AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
ACCIO WIDGET!        
Yönetim
Puanlar
Enler
Pano

Paylaş | 
 

 Kaçışın Arifesinde

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Bibi van del Papin
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Karakter Yaşı : on yedi
Gerçek İsim : zeynep

MesajKonu: Kaçışın Arifesinde   Paz Ağus. 12, 2012 1:07 am

Geleneksel bir Ravenclaw evinin tüm özelliklerini gururla taşıyordu Londra sınırının doğusundaki heybetli malikane. Odalar kirli beyaz döşemeleriyle ve açık mavi duvar kağıtlarıyla adeta bir kartal yuvasının modernleştirilmiş halini gözler önüne seriyordu. Birbirine benzer olarak döşenmişlerdi; bu katı düzene aykırı gelen tek oda, kapısında gümüş harflerle ailenin tek genç cadısının ismini taşıyordu: Bibi van del Papin. Yarısını kocaman bir kütüphanenin kapladığı bu oda, gelecek vaat eden biri tarafından sahiplenildiğini bağırıyor gibiydi. Eflatun rengi duvarların üstündeki tırnak izleri ve yırtılmış duvar kağıdı parçaları ancak dikkatli bakıldığında fark edilen bir dağınıklığı oluşturup bu sevimli ve alışılmış cadı odasının havasını yerle bir ediyordu. Sahibenin bu izleri ortadan kaldırmaya teşebbüs etmemesi şaşkınlık uyandırıcıydı fakat Bibi'yi tanıyan herkes geniş ve hafiften rutubet kokan odasında ürkütücü tırnak izlerinden fazlasını taşıdığını bilirdi.

Yatağının bitişiğine yerleştirdiği eski kazanın içinde gömülmüş vaziyette bir şeyler karalamaktaydı Bibi. Çalışırken kendini rahat hissettiği yegane yerdi bu dev kazanın soğuk ve taş zemini. Gün geceye ermeye yaklaşırken, bir haftadır yıkamadığı saçlarını asasının bir hareketiyle ensesinin üzerinde topladı, alnındaki teri sildi ve dizlerine yerleştirdiği defterin sararmış sayfasını çevirdi. Ayak ucuna bıraktığı mendillerden birini alıp rahatsız edici bir şekilde akan burnunu silmeye yelteniyordu ki, kapının ardından gelen ayak sesleri işitti. Zerre kadar şaşırtmadı bu sesler cadıyı; zira çalışmalarının çeşitli haddini bilmezler tarafından bölünmesine gayet alışıktı. Ondan beş yaş küçük olan kız kardeşi Inés'in yanında en yakın arkadaşıyla ayaklarını patır patır vurarak odaya girip kendisini görmesini büyük bir sükutla bekledi. Inés'in ''Yüce Tanrım.'' diyen ince sesini duydu önce. Yüzünün önüne düşen bir tutam saçı gösterişli bir biçimde omzunun ardına attığını gördü. Ardından alıştığı diğer şey olan alaylı kinayelerden biri kulağında yer etti: ''Dün gece odana girdiğimde kazandan gelen mide bulandırıcı kokunun nedeni belli oldu. Senin kokun olduğunu nasıl anlayamadım?!'' Bu sözlere karşılık vermedi Bibi. Ne olduğunu bilmediği bir sebepten ötürü ağırbaşlılığını koruması gerektiği konusunda kararlıydı; bu tutumu yıllar önce benimsemişti. Derin bir nefes aldı ve kazanının içine daha da eciş bücüş olarak gömülüp iki bücürün odayı terk etmesini bekledi. Kulaklarını tıkamak istiyordu fakat uğuldamalarını engellemek öyle güçtü ki! Defterinden kapıya doğru çevirdiği bakışları Inés'in arkadaşıyla karşılaştı; alay etme sırası ona gelmiş olmalıydı. Gözleri yanıyordu genç cadının. Küçük düşmüşlüklerden bir koleksiyon oluşturmasına rağmen, bu alınganlık ve zayıflık nereden çıkmıştı şimdi? ''Inés, lütfen.'', ya da buna benzer devrik bir cümle döküldü dudaklarının arasından. Fazlasını söyleyebilecek gücü bulamıyordu kendinde. Uğultunun yanına baş ağrısı ve önüne geçilemeyen bir sızı eklendi. Çok kısa bir süre içinde oldu bunlar, güneş her zamanki tekdüzeliğiyle batmaya ve puslu kareler Bibi'nin zihninde bulanmaya başlarken.

Kahküllerin altından akan ter damlaları kendilerine gözlerden yanaklara doğru bir yol bulurken genç kız sakin fakat sert adımlarla yerdeki asasını alıyor, yüzünden bir türlü silemediği nefret dolu ifadeyle karşısında rahatça görülebilen bir lakaytlıkla dikilen iki çocuğa doğru yürüyor. Önce duymaktan yoksun olduğu ikazlarla karşılaşıyor. Küçük gören kahkahaların devamı niteliğinde birkaç söz. Asa yukarı doğru kalkıyor ve gecenin karanlığında açık kahverengi tonuyla pürüzsüz dokusunu belli ediyor; iki velet kendilerine doğrultulan asayı gördükleri an biraz önce sahip oldukları neşe yüzlerinden çekilip alınıyor. İntikam alırcasına tizleştirdiği ses tonuyla haykırıyor genç kız. Kulaklarının beynine taşıdıklarından yorulmuş bir siluetin son ve en etkili hamlesi bu. İntikamını almak istediği çocuklar değil, kendisi.

''Expulso!''

Birbirini andıran beyaz tenli ve kırışıklık dolu yüzler yere yığılmış minik bedenlerin etrafını sarıyor. Genç cadı başını kollarının arasına almış vaziyette, odanın en uzak köşesinde acınası bir tınıda ağlamakta. Odadakiler, en azından nefes alanlar, olup bitenleri öğrenmek için can atıyor. Eller titriyor ve bacaklar bu nedensiz fiyaskonun üstlerine bindirdiği ağırlığı kaldıramayacak duruma geliyor. Birkaç dakika önce ucundan gürültücü elektronlar fırlatan asa suçluluğunu kabullenircesine yatağın üstüne bırakılmış.

Sıradan sayılabilecek gerçekliğe gözlerini açtığında kazanın ucundan istemsizce aşağı düşmüş başını dikleştirdi ve biraz evvel yaptığı kehanetin iç gıcıklayıcılığıyla savaşmaya çalıştı Bibi. Kontrolünü elden çıkarıp ondan beş yaş, tam beş yaş küçük çocukları, kendi önüne geçemediği tuhaflığıyla dalga geçmeleri yüzünden Expulso büyüsüyle cezalandıracaktı, öyle mi? Sahi, ne ara nefreti ve bıkkınlığı gözünü bile kırpmadan bir çocuğa karşı elektrik şoku uygulamasına izin verecek kadar çoğalmıştı? Bu, şüphesiz, şimdiye kadar karşılaştığı en hüzünlü ve garip görü idi. Bibi van den Papin adlı cadının, zihninde gelişen bir canavara gebe kalması olasıydı demek ki. Kendi masumiyetinden bile şüphe duyduğu dünyada, başkasınınkine bel bağlamak işten bile değildi. Inés ve Chantal odanın kütüphaneyi bulunduran kanadında avuçladıkları kitapların kapaklarının arasından ona küçümser gözlerle bakıyordu. Hakaretlere rağmen içinden çıkmadığı kazandan, kütüphanenin önüne yerleşmiş kızların görüntüsü Bibi'nin zihninde daha belirgin bir hal aldı. Inés'in saz arkadaşı Chantal'i peşine takıp, ''Anneme kahvaltıda içeceğin balkabağı suyuna sakinleştirici otlarından katmasını söyleyeceğim, Bibi. Kendine gelmelisin artık.'' diye söylenerek odadan çıkmasını izlerken, kehanetinin yokluğu durumunda olacakları aklından çıkarmaya çalışarak ileride bir sürtüğe dönüşeceğinden emin olduğu kız kardeşine lanet niteliğinde bir büyüyü uygulayacak cesareti ve acımasızlığı bulamadı kendinde. İntikam almak ya da yaşamak için bir istek yoktu içinde. Yapabildiği tek şey sessizce asasını kapıp Inés ve Chantal'in yaldızlı elbiselerinin üstüne, gördüklerinde afallayacakları bir küfür yazmak oldu. Fazlası için çok korkaktı. Ona bahşedilmiş bu yetenekle ve kasıklarından göğüslerine doğru yükselen bir ürpertiyle odasında yalnız kalmıştı. Henüz belirlenmemiş kaderinin ve tutkularının ağırlığıyla yatağa uzanırken, bir görücü olarak sürdürmeye alıştığı hayatının kalanını kalbinde şekillendirmeye başladı. Ona kendi basireti de dahil birçok şeyin efendisi olmayı vaat eden şeftali ağacından yapılma tahta nesneyi parmaklarının ucuyla okşadı. İçlerinde güzellik taşıyan tüm duygular yer döşemesinin çivilerinin arasından yeraltına sızıp kendilerini gömerken, Bibi van del Papin her zamanki yalnızlık bulutlarından birine yerleşip uyuyakalmıştı.


____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Kaçışın Arifesinde
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Rol Oyunları-
Buraya geçin: