AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
ACCIO WIDGET!        
Yönetim
Puanlar
Enler
Pano

Paylaş | 
 

 Minör

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Letje R. E. Laeirova
Vampir
Vampir
avatar



Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : -

MesajKonu: Minör   Perş. Tem. 12, 2012 7:18 pm


____________________________________________________________________________________________________


Tolga.

I searched for a foreign land, for years and years I roamed
I gazed a gazeless stare, we walked a million hills
I must have died alone, a long long time ago.
Who knows? Not me. We never lost control.
You face to face with the man who sold the world.


En son Letje R. E. Laeirova tarafından Perş. Tem. 12, 2012 7:20 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Letje R. E. Laeirova
Vampir
Vampir
avatar



Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : -

MesajKonu: Geri: Minör   Perş. Tem. 12, 2012 7:18 pm

La minör gamı üzerinde gezen besteyi çellonun hatlarında dolaşan uzun ince parmakları ile ağlarcasına, içini akıtırcasına çalan genç cadının sarı saçları yüzüne dökülmüş, hareket ettikçe yumuşak hatlarını okşuyordu. Vampir barın iyice karanlık bir noktasında oturuyor, dikkat çekmemek üzere ısmarladığı içki bardağının üzerinde işaret parmağı ile halkalar çiziyordu. Uzun süre geçmişti böyle özgür hissetmeyeli. Bugünse kimsenin duyumsayamayacağı bir rüzgar göğüs kafesinde dolanıp duruyordu. Onu özgür kılan bilinmezliğe açmıştı bütün varlığını ve her yıl bunu yapmak hoşuna gidiyordu. Kurttan bile sakladığı tek alandı bu… İçinde delicesine bir hüzünle gelse de rüzgar, rüzgardır diye düşünüyordu. Nefes nefestir. Ve sırlar ikinci bir kişiye söylenmedikçe yük olmazlar. Tekrarlardan hoşlanmazdı oysa… Yine de bu seremoni yormuyordu onu. Gözlerini görecekti çünkü bir zamanlar dünyasını inşaa eden gözlerini sonra kulağına doğru ilerlerken keskinleşen çenesini, kızınca tek bir damarın solundan geçtiği uzun boynunu ve saçlarını… Kokusunu sonra, günışığına ait evini, huzuru anlatan kokusunu… Ah, nasılda aynı kokabiliyorlardı? Damarlarındaki tadı düşündü sonra. Hiç istememişti bunu düşünmeyi oysa… Dişlerini sıktı o bakır, kekremsi tadı hatırlarken. En sevdiğini kaybederken nasıl sarhoş olmuştu, onunla kaybetmişti kendini birde gözyaşlarıyla. Düşünmeyecekti. İşe yaramayacağını bildiği halde hiç anlamı olmayan içkiden bir yudum aldı oyalanmak için. Sonra başka bir adamı düşündü, ismine kanından olanın ad verdiği adamı. Onu ikinci ölümüyle yüz yüze getiren adamı. Paramparça hissettirip, geçmişini saklandığı yerden bütün silahlarıyla çıkaran ve tozlu, nem kokulu bir koridorda üzerine süren adamı. Ruhuna yağan yağmuru… Parçalanmıştı Letje. Parçalanmıştı Rain ve onu ayakta tutan yalnızca Edna’ydı. Bugün o bütünüyle Ednaydı. Asla günışığında çime uzanıp, toprağı dinleyen o kadının adaletine sahip olamayacaktı oysa… Biliyordu ki gerçekten olabilseydi Edraith’i özgür bırakırdı. Abisine yaptığı haksızlığın bedelini bir kez de ondan çıkarmazdı. Yine de görmeliydi onu, dayanamıyordu. Elinde kendinden kalan tek şeydi o. Bütün duyguları silinmiş, yerine hiç tanımadıkları yazılmıştı. Kendi şehirlerinden sürülmüştü artık ve kim olduğunu bilmiyordu. Sarı saçları ardına yaslanırken omuzlarını okşadı. Daha önce de olduğu gibi düz, siyah bir elbise giymişti.

Düz, siyah bir elbise giymişti. Sarı saçları sırtından aşağıya dökülüyordu, geniş şapkasının altından. Şapkasının kenarı hafifçe eğik, bakışlarını saklıyordu etrafındakilerden. Sokağın en sapa yerinde, minik bir bardı burası pek müdavimi olmazdı. Oysa Rain birini bekliyordu ve tamda bu yüzden seçmişti burayı. Sonra içeri girdi, üzerinde spor bir ceket vardı, onu buraya sürükleyen arkadaşıyla konuşurken alaycı bir tavırla tek kaşını kaldırmıştı. Bir an nefes alamadı kadın. Her şeyiyle o duruyordu karşısında bedeninin içinde sonuna kadar canlılığıyla. Saçları darmadağın olmuştu yağmurla ve aynı kahverengiydi, çenesi aynı güzel hareketle kasılıyor, dudağının kenarında aynı güzel çukur görünüyordu hafifçe güldüğünde. Aynı yan gülüşle büyülüyordu etrafındakileri ve göz göze geldiklerinde aynı… Aynı inancı gördü Rain. Bir şeyi, bir dünyayı değiştirebilecek inancı… Bir devrimi. Bakışları ayrılmadan onu etkilediğini biliyordu kadın. Bunun için uğraşmıştı çünkü onda buradaki hiç kimsede olmayan bir şeyi görecekti ve merak edecekti Edraith. Öyle de oldu. Karanlık sokakta soğuğa aldırış etmeden takip etti onu genç adam. Kim olduğunu bilme isteğiyle, ya da ne olduğunu. Bardan çıkarak ilk köşeyi döndüğünde, kalın botlarının taş üzerinde çıkardığı tok sesi duyarak gülümsedi kadın ve sonra bir köşe daha. Edraith onu bileğinden yakalamış ve duvara çekmişti. Nefesini yüzünde hissediyordu Rain. Belli belirsiz gülümserken bakışlarını buldu tekrar, karşısında duruyordu. Onu tekrar hissetmek için neler vermezdi! Ancak uzak durmaya çalıştı, kanın kokusu burnuna doluyordu. “Kimsin sen?” diye fısıldadı genç adam yüzüne duraksamadan, gittikçe ona çekiliyordu.

Her yıl. Her yıl o günden sonra buraya gelmişti genç adam, yalnızca genç kadının kim olduğunu öğrenmek için. Bir vampir olduğunu öğreneli çok olmuştu ya da ismini. Ancak asıl olduğu kişiyi hiç bilmeyecekti. Bildiğini sanıyordu ama bilmeyecekti. Derin bir nefes aldı Edna. Sonra yerinden kalktı. Elbisesini şöyle bir düzeltti. Masaya birkaç banknot bıraktı ve çıktı, vakti gelmişti artık.

Sokaklar gittikçe ısıızlaşırken, onların vakti geliyordu. Yavaş yavaş türdeşlerini görmeye başladı Edna, şimdi olduğu hale gelene kadar onlar gibi yalpaladıklarını da, kendinden çok daha iyi durumda olanları da… Yağmur çoktan dinmişti ancak sokak hala ıslaktı. İnce topukları hafif tıkırtılar çıkarıyordu. Rüzgar tenini okşuyor ancak bundan ötesini hissettirmiyordu. Zaman bir saatin sarkacında hapsolmuş bir ileri bir geri sallanıyordu. Taşlar gittikçe çoğalıyordu ayaklarının altında, biraz önce dinlediği çellonun büyülü melodisi kulaklarına yapışmıştı sanki, mırıldanmak istiyordu. Köşeyi döndü, sonra birini ve birini daha. Orada Arnavut kaldırımının tam ortasında, iki sokak lambasının arasında dimdik duruyordu gölgesi, kokusu şimdiden ciğerlerinde… Sesini duymayı özlemişti. Ona doğru koşmaya başladı, Edraith’in sevdiği kadın. Saçları dalgalanıyordu ardında, rüzgar ikisinin çevresinde usulca dönüyordu. Koştu ve sarıldı. Göğsüne yaslanırken duyduğu huzuru anlatmayı hiç istemiyordu Edna. Ve evet, ismini söylemesini istiyordu yalnızca defalarca söylesin istiyordu. Edna… Edna… Edna… Sonra başını kaldırdı ve kendisini sarmadan öylece duran kolların farkına vardı Vampir bir şeyler ters gidiyordu. Işık gözlerinde her zamankinden hüzünlü helezonlar yaratırken kulağındaki müzik ağırlaştı. Sarkaç sallanmaya devam ediyordu fakat hiç ilerlemeyi istemiyormuş gibi.

“Edraith,” dedi usulca “Beni özlemedin mi?”

____________________________________________________________________________________________________


Tolga.

I searched for a foreign land, for years and years I roamed
I gazed a gazeless stare, we walked a million hills
I must have died alone, a long long time ago.
Who knows? Not me. We never lost control.
You face to face with the man who sold the world.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Edraith Crawlien
Vampir
Vampir
avatar

Karakter Yaşı : 24
Gerçek İsim : tolgaki

MesajKonu: Geri: Minör   Salı Tem. 24, 2012 12:53 pm

Kirlenmiş saçları ormanın derinliklerinden gelen yabancı bir rüzgarla dalgalanırken, Edraith parıltısını kaybetmiş mavi gözlerini kapatmış, görenlerin sarhoş olduğunu sanacak bir biçimde atıyordu adımlarını ölü toprağa aldırış etmeden. Göz kapaklarının arasına hücum eden ışıklar, daha ileriye gidemeyeceklerini anlayıp karamel rengi bir duman gibi bulanıklaşıp gittiler. İlerlemeye devam etti genç büyücü, fark etmeden solundaki asfalt yola yaklaştığında tiz bir korna sesi ve ardından gelen küfürler eşliğinde irkildi ve bacaklarını sağa gitmeye zorladı. Gerçekleri öğrendiğinden beri ölüm içinde hiçbir korku uyandırmamasına rağmen onu son kez görmeden ölmek istemediğini biliyordu çocuk. Edna’yı. Seneler öncesinde hayatına minik bir parıltı konduran o kadını. Yüz hatlarının önünü çevreleyip dalgalanarak inen sarı saçlarını. Tenini. Her ne kadar genç görünse de gördüğünüzde çok şey yaşamış olduğunu düşündüğünüz keskin mavi gözleri. Onu sevdiğini düşünmüştü hep ama asla emin olamıyordu bundan. Her hareketine hayran mı kalıyordu yoksa gerçekten onu seviyor muydu bilmiyordu. Onu her sene buraya sürükleyen rüzgar da neyin nesiydi ki koca bir sene bugünü düşleyebiliyordu? Ama artık daha fazla yapmayacağını hatırladı Edraith, devam etmeyecekti bu sergiledikleri oyun. Bu son perdeydi. Seyircilerin anlam veremediği bir sonla bitecekti bu oyun fakat yinede alkışlayacaklardı. Sadece hüznü tümüyle hissetmiş olanlar anlayabilecekti.

Bir şeyler hatırladı, hatırlamak istemese de hatırlıyordu abisiyle olan son mutlu anını. Nasıl unutabilirdi ki? Her aynaya bakışında onun yüzü duruyordu karşısında. Onun gözleri, onun kaşları, onun burnu. Tıpatıp aynıydılar, sadece aralarında seneler vardı. Dört yaşındaydı o zamanlar, abisi ise yirmili yaşlardaydı. Noel tatilinde, abisinin kazandığı ilk parayla aldığı hediyeyi hatırlıyordu Edraith. Heyecan içinde poşeti yırtması, açmaya çalışırken abisinin gülümseyişini ve sonrasında çocuğun yanına eğilerek onu alnından öpmesini. Onu alnından son kez öpmesini. Beynini ne kadar kurcalasa da abisine dair hatırlayabildiği tek şey bu genç büyücünün. Edraith'in annesi gözyaşlarını dindirebildiği ender saatlerde çocuğun yanına gelip abisiyle aynı yüz hatlarına sahip olduğunu, büyüyünce onun gibi ailesine sadık biri olması gerektiğini söylerdi her seferinde. Sonra tekrar ağlamaya başlar ve sabaha kadar durmaksızın ağlardı. Bu kadar sevilen biri olmak o kadar da iyi bir şey değil, diye düşünürdü her seferinde Edraith. Öldüğünüzde insanlara bu kadar acı çektirmemelisiniz.

Nihayet toprak kendini kaldırımların altında sakladı ve orman binaların gölgesinin altında kaldı. Keskin bir viraj alarak devam eden asfalt yolu ve ardından New York'un geniş caddelerine açılan sokakları takip etti. Bitmek bilmeyen eski binalar arasında kendini kaybettiğini hisseden Edraith, sonunda olması gereken yere geldiğinde teki diğerine göre oldukça zayıf aydınlatan iki sokak lambasının tam ortasında dikildi ve Edna'sını beklemeye başladı. Çok geç olmamıştı, karanlığa gömülmüş bir evin ardından geldi kadın. Onu gördüğü gibi koşmaya başlamıştı. Rüzgarın etkisiyle dalgalanan saçları ve elbisesi... O kadar güzeldi ki kadın, kafasını alnına dayayıp saçının kokusunda boğulmak istedi bir an. Kadın sonunda gelmişti, büyük bir sevgiyle açtığı kolları Edraith'in bedenine sarıldı. Edraith'in içinde büyüyen özlem duygusu kadın sarıldığında halen devam ediyordu. Bütün düşünceleri kafasından silinip atılmış gibi hissetti, sadece onun olması yetiyordu. Ama üzgündü, sarılmadı.

Koca bir yıl boyunca beklediği kadına sarılmamıştı. Gerçekleri daha bilmediği eski zamanları özlüyordu, kadını ilk tanıdığı güne dönmek istedi bir an. Ama zaman akıp gidiyordu ve kimse bu acı gerçeği değiştiremezdi. Genç büyücünün adını fısıldadı kulaklarına vampir, sesinde koyu bir hüzne bulanmış dışarı çıkmaya çalışan bir özlem saklıydı. "Beni özlemedin mi?" dedi sarı saçları çocuğun pürüzsüz tenine değerken. Daha ne kadar bu acıya katlanması gerektiğini bilmiyordu. Duyguları birbirine karışıyor ve ne olduğunu anlayamadığı zift benzeri koyu bir renge bürünüyordu. Kadının omuzlarına dolanan ellerinden kurtuldu ve omuzlarından tutarak aralarındaki mesafeyi biraz olsun açtı.

"Edna, sadece yoruldum." Abisinin katiline söylediği bu son sözü kadının tahmin edemeyeceği kadar anlam yüklüydü.

____________________________________________________________________________________________________





Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Letje R. E. Laeirova
Vampir
Vampir
avatar



Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : -

MesajKonu: Geri: Minör   Çarş. Tem. 25, 2012 10:52 am

"Edna, sadece yoruldum."

Sadece… Yoruldum…

Etrafında usul usul döndü rüzgâr kulaklarına bir şeylerin yanlış gittiğini fısıldayarak. Suçunu çok iyi bilen bir mahkum gibi kusursuz bir reddedişe hazırladı önce kendini. Saonra sakinleşmeye çalıştı. Sadece sarılmamıştı işte, başka bir şey yoktu. Hayır, yanlış olan bir şey yoktu. Ancak buna inandırması öyle zordu ki kendini. Her sene tamda bu sokakta, taşlar yalnızca bir yıl daha gençken gelen o çocuk, o adam koşarak gelirdi Edna’sına. Ona bu dünya üzerinde artık kimsenin sarılamayacağı gibi sarılırdı. Ve kadın temizlenmiş hissederdi, arınmış ve affedilmiş. İşte o zaman var oluşu biraz daha hafiflerdi ve yağmur bir süre yavaşlardı ruhunun gökyüzünde... Üstüne aldığı bütün isimler birleşir, ağırlıklarını kaldırırlardı omuzlarından. Kimseyi düşünmez, düşlemezdi Edna o özgürlüğü düşlediği kadar. Mabedine girer gibi, ibadet eder gibi gelirdi buraya işte tam da bu yüzden. Ölüm huzur bulurdu Edraith’in kollarında… Sonra kokusu ciğerlerine ihtiyacı varmışçasına doldururdu oksijeni, yaşam gibi, eskiden olduğu gibi. Uzun süre nefesini tutmuş, yarı yarıya boğulmuş bir insan gibi… Kurtuluştu o. Arınmak günahlarından… Sonra gözlerine bakıp eskiye dönerdi Edna, hiç ölmemiş ve hiç öldürmemiş gibi. Onun kollarında uyanır gibi. Yalnızca elinden tutup onu bu dünyadan ayırabilecekmiş, onu kurdukları bir rüyada olduğuna inandırabilecek gibi bakardı. Bakardı ve yıkılırdı şehrin korkunç keşmekeşi, doğanın göbeğine uyanırdı. Zamansa bağımsızlaşırdı ellerinde, teni yanan izlerden bir ağ olurdu ve dakikalar uzardı aynı anda da kısalırdı. Bir an hiç onunla olduğu kadar sonsuz ve yok olamazdı… Şimdi ise üşüyordu. Deli gibi üşüyordu güneşinin kollarından dışlanırken.

Sadece… Yoruldum…

Güçlü elleri onu kendisinden uzaklaştırırken sarıldığı yerden ayrılan bir sarmaşık gibi koptu ruhunun parçaları, bir daha ayılmamak üzere uyudular. Huzursuz. Donuk, hüzünlü bakışları Edraith’in sonsuz denizleri andıran gözlerinde sorularının cevabını ararcasına takılı kaldı. İçgüdülerini yoklamaya çekiniyordu Edna. Kendini ebeveynlerinin gürültülü kavgasından korumaya çalışan bir çocuğun kulaklarına yastığını bastırdığı gibi, bilmezliğini bastırıyordu bağır bağır bağıran ruhuna. Ancak onu pes ettiren gözlerinde gördüğü yılgınlığın ardındaki öfke ve onun ardındaki daha önce hiç görmediği kadar derin bir hüzündü. Bunu ona nasıl yapabilmişti? Güçlü olmalıydı. Letje olsa böyle yapardı ama onun yanında iken öyle çok Edna idi ki kadın, kurtulamıyordu insaniyetten en vahşi haliyle bile. Dudaklarını dudaklarına bırakıp, kulağına fısıldamak istiyordu; kurtar beni, bağışla beni… Oysa bu asla olmayacaktı, silecekti yüzünden kırılan mimikleri ve yeni bir maske yapacaktı kendine. İşte tam şu anda bir şey daha gidiyordu hayatından. Karar vermişti, çenesini kaldırıp dikleşti. Ama öyle özlem dolu bakıyordu ki, nemli gözleriyle…

Sadece… Yoruldum…

Göz kapaklarına incitmekten çok uzak dokunuşlarla baskı yapıyordu. Edna gülümsemekten alıkoyamıyordu kendini. Hava biraz sertleşmiş, hafif hafif yağmur başlamıştı. “Daha hızlı gitmeliyiz hayatım, bu şekilde sırılsıklam olacağız.” dedi kadın gülümseyerek. Onun alaycı iç çekişi ve gülümseyişini duydu. Sonra derin sesiyle “Bu kadar acele edeceğini bilseydim seni daha önce getirirdim.” dedi. Edna yüzüne yayılan çarpık gülümsemeyi sezebiliyordu. Ellerinden kurtulmadan omzuna alayla dokundu. “Yalnızca karanlıktan kurtulmak istiyorum.” Bir şey söylemedi adam ve sonra ellerini çekti gözlerinden. Edna yeşil bir tepenin üzerindeki oldukça büyük binayı, üzerinde dalga dalga yayılmış yağmur bulutlarının arasından duvarlarına çarpan gün ışığını görünce gülümsedi. “Burası... O kadar güzel ki… Burayı bırakıp şehre taşındığına inanamıyorum, Eideard.” sonra daha hızla yürümeye başladı kadın. Yağmur iyice hızlanmıştı. Adamın elini tutmuş onu da kendisi ile sürüklüyordu. “Edna… Olay evim değil, elbette ailemi görmene seviniyorum ama gözlerini bunun için değil,” elini evin güney tarafına doğru uzattı “Bunun için kapattım.” Ve bembayaz bir at duruyordu Edna’nın karşısında, bu kadar güzel bu kadar inanılmaz bir şey daha görebileceğini sanmıyordu kadın. Koşarak yanına ulaştı, kıyafetleri sırılsıklamdı. Yüzünü okşadı önce ellerinin altında titreyen tüylerini… Sonra onu gördü atın hemen ardından başını uzatmış ona bakıyordu. İki yaşında ya var ya yoktu. Kum renginde saçları ve masmavi gözleri ile çok güzel bir çocuktu. Ve emin oldu gördüğü en güzel şey buydu. Atı bırakıp ona eğildi Edna, çocuk gözlerini iri iri açmıştı. “Kardeşim… Edraith.” dedi sevdiği adam…

Sadece… Yoruldum…

Her şey yavaşladı gözlerinde, akışına bırakılacak hiçbir şey kalmadı. Yıkıntıları toplamaktan vazgeçti kadın, inkardan da… Onu o gün görebileceği en güzel şey olarak tanımlamıştı bugün o sonsuz huzurdu… Ve sert bir özgürlük… Derin bir nefes aldı ve Edraith’in açtığı arayı kapattı tek adımı ile. Gözleri birbirinden ayrılmadan sustu ve sustu bir süre sonra. Belki son huzuru hissedeceğini bilerek baktı ona. O anı hafızasına kazıdı, ince ince işledi yüz hatlarını. Vedasından sonra da yaşatacaktı onu, dünyanın neresinde olursa olsun bu hep onunla kalacaktı.

Sadece… Yoruldum…

Zihninde son kez döndü kelimeler ve Edna, uçurum kenarında tutunduğu yerden vazgeçti. Elleri acıyordu artık, ruhu yorgundu. Tamda söylediği gibi o da yorulmuştu.

“Edraith, ne biliyorsun?” dedi duygusuz bir ses tonu ile. Oysa lütfen, Eideard, bırak benimle kalsın, demek istiyordu.

____________________________________________________________________________________________________


Tolga.

I searched for a foreign land, for years and years I roamed
I gazed a gazeless stare, we walked a million hills
I must have died alone, a long long time ago.
Who knows? Not me. We never lost control.
You face to face with the man who sold the world.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Edraith Crawlien
Vampir
Vampir
avatar

Karakter Yaşı : 24
Gerçek İsim : tolgaki

MesajKonu: Geri: Minör   Cuma Ağus. 10, 2012 3:48 pm

Acıtıyordu. Karşısındaki kadına sadece sarılmak isterken, bunu artık yapamayacağını bilmek canını çok ama çok acıtıyordu. Hüzünlü sayfalarının son satırlarıydı bunlar. Son sözleri, son yakarışları. Ölüm. O kadar da korkutucu bir şey değildi Edraith için, ne de olsa Eideard'ın yanına gidecekti. Aynı olmasını istiyordu, yaşamları nasıl aynı olduysa, ölümleri de öyle olmalıydı, ölüm onun elleriyle gelmeliydi. Tüm canlılığının kadının parmaklarından süzülerek yere aktığını düşündü, gözlerini kadından kaçırmaya çalışırken. Keşke akıp gitse hayatım, diye düşündü. Hiçbir şey hissettiklerim kadar acıtamaz. Bir adım attı kadın, Edraith’in açtığı mesafeyi kapatmak adına. O kadar yakındı ki şimdi, nefes almaktan gücendi bir süreliğine Edraith. Bir hüzün aksetti arnavut kaldırımların arasından, uzun bir süre sonra sessizliği bozan kadın olmuştu. “Ne biliyorsun?” dedi, öncesinde adını fısıldayarak. Bu kadar umursamaz bir tavırla sormayacağını düşünmüştü çocuk, içerlerde bir yerlerde hep öyle kalmasını istediği, geçmişini bilmediği bir Edna vardı ve onu istiyordu, yalnızca onu. Peki ne mi biliyordu? Hikâyelerini birbirine düğümleyen, ortak geçmişlerini. Biliyordu, evet, hem de her şeyi. Utangaçlıkla kaçırdığı gözleri, kadının gözlerinde buluşmuştu yeniden. O gözlerde ne olduğunu kestiremiyordu, onu düşüncelere hapsediyor ve kaldırılamayacak acılar serpiştiriyordu yüreğine. Affetmek de vardı içinde, cılız ve çıplak kalmış fakat hala direnen. Edna’nın neler hissettiğini düşündü. Büyücünün deniz mavisi gözlerine bakarken Eideard’ı mı görüyordu, yoksa karşısında duran Edraith’i mi? Bunu asla bilemeyecekti, abisinin ölümünü içinde dindiremezken onun katilini bu denlice sevmek onu kahrediyordu.

"Ne mi biliyorum, Edna?" Uzun bir süredir konuşmadığı için sesi boğuk çıkmıştı, bir o kadar da sert. "Yalanlarını biliyorum. Buraya her sene benim için değil de, öldürdüğün abim için, çok sevdiğin Eideard'ın için geldiğini biliyorum." Bunu bu kadar kolay söyleyebildiği için şaşırmıştı ve sesi bulundukları yerde son kez yankılandıktan sonra kayboldu sessizliğin kolları arasında. Saniyeler dakikaları kovalamaktan bıkmış, zaman yorulmuştu. Eskisi gibi değildi artık hiçbir şey. Geçmişe döndü, ikinci buluşmalarına.

"Çok bekletmedim ya." dedi kadın sarı saçlarının arasında mahçup görünen gözleriyle bakarken. "Yok," diyebilmişti sadece çocuk, sarılırlarken. "Ben de şimdi gelmiştim." Bir yıl beklemişti oysa, dakikaların ne önemi vardı? Kadın Edraith'in boynuna sarmaladığı kollarını usulca çekerken, ona saatlerce sarılmak isteyen Edraith çekmek zorunda kaldı sırtına bastırdığı elini. "Hadi gidelim." dedi kadın yüzündeki çocuk tebessümüyle, sonra elini tuttu kadın hiç çekinmeden, sanki daha önceden aşina olduğu bir şeymiş gibi ve geceyi aydınlatan kafeye doğru yürümeye başladı. Edraith asfalt yol üzerinde yürürken, Edna kaldırım çizgilerine basmamak için büyük bir çaba sarfediyordu. Son kaldırıma geldiklerinde Edraith kadının elini tutmaya devam ederken, sol eliyle belini kavrayarak kaldırdı ve "Buyrun leydim." dedi kadının ayakları yere değdiğinde gülümseyerek. Kadının utangaç gülümsemesi huzur verici bir kahkaya dönüştü ve gülerek ilerlemeye devam ettiler. Kötü geçen bir yıl ardından, bir günlüğüne de olsa gülümseyebilmek onu yeniden canlandırıyor gibiydi. O gece bir dakika bile susmadan konuştular, ne de olsa bir yıl boyunca anlatacak çok hikayeleri olmuştu.

Sessizlik sarıp sarmalarken zamanı sol gözünden bir yaş aktı çocuğun, bazı şeyleri hatırlamak onu yoruyordu. Ve gizlemek istedi, elini hızlıca kaldırdı. Gözyaşını sildikten sonra, kendini kontrol edebilmek için derin bir nefes aldı, hiçbir işe yaramıyordu. Şu an omzuna yatıp ağlamaktan başka hiçbir şey düşünemiyordu. Annesi tarafından ağlatılan bir çocuğun annesine sarılması gibiydi bu, Edna'dan başkası kalmamıştı üzüntüsünü anlatacak. Derin bir nefes daha aldı, işe yarayacağını düşünmüyordu elbet ama son nefesleri olacağını umuyordu bunların.

"Onu nasıl öldürdüysen, beni de öyle öldürmeni istiyorum." Eideard daha fazla yaşamayacak.



____________________________________________________________________________________________________





Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Letje R. E. Laeirova
Vampir
Vampir
avatar



Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : -

MesajKonu: Geri: Minör   Ptsi Ağus. 13, 2012 2:01 pm

Gözlere baktı kadın, mavinin en içine. Onda yıktığı bütün dünyaları elleriyle kurabileceğini bilse, tereddüt etmeden feda edecekti kendini. Bir gün bunun olacağını tahmin etmişti, geçmiş kapalı kutulardan çıkacak ve yüzüne vuracaktı gerçeği ancak bütün düşüncelerini bırakabiliyordu yüzünün bir köşesinde ve darmadağın saçlarının altında bembeyaz tenine tezat konuşlanmış gözlerinde her defasında yeni bir peri masalı yazıyordu kendisi için. Dünya için. Hayatta kalabilmek için. Şimdi ise yıkıntılarını görmek deli ediyordu kadını, onu acıtmak artık hiç atmayan kalbinin üzerinde gümüşten bir kesik açılmışçasına yakıyordu. Ve her sözü ile yeniden dağlanırken bu yara, maskesini taşımak zorundaydı, Edraith’i daha fazla kırmamak için. Bir şekilde kendisinden nefret ederek, yaşamaya devam etmesi gerekiyordu. Çünkü o bunu hak ediyordu. Yine gözlerinde görüyordu ki, tekbir amacı kalmıştı buraya gelirken, abisinin anısına benzer şekilde ölmek ve ölürken katilin üzerine bir kere daha yazmak günahı. Bunca zaman affedilmeyi yalnızca kollarında bulduğu adam, şimdi suçunu kara bulutlarla indiriyordu üzerine. Affet, demek istedi. Ancak bu yalnızca zorlaştırmak olacaktı. Sesi kalınlaşıp gözlerinde karmakarışık duyguları ile yoğrulurken yalnızca dinledi bu yüzden.

"Ne mi biliyorum, Edna?" Ah, hala duymak istiyordu adını… "Yalanlarını biliyorum. Buraya her sene benim için değil de, öldürdüğün abim için, çok sevdiğin Eideard için geldiğini biliyorum." Ve her sözcük nefessiz bırakıyordu kadını, bunları söyleyeceğini bilse de bırakıyordu. Ona nasıl anlatacaktı katil olmasının nedenleri olduğunu? Nasıl anlatacaktı Eideard’ı nasıl sevdiğini? Ya da onsuz kaldığı her gün için lanet ettiğini, ölmeyi denediğini? Ve en çok onu Eideard için değil, o olduğu için görmeye geldiğini, kendine bile söyleyemezken ona nasıl söyleyecekti? İki kardeşin ikisini de sevdiğini nasıl anlatacaktı? Bütün bunları düşünürken kendinden yüzlerce kez nefret etti Edna. Peki Edraith başkalarını, mesela mavi gözlerinde sonsuz bir masumiyet ile öldürdüğü küçücük Rain’i öğrense ne olacaktı? Edna’nın bulmayı umduğu affı verecek miydi ona? Ve kadın nasıl yükleyecekti bütün günahının affını ona? Derin derin nefes aldı.

Gülümsemişti Edna, Edraith’in kalbine doğru. “Biliyor musun, bütün yıl bu günü bekliyorum.” demişti adam. "Neden yalnızca bir gün görüşmek zorundayız ki?" Gözlerinde gerçek bir hüzün vardı. Ve Edna gülümseyerek masanın ellerini tutmuştu masanın üzerinden, “İkimizin de iyi olması için, ben bir vampirim biliyorsun.” demişti tereddütsüz, oysa kendimi kaptırmamak için, seni sevmemek için ve abinin katiline bağlanmaman için demesi gerekiyordu… Edraith’ın güzel yüzünü yarım, alaycı bir gülümseyiş kapladı, "Bu yüzden senden kokmalıyım öyle mi?" Edna başını eğip gülümsedi sadece, evet korkmalıydı. Evet, Edna asla göründüğü kadar masum olmamıştı. "Korkmuyorum." dedi bir çırpıda ve yerinden kalkıp Edna’ya doğru eğildi. Yüzüne doğru fısıldadı bir kez daha "Senden korkmuyorum…" Sonra dudakları dudaklarını hızla yakaladı. Edna, şaşkınlık ile kalakaldı birkaç saniye ardından hissettiği derin huzura karşılık verdi bütün varlığı ile, gözlerini kapadı. Olabilecek en hafif rüzgar sardı bedenini, saçlarının arasından geçti. Okyanusun kokusunu duydu ciğerlerinde. Ve artık özgürdü…

"Onu nasıl öldürdüysen, beni de öyle öldürmeni istiyorum." Söylenebilecek en korkunç, en ağır şeyi söylemişti bile adam. Edna başını iki yana sallayarak, bir hayaletten kaçar gibi geri adım attı. Bunu yapamazdı. Lütfen, lütfen… Buna izin verme Eideard… Onu benden al ancak yaşamasına izin ver Kan rengi gözyaşlarının bakışlarının üzerinde biriktiğini hissediyordu. Hayır, ağlamayacak ve onu yaşatacaktı. Kaçamadan sertçe bileğini yakaladı Edraith. Edna gözlerini yakaladı bir kere daha ve ona çok tanıdık kararlılığı gördü. Ölümle defalarca kez karşılaşmışlardı ve bugün gördü ki, bugün değilse yarın gelecekti onu almaya. Hiç yaşanmamış yüzlerce günü, yüzlerce anıyı ve aşkı çekip alabilir miydi Eideard’ın içinden. Onu vazgeçirmeli, bunu yapmaktan men etmeliydi. Ancak bileği gittikçe daha çok ağırlaşan güçlü eli ile öyle kararlı sıkılıyordu ki, bundan kaçış olmadığını biliyordu Edna.

Ağlıyordu. Edraith ağlıyordu ve bundan nefret etmişti Edna kendi kirli gözyaşları ise bakışlarını bulandıracak şekilde bekliyordu gözlerinin içerisinde. Ruhunun üzerine delicesine yağmur yağıyordu. Bir kez daha baştan başlamayı diledi ömrüne, belki o zaman hem Eideard’ı hem Edraith’ı çıkarır, yaşamlarına kanlarını ellerini sokmazdı hiç. Boşta kalan elini yüzüne uzattı ve elmecık kemiğinin üzerinden geçti dokunuşu sonra eli omzuna kaydı ve oradan bileğine. Edna, Edraith’in kalp atışlarını duydu bileğinden ve kendininkini hala tutmaktaydı Edraith. Onu kendisiyle birlikte aşağıya çekti. Arnavut kaldırımında oturdular yüz yüze. Edna gözlerini hiç ayırmadı gözlerinden.

“Bunu yapacağım.” diye fısıldadı yüzüne. Edraith’ın boynuna uzandı. Kokusunu çekti içine sonra vazgeçerek kaldırdı başını ve yüzüne döndü. Öptü, son kez. Ve son kez hüznün ağırlığında hissetti özgürlüğünü. Bırakmak istemiyormuş gibi, hiç ayrılmamacasına öptü onu ve gözyaşları Edraith’ın yüzüne aktı.

Biliyordu, tek yolu buydu. Onun ölmesini önlemek için kendi nefretini yerleştirecekti kalbine. Nefret onu hayatta tutacaktı bu yüzden Edraith’i onun masumiyetine asla yakışmayan bir şeye, vampire çevirecekti. Hiç mutlu olmayacaktı önce ama yaşayacaktı. Yaşayıp alışacaktı ve belki yeniden sevecekti. Belki bir başkası özgürlüğü tadacaktı dudaklarında… Bunu düşünmek titretiyordu Edna’yı daha güçlü ağlarken, dudakları çenesinden boynuna doğru kaydı ve öpmeye devam ederken sımsıkı sarıldı ona. Damarını hissediyordu incecik tenini altında. Kanın kokusu, huzuruna karışıyordu. Edraith’e söyleyeceği son yalan buydu. Bütün yalanlarını telafi etmek için. Ve dişleri, boynuna geçti. Dudaklarından içine aktı günahı. Zevk ve günah acıya karıştı. Gözyaşları durmamacasına aktı. Edraith’in bedeni ağırlaştı kollarında bir şeyler fısıldadığını duydu ama ne söylediğini kestiremedi.

Edraith öldü.

Ve sokak lambasının işiğinda Arnavut kaldırımında birbirine dolanmış iki gölge öylece kaldı bir süre edna nefesini tuttu sonra, onun gözlerinin kapalılığına çok fazla dayanamayacağını fark ederek, kucağına yatırdı Edraith’ı bileğinde dişi ile küçük bir yara açarak dudaklarına götürdü. Kirli kanı Edraith’ın içine asla tam olmayacak bir yaşamı doldururken Edna hıçkırıyordu. Gözlerini açtı.

Ve iki buzdan dünya bir kez daha karşılaştı…


____________________________________________________________________________________________________


Tolga.

I searched for a foreign land, for years and years I roamed
I gazed a gazeless stare, we walked a million hills
I must have died alone, a long long time ago.
Who knows? Not me. We never lost control.
You face to face with the man who sold the world.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Edraith Crawlien
Vampir
Vampir
avatar

Karakter Yaşı : 24
Gerçek İsim : tolgaki

MesajKonu: Geri: Minör   Ptsi Ağus. 13, 2012 11:32 pm

Kaçmaya çalışan kadının kolunu tuttu eli sertçe, narin bedeninden beklenmeyecek bir güç ile. Sarsılmışa benziyordu kadın, gözlerinde acıyı görüyordu çocuk, çoktan çekmesi gereken o acıyı. Kolunu çekiştirmeye çalıştı, canı acıyordu, kalbi. Edraith daha sıkı tuttu kolunu, neredeyse iz çıkacak kadar. Kadın kaçmayacak ve bugün, burada onu öldürecekti. Onun için senaryosu böyle bitiyordu, böyle bitmeliydi. Hatıraları, aşkı, nefreti, Edieard’ı içinde yaşatamayacak kadar çelimsiz olduğunu düşünüyordu, işte bu yüzden istiyordu ölmek, kurtulmak istiyordu, her şeyden. Gözyaşlarına engel olmayı bıraktı ve ardından hıçkırıkları dökülmeye başladı arka arkaya.

Kadın elini yüzüne uzattı Edraith’in, bunu beklememişti hayatının son dakikalarında olduğunu düşünen büyücü. Az önce kolunu çekiştirmeye çalışıyordu, bunu yapmayacağını düşünmüştü ama şimdi kararı değişmiş gibi görünüyordu. Parmakları yüzünden, köprücük kemiğine indi yavaşça sonra bileğine dolandı ve Edraith Edna'nın kolunu bıraktığı sırada yavaşça eğildiler kaldırıma doğru. Oturmuşları yere ve gözleri hiç ayrılmıyordu kadının Edraith'in ağlamaktan bitap düşmüş gözlerinden.

“Bunu yapacağım.” dedi tek bir fısıltıda. Garip bir huzur kaplamıştı içini, geçip giden yıllarının ve bu sıkıcı döngünün bir parçası olmayacaktı bundan sonra, mutlu olacaktı üzerine atılacak toprakların altında, gözlerini dünyaya kapamış iken.

Gözlerini kapadı. Zamanın geldiğini hissediyordu. Kadının nefesini hissetti, boynunda tuhaf bir sıcaklığa neden oluyordu bu. Kadının yakınlığı kadar yakındı şimdi ölüm ve Edraith gözlerini artık açmak istemiyordu. Kadının nefesini hissedemiyordu, dudaklarına yaklaşmıştı çünkü. Öptü kadın, bir daha öpemeyeceğini düşünerek. Asla sahip olamadığı, asla mutluyken öpemediği dudaklarını öptü çocuğun. Sonra üzüntü ile aşağıya kaydı dudakları, Edraith'in beyaz tenine doğru. Edna'nın göz yaşları, kendi göz yaşlarıyla birleşerek damladı kaldırıma. Gözlerini daha sıkı kapadı, Edna'nın güzelliğine kapılıp ölümden vazgeçmek istemiyordu. Edna'nın dudakları boynunda gezindi uzunca bir süre, bir daha yapamayacağını bildiği için öpüyordu son arzusuyla Edraith'i. Sonra birden bir acı hissetti Edraith, acının arkasından çoğlan bir zevk dalgasını ve omuzlarına damlayan sıcak kanı, kendi kanını. Kadın Edraith'in boynuna dudaklarının arkasında gizlenen dişlerini saplamış ve damarlarındaki kanın dışarıya akmasını sağlamıştı. Edna'nın dişlerinden büyücünün damarlarına zerk eden acı ve zevk karışımı bu zehir, kendini iyice uyuşuk hissetmesine neden oldu. Acının bu kadar hoş bir duygu olabileceğini düşünmemişti. Ve ölüyordu, sadece gülümseyip hoşçakal diyebilmişti Edna'sına. Gözleri yavaşça kapanmaya başladı, lambaların ışığı azalıp karanlığa gömülmüştü her yer. Kulakları son kez hıçkırıklarını duyuyordu kadının, hiç dinmeyeceğini düşündüğü acısıyla ağlıyordu. Sonra her şey söndü, cennetin beyaz olmasını umuyordu fakat burası sadece karanlıktan ibaretti, ayrıca oldukça soğuk.

Yürüyordu, bitmek bilmeyen karanlığın içinde savururcasına atıyordu adımlarını. Hafif bir ışık gördü uzağında ve koşmaya başladı, bu zamana kadar böyle koştuğunu hiç hatırlamıyordu. Karanlığa alışmış bedeni, ışık altına gelince bedenini yakmaya başladı ve kolunu gözüne siper ederek ilerlemeye devam etti çocuk. Ne kadar koşması gerektiğini bilmiyordu, zaman kavramını yitirmiş gibiydi. Tek istediği şey kendi cennetini bulmaktı, Edieard'ı bulmak. Işık karanlığı tamamen örttüğünde arkasına döndü çocuk mutlulukla, artık aşması gereken karanlık yollar kalmamıştı. Gözleri tekrar ışığın olduğa yöne döndüğünde, gözleri kör edecek bir ışıkla karşı karşıya kalmıştı çocuk. Yere düştü, tekrar ve tekrar ölüyordu.

Gözleri yavaşça aralandığında hiçbir şeyin değişmemiş olduğunu fark etti Edraith, içini bir kötülük duygusu kapladı. Hareket edemeyecek kadar güçsüz hissediyordu kendini. Kendini kolları arasına alan Edna'ya baktı, saçları arasından görünen mutsuz yüzünden yaşlar akmaya devam ediyordu. Acaba ne kadardır buradayım diye düşündü. Ne kadardır Edna'nın kolları arasındayım? Gözleri Edna'nın gözlerinde gidip geliyordu, öyle üzüntülüydü ki kadın Edraith'in uyandığını bile fark edememişti. Böylesine bir yalan söylemek onun için zor olmalıydı ne de olsa. Edraith ölmemişti, yeni bir hayata başlamıştı. Ve bu başlangıç satırlarıydı yeni hayatında. Rengi solan bedeninin susuzluktan kıvranmaya başladığını hissediyordu. Ayakkabılarının içinde terlemiş parmaklarını birbiri üzerine geçirip, kendini sıkmaya çalışıyordu. Ve birden ne olduğunu anlayamadığı bir süre içerisinde Edna'nın boynunda buldu yavaşça büyüyen dişlerini. Güçsüzlüğünün ilacını Edna'nın damarlarında buluyordu. Ve birden romanın tüm sayfaları toplandı kalbinin içlerinde. Artık kadınınkine benzer bir hayatı olacağını anladı, onunki gibi kirli.

Edna'nın kanıyla topladığı güç ona yerinde doğrulma cesareti verdi ve hızlı bir hareketle ayağa kalktı, Edna'yı geriye doğru ittirirken. Yüzünde şimdiye kadar sahip olamadığı bir nefret gizliydi. "Beni öldürmeni söyledim, ve sen bana yeni bir hayat verdin." Duraksadı, kelimelerini anlaşılır seçmesi gerektiğini düşündü ve söylenmeyi bekleyen cümlesinin içindeki süsleri kaldırdı. "Senden nefret ediyorum, Edna. Eğer bir daha karşılaşacak olursak seni öldüreceğimden emin olabilirsin." Yüzündeki gizli nefret cümlelerine bir zift gibi yapışarak onlarla birlikte çıkmıştı. Ve ilk defa bundan rahatsız olmamıştı çocuk. Üstünü silkip, adımlarını sokak lambasının ardına atmaya başladığında geriye bir tek kendisinin kaldığını anlamıştı. Bütün bedeninin değiştiğini hissediyordu ve değişim bedeniyle kalmayacak, eskimiş yaşantısına yeni bir yaşam ekleyecekti. Edraith Crawlien, kendi cehenneminde artık yapayalnızdı.


____________________________________________________________________________________________________





Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Letje R. E. Laeirova
Vampir
Vampir
avatar



Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : -

MesajKonu: Geri: Minör   Perş. Ağus. 16, 2012 8:48 am

Edna, uyan.
Rain, uyan.
Letje, uyan.

Ağa kalk ve yeniden kur dünyayı, yıkılanlar olduğu yerde kalmamalı. Sen hep olduğun şey ol. Uyan ve sil baştan yaz hayatını. Bir başkasının hayatını… Kendine yeni bir isim al ve yeni biri ol kendince, geçmişine koyu bir örtü çek. Düşün, düşün ki hiçbiri yaşamadı. Edna, ölmesi gerektiği zamanda öldü. Rain, hiç tanıtmadı kendisini ve Letje… Başka bir dünyaya gitmişti sen oradan geçiyorken. Uyan, kalk, kendini topla. Kırmızının iyice karıştığı gözyaşlarını sil ve güçlüyüm, de kendine. Saklan sonra, saklan ki enkaz olmaz istemeyen kimse, seni bulamasın…


Kucağında boylu boyunca uzanan Edraith’in açılmak bilmeyen gözlerine baktıkça hiç ihtiyacı olmayan nefesi kendini kurşunla değiştirerek onu boğmaya çalışıyordu. Ellerini saçlarında gezdirdi bir düre, kızıla çalan dalgalı kahverengi saçları terlediğinden ıslanmıştı. Sonra tenine dokundu, bir çocuğunkini andıran masum hatlarında gezindi kirli elleri, bileğinden dudaklarına akıttığı kan ile lekelenmiş dudaklarına dokundu ve eskiden gülümsediğini hatırladı. O daha çocuktu ve masumiyetini çalmıştı Letje, onu bedeninden bir daha yerine koyulmamak üzere söküp atmıştı ve gözlerini açtığında Edraith asla eskisi gibi bakmayacaktı. Asla o mavi tonunu yakalayamayacaktı, kızıla bulandıktan sonra. Öldürmeyi ruhunda barındıran her canlı gibi, gecenin gerçek sahiplerine ait olmanın gerektirdiği gibi, kararacaktı ışığı. Gölgelere karışırken hatları sertleşecek ve şaşkınlığı ile birlikte kaybolacaktı umutları. Şanslıysa soru sormazdı kendine yalnızca iç güdülerini dinleyerek yaşardı. Yoksa çelişecek ve çelişecekti durmadan. Bunu neden ona yapmıştı? Kendi hayatından bu kadar memnun muydu ki, bir hediye gibi sunuyordu onu başkasına? Hayır, değildi. Elbette değildi ancak Edraith’in içinde zerre kadar bile kendinden kalırsa, iyi olacaktı biliyordu. Biliyordu ki, Edraith içine akıttığı Letje özünü yenebilecek kadar güçlü bir kalbe sahipti ve kalbi buza dönmeden önce ateşi eritecekti onu. Olanlar yalnızca Letje’nin aşkını atacaksa içinden, atsındı. Böyle çok daha özgür olacaktı. Yine de tüm bunları düşünürken yeni bir günahın suçluluğunu duyuyordu. Çatışın bütün tarafları kendini öyle kaptırmıştı ki, içinde kendini teselli edecek kimse yoktu. Bu yüzden aktı gözyaşları, durmamacasına aktı… Sanki zaman bir sonsuzluktu onun gözleri kapalıyken… Maviyi görmedikçe bu rüzgar belirsizlikte sürükleyecekti onu.

Uyan, unutma Letje, terk edilmedin sen. İsminin nehirinde yıkan ve unut onu. Unut geçmişi, unut herşeyi ne Théodore’u ne Edraith’i ne Rain’i ne Eideard’ı ne de Letje’yi hatırla… Sar yaralarını. Yağmura yürü ve aksın yaralarının irini üzerinden. Sonra dön, geceye dön. Özüne…

Sarı saçları hıçkırıkları ile dalgalanıp dururken, gözyaşının damlaları sonsuz bir pınardan geliyormuşçasına güçlü akmaya devam ediyordu. Gözleri sımsıkı kapalıydı artık, cansızlığını bir kez daha görmemek için onun. Kucağında olağanca ağırlığı ile yatarken bedeni, gittikçe artıyordu rahatsızlığı, artık kalksın ve yeniden yaşasın istiyordu. Ne olursa olsun… Bir yerlerde bir saatin sarkacına takılmış gibi ömrü savrulurken saniyeler yavaşlıyordu saymaktan. Ve sayılar ne zaman böyle büyük olmuştu? Böyle derin ve böyle sonu gelmeyen… Sonsuz tekrarlarından biriydi bu ömrünün ve bu yine o tozlu koridorda Théodore’un gözlerinde ölüme bakıyordu. Onu görmeyi istiyordu Rain… Letje ise ruhunun eşini özlüyordu. En büyük düşmanını ve belki ölümünü özlüyordu delice. Onun keskin bakışlarında, rüzgara tutulmuş gibi savrulmayı özlüyordu. Onları bağlayan kanı ve Rusya’nın karlı gecelerini özlüyordu… Numengard’ı bile düşünür olmuştu yıllar sonra oysa her şeyi silebilmiş, bütün bunları düşünmeyecek tek mahkum olduğunu düşünüyordu. Sadece kendisi değil herkes bunu düşünüyordu. Mimiksiz ve kaskatı yüzü ile bir meleğin yalnızca heykeli olabilecek, Letje… Acımasız ve acı duymayan, asla çığlık atmayan vampir. Ve güçlü kadın… Keşke öyle olabilseydi…Keşke duygularını ruhuyla birlikte satmış olabilseydi.

Uyan Rain, yıkan adının varlığında. Sen ol, bütün adlarını temizle ömrünün. Günahlarına perde çek, bırak bilinçsizliğin bulutu sarsın seni…

Edraith, uyandı. Ve hızla boynunu buldu dudakları. Acı ile zevk birbirine dolanırken bağını geriye attı kadın, gözleri hala kapalı uyandığına şükretti onun. Kanı damarlarından akarak onu güçsüz bırakıp, Edarith’e canlılığı bahşederken öylece kıpırdamadan durdu. Zamanla ölçülemeyecek bir süre aralarındaki bağı izledi onu, duygularını, kendininkilerini… Birbirine geçen ve dolanan onlarca duygunun üzerini yine kan çizmişti hiç acımadan. Ve tam aralarında boylu boyunca yatıyordu ölüm, onları birbirlerinden ayırarak. Ancak kadın biliyordu ki, Edraith öldürmeye başlar başlamaz cesetler birikecek ve o dağ aşılıp yan yana gelinecekti. Çünkü aynı tarafta olacaklardı bu kez. Günahkarların tarafında buluşacaklardı. Oysa Edraith bunu göremeyecek kadar uzaktı henüz, profesyonel bir katil olmaktan. Yine de bütün inkarlarını ezip geçecek canavar içinde bir yerde uyanmıştı işte tam şah damarının üzerinde duruyordu kadının. Sonra geri çekildi adam ve yalnızca bir saniye görebildi kadın gözlerini. Tüm o yaşamın üzerinde kendisininki ile… Edraith’i çok özleyecekti.

Hızla fırladı yerinden, ateşten kaçar gibi çekti ellerini ve üşüdü kadın. Öylece oturmaya devam ederken Arnavut kaldırımının üzerinde gözlerini hiç ayırmadı yüzünden. Gölgesi dev gibi büyüyerek düşüyordu üzerine vampirin ve "Beni öldürmeni söyledim ve sen bana yeni bir hayat verdin. Senden nefret ediyorum, Edna. Eğer bir daha karşılaşacak olursak seni öldüreceğimden emin olabilirsin." dedi, Dünya bir kere daha döndü Letje için. Kaçıncı büyük düşmanını kazanmıştı istemeden bilmiyordu. Bildiği tek şey, duygularının buna neden olduğuydu. Edraith’in adımları kalbinin üzerinde atılıyormuşçasına ağır duyuldu kulaklarında. Sonra derin bir nefes aldı kendi ile kaldığında. Yapayalnız, boynu hala kanıyorken ve ölüm damarlarında tur atarken… Geceye kucak açtı bir kez daha, kokusunu aldığı yağmur birazdan başlayacaktı. Ne garipti, hükmü varmışçasına ömrüne konser veriyordu yağmur. Ellerini gökyüzüne açtı. Gözlerini kapadı ve yağmur başladı.

Uyan Edna, bıraktığın yerden koşmaya devam edeceksin… Sevdiğin herkesi incindi ve parçalandı ömrün. Bu yüzden ayağa kalk, bir tek sen varsın…

____________________________________________________________________________________________________


Tolga.

I searched for a foreign land, for years and years I roamed
I gazed a gazeless stare, we walked a million hills
I must have died alone, a long long time ago.
Who knows? Not me. We never lost control.
You face to face with the man who sold the world.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Letje R. E. Laeirova
Vampir
Vampir
avatar



Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : -

MesajKonu: Geri: Minör   Perş. Ağus. 16, 2012 8:49 am

SON

____________________________________________________________________________________________________


Tolga.

I searched for a foreign land, for years and years I roamed
I gazed a gazeless stare, we walked a million hills
I must have died alone, a long long time ago.
Who knows? Not me. We never lost control.
You face to face with the man who sold the world.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Minör   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Minör
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Rol Oyunları-
Buraya geçin: