AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
ACCIO WIDGET!        
Yönetim
Puanlar
Enler
Pano

Paylaş | 
 

 I am the Spirit that Negates.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Fridtjof Per Omdahl
Profesör
 Profesör
avatar

RÜTBE : SİHİR TARİHİ
Gerçek İsim : Papa.

MesajKonu: I am the Spirit that Negates.   C.tesi Ağus. 04, 2012 9:00 pm


Mephisto kendini etrafındaki her türlü ışığı emen kara delik olarak görse de aslında dışarıdan birinin görüşü itibari ile geceyi aydınlatan aya benzer. Ailesinin karanlık büyülere olan tutkusunun yanında hırsla kirlenmemiş bir o vardır belki de. Kendisi her şeyi tadında yaşayacak kadar soğukkanlıdır denilse yalan olmaz. Korkularının sınırları olduğu gibi mutluluğu da öyle dağları tepeleri aşacak kadar büyümez hiçbir zaman. Onun kontrol edilemeyen tek özelliği, kendini karanlığın merkezinde görmesidir. Bundaki en büyük etki ismindedir. Asa Bilimi ile temelde ilgilense de genel olarak tüm büyü dallarını inceliyor denebilir.

“Ne ketumdur o, bir duvar kadar iyi bir dinleyici olsa da ağzından kelimeleri almak için arada lanetler yolladığımız bile olur.” Sandalye üzerinde oturup ellerini üst üste koymuş olandan üç yaş kadar büyük duran, kendinden gurur duyarcasına bir sanat eseri üzerinde duran eleştirmenlere özgü edayı takınarak küçük kardeşi hakkında ufak çaplı notları sunuyordu etrafına topladığı kişilere sunuyordu. Entelektüel hava yaratan gözlüklerini arada bir sol elinin orta parmağını kullanarak köprüsünden yukarı doğru ittirir; ailesinin adı ile hava atmayı eksik etmezdi. Slytherin’in öğrencilerinden kendi etrafında gezinenleri bir araya toplayarak asalar hakkında “kimsenin bilmemesi gereken sırlar” hariç pek çok konudan bahsederdi. Öyle zamanlar için başucu heykeli olarak da küçük Mephisto uygundu. İsmini Goethe’nin aynı isimli kitabından alan Faust, kendine bahşedilmiş “orijinalinde soyadı olan isim” konusunda oldukça hassastı. Bir Almanın yaptığı vurgunun dışına çıkan herhangi birine, gücünün yettiği kadarıyla saldırabilirdi. Kardeşini bu nedenle cezalandırdığı çok olmuştu, bu lanetlerden söz ediyor olmalıydı şimdi de. “Aslına bakarsan benden aptal olduğun için senin algılayamadığın şeyleri söylediğimden bana zarar veriyordun.” Küçük yılanlar topluluğu arasında buzu andıracak serinlikle kıvrılarak ilerleyen cümleler, sorumluluğunu yerine getirmediğini belli ediyordu küçük çocuğun. Bunun için aile kurallarını çiğnemek ile suçlanarak ceza alacağını bilse de isyan başlamıştı. Şeytan, hissedilmez biçimde sokulmuş nefesini insanların ensesine salıyordu. Anlatmak istediği orada olduğuydu. Şeytanın oğlu da uyanacaktı.

Kavradığı ağaç dalının özelliklerini tek seferde sayabilecek hâle gelmesi çok sürmemişti büyücü için, ağabeyi ve arkadaşlarının esrarengiz ölümünden bir yıl kadar sonraydı. Hogwarts’ta üçüncü yılını okuyan Mephisto, pek çok dersinde başarılı olsa da genel olarak Bitkibilim ve Sihirli Yaratıkların Bakımı ile alakadar oluyordu. Babası “Asa Bilimi, temelinde pek çok büyüyü ve bilimi barındırır.” dediğinden beri bunlara özen göstermesi kaçınılmaz bir hâl almıştı. İdolünün izinden gidecekti; fakat önüne bir şeyler engel olup çıkmıştı. Kalbinin derinliklerine yazılmış kaderdi belki de bu, bir isim. “Sen, Goethe’nin şeytanısın.” Bunu her seferinde tekrar eder, ağabeyinin üzerindeki etkilerini düşünürdü.“Ben onu yoldan çıkarmaya çalışıyordum, karanlığa çekiyordum. O ise yalnızca kendini koruyordu.” Aklına gelenler bunlardan ibaret olmasa da yazabildiği kelimeler bunlardı, o konu hakkında. Ailesinin acısına ortak olup üç yıl boyunca konuşamaz olmuştu, diğer insanlarla. Fakat her zaman iletişim kurabildiği doğa vardı. Doğa, fantastik yaratıkların ya da bitkilerin en büyük kaynağıydı. “Sihrin özü.” Bunu ilk kez duyduğunda, beş yaşında olduğunu bilse de söyleyenin sesi çok yabancıydı. Sıcak bir tınısı olsa bile çıkaramıyordu, yüzü görünmeyen cüceyi. Belki kendisi, belki ağabeyiydi. O sıralarda aralarındaki boy farkı oldukça azdı. Solmuş çiçek yaprakları gibi derin uykuya dalmış cesetler için üzülme vaktinin geçtiğini kendi kendine tam olarak üç yüz altmış beş günde kabul ettirse de uzunca süre kabul ettiği şeyi uygulayamamıştı. “Ölü bir gül ağacı dalının dışında Şeytan Kapanı var. Özünde kullanılmış hiçbir asa malzemesi yok. Orada ölümsüzlüğün kaynağı olan vampir kanı var.” Ellerinden çıkmış en güçlü asanın bu olacağını biliyordu. Vampirlere ilgi duymaya başlayıp onları avlamayı hobi edindiğinde küçük; ama yetenekliydi. Onlardan kan alıp inceliyor, bir şekilde ölümsüz olmaya çalışıyordu. Şeytanın tohumları bu sırada çoktan gözlerini açmış, karanlığı izliyorlardı.

Elimde kalan son vampir kanını da yararlı bir şey için kullanmalıyım, diye geçirdi aklından kimsenin duymasına izin verilmeyen bir sırrı saklayan hâli vardı. Gümüş bilekliğinin üzerine düşmüş kol kıllarına ilk kez gözü takılmıştı. Belki de ardındaki parlak cisimdi ilgisini çeken. Otuz altı yaşındaki bir adama oranla oldukça şık giyiniyordu; özellikle de hiçbir resmiyet ile alakası olmayan, otuz altı yaşındaki bir adam düşünüldüğünde aklına daha “rahat” kıyafetler gelirdi insanın. Sahte bir ışık küresi, odanın tepesinde ay gibi dikilmişken yüzüne düşürdüğü tebessümün orada olmaması gereken güneşe benzediğini söylemek zor değildi. Farklı ve oraya ait olmayan bir şey… Yeni doğmuş bir kızı ve onun ikiz kardeşi olan başka bir yumurtadan meydana gelmiş bir oğlu olmuştu. Hayatının çok sık rastlanmayan cinsten renkli günlerindendi. Bordo, o günün hakiki rengi idi. “Bunu da koyarsak…” Dikkatlice son damla kızıllığa bakarak onu iksir kazanının içine yolladı. “…geriye yalnızca denemek kalır.” Sonra bir yudum aldı, ekşi tadı olan sıvıdan. Daha çok lav gibi bir yoğunluğu ve limonunki ile karşılaştırılınca iğrenç bir kokusu vardı. Farklı bir açıdan bakıldığında, başaramamıştı. O zehir, insanın görünüşünü içtiği günkü ile aynı kılmak konusunda tam da istendiği gibi işliyordu. Hiçbir zaman farklılığı onu bozamıyor, canını sıkamıyordu; ancak içten içe kemirilen bir bina misali beden normalden daha hızlı şekilde kendini yok ediyordu. Hücrelerin yenilenme hızı dış yüzeyde arttırıldıkça geriye kalan enerji düşük oluyor; onlar da tüm vücuda yetmiyordu. Geri alınması imkânsız. Artık bir melek olmuştu Şeytan, Azrail’in görevini elinden alarak.

Korku, insanın içinde dolaşan kanı bile tek seferde çekip o büyük çoğunluğu sıvı olan bedenleri kurutabilecek kadar büyüktü. Kafayı yemek üzereydi belli ki. “İyi miyim kötü mü? Şeytan mıyım melek mi? Tanrı beni neden lanetledi?” Her gün bunları duyardı ev halkı. İki yıl geçmesine rağmen hareketlenmemiş erkek çocuğun bedeni zayıf düşmüştü. Ölümün yakın olduğunu burnu iyice algılayabiliyordu. Artık tanıdıktı ne de olsa, bilmemesi garip olurdu. Bu, belki de Mephisto’nun ilgisizliğinden kaynaklanıyordu. Karar vererek artık hiçbir şeyi sınırda yaşamamaya başladı. Hayatını dizginlemiş, ipleri yeniden eline almıştı. Asıl mesleği olan asa bilimi ile ilgileniyor, bunun dışında koleksiyonlar yapıyordu. Eşi de bir süre sonra görünmez bir silgi ile yitirilmiş canlar arasına karışırken arta kalan tozları etrafa dağılmıştı. On altı yaşlarında olan kızının da bu adamın yanında kalmasına gerek yoktu, ölmemesi gerekiyordu. Bir şekilde onu evlendirmeliydi, onun yaşamını kendi isteklerince yönlendirip mutlu etmeliydi. Sonra yine içinde Şeytan ve melek kavgası başladı. Korku, yeşil renkli bir ayakkabı kadar ilginç görünüyordu.


En son Mephisto Purpurila tarafından C.tesi Ağus. 04, 2012 9:04 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fridtjof Per Omdahl
Profesör
 Profesör
avatar

RÜTBE : SİHİR TARİHİ
Gerçek İsim : Papa.

MesajKonu: Geri: I am the Spirit that Negates.   C.tesi Ağus. 04, 2012 9:02 pm


Aidan Wandhunt
Bibi van del Papin
Félicité L'Ombre

Düzenlenecek.
Lütfen kurgu bulup geliniz.

____________________________________________________________________________________________________


the music of the wind:
 
angel of death:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
I am the Spirit that Negates.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Karakter Başlıkları-
Buraya geçin: