiği, şaşkınlığı omuzlarından silkeleyip konuşmak için dudaklarını aradığı anda, kendini adamın kollarında bulmasıydı. Debelendi. Vücudunu saran ve eli en olmadık yerlerde duran adamın güçlü kolları arasında çaresizce debelendi. Kendine göre romantik sayılabilecek cümleleri ardı ardına sıralıyordu adam. Fazla yakındı. Sıcak nefesi, Adalicia’nın soğuk teninde dalgalanıyordu. Rahibe hayatı yaşamanın verdiği çekingenlikle irkildi. İtti adamı. En zor durumlarda gelen deli kuvveti yardımcı olmuştu belki. Kendinden beklenmeyecek bir güçtü çünkü. Yine de bu güç pek fazla işine yaramadı. Adamın kolları hala sıkı sıkıya sarıyordu bedenini. Sadece aralarına mesafe koyabilmişti. Gücünün yettiği kadar geri çekildi. Hayatta en sevdiği kadına bakarcasına ışıldayan gözlerle Adalicia’ya aç bir ifadeyle bakan adam, kendine gelmeyecek gibi görünüyordu. ”Profesör Chauncie, iyi değilsiniz. Kendinize gelin lütfen. Aslında, diye düşündü Adalicia, adamın kendine gelmesini istemiyorum. Yüksek sesle ifade edemediği duygularla boğuşmaya başladı kadın. Yıllardır hayatındaki tek olay, hastalanan çocukları iyileştirmek olmuştu. Tatillerde bile Hogwarts’ta kaldığı düşünülünce, erkek dokunuşunu hissetmeyeli uzun zaman olmuştu. Bu yüzden ona narince değen bu eller, kalp atışını anormal derecede hızlandırıyordu. Hakkında hiç iyi düşüncelere sahip olmadığı bu adam, gözüne ilk defa farklı görünmeye başlamıştı. Yumuşacık saçlarından yayılan erkeksi bir koku süzülüyordu burnuna. Buna bir son vermeliydi. Kollardan kurtulmak için bir kere daha debelendi, ama hiç güç kullanmadan. Bedeni oradan ayrılmak istemiyordu sanki, mantığıyla büsbütün çelişkiye girerek.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Soğuk ve Sıcak   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Soğuk ve Sıcak
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Rol Oyunları-
Buraya geçin: