AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
ACCIO WIDGET!        
Yönetim
Puanlar
Enler
Pano

Paylaş | 
 

 VI. Sınıflar I. Ders

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Andréia Dorine
Profesör
 Profesör
avatar

RÜTBE : TILSIM & RAVENCLAW BİNA SORUMLUSU
Patronus : lama.
Karakter Yaşı : otuz altı.
Uyruk : ingiliz.
Gerçek İsim : miray.
Yaş : 23

MesajKonu: VI. Sınıflar I. Ders   Ptsi Ağus. 06, 2012 5:31 pm



    Ellerinin arasından hızla kayıp giden zaman.
    Aceleci davranıyordu yine zaman. Andréia’yı hayatının sonuna yaklaştırmak için takınmıştı sanki bu hızlı tavrı. Zamanı yavaşlatmak. Mümkün müydü? Zaman-madde ilişkisini yavaşlatmak, evet mümkündü. Ama bedenin yaşlanmasını durdurmak ya da hafızaya bir bir işleyen dakikaların etkisini yavaşlatmak? Her şeyi yapabilecek biri olarak, yaşlanmayı durdurmak nasıl da zoruna gidiyordu Andréia’nın. Otuzuna basmak üzereydi, hayatının en güzel yıllarını geride bırakmıştı yani. Kuzgun karası saçlarına beyazlar düşmesine ne kadar kısa bir süre kalmıştı acaba? Saate baktı, durmasını dilercesine. O an durdu sanki durmasını istediği zaman. Geç kalmıştı. Dakikliği ile tanınmış bir kadının yaşayabileceği en kötü şeylerden birini yaşıyordu. Ders başlayalı iki dakika olmuştu. Hemen kalktı oturduğu koltuğundan. Hızlı adımlarla ilerledi sınıfa doğru.

    Kapıyı ardından kapatmasıyla sessizlik egemen oldu sınıfa. İlkbahar yağmurunun çiselediği ormandan yükselen toprak kokusu çarpıyordu burunlara. Derin bir nefes aldı, en sevdiği kokuyu içine çekmek için. Ardından yürüdü, bütün gözlerin ona döndüğü geniş sınıfta. ”Ben yeni profesörünüz, Andréia Dorine. Eminim tanışmak için önümüzde büyük bir zaman dilimi olacak. Zaman demişken, haydi biraz zamandan bahsedelim.” Sınıfın en uç kısmında tam ortada duran masasına ilerledi ve yaslandı. Tüm sınıfın gözünü üstünde hissedebiliyordu. Derinden gelen ıslak toprak kokusunun burun deliklerinden süzülmesine bir kere daha izin verdi ve sınıfa seslendi. ”Zamanı durdurmak, geri sarmak her şeyi yapabildiğiyle övünen ırkımızın bile yapamayacağı, tılsımın sınırları zorlayan bir olay. Ama zamanı yavaşlatabiliriz.” Sesinden akan aşkı hissedebiliyordu. Tılsımın yapabileceği şeylerin varlığı öylesine büyülüyordu ki onu. Zamanı yavaşlatmak mesela. Sadece anlık bir olaydı, işe yarayabileceği nadir durumlar vardı, bir yerden düşerken canınız yanmazdı mesela. Ya da düşen bir şeyi yavaşlatabilirdiniz. Ama bu bile muazzamdı Andréia için. Yaslandığı sıradan kalkıp, cam kenarında keyif yapması için konulmuş çilli balığının küçük fanusunu aldı eline. Asasının tek bir hareketiyle metrelerce yükseğe uçtu fanus ve sabit kaldı yer çekimini alt etmek istercesine. Asasının minik bir kıvrılışıyla düşüşe geçti fanus, içindeki su debeleniyordu, balık çığlık atıyordu sanki, sesini bize ulaştırmanın imkansızlığını devirmeye çalışarak. Balığıyla göz göze geldi Andréia. Saniyelik bir anda kaldırdı yeniden asasını ve o tok sesiyle konuştu. ”Aresto Momentum.” Yer çekimi küfürler etti o saniye, Muggle fiziğinin bütün kuralları yok oldu adeta. Fanus, görünmez eller nazikçe tutup yere indiriyormuşçasına yavaşlamıştı. Küçük bir tok sesiyle kondu sert zemine. Eğildi Andréia, bakmaktan nefret etmediği tek canlıyı aldı nazik ellerle, masasına koydu. “Evet, istediğim masalarınız üzerine birazdan gelecek olan bardakları düşürmeden yere indirmeniz. Bakalım zamanı alt edebilecek misiniz? Önce yükseltin bardakları, ardından bıraktığınız an yavaşlatın, ders sonuna kadar kimin en fazla bardağı olursa, binasına artı on puan.

    Bıraktı öğrencileri, sürekli yükselen cam kırılma seslerinin ardında. Kimileri büyüyü yapmaya yetişemeden düşüyordu bardaklar, kimileriyse bardağı yükseltmeye çalışırken kaybediyordu asasının dengesini. Zor bir büyüyle başlayıp başlamadığını düşündü Andréia. Ardından gözüne ilk denemesinde başaran bir öğrenci çarptı. İşte o zaman yüzü muzaffer bir gülümsemeyle aydınlandı. Kırıklara basmamaya çalışarak yürüdüğü sınıfın hali git gide daha da beter olsa da, öğrencilerin çoğu yapabilmeyi başarmıştı. Masasını kaldırıp onu yavaşlatan tipler bile oluşmaya başlayınca, büyünün yeterince kavrandığı hissiyle kalbi dolup, taştı. “Bırakabilirsiniz artık. Hepinizin çok başarılıydınız.” Aniden kesilen kırılma seslerinin ardından gelen sessizlik bulandırdı zihnini. Gürültüyle geçmiş bir saatten sonra sessizliğin varlığının düşüncesi bile komik geliyordu. Yeniden ilerlediği masasından bir tomar yığını parşömen alıp, sıralarına oturmuş öğrencilerin yanına ilerledi. Bastığı cam parçası topuklarının altında ezilince, sınıfı temizleme gerekliliği bindi omuzlarına. Hiçbir zaman iyi olmadığı temizlik büyülerini yapmama isteğinin getirdi sıkkınlıkla salladı asasını, cam parçalarının çoğu yok oldu, zemin katılaşmış toz birikintileriyle baş başa kalmıştı. Tüm öğrencilerin önüne üzerinde tek bir soru yazan bir parşömeni verdi. “Dersin sonlanmasına kırk beş dakikanız var. Önünüzdeki tek basit soruyu yanıtlamak için fazla bir süre. Yanıtlayan, adını soyadını yazdıktan sonra masama bırakıp sınıftan ayrılabilir.” Tüy kalem sesleri duyulabilen tek ses olunca, sandalyesine oturdu Andréia. Elinde kalan son parşömendeki soruya göz gezdirdi, dudaklarına konan tebessümü silmeye çalışmayarak. 1) Tılsımın gerekliliğini, önemini ve hakkında hissettiklerinizi bir paragraf halinde yazın. Normal öğretmenin yazdıracağı türden bir şey değildi, Andréia normal bir öğretmen olmadığına göre, ortada sorun yoktu. Dakikalar geçti, sessizlik hiç bozulmadı. Bitiren öğrenciler tek tek masasına geldiler Andréia’nın, sessizliklerini koruyarak terk ettiler sınıfı. Gong sesi kulaklara ulaştığında, son kalan öğrenciler de bıraktılar cevaplarını. Sınıf boşalınca, her şey sessizliğe büründü. Bir gün daha sonlanıyordu işte.



    Rp Out:

    Rp Zamanı: : Cuma günü, son iki ders.
    Mekan: Tılsım Dersliği, temizlik kavramından yoksunmuşçasına tozlu bir sınıf. Çiseleyen bahar yağmurunun bıraktığı toprak kokusu hakim. Geniş pencerelerin neredeyse hepsi açık olduğu için, tatlı bir meltem geziniyor sınıfta. Kullanılmayan bir sınıfı andırırcasına etrafta çok fazla ıvır zıvır var.

    1) Sorunun cevabı, pm ile bana gönderilecek, cevap ödev niteliğinde olmadığı için puanlaması 10 üzerinden olacak. Cevabınız gelene kadar ders rpniz puanlanmayacaktır.
    2) Ders anında benim görmediğim şeyler yapmanızın mümkünlüğünden dolayı, benim anlattıklarımın dışında kendi kurgularınızı anlatmanız serbesttir.
    3) Büyüyü ilk seferinde başaran sadece bir öğrencinin varlığından bahsettim, o öğrenci kim istiyorsa olabilir fakat bir kişi olduktan sonra rpnizde aksini iddia edemezsiniz. Bunun için diğer rplere göz atıp, kimsenin o pozisyonu almadığından emin olmalısınız.

____________________________________________________________________________________________________






Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lumen Paderou
Ravenclaw
Ravenclaw
avatar

RÜTBE : VII. SINIF
Karakter Yaşı : 18
Gerçek İsim : Tolga1.
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: VI. Sınıflar I. Ders   Perş. Ağus. 09, 2012 11:42 pm

Hızlı, birbiri ardına tereddütsüz atılan adımlarla ilerliyor, içinde yükselen koşma dürtüsüyle mücadele ediyor, bir yandan da onun dersliğe erken varmış olması adına çaresizlik içinde dua ediyordu.

Bu Lumen Paderou için oldukça sıradan bir gündü.

Fazlasıyla uzun bir günün son saatleriydi ve hızla alçalan güneşin turuncu kızıl ışıkları, geniş camlardan içeri ağır bir miskinlikle dökülüyordu. Bu Lumen’e önceki gece gördüğü güzel rüyayı anımsattığından bir an için hızı kesilir gibi oldu ancak kısa zamanda etkiden kurtulup dikkatini yeniden topladı ve kendisini gizlice takip etmekte olan bir şahıstan, onu fark ettiğini belli etmemeye çalışarak kaçıyormuş gibi hızla yoluna devam etti. Darmadağın olmuş saçından yüzüne düşen bir tutamı aceleyle kulağının arkasına attı. Bir yandan kendisini sakinleşmek için düşüncelerini temizlemeye gayret ederken, bir yandan da tökezlememeye dikkat ediyordu.


Lumen hayatının neredeyse tamamını yönlendirmiş bir hastalığa sahipti, epilepsi. Onu en olmadık zamanlarda, en olmadık yerlerde yakalayan krizlerle yaşamaya mahkumdu, çok şifacı görmüş, ya eli boş dönmüş ya da fazla ağır tedavilerden gözü korktuğundan kendisi reddetmişti. Çocukluğunu hastanelerde geçirmişti ancak birkaç yıl önce pes etmişti, bundan sonra hastalıkla yaşamaya alışmak zorundaydı. Hastalık kişiye göre farklılıklar gösteriyordu ve Lumen, krizlerinden önce yaşadığı ağır huzursuzluk hissi sayesinde krizlerini önceden anlayabiliyordu. Erkek arkadaşı, Loudlyn Caelvious, dedesinin ev cinine yaptırdığı bir kolye ile Lumen kriz geçirdiğinde haberdar oluyordu. Krizler ona genelde fiziksel anlamda zarar vermese de, aniden kendinden geçip yere yığıldığından defalarca başını yaralamıştı. Bu yüzden kriz anlarında ya Lou’yu arar, ya da onun kendisini bulmasını beklerdi. Lou gerekeni her zaman yapardı. O hayatında en fazla güvendiği insandı.


Bir de uyku problemleri vardı, gününün belli kısımlarını baygın geçiriyor olmak onu hem yoruyor, hem de yıpratıyordu. Bu gece uykularını etkiliyor, yatağında dönüp durmasına rağmen uykuya bir türlü dalamamasına neden oluyordu. İksir profesörüyle okula birkaç yıl önce, uyku sorunları iyice büyüdüğü zamanlarda konuşmuştu ve şimdi, düzenli olarak bir iksir kullanıyordu. Bu iksir gece uykularını düzene sokuyor olsa da, gün içerisinde halsiz ve dikkatsiz olmasına neden oluyordu. Bazen bu dikkatsizlik o kadar büyüyordu ki büyü yapmakta zorlanıyordu genç cadı. Defalarca, sırf konsantre olamadığı için kazaya sebep olmuştu. Bu kazalar, büyü yapmasından korkmasına sebep oluyordu ve Lumen çevresine daha fazla zarar vermemek adına mümkün olduğunca az sihir yapardı.


Derin nefesler almaya başladı, nefeslerin içini dolduran yoğun huzursuzluğu bastırabileceğini umarak. Elini usulca göğsüne bastırdı, yerinden fırlamaya niyetlenmiş kalbini zapt edebilecekti sanki bu şekilde. Biraz daha hızlandı, Tılsım dersliğinin ağır, hafif aralık bırakılmış ahşap kapısını görene kadar durmadan, duraksamadan yürüdü. Kapıya ulaştığında adımlarını yavaşlattı ve nefeslerini düzene sokmak için çabaladı. Orada olmalıydı. İçeri girecekti ve sıraya oturmuş, onu bekleyen Lou’yu görecekti. Evet. Bunu o kadar şiddetle umut etmişti ki, bir an için, her zamanki yerinin boş olduğunu gördüğü halde, o oradaymış gibi algıladı. Önce keskin bir sevinç, ardından ezici bir hezeyan çöktü hala çılgınca bir ritimde çalışan kalbine. Bir eli kapı pervazında, diğeri göğsünün üstünde öylece kalakaldı bir süre. Sakin olmasını telkin etti kendi kendine defalarca. Güzel şeyleri düşünmeye odaklandı, yeni gelen baharla yemyeşil olmuş uçsuz bucaksız bir arazi, uçuşan hindibalar, havadaki mutluluk kokusu, yakmayan, terletmeyen, ışığı ile içinizi ısıtan pırıl pırıl bir güneş ve çimenler arasına uzanmış Loudlyn… Derin bir nefes aldı. Gülümsemeye zorladı kendini. Daha iyi hissetti. Daha huzurlu. Başını kaldırıp, kendisinden önce gelmiş ve endişeyle ona bakan birkaç öğrenciye hafif bir baş hareketiyle iyi olduğu işaretini verdikten sonra, her zaman oturduğu yere yöneldi. Cübbesini altına alıp usulca yerleşti yerine. Saçlarını el yordamıyla düzene sokmaya çalıştı, başarısız olduğu kanaatine varınca çantasından yedek tüy kalemlerinden birini çıkardı, saçını kıvırıp gevşek bir topuz haline getirdi ve tüy kalemi de içinden geçirerek saçının o şekilde kalmasını sağladı. Daha iyi olduğunu umuyordu.


Beklemeye devam ederken gözleri derslik kapısında algıladığı her harekette kapıya dikiliyor, Loudlyn olmadığını görünce hayal kırıklığıyla önüne düşüyordu tekrar. Öğrencilerin bir çoğu ile göz göze geliyor ve nezaketen çoğuna başıyla selam vermek zorunda kalıyordu. Ders kitabı açık bir şekilde önünde duruyo, hatta parmakları sayfaları çeviriyor, gözleri satırlarda geziniyor olsa da okumuyordu, okuyamıyordu. Artık kriz geçirmek üzereymiş gibi hissetmiyordu ancak yine de tam anlamıyla huzur bulabilmesi için Lou’ya ihtiyacı vardı. İç geçirdi, sıkıntılı ve derinden. Kapıda bir hareketlilik daha hissetti, yüzü bıkkın bir ifadeyle kapıya döndü ve o an, göz göze geldiği derin kahve gözler dışında bütün her şey silindi dünyasında. Dudaklarının kulaklarına kadar kıvrılmasına engel olamadı, içi saf bir mutlulukla şişti, genişleyen boşluğu uçuşan kelebekler doldurdu rengarenk. Yanına doğru kayarken aceleyle yakaladı kendinden tarafta elini ve var gücüyle sıktı. Onu hayata bağlayan tek bağ oymuş gibi sıktı, ölümden döner, yaşama tutunur, yeniden doğar gibi. Tam orada, bütün dünyası yeniden ışıl ışıl oldu. Merak ve şaşkınlıkla kendisine baktığını fark etti genç büyücünün. “İyiyim, sorun yok. Özledim.” diye fısıldadı ve gülümsemesini hayret edilecek derecede büyüterek baktı gözlerinin içine. “Gerçekten.” Büyücünün cevap vermeye yeltendi ancak sınıftaki gürültü aniden kesilince, Lumen, profesörün içeri girdiğini fark etti ve önüne döndü, hayal kırıklığıyla.


”Ben yeni profesörünüz, Andréia Dorine. Eminim tanışmak için önümüzde büyük bir zaman dilimi olacak. Zaman demişken, haydi biraz zamandan bahsedelim.” diye hızlı bir giriş yaptı yeni profesör. Vücut hatlarını rahatça ortaya döken, üzerine oturmuş koyu mor bir elbise giymişti. Saçları özenle dağınık bırakılmış gibi gösterilmeye çalışmış izlenimi uyandırıyordu. Biçim olarak kusursuz dağınık saçlar. Lumen tepesine diktiği tüyü anımsayıp, hafifçe kızararak profesöre odaklanmaya çalıştı. ”Zamanı durdurmak, geri sarmak her şeyi yapabildiğiyle övünen ırkımızın bile yapamayacağı, tılsımın sınırları zorlayan bir olay. Ama zamanı yavaşlatabiliriz.” diye devam etti kadın. Kelimelere vurgusu ağır, etki yaratan cinstendi. Sesi geniş derslikte ürkütücü olmaktan çok dikkatleri toplu tutacak kadar güçlü yankılanıyordu. Varoluş sebebini açıklar gibi ilahi bir hava seziliyordu sesinden, yoğun, vurucu bir anlatımı vardı. Lumen bir anda, gözlerini profesörden uzun süredir ayıramadığını fark etti. Usulca geriye yaslandı ancak pür dikkat kadını dinlemekten de alamadı kendini. Kadın usulca pencereye yaklaştı, ardından önünde duran fanusa uzandı. Lumen’in bulunduğu yerden dahi güzelliği belli olan balık huysuzca kıpırdandı. Bir an sonra asa sınıfın tavanına yakın bir noktada asılı haldeydi, ardından düşmeye başladı, fanusun sınırları arasında su yerçekiminden kurtulmanın sevinciyle dağıldı sanki. Profesör asasını doğrulttu. “Aresto momentum” diye fısıldıdadı Lumen, profesörle aynı anda, onun duyamayacağı şekilde, gür sesinin silik bir yankısı gibi. Bilmiş bir gülümseme dağıldı suratına. Fanus yere düşmek konusundaki hevesini kaybetti bir anda, yavaşladı ve usulca kondu yere. Profesör zarif bir hareketle uzandı fanusa, kaldırdı, masasına götürüp dikkatle bıraktı. Sınıfa tekrar döndüğünde, sesi olduğundan daha gür çıkıyordu sanki. “Evet, istediğim masalarınız üzerine birazdan gelecek olan bardakları düşürmeden yere indirmeniz. Bakalım zamanı alt edebilecek misiniz? Önce yükseltin bardakları, ardından bıraktığınız an yavaşlatın, ders sonuna kadar kimin en fazla bardağı olursa, binasına artı on puan. “

Sıranın üzerinde bardaklar yoktan var olurken, Lumen endişeli ifadesi yüzüne yerleşirken Loudlyn’e döndü hızla. Elini bırakmamıştı henüz, biraz daha sıktı. Cesaret almaya ihtiyacı vardı. Loudlyn bir şeyler söyledi ancak kulakları korkusu nedeniyle öyle şiddetli uğuldamaya başlamıştı ki, anlayamadı. Bardaklara korku dolu bir bakış attı. Bir kırılma sesiyle aniden irkildi ve bakışları önündeki sırada bir çocuğa ve hemen önündeki cam kırıklarına kaydı. Derin bir nefes aldı, ömrünün sonuna kadar bundan kaçamayacağını biliyordu, üstelik bu büyü, önceden bildiği ve uyguladığı bir büyüydü. Şimdi de yapamaması için bir neden yoktu, kendine ısrarla bunu hatırlatıyordu. Yanı başındaki kırılma sesiyle bir kez daha irkildi. Loudlyn utanmış bir ifadeyle asasını indiriyordu. Elini biraz daha sıktı Lumen, destek olmak isteyerek. Sonra yavaşça bırakıp çekti elini. Asasını kavradı, yorgun olmadığından emin oldu gözlerini kapatarak bir kez daha. Derin bir nefesle şişirdi ciğerlerini ve yavaşça bıraktı ardından. “Wingardium Leviosa” diye fısıldadı asasıyla hafif bir çember çizip önündeki bardaklardan birine dokunurken. Bardak yükseldi ve belirli bir yükseklikte durdurdu onu Lumen. Göz kapaklarını bir kez daha bastırdı Lumen ardından korkularını çekebildiği kadar geriye çekerek bıraktı bardağı. “Aresto Momentum” diye tekrar etti, biraz da profesörün vurgularıyla, büyülü sözleri. Bardak yere düşmeye santimetreler kala suya düşmüş gibi aniden kesti hızını ve yavaşça oturdu yere. Lumen önce inanamadı, şaşkınlıkla önce Loudlyn’e, ardından bardağa kaydı tekrar bakışları. Yüzü bir kez daha geniş bir gülümseme ile aydınlandı. Profesörle göz göze geldi, o da gülümsüyordu. Bundan daha fazla cesaret alarak, bir sonraki bardağına, daha dik duruşuyla yöneldi. Korkularını çekmek için uğraşmıyordu artık, onlar çok gerilerde saklanmaktaydılar.


“Bırakabilirsiniz artık. Hepinizin çok başarılıydınız.” diyerek sonlandırdı kırılma seslerini profesör. Huzur olanca hızıyla takip etti sessizliği. Basit bir asa hareketiyle cam kırıkları kayboldu. "Dersin sonlanmasına kırk beş dakikanız var. Önünüzdeki tek basit soruyu yanıtlamak için fazla bir süre. Yanıtlayan, adını soyadını yazdıktan sonra masama bırakıp sınıftan ayrılabilir.” diye devam etti sonra, bütün öğrencilerin önüne birer parşömen parçası bırakarak. 1) Tılsımın gerekliliğini, önemini ve hakkında hissettiklerinizi bir paragraf halinde yazın. Gülümsedi Lumen ve hiç tereddüt etmeden, önceki yaz okuduğu Büyücüler İçin Temel Tılsım Teorisi adlı kompozisyonu anımsadı. Kelimeler zorluk çıkarmadan anılarından fırlayıp döküldüler kâğıda. Başını kaldırdığında, Loudlyn’in de yazmayı bitirdiği fark etti. Ondan neredeyse iki kat uzun yazmıştı ancak onun da yeterli anlatımı yaptığından şüphe duymadı. Beraber kalktılar ve profesörün masasına parşömenlerini bırakıp, kapıya yöneldiler.



____________________________________________________________________________________________________


Spoiler:
 



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Anna Maria Benson
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

Everything is dust in the wind.

RÜTBE :
Karakter Yaşı : On altı.
Gerçek İsim : Büşra.
Nerden : Kansas.

MesajKonu: Geri: VI. Sınıflar I. Ders   Cuma Ağus. 10, 2012 6:21 pm

Altı yılı nasıl geçtiğini kendisi dahi bilmiyordu, aslında bu konuya meraklı olduğu da söylenemezdi. Yalnızca bu yıl ki profesörün kim olacağı, hangi konular işleneceği hakkında ki söylentiler öğrenciler arasında sanki kulaktan kulağa oyunu oynanırmışçasına konuşuluyordu fakat o bu gibi söylenmelere hiçbir zaman meraklı birisi olmamıştı, dersliği girdiği zaman zaten karşılaşacağından emindi. Zamanın onun için hiçbir önemi yokmuşçasına sakin adımlarla dersliğe doğru ilerlerken, azur mavisi gözleri yalnızca elinde tuttuğu eski kitabın arasında gelip gidiyordu. Yanından rüzgar misali koşup giden birinci sınıfları görünce zihni bir an Hogwats’ta geçirdiği beş yılı anımsamıştı cadının, fakat eski hatırlarlarla vakit öldürmeyi tercih eden birisi değildi. Her ne kadar acelesi yokmuş gibi görünse de aslında dersliğe geç gitmemeye umut ediyordu, binasına yakıştıramıyordu kuzgun. Adımlarını eskisine oranla biraz daha hızlandırıp dersliğe gitmek üzere hareketli merdivenlere yöneldi. Muggleların neler kaçırdığına gerçekten üzülüyordu, yaz tatillerin de teyzesinin yanına gittiğinde pek çok alışveriş merkezinde gördüğü yürüyen merdivenlerini anımsatıyordu onlara, sanki Hogwarts’ın mekanikleşmiş durumu gibiydi. Komik, lâkin eğlenceli geliyordu genç kuzguna.

Merdivenler beşinci katta durduğunda bir kez daha tabloların bakışlarını kendisinde hissetti cadı, izleniyormuş duygusuyla kendine bakan tablolar çoğu zaman ne konuştuklarını anlamak için kulak verse de ardından pes edip istikametine devam ediyordu. Tabloların konuşmalarını umursamadığını belli etmek için omzunu silkerek önüne gelen kestane rengi saçlarını geriye doğru atarak sol eliyle tuttuğu kitabını biraz daha sarılarak t ahşap kapıyı araladığında gözlerine inanamamıştı içerisi perili bir köşkten farksızdı ,birkaç adım geri gelerek çevresine tekrar bakındı. Her zaman ki dalgınlığından ötürü yine yanlış dersliğe gelmekten korkuyordu, fakat sırala içeriye akın eden öğrenciler bu düşüncesini yok etmeye yetmişti. Eski derslik öğrencilerin akın etmesiyle daha renkli bir hal almaya başlasa da yine de üst üste yığılmış kitaplar toz toplama mahkum edilmiş gibi bir görüntü sergilerken, âfitâbın görkemli ışığı eski şatonun ihtişamlı pencerelerinden davetkar bir eda ile içeriyi aydınlatıyordu. Aslında tüm bu ışık şöleni yalnızca sınıfın kötü durumunu ifşa ediyordu, bu sebeple eski şatonun görkemini kızın gözünde söndürüyordu. Kalabalıktan hoşlanmadığı gibi sadeliği seven birisiydi Anna, elbette kütüphane de üst üste sıralanmış bir kuleyi anımsatan kitapları seviyordu lâkin eskimeye yüz tutmuş tozların arasına mahkum edilmiş sayfaları görmek cadıyı pek mutlu ettiği söylenemezdi. Yüzünü buruşturarak dersliğe girdi ve pencere kenarından uzakta olan âfitâbın ışık gösterisinden daha uzak kalan köşeye; arka sıralara geçip kulağını profesöre verdi. Arka sırada durmayı pek sevmemesine rağmen, güneş ışığının yardımıyla havada daha net biçimde görünen uçuşan tozların valsi kimi zamanlar kızın dikkatini dağıtıyordu taa ki profesörün konuşması başlayana kadar. Cadı oldukça genç olmasına rağmen verdiği dersi sevdiği sözlerinden aşikardı. Sakin ve etkileyici bir ses tonuyla sarı, mavi, kırmızı ve yeşilin tonlarına bürünmüş sınıfa hitap ederek başlayacağı konunun anlatımına giriş yaptı. Genç kız daima işine adapte olan insanları severdi, bu sebeple dersin keyifli geçeceğinden zihnin de herhangi bir şüphe olmamıştı, elini çenesine dayayarak meraklı bir eda ile kendisini derse verdi. Kadının sözleri gerçekten etkileyiciydi; zamanı yavaşlatmak kavramı ise daha da ilgi çekici geliyordu. Genç profesör cam kenarında duran küçük fanusu eline alıp, zarif bir asa hareketiyle pratik büyülerden birini uygulayarak havalandırdı. Henüz olacak olaylardan habersiz olan balık ise hayatına olduğu gibi devam ederken, yer çekiminin emri ile hızla yere doğru düşmeye başlamıştı. Seri bir şekilde asanın ucundan çıkan ışık huzmesi yer çekimi kavramını yok ederken havada süzülen balık ve fanustaki sular adeta yavaş çekim gibi sakin bir şekilde yere tok bir sesle inmişti. Profesör Dorine’nin yaptığı büyüden etkilenmiş genç kuzgunun gözleri az evvel düşmek üzere olan balıktaydı. İlk defâ arka sıraya geçtiği için kendi kendisine söylenirken genç profesörün sözü ile dikkatini yeniden derse vererek önüne gelen bardaklara baktı.
"zor olmasa gerek, Wingardium Leviosa" kendinden emin bir ifade ile büyü fısıldayarak önünde duran bardağı havaya yükselterek küçük bir asa hareketi ile büyüyü sonlandırdı fakat daha ne olduğunu anlamadan gelen kırılma sesi kuzgunu sinirlendirmişti. Yerde duran kırık bardağa bakarak yeniden başka bir bardak alarak aynı büyüyü tekrar etti bir kez daha bardak bir tüy misali yerden havalanırken ya yere düşüp diğer bardağın kaderine eşlik edecekti ya da sonu fanusun için de ki balık gibi olup, sağ bir şekilde yere indireceğini düşünüyordu. Bu kez bardağı dersin sonuna kadar havada bırakmayı düşünmüş olsa bile yapabileceğini kanısına inanarak kendisine olan güvenini yeniden yerine getirerek hiç kuşku duymadan bardağı bıraktı. "Aresto Momentum" Hızla yere düşen bardak kuzgunun dudaklarından azat edilmişçesine çıkan büyünün aracılığıyla bardağın düşüşünü yavaşlatmıştı. Sakin bir şekilde yere inişini gerçekleştirirken kızın bakışları fanusun içinde ki balıkta olduğu gibi bu defa bardağa yönelmişti. Başarmanın verdiği sevinç ve heyecan ile gözünü önünde duran başka bir bardağa yönelterek bir kez daha büyü tekrarladı. Olmuştu; yapabiliyordu hiçbir kuşku duymadan zamanı yavaşlatabiliyordu. Zihnine Mugglaların uğraşları geldikçe kuzgunun içinde bulunduğu durum komiğine gidiyordu, hafif bir şekilde dudağını ısırarak gülmesini bastırarak profesörün verdiği ödevi yapmak üzere zarif parmaklarının arasına tüy kalemini aldı. Kolay görünse de cadı için aslında kapsamlı bir soruydu, neredeyse yaşamının tamamında yer alan bir kelimeyi kendisinden açıklanması istemişti.

Düşünceler arasında boğulmaktan nefret etse de elinde tuttuğu tüy kalemini bir kez daha mürekkebe batırarak sarı parşömen parçasını zihnindekilerle doldurmaya koyulmuştu. Masanın üzerinde yer alan parşömene son bir kez daha bakıp hiç tereddüt etmeden seri bir şekilde katlayarak profesöre verdi. Yapmış olduğu sorumluluğu yerine getirmenin vermiş olduğu rahatlıkla eşyalarını toparlayarak derslikten ayrıldı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Roddy Bevan
Hufflepuff
Hufflepuff
avatar

RÜTBE : V. SINIF
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : On altı.
Gerçek İsim : Elif.

MesajKonu: Geri: VI. Sınıflar I. Ders   Salı Ağus. 14, 2012 10:12 pm

    Şöminenin karşısındaki genişçe koltuğa gömülüp dizine dayadığı kitabı yaklaşık yarım saattir okuyordu. Aynı soy isme sahip olmanın verdiği şerefe nail olan sayılı insanlardan olmanın keyfiyle her bir sayfadan ayrı zevk alıyordu. Babası Francisco henüz ufak bir çocukken Paris Kitap Fuarı’na götürüp Jules Verne’ün birkaç defa el değiştirmiş ancak antika değerindeki kitaplarından birçoğunu almıştı. Ancak Denizler Altında 20000 Fersah ilk okuduğu kitap olduğundan mütevellit, kitabın yeri bambaşkaydı. Yıllar geçse de her sayfa çevirişinde bir sonraki adımı merak ederek ilerlerdi. Geçen sayfaların birinde Ned Land’in inançsızlığı daha da doğrusu realistliği dikkatini çekmişti. Francisco bundan kendine pay çıkarabilirdi. Gözlerinin sunmadığı kanıtlara inanmak gelmezdi içinden. Ancak işte tam da bu durumda verdiği davasına ters düşüyordu. Çünkü onun yürekten inandığı bir şey vardı ancak gözle görmenin çok da ötesinde, kalbinin derinliklerindeydi. Ve onun gibi düşünen, onunla aynı yolda adım atan herkesle birlikte atıyordu kalbi. Mandela da böyle yapmıştı, Guevara ve niceleri de. O yüzden bu seferki okuyuşunda zıpkıncıya farkında olmadan sinirlenmişti. Ardından kapılıp gittiği için bir kahkaha kopardı. Bazen dozunu kaçırabiliyordu. Hayat veren o kırmızı sıvıya bir şeyler aşılanmıştı ve isyan edecek, kızacak bir şey kolaylıkla bulabilirdi. Asırlar önce ortaya atılmış bir karaktere sinirlenmesinin de dayanağı buydu. İnce kitabı, sayfaları deforme etmemek için tereddütle kapadı. Salondaki saate baktığında derse kısa bir süre kaldığını ve çıkması gereken bir sürü kat olduğunu geç de olsa idrak etmişti. Cübbesini üstüne geçirdi ve gevşeyen kravatını üste doğru çekiştirdi. Kitaplığın tam kapısındaki yansımada genç bir burjuva görmüştü. Bu fikrini beğenmeyip kafasını salladı. Asla onlardan olmayacaktı.

    “Günaydın, Francisco!”
    Genç adam yüzüne samimi bir tebessüm monteledi. Merdivenlerden inen binadaşının selamını cevapsız bırakmadı tabi ki. Francisco başkanlar salonunda vaktini öldürürken yılanların saldırısına uğrayanlardan biri de oydu. Duyduğunda Francisco başta büyük bir hezimet hissetmiş ardından hem kendisine hem de o pisliklere deli gibi sinirlenmişti. Ayrıca üzerinde büyük bir sorumluluk vardı ve keyfi: bir durum yüzünden sorumluluklarını bir kenara atıvermişti. Yine de kendisine kızarak olmuş bitmiş bir şeyin acısını çıkartamazdı. Bu sebepten arkadaşlarına bir daha böyle bir şeyin başlarına gelmemesiyle ilgili garanti verip yanlarında olmadığı için arkadaşlarından özür dilemişti. Az evvel selam verdiği genç büyücü ise Francisco’nun daima yanında olan ve o günde Francisco’yu destekleyen can dostuydu. Onu beklemek isterdi, ancak acelesi vardı. Elindeki kitapları düşüreceğim kaygısıyla yavaş hareket ediyordu. O yüzden derhal hızlandırdı adımlarını ve merdivenlere yetişti. Beşinci kata vardıktan sonra merdivenlerden atlayarak dersliğe doğru koşmaya başladı ve tereddütle kapıyı araladı. Ancak beklediği çehreyle karşılaşmadığından derince bir soluk bıraktı ve kül rengi bulutları kolayca görebileceği vitraylı pencerelerin kenarında bir sıra bulup oturdu. Azot kokusu sınıfın içinde vücut bulmuş gibi geziniyordu. Tenini okşayıp geçen hafif rüzgar üzerine binen stresi alıp buradan çok uzaklara sürüklemişti. Kapı açılmadan hemen önce tebessüm edemeden duramadı. Profesör sınıfa girdiği anda yüzüne belirgin bir resmiyet sinmişti. Aklına yatmayan bir şeyi profesörleriyle tartışmayı huy edinmiş genç adam en azından bu sefer kendine hakim olmaya çalışacaktı. Zaten genç sayılabilecek profesörün sesini işitince onu kıramayacağını fark etti. Kadını pür dikkat dinlemeye koyuldu. Direkt derse geçip her öğrencinin sırasına birer bardak ulaştırdı ve zamanı yavaşlatma büyüsünü hiç zorlanmadan örnek olarak gösterdi. Gözle görülür biçimde havada asılı kalan katrelere ve çırpınan balığa şaşkın şaşkın baktı Francisco. Her başı sıkıştığında büyüye başvurmayı tasvip etmese de tıpkı böyle durumlarda pratik çözümler bulmak hoşuna gitmiyor değildi. Bu sebeple masasının üzerinde duran asayı hevesle eline aldı ve asasının yordamıyla sırasına konan bardağı havada bir yere astı. Dikkatini toplayıp bardağı serbest bıraktı. “Arest…” büyünün devamını getiremedi, çünkü oldukça geç kalmış ve bardak tuzla buz olmuştu. Morali biraz düşse de pes etmeyecekti. Yeni bardağı bir defa daha havalandırdı ve bu defa tüm dikkatini bardağa ve aklındaki kelimelere verdi. Profesörün her vurgusunu, durağını zihninde canlandırdı ve bardak büyük bir kızla yere düşerken güzel bir zamanlamayla büyülü sözleri dudaklarının arasından hevesle bıraktı.”Aresto Momentum!” Zemine çarpmasına bir iki santim kalmıştı ki hızı bıçak kesermiş gibi kesildi ve sakince yere kondu. Zaten ilk seferinde yapmayı beklemiyordu genç adam. Zira büyüye aşık bir divane değildi, ileride müthiş bir güç kazanmak gibi gayesi de yoktu. Faydacı bir tavırla yaklaşıyordu yalnızca. Dudağının kenarını usulca kıvırıp son bir Wingardium Leviosa ile bardağı masasının kenarına koydu. Ardından Profesör Dorine’in verdiği kısa ödevi yapmaya koyuldu. Önceden tuttuğu tılsım notlarını hatırlamaya çalışıyordu. Rulo yaptığı parşömeni dikkatlice açtı ve tüy kalemin ucunu koyu renk mürekkeple ıslattı . Ardından hiç zorlanmadan kıvrık el yazısıyla parşömeni doldurmaya başladı ve kısa süre sonra son noktasını da koyup tüy kalemi yerine bıraktı. Asasını cübbesinin cebine atıp, kitaplarını ve parşömeni eline aldığı gibi hızlı adımlarla profesörün masasına yöneldi. Parşömeni bıraktıktan sonra profesörün çekici yüzüne bakıp gülümsedi ve iyi günler diledi. Bir dersten sıkılmadan ayrıldığı için mutluydu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Reinard Lynn
Sihir Bakanlığı
Sihir Bakanlığı
avatar

RÜTBE : ESRAR DAİRESİ ÇALIŞANI
Patronus : tilki
Karakter Yaşı : 24
Gerçek İsim : tolgaki
Yaş : 21

MesajKonu: Geri: VI. Sınıflar I. Ders   Perş. Ağus. 16, 2012 3:30 pm

Haftasonunun gelmesiyle koşuşturup durduğu derslere iki gün de olsa ara verebileceği için oldukça mutluydu. İki ders kalmıştı, sonra Lumen ile rahatça vakit geçirebilecekti. Merdivenlerden çıkarken Lumen'in çoktan dersliğe gitmiş olabileceğini düşündü, genellikle o erken giden olurdu Loudlyn ise hep geç kalan. Adımlarını merdivenleri atlayarak geçmeye başlayınca birkaç kişiye çarpmıştı yanlışlıkla ama özür dileyemeden gidiyordu herkes küfürlerini mırıldanırken. Aldırış etmedi ve ilerlemeye devam etti. Ravenclaw kapısının önünde durduğunda, soru soruldu ve Loudlyn hızlıca cevap vererek içeri girdi. Yanlış cevap vermemek için genelde bir müddet düşünürdü ama şimdi, bunun için vakti yoktu. Lumen ile sınırlı ortak derslerinden olan Tılsım dersine bir an önce gidebilmek ve onun yanında bulunmak istiyordu.

"Ama nasıl olur?" dedi küçük bir kız öğrenci oturmuş olduğu koltukta arkadaşına hayretler içerisinde bakarken. "Onun Jocelyn ile-" Loudlyn'in geldiğini gören diğer kız, arkadaşını dürterek susmasını sağlamıştı. Loudlyn meraklı gözlerle onlara baktığında, sadece gözlerini kaçırabilmişlerdi.

Mavi ve bronz renklerin arasına özenle işlenmiş kartal sembolünü de hızlıca geçtikten sonra merdivenlere ulaştı, bir elini duvara sürterek ilerledi ve erkekler yatakhanesine ulaştı. İçeri girdikten sonra ne yapacağını unutmuş bir halde, hızlıca bir tur attı Loudlyn. Sonra ders için gereken kitabı ve diğer malzemeleri alması gerektiğini hatırladı ve adımları yatağının sağ kısmında kalan küçük kitaplığa gitti. Kitabını aldıktan sonra, sol eline yerleştirdi ve sağ eliyle asasının cübbesinin içinde olduğuna emin olurken kapıdan dışarı çıktı.

Beşinci kata geldiğinde içinde bir geç kalmışlık hissi ile koşarak kapının önüne geldi ve nefesinin düzelmesi adına derin bir nefes aldı ve kapıyı yavaşça aralayarak içeri girdi. Gözleri girdiği andan itibaren Lumen'i arıyordu, yanına birinin oturmuş olması düşüncesi onu rahatsız ediyordu. Gözleri Lumen'in gözleri ile buluştuğunda gülümsedi ve rahatlamışlık hissiyle nefesini verirken onun yanına ilerledi.Lumen'in yanına geldikten sonra masa ve sandalye arasına girebilmek için dizlerini büktü ve oturdu. Bacakları sandalyeye değdiği anda Lumen'in eli Loudlyn'in elini sıkıca tuttu ve ne olduğunu anlayaman Loudlyn ondan bir cevap bekliyormuşçasına şaşkınlıkla yüzüne baktı. Gülümsüyordu, fazlaca içten ve geldiği için mutlu bir şekilde. Loudlyn diğer elini de Lumen'in eli üzerine koydu ve gülümsedi. "İyiyim, sorun yok. Özledim, gerçekten.” dedi Loudlyn diğer elini onun eli üzerine koyarken. Cevap vermeye yeltenecek oldu ama aniden herkesin sustuğunu fark edince sözcükleri dilinde kaldı ve profesörün geldiğini fark ettiğinde gözleri dikkatle kadını izlemeye başladı. Adı Andréia Dorine'ydi, kadın konuşmasını bitirdiğinde aklına kazınan bir şey olmuştu bu.

Masanın üzerinde oluşan bardaklara baktı Loudlyn ve içinden kadının dediklerini geçirmeye başladı. Aresto Momentum. Zamanı yavaşlatma büyüsü, etkisi güçlü büyücülerde bile fazla sürmüyordu ve büyüyü iyi bir şekilde yapabilmek için tüm dikkatini vermen gerekiyordu. Az önce izlediği balığın yerinde olmak istemeyeceğini düşünüyordu hala, tam düşecekken bir gücün seni durdurması hoş değildi ne de olsa. Ama balığa bir şey olmadığı için bir şey dememişti, ilk yıllarından beri oldukça fazla sakar profesörle karşılaşmıştı ve hatırlamak istemeyeceği kadar korkunç dersleri olmuştu. Bu tılsım hocasını ise sevmişti, en azından şimdilik. Lumen'in bu konuda başarılı olacağını ve dersi çabuk tamamlayacağını düşündüğü için ondan önce başlaması gerektiği düşündü genç büyücü ve cübbesinden çıkardığı asasıyla büyülü sözleri söylemeye başladı. Daha zamanı yavaşlatan büyüyü bitiremeden yere düşüp parçalanan bardak yüzünden irkildi ve diğer öğrencilere karşı mahçup olduğu için yüzü kızardı. Sonrasında kırılan bardak sesleri çoğalınca güveni yerine gelmişti fakat hala bunu yapıp yapamayacağından şüphe duyuyordu. Destek olmak için ellerini sıkan Lumen'e baktı ve gülümseyebildi sadece. Lumen elini yavaşça çektikten sonra ilk büyüyü fısıldadı ve büyüyü serbest bıraktığında yere düşmeye başlayan bardağı durdurmak için diğer büyüyü. Başarılı olmuştu. Lumen'in ilk denemede başaralı olacağını biliyordu ama bu kadar rahat bir şekilde yapacağını beklememişti. İçi bu hisle hırslandıktan sonra ikinci kez denedi ama yine başarılı olamamıştı. Büyüyü söylemek için çok geç kalıyordu ve daha söyleyemeden bardak yere düşüyordu. Aldırmadı, eninde sonunda bunu başarabileceğini biliyordu. Lumen'den desteğini aldıktan sonra düşen bardak seslerini duymamaya çalışıp, sihirli sözcüklere odaklandı.

"Wingardium Leviosa" dedikten sonra bardağın istediği seviyeye gelmesini bekledi kısa bir süre. Sonra kafasındaki tüm düşünceleri derinlere saklayıp, odaklandı, odaklandı ve bardağı serbest bıraktığı kısa bir an içerisinde "Aresto Momentum" dedi bardağın yere değmesine saliseler kala. Bardak düşüşünü durduru ve kısa bir süre bekledikten sonra ufak bir tok sesiyle yere değdi. Başarmıştı. Yüzünde ufak bir tebessüm oluştu ve Lumen'e dönerek sırıttı başarmanın verdiği duyguyla.

“Bırakabilirsiniz artık. Hepinizin çok başarılıydınız.” Başarısızlığın belirtisi kırılan bardakların sesi profesörün sesiyle sonlandı ve ardından profesör ufak bir asa hareketiyle tüm kırılan bardakları yok etti. "Dersin sonlanmasına kırk beş dakikanız var. Önünüzdeki tek basit soruyu yanıtlamak için fazla bir süre. Yanıtlayan, adını soyadını yazdıktan sonra masama bırakıp sınıftan ayrılabilir.” dedi ve parşömenleri dağıtmaya başladı. Tılsımın gerekliliğini, önemini ve hakkında hissettiklerinizi bir paragraf halinde yazın. Lumen'in büyük bir tebessümle çoktan yazmaya başladığını fark edince ne yazacağını bilemeden çıkardı tüy kalemini ve yazmaya başladı. Sonlandırdığını düşündüğünde parşömeni ileri tutarak nasıl göründüğüne baktı ve ardından Lumen'in bitirip bitirmediğine baktı. Lumen bitirdiğini ifade eden bir bakış attıktan sonra kalkıp parşömenlerini verdiler ve kapıya doğru yöneldiler. Lumen Loudlyn'in iki katı yazmıştı, onun iyi bir not alacağından emindi ama kendi alacağı nottan şüpheliydi.

____________________________________________________________________________________________________


    :::
     
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: VI. Sınıflar I. Ders   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
VI. Sınıflar I. Ders
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Simli Resim Yapımı

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Rol Oyunları-
Buraya geçin: