AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
ACCIO WIDGET!        
Yönetim
Puanlar
Enler
Pano

Paylaş | 
 

 Yılan ve Porsuk[Yılanı Öldürseler]

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Aidan Wandhunt
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Gerçek İsim : -

MesajKonu: Yılan ve Porsuk[Yılanı Öldürseler]   Ptsi Ağus. 06, 2012 3:59 pm



OYUNCULAR:
 


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aidan Wandhunt
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Gerçek İsim : -

MesajKonu: Geri: Yılan ve Porsuk[Yılanı Öldürseler]   Ptsi Ağus. 06, 2012 6:57 pm

''Bir bina başkanına yakışacak bir şey mi bu sence?'' diye tıslama geldi kulaklarına. Gözlerini süt yılanına diken Aidan gülümsedi. Gülümsemesindeki mana pek çözülecek halde değildi. Alaycı ve neşeli bir gülümsemenin karışımıydı. Biraz da sevgi doluydu. Kırmızı-siyah, parlak çizgilerle donatılmış bu ufak yılanı seviyordu. Onda Şahmeran'ın bilgeliğini, bir yılanın acımasızlığını, gerçekçiliğini buluyordu. Asasını doğrultarak yedek cübbesine sarı renkli armayı ekleştirdi. Dün geceden sarı astarı cübbenin iç kısmına geçirmişti. Parlak sarı çizgili kravatı boynuna düzgün bir şekilde taktığında ise her şey tamamdı. Bodrum katında, saklandığı sınıftan çıkabilirdi artık. Son olarak da yerde duran süt yılanını eline alarak cübbesinin cebine koydu. ''Şşt, uslu dur, sakın kımıldayayım deme.'' Asasını cebine koymak yerine elinde tutmayı tercih ediyordu. Bunun karşıdakini şüphelendirmemesi için de onu kolunun paçalarında gizlemeyi elbette akıl etmişti. Diğer yandan, endişe ediyordu. Yakalanırlarsa bina başkanlığı yetkilerinden de olabilirdi. Kafasında planı kurmuştu. Bir sorun çıkarsa sanki Hufflepuff'lardan biriymiş gibi davranacak, o binanın kalabalığına karışıp olay yerinden sıyrılacaktı. Aslında bu yüzden bu görevi kabul etmişti denebilirdi. Yani maske takıp da kendini işaret etmek yerine kamuflajla kurtulma olasılığını arttırmak fena bir fikir değildi. Ve sınıftan çıktığında etrafına dikkatle baktı Aidan. Ürperdi kendisine dönen bakışları fark edip. Kim olduğunu, ne amaçladığını biliyorlar gibi geliyordu ona. Sanki alnında yazıyordu yapacağı eylemler. Derin bir nefes alarak sakinleşirken yavaş adımlarla yürüdü. Koridor gün ışığında altın bir renk almıştı. Bereket ki etrafta fazla öğrenci yoktu. Gözüne birini kestirmesi, ortak salona onu kullanarak gitmesi gerekiyordu. Cebine dokundu. Şayet parolayı vermek istemezse konuşacağı şahıs, ona vereceği veritaserumlu kurabiye ile yılanı aynı cebe koyup koymadığını kontrol etti. Kocaman, ortaçağdan kalma pencerelere göz attı. Bugün hava çok güzel görünüyordu. Adımlarını hızlandırdı ve ortak salona yaklaştı. Hayalbozan büyüleriyle gizlenen arkadaşlarının onu ekmiyor olduğunu umuyordu. Onların varlığını bildiği için hissediyordu ama bir sanrı da olabilirdi bu. Az ileride gördüğü genç, saf görünümlü Hufflepuff öğrencisine doğru yürümeye başladı. Kendisi de en az onu aratmayacak kadar saf ve sevimli bir ifade takınmaya çalıştı. Bir Wandhunt olarak bu konuda zorlansa da sevimli yüzünün desteğiyle hiç de kötü bir iş çıkartmadığını umuyordu.

Kollarını birbirine dolandı. Adımlarını yavaşlattı. Omuzları hafifçe çökmüştü, bu da ona daha minyon bir görünüm veriyordu. Şu anda Aidan onun binadaşıydı. Kendini telkin etti, parolasını unutmuştu. Çünkü çok unutkan, dalgın bir çocuktu. İnandırıcı olsun diye kendince dalgın bir ifade takındı. Ve o an pek tanımadığı, hatta fazla görmediği bu çocuğun adını hatırladı. Sltytherin'in ana dalga kaynağıydı. Václav Kramář, onunla direkt olarak muhatap olmamıştı ama zavallı çocuğu kandıranların anlattıklarıyla ortak salon az çınlamamıştı soğuk ve sinir bozucu kahkahalarla. ''Merhaba, efendim. Rahatsız ediyorum ama.'' dedi olabildiğince nazik bir şekilde. Yüzüne en ışıltılı, en sevimli, şaşkın gülümsemesini yerleştirmişti. Yalanlar mimiklerle desteklenmezse, hiç bir zaman işe yaramazdı. ''Benim acilen ortak salona gitmem gerek. Tılsım dersi için gereken kitabı unutmuşum. Ve daha da kötüsü...'' İç çekti büyük bir kederle. Sözlerine devam ederken sesine acıklı bir ahenk katmayı da unutmamıştı. ''...ortak salonun parolasını hatırlamıyorum. Ne oldu bana bilmiyorum. Kaç gündür sürekli bir şeyler unutuyorum. Ve az daha bugün dersi de kaçırıyordum.'' Derin bir soluk aldı ve sözlerini tekrar beliren utangaç gülümsemeyle noktalandırdı. Karşısındaki çocuğun soluk, beyaz teni, uzun boyu dikkat çekiciydi. Saflığıyla nam salmış birini kandırmak için biraz fazla performans sergilediğini anlamıştı. Ancak bunun nedeninin kendini bu role gerçekten inandırması olduğuna da emindi. Hoş, gerçek görüntüsünü, ürkekliğini, aslında içinde taşıdığı masumiyetini ortaya çıkartmış da olabilirdi. Her neyse, işte, sonuçta bir şeyler yapmıştı işte. Arkadaşlarının bu rolünü takdir etmek yerine alay etmesini istemiyordu ama şu anda bununla uğraşarak bindikleri dalı kesmek yerine yapacakları talanı düşünmeleri kendi hayırlarındaydı. ''Eğer başka bir işiniz yoksa yani.''

____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Václav Kramář
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Gerçek İsim : Hallitsija

MesajKonu: Geri: Yılan ve Porsuk[Yılanı Öldürseler]   Ptsi Ağus. 06, 2012 9:32 pm

    "Hey V nasıl gidiyor?"
    "Can sıkıntımı buralarda Mitoloji kitabı olarak geçirmeye çalışıyorum Silas. Sana sormama gerek yok yine bir kızın hayalleri ile oynamaya gidiyorsun değil mi?"
    "O kadar belli oluyor mu?"

    Arkadaşının kahkahasına dudaklarında çarpık bir tebessümün vuku buluşu ile cevap verdi genç büyücü. Elinde tuttuğu kitaba yeniden odaklanmak istiyordu. Ama bunu biraz önce de yapamamış. Burada sadece vakit öldürüyordu. İnsanların gözlerinden uzak bir yerde kendisi ile başbaşa kalmak istiyordu. Kalabalığın arasına çıktığında, onunla dalga geçen insanlardan nefret ediyordu. Kendisinin neden her şeye kandığını anlam veremiyordu. İnsanlara çok mu güveniyordu? Herkesi kendisi gibi mi zannediyordu? Belki dedi içinden. İfadesiz bakışlarını tekrar kitabına çevirdi. Zeus, Poseidon ve Hades ile ilgii bir şeyler yazıyordu. Kelimeleri içinden okuyordu ama o sözcük anaforunun içinden sadece üç kelimeyi anlamıştı. Hala dikkati başka yerlerdeydi. Hala kendisini sorguluyordu. Hogwarts'ın umumi mimarisi içinden altı yıl geçirmişti. Değişen neydi peki? Teni biraz daha soluklaşmış, boyu biraz daha uzamış ve her sene farklı saç tipi ile okulda dolanmıştı. Birinci sınıftan beri aynı muameleyi görüyordu. Buna öfkelenmesi gerekirken o hiç bir şey hissetmiyordu. Sadece kendisini sorguluyor, etrafında onunla alay edenlere hiç bir zaman kin gütmüyordu. Doğru olan bu muydu diye sormaktan edemiyordu kendini. Ama her zaman o soruya, ben böyle doğmuşum diyip kestirip atıyordu. Şimdi neden bu kadar üsttüne yük edinmişti? Neden şuanda eskisi gibi kestirip atamıyordu? Bunu o kadar çok diliyordu ki ve o kadar çok odaklanmıştı ki elinde tuttuğu kalın kitap yere neredeyse düşecekken onu zorlukla tutabilmişti. İki büklüm olmuş bir şekilde kitabı tekrar eline aldığında, arkasından gelen hafif kahkaha sesleri ile ürktü genç büyücü. İfadesiz bakışlarını oraya çevirdiğinde, kendi binasından olan ve ondan bir alt sınıfta yer alan bir kız topluluğunun kendisine güldüğünü fark ettiğinde, ister istemez utanmıştı. Yanaklarına hücum eden kanın sıcaklığını hissedebiliyordu. Genç büyücü bu durumdan kurtulmak istercesine onlara çarpık bir tebessüm ile selam verip yerini değiştirdi. Kitabı rast gele açtığında, nerede olduğunu umursamadı bile. Hala kızların kahkahaları kulaklarında çınlıyordu. Ama yine de öfkelenmiyordu. Aksine büyük bir utanç duyuyordu. Sanki suçlu kendisiymiş gibi hissediyordu. "Kitabı ters tutuyorsun V." Bir ses bütün dikkatini alt üst ederken, oturduğu yerden neredeyse yere düşmek üzereydi genç büyücü. Yine bir kahkha tufanı arasında kalmıştı. Kitabı ters tuttuyordu. Bunu söyleyenin kim olduğunu göremeden, kahkaha tufanı, başka sesler eşliğinde oradan uzaklaşırken, onun biraz önce dalga geçen kız grubunun olduğunu anlamıştı. Yanaklarına şimdi daha fazla kan hücum ediyordu. Kendisini, büyük bir arenada tek başına ve tüm gözlerin üstündeymiş gibi hissediyordu. Derin bir nefesi boca ettiğinde, bedenine rehavet hissinin yayılmasını arzuluyordu. Ama isteğinin tam tersi oldu. Şimdi kendisini diken üstündeymiş gibi hissediyordu. Tam bu sırada, aynı dönemdeki arkadaşı Kevin'ı gördü. Kendisine doğru neşeli bir şekilde ve emin adımlarla yürüyordu.

    "Dostum sen bana ortak salondan çıkarken Mitoloji'ye çalışacağını söylememiş miydin?"
    "Evet."
    "Eee elinde tuttuğun Karanlık Sanatlar ile ilgili bir bir kitap."
    "Ama nasıl olur? Yani... Ben... Şey..."

    Büyük bir kahkha tufanı daha. Bir anda arkadaşının arkasındaki dönemeçten, bulunduğu joridora doğru akın eden bir gruptan yükseliyordu. Hepsi gülmekten neredeyse ağlamak üzereydi. Genç büyücü elindeki kitaba bir kez daha baktığında kandırıldığını anlamıştı. Peki bu gibi durumlarda her zaman kandırılmıyor muydu? Utanç içinde yerinden kalkarken, arkadaşına tehditkvari bir bakış atmak istese ifadesiz bakışları bozulmadı. Topuklarının üzerinde dönüp kahkaha atan grua sırtını döndüğünde, hızlı adımlar ortak salonuna doğru giden kahkaha seslerinin çınladığı koridorda arşınlamaya başladı. Bütün vücudu uyuşmuş gibiydi. Tek kelime dahi etmeden oradan uzaklaştı genç büyücü.

    Seri ve hızlı adımları ortak salonun girişine gelmişti. İçeri girmek istemiyordu. Ama burada kaldığı sürece kendisiyle dalga geçmeleri için o insanlara fırsat yaratacaktı. Bunca şeye rağmen neden öfkelenmediğini sorguluyordu hala. Bir ses işitti. Ama bu sefer ürkmemişti. Nazik bir ses tonuydu. Bakışlarını arkasına çevirdiğinde onu selamlayan çehreyi fark etti. Önce konuşmak istedi ama sonra susmasının en iyi yol olacağını düşündü. Zira yine bir kahkaha tufanı içerisinde kalabilirdi. Genç binadaşını baştan aşağı süzdükten sonra o nazik ses tonu bir kez daha kulaklarında çınladı. İşinin acil olduğunu, bugünlerde fazla unutkan olduğunu ve ortak salonun parolasını dahil unuttuğunu söylemişti. Genç büyücünün çehresinde saf bir gülümseme dalgalandığında konuşmaya karar vermişti. "İnan bana bende bazen önemli şeyleri unutuyorum." Gülümsemesi çehresine biraz daha yerleşmişti. "Ayrıca işin acilmiş ben seni oyalamak istemem. Biliyorum şimdi bile gevezelik yapıp seni işinden alıkoyuyorum kusura bakma."[/color] Sadede gel! İçindeki sesin ürkütücülüğü genç büyücünün ensesinde soğuk bir ürpertinin esmesine neden oldu. "Neyse bende ortak salona gidiyordum. Beraber gidebiliriz." Dudaklarından azat ettiği kelimelere son verdiğinde yanında dikilen beden ile birlikte ortak salonun girişne doğru arşınlamaya başladı. Bir kaç adım sonra ortak salonun girişinin önünde dikiliyorlardı. Genç büyücü boğazını temizledi. "Fizzing Whizbee!" Dudaklarından azat edilen sözcüklerin hemen arkasından önlerinde garip tok bir ses çıkartan taşların arasından giriş kapısını belirmişti. Yanındaki bedene gülümseyerek ortak salonu ılık atmosferine daldı genç büyücü. Etrafta ona çevrilen bakışları umursamadan boş bir koltuğa oturdu. Bu sefer elindeki kitabı tam anlamıyla okumaya kararlıydı.

Spoiler:
 

____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lyvia Slvera
Ravenclaw
Ravenclaw
avatar

RÜTBE : VII. SINIF
Karakter Yaşı : on yedi.
Gerçek İsim : miray.
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: Yılan ve Porsuk[Yılanı Öldürseler]   Ptsi Ağus. 06, 2012 10:22 pm

    Derin bir nefes aldı genç kız.
    Göğsünde kabaran duygular silsilesinden kaçınabilmek için, derin bir nefes aldı. Heyecan, adrenalin oluşturup arşınlıyordu damarlarını. Yakalanma korkusu aç bir dev misali kükrüyordu zihninde. Mutluluk adeta kanını kaynatıyordu. Sabırsızlık bütün damarlarını donduruyordu, ana odağı zorlaşıyordu. Hiçbir zaman sabırlı olmayı öğrenememişti Lyvia. Yedi yıldır okuduğu okulunda, adım atmayı hiçbir zaman düşünmediği bu koridorda duvara yaslanıp beklerken büyük bir sabırsızlık imtihanı vermesi ne kadar ironikti. Başka bir şey olsa, bu kadar beklemenin ardından kesinlikle toz olup giderdi. Ama beklemenin sonucunda varacakları nokta, işte o nokta çok önemliydi. Etrafta sırıtkan dudakları, masumluktan ölecek suratları ve sevimli(!) kahkahalarıyla dolaşan bir grup aptala derslerini verme fikri tutuyordu onu burada. Hufflepuff. Ne kadar gereksiz bir bina. Dört büyük kurucu sanki yanlışlıkla kurup sonra unutuvermişlerdi bu binayı. Hiçbir özelliğe sahip olmayıp sadece iyilik meleği ayağında dolunan bir avuç aptal. Kalbinde taşıdığı bütün duygular havaya karıştı ansızın. Sadece öfke belirdi, hissizlikten katılaşmış yüreğinde. Öfke. Kime, neye duyuyordu bu öfkeyi? Kendisine zararı dokunmadığı sürece etrafındaki her şeyi boş vermiş biri için, öfke gibi büyük bir duygu nasıl şiddetle dalgalanabilirdi damarlarında? Hele bu öfkeyi işe yaramazlar grubuna hissetmesinin mantığı neydi? Bilmiyordu Lyvia. Bu anlamsız soruların cevapları yazmıyordu kitabında. Sadece öfkeliydi, her şeye karşı. Doğru rotayı tutturamamış, zikzaklar çizerek ilerlemiş on yedi yıllık hayatının ardından kalan tek duygusuna, öfkeye tutunması gerekiyordu. Yazık, hafılpafçanlar sebepsiz yere toslamışlardı, Lyvia’nın öfkesine.

    Bir ses duydu, fazlasıyla tanıdık bir sesin profesyonelce değişen konuşması ilişti kulaklarına. Aidan. Öfke hızla uzaklaştı bedeninden. Aidan’ın sesi öylesine ‘Hufflepuffvari’ydi ki. Kıkırdamasını bastırmak için ağzını kapatması gerekti Lyvia’nın. Şifreyi sormak için durdurduğu çocuğa karşı öylesine kibardı ki. Bu çocuğun bu kadar rol yeteneği olduğunu bilmiyordu. Tanımasa ona inanabilirdi Lyvia. Çocuk da inanmıştı, parolayı söyleyip ortak salona girmişti çünkü. Salak. diye düşündü Lyvia. Kendisi görse Ortak Salonunun kapısında, şifresini unutan birini, ona şifreyi vermek dışında her şeyi yapabilirdi. Hem bir insan nasıl unutabilirdi ki yaşadığı yerin şifresini? Ya fazlasıyla mal olmalıydı ya da bir Hufflepuff, çünkü çocuk yadırgamadığına göre epey unutkan vardı binasında. Hem unutkan hem de ellerindeki asalarını öküz gibi sallayıp, ortaya rezillikler çukuru kazan beceriksizler. Oldukları koridorun boş olduğundan emin olduktan sonra üzerindeki hayalbozan büyüsünü kaldırdı Lyvia. Yanındakilerin de büyüyü etkisiz hale getirdikleri gözüne iliştiğinde, Hufflepuff’lu çocuğun yanında olduğu zamana göre epey evrim geçirmiş Aidan’ın yanına ilerledi, arkasında grubun geldiğini hissederek. Üstünde fazla bol bir pelerin vardı, Lyvia’nın vücudunu tamamen örttüğü için aslında sinirliydi ama kimliklerini gizli tutması bu görevde, her şey demekti. Elinde tuttuğu pelerini ve iki maskeden birini Aidan’a uzattı. Elindeki diğer maskeyi sıkı sıkı kavradı. Yıllar önce salak bir Gryffindor ve iki gerizekalı yandaşı tarafından diğer tarafa postalanmış Voldemort’un müritleri kılığına gireceklerdi, ölüm yiyenlerin. ”Gerçekten harika bir rol sergiledin. O zaman girelim mi?” Aidan’ın pelerini üzerine geçirmesini, arkadan gelen onay mırıltıları izledi. Pippa ona en yakın duruyordu, kocaman gözlerini kapatan maskesini geçiriyordu. Franz, Lyvia’nın içini her zaman yumuşatan o alay geçen sırıtışını kapatmıştı. Giedre’nin maskesinin önemi yoktu pek, erkek kaslı karnını örten bol pelerin Lyvia için yeterliydi, tabii o da takmıştı maskesini. Valery’nin sarı saçları da maskenin ardında yok olurken, kendi maskesini taktı Lyvia. ”Fizzing Whizbee!”

    Duvar evrimleşti aniden, giriş kapısı duruyordu karşılarında. Planın mükemmel gidişinin verdiği mutlulukla, olmayı hiç istemediği Ortak Salon’a adımını attı. Kalabalık. Yemeğini bitiren gelmiş, fazlasıyla rahat görünen koltuklara atmıştı kendini. Slytherin salonundan ne kadar da farklıydı, ne kadar sarıydı. Binasına bir kez daha şükrederek, arkadaşlarına baktı. Valery’de girmişti. Fakat kimse onlara bakmıyordu, kalabalık geliş sesimizi bastırmış olacaktı. Asasını dudaklarına doğru götürdü Lyvia. Sessiz büyü yapmanın verdiği keyifle, kırmızı dudaklarına soğuk bir dokunuş bırakan asasını mikrofon niyetine kullanarak konuştu. ”Bir uğrayıp hafılpafçıklarımızı görelim dedik. Saf popolarınızı devirip, geviş getirdiğiniz yeri de merak ediyorduk. Beğenmedim açıkçası, fazla sarı. Kelimeler bütün Ortak Salonda yankılanmıştı, anın getirdiği şok havada asılı kalmıştı. Gerginlik elle tutulabilecek kadar somuttu. Mutluluktan parlayıp, melek olup uçması gereken onlarca surattaki şok, Lyvia’yı tatmin edebilecek kadar iyiydi. ”Bombarda.” diye haykırdı, en yakınındaki duvara doğru. Bombarda Maxima yapmayı planlamıyordu, insanların hiçbirine zarar vermeyi planlamıyordu. Nasıl görünürse görünsün, o bir cani değildi. Eğlence anlayışı çoğu kişiden farklıydı, o kadar. Bir zamanlar duvar olması oyuğun altında biriken toz ve kütle yığınına doğru ilerledi. Şokun uğradığı suratlar evrimleşip, suratlarına yakışmayan öfkeyle kızarmaya başlayınca çok candan bir kahkaha fırladı dudaklarının arasından. ”Ups.” dedi, alay fışkıran bir ses tonuyla.

____________________________________________________________________________________________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Franz L. von Salza
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Gerçek İsim : Hallitsija

MesajKonu: Geri: Yılan ve Porsuk[Yılanı Öldürseler]   Salı Ağus. 07, 2012 10:06 am

    Düştü. Siyah anaforun içine, anlamsızlık denizine doğru düştü. Tek görebildiği karanlık, çok fazla karanlıktı. Bedeninin uzuvlarında hissettiği garip bir acı kaslarının kasılmassına sebebiyet veriyordu. Zihni bulanıktı. Ne düşündüğünü bilmiyordu. Düştü, tekrar düştü. Uzun dipsiz siyah bir anaforun içinde kayboldu. Her nefes almak istediğinde, ciğerlerine doğru boca ettiği hava genzini yakıyordu. Gözlerini açmak istiyordu. Ama açtığında karanlığın içine biraz daha hızla gömülüyordu. Bedeninin istemsizce titrediğini fark ettiğinde, korku boy göstermişti vücudunda. Korku ve acı. Bu durumdan kurtulmak istiyordu. Peki bu duruma nasıl gelmişti? Neden sürekli siyah bir anaforun içinde kayboluyordu? Zihninde bu sorular tekrarlandığında, kibir ile kutsanmış mavi bakışları karanlığın içinden sıyrıldı. Şimdi etrafı buğulu bir şekilde görebiliyordu. Etrafındaki mumların cılız ışıklarını. İleri, sağ tarafta duran ahşap kapıyı. Kapının açıldığı taştan mimarinin ürkütücülüğünü görebiliyordu. Duvaların boydan boya raflarla dolu olduğunu gördü büyücü. Sonra sırtında bir soğukluk hissi peydahlandı. Ardından, ellerinin altında hissettiği bu soğuğu. Taş bir masa üzerine yatmış bir vaziyette olduğunu o zaman anladı. Buğulu bakışları, çehresinin üstünde, iki elin yan yana gelmiş avuçlarının yukarıya doğru baktığı uzun parmakları ve parmaklardaki yüzükleri gördü. Hepsinin rengi farklıydı. İnce kemikli parmaklar sanki bir şeyi kavramış gibiydi. Sonra ellerin sahibini gördü. Kuzguni buklelerini fark etti. Göğüslerini ön plana çıkaran siyah elbisesini ve boynuna taktığı kocaman madalyonu. Çehresine soğuk bir damla değdi. Soluk renkli tenini yakıyordu. Bir şey söylemek istiyordu ama bedeni buna müsade etmiyor gibiydi. Damlayı takip eden başka bir damla değdi çehresine. Sonra bir tane daha. Başında duran cadının elindeki kasenin yüzüne doğru damla damla döküldüğünü anlamıştı o zaman. Her damla teninde yeni bir yanma hissi peydahlıyordu. Damlalar sürekli ve seri bir şekilde çehresine dökülüyordu. Gözlerini korumak için kapattığında, yüzü acı ile buruştu. Dudaklarında, garip bir titreme peydahlandı. Şimdi vücudunun her yeri yanıyordu. Biraz önce hissettiği taşın soğukluğunun yerini büyük bir acı veren yanma hissi almıştı. Büyücü tekrar siyah anaforun içine düştü. Ama bu kısa süreli bir düşüş oldu. Sadece bir kaç dakika. Ama ona senelerce gibi gelmişti. Gözleri aniden acı ile açıldığında, zorlukla nefes alabiliyordu. Taş masanın üzerinden yere doğru düştü. Saçlarının arasında, taş zemine bir şeylerin damladığını fark etti. Hala düzensiz bir şekilde nefes alıp vermeye çalışıyordu. Bunu zorlukla yapabiliyordu. Her nefes alışında hava genzini yakıyordu. Derin bir nefesi daha ciğerlerine boca ettiğinde, bedenine rehavetin hissi doldu. Hızlı ve seri nefesler alıp doğrulmak istedi ama bunu yapamadı. Tekrar sendeleyerek yere yığıldı. Kaseyi tutan cadı onun doğrulmasına yardım etti.Onun yüzünü görebiliyordu şimdi. Kehribar bakışlarının eziciliğini fark etti. Sonra biçimli kaşlarını. Kusursuz bir teni vardı. Çehresi kuzguni bukleler ile çevrelenmişti. Dolgun dudaklarında vuku bulan tebessüm ile ona yardım ediyordu. Nefesini kulaklarında hissedebiliyordu. Sıcak ama rehavet doluydu. "Başardın Leopold." Sesi melodik bir tını taşıyordu. İlahi bir tını. "Başardık sevgilim." Dolgun kırmızı dudaklardan azat edilen sözcükler onu kendine getirmişti. Bir kara büyü ayinini hatırladı. Sonra ona yardım eden cadıyı. Gücüne hayran olduğu kendisinden büyük olsa da ona aşık olduğunu, ama sevgiden çok saygı duyduğunu anımsadı.

    Düşüncelerinden onu çekip alan tanıdık bir sesin inanılmaz derecedeki değişimiydi. Şimdi fazla kalabalık olmayan bir koridordaydı. Hogwarts'ın umumi mimarisinin içindeydi. Koridorlardaki tanıdık temiz havayı soluyordu. Kendisine bol gelen siyah bir cübbeye sarınmıştı. Kukuletasını takmıştı. Sağ elinde hissettiği cisme baktığında, burada neden olduğunu hatırladı. Zihninde yoğunlaştığı düşünce bütün dikkatini o ana vermişti. Kara büyünün ilmini öğrenmek için geçtiği ilk sınavı. Sonra o cadıyı hatırladı. Aşık olduğunu düşündüğü ama daha çok saygı ve sadakat hissi beslediği cadıyı. Sonra düşünceleri tekrar aynı ses tonu ile dağıldığında, bu düşüncelere dalmaması gerektiğini öğütledi kendine genç büyücü. İfadesiz boş bakışları etrafta gezdirdi. Biraz sonra yapacakları işi anımsadı. Zihnindeki bulanıklık perdesini bu şekilde kaldırmayı başardı. Şimdi zihni yaptıkları plana odaklanmıştı. Bakışları ilk olarak Lyvia adlı cadının bedenine kilitlendi. Hayalbozan büyüsünün etkisini kaldırdığında, kendisini bunu yaparak onun yanına doğru ilerledi. Kendilerine doğru gelen tanıdık simayı fark ettiğinde, biraz önce duyduğu nazik ses tonunu anımsayarak dudaklarında hain bir tebessüm belirdi. Lyvia elinde tuttuğu siyah pelerini ve maskeyi Aidan'a uzatıp onu takdir ettiğini belirten kelimeleri dudaklarından azat etti. Franz, sessiz bir şekilde sadece tebessüm etmekle yetindi. Elindeki maskeyi yüzüne taktığında, damarlarına zerk edilen kanın ani bir şekilde duygu değişimine kapıldığını hissetti. Kin, kibir ve nefret duyguları harmanlanmaya başlamıştı. Sağ elinde asasını sıkıca kavradığında, bir duvarın önüne doğru arşınlamaya başlamışlardı. Etrafındaki çehrelere baktı. Hepsinin yüzü ölüm yiyen maskeleri ardında gizliliğine kavuşmuştu. Lyvia'nın dudaklarından dökülen kelimelere önünde durdukları duvar cevap vermişti. Şimdi bir kapı beliriyordu önlerinde. Kapıyı açıp tünel gibi görünen kısa girişe adımladı. Kulaklarına ortak salonun içinden gelen gürültü hunharca doldu. Ortak salonun ortasına doğru hızlı adımlarla ilerlediklerinde, mavi bakışları alabildiğince sarı renge bürünmüş ortak salonun üzerindeydi. Lyvia'nın alaycı ses tonunu duyduğunda, asasını hazırladı genç büyücü. Zihninde birazdan başlayacak eğlenceyi daha eğlenceli hale getirmek için yapacağı kara büyüyü arıyordu. Büyüyü seçtiğinde, kulaklarına dolan ufak çaplı patlamanın sesini duydu. Sonra toz bulutu içinde yükselen şen kahkahalar arasında solup giden korku dolu çığlıkları da duydu. Yavaş ve emin adımlarla toz bulutunun içinde ilerleyerek Bir grup Hufflepuff öğrencisini kaçıştığı alana doğru yöneldi. Sağ elinde tuttuğu Halefin Çığlığı'nı bir kırbaç misali havayı yaran bir şekilde savurduğunda dudaklarından kara büyünün sözcükleri dökülüyordu. "Dare flagello ignis!" Asasının ucunda beliren alev bir kırbaç şeklini alırken, Franz o kırbacı bir masanın üzerine doğru savurdu. Masa acı dolu bir sesle parçalanırken etrafa sıçrayan parçaları küçük birer alev topu gibiydi. Masa birçok parçaya ayrılmışken taş zeminin üzerinde biraz duman ve siyah bir is kaldı. Damarlarında hissettiği zevk duygusu ile bir kahkaha peydahlandı dudaklarından. Etrafta korku dolu çığlıklar, büyülerin yıkıcı tesiri altında kendisini kutsanmış gibi hissediyordu. Sol eli cübbesinin sol cebine doğru kaydığında, içindeki pürüzlü şeyleri oradan çekip aldı. Avucunun içinde hareketsiz duran siyah,mor ve lacivertin hüküm sürdüğü bir renge sahip şekillerin üzerine çevirdi asasını. " Ire comis metus! Ire comis metus! Ire comis metus!" Sözcüklerin arkasından cisimler asanın ucundan çıkan sar bir ışıkla kutsandığında, kıpırdamaya ve büyümeye başladı. Franz, elindeki cisimleri etrafa saçtığında onların büyüyp şekil almasını izledi. Sadece biraz daha eğlenmek istiyordu. Maksadı zarar vermek değildi. Sadece insanların peşinde koşturan ve onlara tokat savuran bu haylazları izlemekti. Cisimler büyüyüp normal bir insanın yarı boyuna kadar gelen, cılız, tek gözlü ve dilleri ağızlarından sarkan, siyah derili altındaki kemikleri belli olan bir bedene bürünmüşlerdi. Etrafta deli gibi koşturmaya ve önüne gelen Hufflepufflı öğrencilerin üstlerin atlamaya başlamışlardı. Onlara tokat savuran, yüzlerine salyalarını akıtan bu yaratıklar onun bir kez daha kahkaha atmasına sebep oldu. Şimdi onların sesleri etraftaki sesleri bastırıyordu. Kaba ve ince bir ses tonuyla anlamsız bir şekilde bağırarak etrafta koşturuyorlardı. "Eğlenmenize bakın çocuklar. Arkadaşlarımız sadece o işe yaramaz saf popolarınızı bizle beraber tekmeleyecek."

____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Cajsa Noak
Hufflepuff
Hufflepuff
avatar

RÜTBE : VI. SINIF
Görevi : Okul gazetesi yazarı
Özel Yeteneği : Görücü
Uyruk : ewok
Gerçek İsim : zeynep

MesajKonu: Geri: Yılan ve Porsuk[Yılanı Öldürseler]   Çarş. Ağus. 08, 2012 6:02 pm

    Asasını Muggle'ların mikrofon dedikleri aygıt niyetine kullanan kin dolu ses, cinsiyetini ele veren tiz bir cadı sesiyle dudaklardan dökülüp eski Hogwarts dekorasyonunun en cıvıl cıvıl örneklerinden birini oluşturan mekanda yankılandı; bu şekilde pençelerini yuvalarına geçiren yılanların kol kola gezdiği tehlikenin farkına vardı porsuklar. Şifreyi nereden ve nasıl öğrendikleri merak konusuydu. Ölüm Yiyen maskelerinin ardındaki veletlerden birinin ''Bombarda!'' deyişini duyduğu anda asasına yeltendi Cajsa. Ortak Salon'un kapısının bu yabancı pisliklere açıldığı sırada Burnell ve yandaşlarıyla köhne bir köşede gelecek Tılsım dersinden kaytarmak için plan yapıp elindeki sandvice yumulmaktaydı. Mortecalid'lerin kesin dönüşlerinin ardından önemlerini ve büyücüler üzerindeki korkutan etkisini yitirmeye yüz tutan Ölüm Yiyen'lerin kılıklarının ardına saklanıp ait olmadıkları bir Ortak Salon'a baskın yapan bir avuç hödüğün kimlikleri konusunda şüpheye yer yoktu. Salon'un çeşitli köşelerine yayılmış arkadaşlarının bu komplo karşısında ağızları açık bir şekilde kalmaları Cajsa'nın sinirini bozmuştu, bir savaşta şaşırmaya vakit yoktu çünkü. Slytherin öğrencilerinin hadlerini bu derece aşmaları şaşılacak bir durum değildi oysa ki. Maskesinin koruyuculuğunda boğuk ve kalın bir erkek sesi, "Dare flagello ignis!" sözleriyle ahşap masanın pürüzsüz dokusuna inen ve dokunduğu her talaşı yok eden alevden bir kırbaç yarattı. Kara bir is dumanı yere çöreklenirken, oraya buraya savrulan alev toplarının buğusu öğrencilerin dikkati dağıtılmış zihinlerini bulandırıyordu. Cajsa saldırmaya karar vermesine rağmen, alevlerin cübbesine isabet ettiği bir beşinci sınıfa yardıma koşarken buldu kendini; içindeki bu lanet olası iyi kalpli kız onu savaş alanında zor durumlara sokuyordu hep. Bu sırada alevi yaratan sahte Ölüm Yiyen, biraz öncekinden daha uzun birkaç büyülü sözcükle bininci yaş gününü kutlayan ev cinine benzeyen yaratıklar oluşturmuştu. Gözlerini onlardan ayırdığı sırada gerçekleşen bu felaketin nasıl yapıldığı hakkında tek bir fikri yoktu genç cadının; fakat binadaşlarının kıçlarını tekmeleyen bu pis şeylerden kurtulmanın ve kahkaha atıp eğlenmelerine bakmalarını öğütleyen Slytherin ile çetesine günlerini göstermenin bir yolunu bulmak zorundaydı. Yanındaki kızın yanık koluna ''Corpus Medicor!'' diye fısıldayıp ayağa fırladı; aklına gelen ilk yöntemle, Ortak Salon'da insanların peşinden koşturan yaratıkların her birine teker teker ve hızlıca ''Ebublio!'' diye bağırdı. Su baloncukları yaratıkları yok ettikten sonra, asalarına hamle edip Slytherin'lerin karşısına dikilen arkadaşlarının önüne geçti. Biraz önceki büyüleri sergileyen herifinkini feci gerçekçi şekilde taklit eden bir sesle kahkaha atıp aniden dünyanın en ciddi ve öldürücü ifadesini yerleştirdi suratına. Kendini bilmiş duruşlarıyla kapının önünde poz veren suikastçıların ve yarattıkları iğrenç şeylerin yokluğuyla dolan Ortak Salon sessizleşmişti. Cajsa bunu fırsat bilip asasını havaya kaldırdı, sarı kazağı, pandalarla süslenmiş koyu yeşil eteği ve gökkuşağı rengindeki çoraplarıyla sahte Ölüm Yiyen'lere hitap ederek, ''Bana bakın, ucubeler.'' dedi. Hemen yanında Asana ve arkadaşlarının bulunduğunu bilmenin getirdiği güvenle ve binasını koruma isteğiyle, ''Görüyorum ki yalanlarınızın ve pis geçmişlerinizin yanında, kimliğinizi bile saklayacak kadar korkaksınız.'' diye konuştu. ''Eğlenmek için başka bir mekan bulacaksınız.'' sözlerinin akıllara nüfuz etmesini izledi. Bu seferki büyük bir ustalıkla söylenmiş olsa da; emir cümlelerinde berbattı Cajsa. Kararlıca yere basan ayakları, saldırmaya hazır ve tetikte olan duruşunu destekliyordu. Cevap vermeye yeltenmek üzere alınan derin bir nefesi, ''Silencio!'' diye hiddetle bağırarak susturdu. Bu sesin sahibinin, Salon'a adımını attığı anda zeminini arşınladığı bölge için, ''Beğenmedim açıkçası, fazla sarı.'' diyen cadı olması ne gülünçtü.

____________________________________________________________________________________________________

sunshine, daisies, butter mellow:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Pippa Joleen Harvey
Slytherin
Slytherin
avatar

RÜTBE : VI. SINIF
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : 16
Gerçek İsim : Deniz.

MesajKonu: Geri: Yılan ve Porsuk[Yılanı Öldürseler]   Çarş. Ağus. 08, 2012 11:18 pm

    Kaç zamandır aç olduğu aktivist yok etme eylemi, işte bugün çoğunu soğuk nevale bulduğu binadaşlarıyla omuz omuza gerçekleşiyordu. Hufflepuff'lardan nefret etmiyordu. Onları sevmek için bile nedenler bulunabilirdi. Mesela diğer üç binanın özelliklerini taşımayan ve geriye kalan herkesi alan bina olmaları onları sevilesi yapardı. Çöp biriktirmekten hoşlanan ergen sivilceleri ile tek derdi kıç göstermek olan ponpon kızlar aynı yatakhanede kalabilirdi. Eğer Slytherin de bu esneklik ve demokrasi ve özgürlük ve barış ekseninde yer alsaydı, kimse Pippa'dan uzak durmazdı. Yine de, bu devamlı zarar verme hevesini başka bir binada bulamazdı asla. Ya canı bir şeyleri yakmak isteseydi de erdemli Gryffindor'lar onu durdurmaya kalksaydı? İşte o zaman hepsini Gryffindor meydanında sallandırması gerekirdi. İbret olsun diye. Hayır, kalsındı. Tüm üyelerinin kafası birçok dişliden oluşan ve hainlik çanları çaldığında herkesin ileri atıldığı binayı öpüp başına koyar, yaşı geçtiği için harçlık alamamanın verdiği hüzünle 40 yaş depresyonuna girerdi; mamafih bugün asla o gün değildi. Bugün, haftalardır belki de aylardır biriken delilik deposunu Hufflepuff salonuna atma günüydü. Pippa sarıdan nefret ediyordu. Hayalbozan büyüsü etkisinde, hep birlikte Hufflepuff salonu önünde hazır ve nazır duruşlarının sebebi de buydu. Aidan'ın oyunculuk yeteneği ile tufaya düşen hippi çocuk, her şeyden habersiz ve neşeliydi. Hippileri severdi Pippa. Belki ilerde onunla en yakın arkadaş olurdu; ancak şimdi canı onu öldürmek isterse kendini durdurmayacaktı. Ellerindeki maskeler de bu yüzden vardılar zaten. Nostaljik hissetmek için Muggle işi plak dinlemek daha zahmetsiz bir yoldu şüphesiz. Ölüm Yiyen maskelerine bürünüp bir şeyleri havaya uçurmak da aynı hissi yaratıyordu. Atalarının, herkesin büyücü olduğu ve büyücülerin taraflara sahip olduğu o zamanlar ne de altın zamanlardı. O zamanlar insanların politik bir görüşleri ve gerçek liderleri vardı. Şimdiki apolitik gençlerden kat be kat iyiydi be o zamanlar. Nerde eski yoldaşlıklar... Neyse, bu eylemleri belki Hogwarts'ta bir anarşizm akımının öncüsü olurdu. Pippa da örgüt saymanı falan görevini üstlenirdi. Çünkü bazı insanlar sadece dünyanın yandığını görmek ister. Yanındaki Franz etrafı ateşe boğarken Pippa'nın hissettiği sevinç de bundan mütevellitti. Binadaşlarının demir maskelerine yansıyan alevleri gördükçe sevinç çığlıkları atmaktan zor alıkoyuyordu kendini. Etrafta gezen tek gözlü ucubeler en az her şey kadar sarışın olan bir kız tarafından yok edildiğinde sinirden köpürdü Pippa. Oysaki ileri atılacak kadar cesur olmayanlar korkuyla etrafta koşuşurken çocuklar gibi şendi. Kendini beğenmiş saçma etekli -belki de bir fantezi için böyle giyinmişti. Keşke yatakhanedeki mercimeği bölmeselerdi- kız ortaya çıkıp bütün neşeye limon sıkmıştı. Üstüne üstlük ibret alacaklarını zannettiği bir takım anlamsız yüklenmelerde bulunuyordu. Lyvia'yı büyüyle susturunca sinirden deliye döndü. Pippa tükürükler saçarak konuşurken Lyvia sessizce büyünün etkisini kaldırdı. "Sinsi ve cesur ve zeki olamayanlar olarak yüzümüzü gördüğünüz an profesörlerin kıçına, ispiklemeye koşacaksınız. Özelliksiz ve güçsüzsünüz." Duvar kenarında duran korkmuş bir ikinci sınıfa doğru depar attı, yakasından kavradığı gibi çok da uzak olmayan yüz hizasına getirdi. Çocuk tir tir titriyordu. "Mesela sen. Hayattaki amacın nedir?" Bu sırada asasını çocuğun gözüne dayamış, çıkartmak üzere hazır bekliyordu. Sonradan vazgeçti. Daha dişli rakipler oracıkta duruyordu. Az önce durduğu noktaya koşturdu. İçindeki faşist dışarı fırlamıştı. Saklanacak bir tavan araları bile yoktu. "Anca millete yavşayın," bunu söylerken arkadaki bir grup oğlan çocuğuna dikmişti gözlerini -ve elbette iri maskesini- "ona buna adalet ayakları çekin. Yok öyle dava. Tüm bu karaktersiz, belirsiz, çoğunuz için bulanık olan sinikliklerin bedelini burayı yıkarak ödeteceğiz. Yılanların öcü falan." Sona doğru sakinleştirmişti. İnsanları çenesiyle ve tükürükleriyle yormuştu anlaşılan. Bir anda sakinleşti, narin fakat süratli bir hamleyle asasını yanmakta olan şömineye doğrulttu "Defodio!" Şömine çöküp yerinde devasa bir çukur oluşurken, odunlardan sıçrayan kıvılcımlar da yeni, minik alevlere sebep oldu. Pipa yerinde zıpladı ve; "Parti burda devam ediyor!" diye cırladı neşeyle. Sesi maskenin altından o kadar da cırtlak çıkmamıştı.

____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Giedre Lundkvist
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : 16
Gerçek İsim : Elif

MesajKonu: Geri: Yılan ve Porsuk[Yılanı Öldürseler]   Cuma Ağus. 10, 2012 12:25 pm

    Bir iki üç beş sekiz… Sıkıntısı o kadar tavan yapmıştı ki öğrendiği her şey zihninin içinde çarpılıp birbirine giriyordu. Durağan olan her şeyden kaçmayı amaç edinmiş Giedre için derslere girip çıkmak, sonra belki ödevlerle uğraşmak, molalarda kendisine ufak meşgaleler bulmak hayatının son demlerinde olduğunu anons ediyordu sanki. Bu düşünceyi biri zihnine sokmuş olmalıydı. Gömüldüğü koltuğun üzerinde biraz toparlanıp orta parmağını gökten geldiğini düşündüğü o sese kaldırmıştı. Giedre’yle oynamayı çok severdi hergele. Tam o sırada önünden geçen minicik eteğiyle sütun gibi bacaklarını ifşa eden kızın eteğini asasının yarattığı minik rüzgar dalgasıyla havalandırdı ardından da sinir bozucu bir kahkaha atıp kendince tezahürat etti. Akabinde genç cadının peşinden ilerleyip kalçasına bir şaplak attıktan sonra seslerin geldiği istikamete doğru ilerlemeye başladı ve diğerlerine katıldı. Salondan çıkmadan evvel bir iki saniye içinde pelerinini örtünmüştü, maskesi ise henüz elindeydi. Koridor boyunca sıralanan yılanların sinsi gözlerine baktı kısa bir zaman diliminde. Hepsi de birkaç dakika içinde göreceleri dehşet tablosunu hayal ediyordu şüphesiz. Dudakları nasıl da keyifle kıvrılıyordu! Giedre de için için gülüyordu ancak çok kötü, hain ya da kibirli olduğundan değil; aradan geçen uzun zamandan sonra nihayet gerçekten eğleneceğinden mütevellit keyiflenmişti. Her biri bir komut bekliyormuş gibi bir anda koridorun duvarlarına sırtlarını dayayıp hayalbozan büyüsünü uygulamıştı. Bina başkanının performansının ardından da büyüyü geri çekip maskelerini yüzlerine geçirmişlerdi. Yüzlerini saklamak fikri çok da zeka gerektirmese de fikrin sahibinin hayal gücünü takdir etmişti Giedre. Sonra hepsi saçma salak bir şifrenin ardından önlerinde beliren kapıdan geçtiler teker teker. Giedre Gaga’dan bir türkü tutturmuştu içinden.Walk, walk fashion baby! Muhteşem bir girişin ardından soluklanmadan gösteriye girişmişti binadaşları. Lyvia denen dövmeli hatunun anonsunun ardından neon ışıklarının yarattığı cümbüşle Huffle’lara görsel bir şölen sunuyorlardı. Franz’ın icra ettiği karanlık sanata hayran hayran bakarken buldu kendisini genç ve yakışıklı cadı. Ve yine ulumaya, alkışlamaya başlamıştı. Eğleniyordu sonuçta, ürkütücü görünmek için kasılmaya niyeti yoktu. Ancak öne çıkan cesur yüreği görünce coşkusu bir anda söndü ve Lyvia’ya yaptığı sessizlik büyüsünün ardından o sarı saçlarına yapışmamak için bir süre direndi. Zaten mantar kafa Pippa olaya el atıp ortalığı velveleye vermişti. Söylev gücüne hayran kalmıştı Giedre, bir iki damla gözyaşı gözpınarlarından akmaya hazır ve nazırdı. Damarlarının içinde bir köpürme, bir dalgalanma olduğuna yemin edebilirdi. Pippa şömineyi göçertip bir çukur yarattıktan sonra kimsenin öne atılmaması için çabucak hareket edip öne çıktı. Hedefi az önce kendini öne atan sarışındı. ”Cesur olduğunuz kadar aptalsınız da küçüğüm.” dedikten sonra pelerinin içlerinde gizlediği asasını sergilemeye koyuldu. Asanın ucunu sarışın kıza doğrulttu. Tabi ki zarar vermeyecekti, en azından herkesin gözleri önünde vermezdi. Yine de zihnine yerleşmiş fantezi dünyası genç cadıyı hoşuna giden bir şeylere dönüştürmek için çalkalanıyordu sanki. ”Yuraune cuasne.” Bir yağmur bulutu sarı kafanın başının üstünde bitip sırılsıklam bırakmıştı cadıyı. Kızın çıplak bacaklarından inen yüzlerce su damlası yeni yollar açıyordu. Bu haliyle çok daha çekiciydi, az önceki aptallığını bir anda unutturmuştu hatta. Silkelen ve kendine gel Giedre! Hasmına yavşayamazdı, şimdilik. Giedre’nin de bir şeyler yakıp yıkması gerekiyordu sanırım. O yüzden gözüne bamyalardan birini kestirdi ve ağır ağır ilerlemeye başladı birilerinin arkasına saklanmaya çalışan piçe doğru. Bu binadaki en büyük hasmı kesinlikle oydu, bir de tayfası tabi. Kızlar onlardan nefret ederdi, ama severlerdi de. Giedre’den de nefret ederlerdi. Ama o kadar. Sevmezlerdi. O yüzden nihayet bir şeyler yapma fırsatı elde edebildiği için heyecanlanmıştı.”Locomotor Mortis.” Genç adam büyünün tesiriyle bacaklarını hareket ettiremiyordu. Giedre adımlarını hızlandırıp hızını kesmeden çocuğun bacaklarının arasına tekmeyi bastı! Burnell piçinin yüzü öyle bir hale gelmişti ki yüzünü resmedip onun altına yatmak isteyen gerizekalılara gösterse bu arzularından derhal vazgeçerlerdi. Tayfası Burn’e doğru yaklaşmaya başlamıştı ki önlerine tekli koltuklardan biriyle set kurdu. Gayet içten bir iki küfür dizdikten sonra diğerlerinin yanına döndü ve kollarını iki yana açtı pergel gibi ve ciddi bir konuşma yapmaya başladı.”Yoldaşlarım!” Pippa gibi konuşma yapamayacağını anladığında kollarını indirdi ve sesini biraz kısıp devam etti. Ayrıca onlarla aynı yola baş koyduğu da yoktu, saçma bir girişimde bulunmuştu. O yüzden çabucak sindi olduğu yere.”Şey diyecektim. Yıkım yapmak güzel, heyecan verici falan. Ama unutamayacakları başka bir şey yapmalıyız diye düşünüyordum .” Tabi ayrıntılarını düşünmemişti.

____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Cajsa Noak
Hufflepuff
Hufflepuff
avatar

RÜTBE : VI. SINIF
Görevi : Okul gazetesi yazarı
Özel Yeteneği : Görücü
Uyruk : ewok
Gerçek İsim : zeynep

MesajKonu: Geri: Yılan ve Porsuk[Yılanı Öldürseler]   Cuma Ağus. 10, 2012 8:51 pm


    Tuhaf bir güven vardı cadının içinde; bu ucube şovunu eğlenceli bulduğu bile söylenebilirdi; bu ergenlik ve politik heves kokan gösteri, porsuklara bir intikam nedeni sunuyordu çünkü. Maskenin ardındaki meymenetsiz suratın kime ait olduğunu adı gibi biliyordu Cajsa. Cırlak sesiyle ele vermişti kimliğini birkaç balatası eksik olan Harvey kızı. O acınası konuşmasını yaparkenki tavrı, ellerini yumruk haline getirmiş vaziyette arkadaşlarının önünde dikilen Cajsa'nın sinirini iliklerine kadar püskürtüyordu. Zayıf, solgun ve çirkin parmaklarıyla salon şöminesinde bir çukur yaratırken, öylece sahiplendiği deliliğin dibine vurarak sergilediği dengesizliklere karşılık olarak geçmişte tiksindiğinden bin kat daha fazla tiksinmişti o an platin sarısı saçlı Pippa'dan. Kendisinin devasa bir gülünçlük hissiyle katlandığı bu konuşmayı maskeliler derin bir saygıyla dinlemişlerdi. Sahte bir gerçekçilikle taklit ettiği sakin kadın pozunu bozmadan asasını şömineye çevirdi genç cadı; tok bir sesle, ''Extinguish!'' diye fısıldadı. Yarattıkları kaosun etkisi kısık sesli büyülerle savuşturulurken maskeli ucubeler caka satma sırasını başka bir elemana vermiş olacaklardı ki, daha önce hiç konuşmayan bir tip Harvey'in önüne çıkıp hödük sesiyle Cajsa'ya yönelttiği sözleri sarf etti: ''Cesur olduğunuz kadar aptalsınız da küçüğüm.'' Ardından Latince birkaç kelimeyle sular boşandı genç cadının üstünden. Zararsız sayılabilecek bu büyü, kızı saç diplerinden bacaklarına kadar sırılsıklam bırakmıştı. Hafif bir şaşkınlıkla titredikten sonra, bir anlığına karşısında dikilen maskelinin başka bir yöne gittiğini ve bu gösterinin zarar verme amaçlı olmadığını fark ettiğinde Salon'un diğer kanadına yönelen ayakları durdurmaya kalkışmadı. Arkada kalan maskelilere baktı, ellerini beline koyup alelade bir hareketle yüzündeki nispet eder bakışı büyüttükçe büyüterek omzunu kıpırdattı; ''Siz ucubelerden daha iyi göründüğüm kesin. Şu kapkara maskelerden filan bahsediyorum.'' dedi cümlenin onlardan bahseden kısımlarında yüzünü buruşturarak. Yaklaşan yenilginin farkındalığıyla yerlerine sinmek yerine kıkırdayan Hufflepuff'ların sesleri içine suyun kaçtığı kulağında çınlarken, birden takındığı rahat tavırla, gösteri yapan maskelinin ardından gitti. Burnell'ı yerine sabitleyip kasığına attığı tekme pek içtendi doğrusu. Asalarını kapıp atılan tayfanın önüne serdiği koltuk seti ise Salon'u alıştırdıkları gösterişten öyle uzaktı ki. Biraz önceki ağır tekmenin sebebinin Burnell'ın canını yakmış -bundan fazlasını yapmış da olabilirdi elbet- olma ihtimaline bağlıyordu. Sinirden köpüren tayfaya gülümseyen ve sakin olmalarını bildiren bir bakış attı ve içinde bulunduğu topluluğa ait değilmiş gibi hareketlerde bulunan maskelinin yandaşlarının yanına gidip kısık sesle bir şeyler söylemesini izledi. Cesaret ve büyü becerisi konusunda usta Hufflepuff'ların bu rezil komplo sırasında Salon'da bulunmamasının talihsizliği, bu küçük çaplı sokak kavgasını kaybetmelerine sebep olacaktı; bari eğlenmelerine baksalardı. Yılanlarınkine benzettiği gösterişli hareketlerle yere bağdaş kurup oturdu. Karalara bürünmüş çetenin konuşmasını izlerken, ıslak teninin içinde huzurlu hissederek, ''Saat de geç oluyor.'' diye söylendi, asasıyla ''Bubbles!'' diye şakıyarak oluşturduğu baloncukları köşesine sinip etekli Slytherin'lerden birinin eteğine bakıp pantolonunu çekiştiren Burnell'a doğru üfledi. Caka satmaya başka birini göndermelerinden ya da efsanevi olduğunu düşündükleri bir küçük düşürme metoduna başvurmadan hemen önce, içlerinde en sabit, sessiz ve somurtkan duran maskeliye doğru dudaklarından ''Exhilaro!'' şeklinde çıkardığı bir neşe baloncuğu gönderdi.

____________________________________________________________________________________________________

sunshine, daisies, butter mellow:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Yılan ve Porsuk[Yılanı Öldürseler]   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Yılan ve Porsuk[Yılanı Öldürseler]
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» nasil erkekler? nasil kizlardan hoslanirsiniz ?

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Rol Oyunları-
Buraya geçin: