AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
ACCIO WIDGET!        
Yönetim
Puanlar
Enler
Pano

Paylaş | 
 

 Ödeme Zamanı.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Belial Laurens
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : 22
Gerçek İsim : Fulya
Nerden : Çarls'ın yanından.
Lakap : Çarls.

MesajKonu: Ödeme Zamanı.   Çarş. Tem. 11, 2012 12:01 am

Attila Qinghai-Belial Laurens

Rahat duramıyordu kadın. Diğer insanların gündelik yaşamı ve düzen bir süre sonra kendisini kapana kısılmış hissetmesine neden oluyordu. Tam da bu nedenle gittiği hiçbir evde çok kalmazdı Belial. Tutkuyla, acıyla ve kanla yazılmış bir anlaşmayla sıkıca bağlandığı Charles’ın kucağında bile çok duramıyordu. Neyse ki adam da sürekli dizinin dibinde istemiyordu kadını; ne kadar çok gezer, ne kadar çok macera yaşarsa o kadar iyi… Çok adam, çok hikaye demekti çünkü ve hikayeler de Charles’ı besleyen şeylerdi. Yazdıkça mutlu oluyordu adam, hem de Belial’in başka hiçbir zaman göremediği mutlulukla parlıyordu yüzü ve o mutlu olunca Belial’i de mutlu ediyordu. Hem hikayesini anlatıp beğenilen kısımların yazıya döküldüğünü görmek kendisini önemli hissetmesini sağlıyordu. Daha önce hiç değerli olduğunu hissetmemiş bir kadın için önemli ayrıntılardı bunlar. Yirmi iki yıl boyunca ciddi darbeler almış ruhunu onaran bir duyguydu değerli olduğunu hissetmek ve bir kez tattıktan sonra, bırakmak çok zordu. Her ne kadar hikayesi bittiğinde anlatırken yüceltildiği ölçüde alçaltılsa da umurunda değildi bu. Dillendirmese de biliyordu adama ait olduğunu, tenine kazıdığı her izle daha da derine işlemişti Charles bu duyguyu. Şimdi, az önce cilveleştiği adamın kendisine ısmarladığı içkiyi içerken bile onun olduğunu, çağırdığında naz yapsa da nihayetinde onun yanına gitmek zorunda olduğunu biliyordu. Fakat yanındaki sarhoş büyücü farkında değildi bunun. Onun tek derdi sokakta benzerine pek rastlamadığı bu kadınla eğlenmekti yalnızca ve zaten menşeiyle pek ilgilenmiyordu. Belial içinse sadece bedava içki içmesini sağlayan bir cüzdandı adam. Son derece bayat ve sıkıcıydı. Bir de gidecek yeri yoktu tabi. Şansı varsa hikayeleri adamın evinde son bulurdu. Birkaç gün yaşayabileceği bir ev için katlanılabilir bir şeydi adamın yağlı tavırları. Tabi her şey ters de tepebilirdi, ama bu eğer gerçekleşirse düşünülecek bir ayrıntıydı ve Belial adamın bacağında git gide yukarıya yerleşen elini hissederken olumsuzluklar üzerinde durmak istemiyordu. Yıllardır başının çaresine bakabiliyordu. Bir yolunu bulurdu.

“Tatlım, sence de yeterince içmedik mi?” Adam her sözcükle birlikte üzerine biraz daha eğilirken yılların alışkanlığıyla boynuna doladı ince parmaklı elini. İşveli tavırlarla dudaklarını uzattı ismini bile bilmediği adama. İsim sorma alışkanlığı yoktu. Ten, şehvet, tutku ve saman alevi gibi hızla yanan ve sönen geçici aşklardan oluşan bir dünyada isim, gereksiz bir ayrıntıydı. Sadece tutkunun en yoğun olduğu anlarda sayıklanacak ve sonrasında hemen unutulacak bir sözcüktü sadece. Gereksiz bir ayrıntı… “Düz bir çizgi üzerinde yürüyebiliyorsan, hala yeterince içmemişiz demektir. Denemek ister misin?” Arsız bir gülümsemeyle kıvrılan dudakları üzerine kapanan ince dudakları hissettiğinde işaret verilmiş gibi duygusuz bir tavırla karşılık verdi karşısındaki bedenin arzusuna. Bu gece kalabilecek bir yeri olduğuna emindi artık. Adam, işi bu noktada bırakmayacaktı; isteğinin şiddetini görebiliyordu Belial. İşine gelirdi. Onu biraz daha tahrik etmek amacıyla geriye çekildiğinde fark etti; bardaki tüm hengameye rağmen yerinden kıpırdamadan duran ve sabit noktaya bakan bir adam vardı. Doğrudan onlara bakan bir adam… Belial tanıyordu onu; karakteristik bir yüzü vardı. Her gün onlarca kişiyle diyalog kurmasına rağmen asla unutmayacağı bir yüz ve tavırlara sahipti adam. Üstelik son sözleri de zihnine işlemişti. “Bir gün borcunu ödersin.” Borçlara yabancı değildi Belial, fakat bu adamda farklı bir şey vardı. Huzursuzluk veren, kaçma isteği uyandıran bir şey ve bu Belial’i bile rahatsız ediyordu. Şimdi, adamın bakışlarında borcunu ödeme zamanının geldiğini görebiliyordu.

Yeniden öpmek için eğilen adamı itti üzerinden. “Bence bir duble daha sana iyi gelecek. Ben gelene kadar arayı kapatmaya ne dersin?” Yayvan gülümsemesiyle adamı şüphelendirmeden ayaklandı ve çıkışa yöneldi. Takip edileceğini biliyordu, hatta kalabalığın arasından çıkışa yürürken bile adamın bakışlarını ensesinde hissediyordu. Dışarıdaki karanlığa adımını attığında gergin soluğunu verdi sinirle. Barın dışına taşan gürültü dar sokakta yankılanıyordu. Sakin adımlarla kapıdan uzaklaştı Belial, nihayet tanıdık bir çıkmaz sokağa saptığında durdu. Arkasındaki adım seslerinin kendisiyle birlikte durduğunu duymuştu. Asla kimsenin girmeyeceği bir sokağa kendi isteğiyle girmiş olmasının ne kadar mantığı olduğu tartışılırdı, ama korkmuyordu kadın. Yaşanabilecek her şeyi yaşadığına inanıyordu. Bu bebek yüzlü adam ne isteyebilirdi ki Belial’i korkutacak?

Arkasına dönmedi. Yüzünde arsız bir gülümseyiş, arkasındakinin kim olduğundan emin, sakin sesi yankılandı boş sokakta. “Neden bu kadar sessizsin? Ne istediğine karar vermedin mi yoksa?"

____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Attila Qinghai
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar




RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : -
Gerçek İsim : -

MesajKonu: Geri: Ödeme Zamanı.   Perş. Tem. 12, 2012 5:13 pm

''Modestus fieri tamen demon Deus det te.'', dedi arkadan sarılarak kollarının arasında kıstırdığı rahibe. O elbette ki zerre kadar uymamıştı bu söze ve daha da beter çırpınmış, bağırmıştı. Zira biliyordu ki şeytanın kollarına çoktan düşmüştü. Bunun üzerine onu daha da kıstırdı güçlü kollarında bir mengene gibi. Dudaklarını psikoposun kulak memesine yaklaştırdı. Bir ölüye göre yumuşak olan dudakları yeni sözlerle usulca hareket etti. ''Vera fides est in corde, quod nomen tibi auferre non es ratus nimis superstitioso dicat colum fidem. Effundam sal neckline, est non aliter quam fascinatio. Sunt vere credere, potius quam resistere me yarayarak a officium, facere Lorem Deus pro me, te mori, ut a Cibus.'' Güzel, tam çekik sayılmasa da bir Hun'un çekikliğini taşıyan gözleri hafifçe kısıldı. Geniş, dolgun dudakları büzüldü iştahlı bir ifade ile. Daha sonra aynı dudaklar aralandı ve sivri dişleri ortaya çıktı güzel vampirin. Güzel, çin işi, ipek elbisesi hoş ayıntılarla süslüydü. Ejderha şeklinde işleme vardı sırt kısmında ve ön taraflarında. Rengi akşamüstünün genel rengiydi ve baskısı canlı bir kızıldı. Uzun, kuzgun karası saçları, soluk tenine iyice kontrast oluşturuyor, en az elbisesi kadar ipeksi bir yumuşaklıkla omuzlarına salınmıştı. Elini genç rahibin gövdesinde gezdirdi. Göğüs kafesinin hareketleri çok hoşuna gidiyordu. Kendisi nefes alamadığından, bir insanın nefes alışını sapkınca bir özlemle özümsüyordu bunu yaparak. Ardından ince parmaklarıyla adamın çenesini tuttu. Uzun tırnakları batıyordu adamın yüzüne. ''Duane cibum, Pater.'' diye fısıltı çıktı tehlikeli dudaklarından. Diğer kolunla adamı iyice kendine yapıştırdı, adamın başını yana yatırarak boynunu ortaya çıkardı ve ağzını iyice açarak sivri dişlerini hızlı bir baş hareketiyle adamın yumuşak, pürüzsüz boynuna sapladı. Kan, resmen oluk oluk akıyordu ağzına. Adamın çığlıkları artık inlemeye dönmüştü. Sorun yoktu, ne de olsa tamamen boş olan mezarlıktalardı. Avrupa'nın en varoş, en izbe mekanlarından biriydi burası. Vahşi otların, korkunç hayvanların kol gezdiği bu yere ölülerini gömmek dışında kimse gelmeye cesaret edemezdi. Kanla boyanarak kıpkırmızı olmuş olan dudaklarını yaladı bir süre durarak. Daha sonra, devam etti kutsal adamın bomboş hayatını çalmaya. Sonunda inlemeler iyice zayıflayıp tamamen yok oldu, kollarındaki beden içi boşalmış gibi gevşedi, hafifledi. Attila cesedi usulca yere bıraktığında gördü onu, Uzak Doğulu avcıyı. Vücuduna doğru sıçrayan oku kavramasıyla parmaklarının ucunun delinip kanaması bir oldu, zira okun kenarları da sivri dikenlerle kaplıydı. O an bedeni ani bir şok dalgasıyla sarsıldı. Okta zehir vardı ve Attila'yı anında felç edivermişti. Artık tutmayan bacaklarının üstünde daha fazla duramadı vampir. Yere bir kağıt bebek gibi düşüverdi. Neye uğradığını şaşırmıştı. Ve avcı kazığı saplamak için çantasından çıkarttığında, sonunun geldiğini anlamıştı. Aurora'yı çağırdı doğal olarak. Acaba çağrısını duyacak mıydı sevgili anneciği? Etraf kararırken göğsünde hissettiği yanmayla haykırmak istedi. Ancak çenesini bile oynatamıyordu.

Yüzyıllar sonra... Belial'in kusursuz vücudunu oturduğu yerde süzerken onun tavırlarındaki, ruhundaki soğukluğu resmen içine çekiyordu. Kız, itiraf etmeliydi ki, bir çok yönden benzediği insanlardandı. Duygusuzluğu, sevgiden anlamayışı, hayatı bir oyun olarak yaşaması ve Attila'da da epey bulunan fettanlığıyla bir sanat eseriydi. Kızın bakışlarının üzerinde toplandığını fark ettiğinde dahi istifini bozmadı. İfadesiz yüzünde tek bir nokta oynamamıştı. Sadece kollarını biraz daha öne kaydırdı, kıza doğru yönelircesine rahat bir pozisyon aldı. İnce, ufak bedenin zerafeti, kadınların birer mücevher olduğunu hatırlatıyordu. Cidden, periler gibiydiler bu cinsiyetin elemanları. Gözlerini pembe saçlarıyla endam eden kızdan o giderken bile ayırmadı. Kız gözden kaybolduğunda -yani nomal gözler için- ayağa kalktı ve onun peşinden seyirtti. Bu duygusuz yabancıya dikilen gözlerin de haddi hesabı yoktu zaten. Dolayısıyla bu durumdan oldukça memnun görünüyordu, Attila. Kalabalıktan kurtularak, çıkmaz olduğunu bildiği sokağa sapınca şaşırmadı. Bu kız tehlikeyi seviyordu sonuçta. Sessiz, yumuşak adımlarını, kız duysun diye birazcık sertleştirmişti. Kurbanlarındaki paniği, gerginliği seviyordu sonuçta. Elbette bu kızda bunu pek görmeyecekti. Bu da işi daha da zevkli bir hale getiriyordu aslında.
Kızın sesini duyduğu an olduğu yerde durdu, yüzüne gülümseme yayıldı belli belirsiz. ''Ne istediğime seni gördüğüm an karar vermiştim zaten, Belial Laurens.'' diye yanıtladı onu nazik ama hafif aksanlı İngilizcesiyle. Adımlarını yeniden atmaya başladı. Kızın görüş alanında daha da netleşmek için sokak lambasının altına geldi. Şimdi, sadece sırtını görebiliyordu ama birazdan o donuk mavi gözleri, dolgun dudakları, güzel simayla gözlerini şenlendirecekti. ''Bence, sen de bunun bir kısmını biliyorsun. Senden genelde istedikleri şey sonuçta hep aynı, değil mi?'' diye noktalandırdı sözlerini ve kollarını birbirine kavuşturarak beklemeye başladı. Soğuk, kirli sokağın ortasına yakışmayacak kadar şıktı giysileri. Gömleklerini her zaman saf ipekten diktirirdi Attila. Ona uygun, pahalı pantolonlarla tamamlardı bu güzel gömlekleri. Boynuna astığı haç kolye ile de eski inancına ufak bir gönderme yapmakta sakınca görmezdi. Günümüz modasını takip ederdi ama kendi zevkleri, kendi tarzı vardı mutlaka. Şimdi de bunları kızıl-kahve, gerçek deriden bir ceketle tamamlamıştı. Uzun, düz saçlarını da omuzlarına bırakmıştı serbest bir halde. Sokakta hafifçe esen rüzgarda kımıldıyordu bazı telleri. Kızdan duygusuz ve soğuk olan bakışlarını ayırmadı bir an bile.

Out:
 

____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Belial Laurens
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : 22
Gerçek İsim : Fulya
Nerden : Çarls'ın yanından.
Lakap : Çarls.

MesajKonu: Geri: Ödeme Zamanı.   Paz Tem. 15, 2012 10:36 pm

Kadın, alkolle uyuşmuş zihninin tüm dikkatiyle dinliyordu ardındaki sesleri. Yüzünü ona dönmeyi inatla reddediyor gibiydi; nedenini kendisi de bilmiyordu halbuki. Peşi sıra gelen bu adam Charles’tan daha ürkütücü görünmüyordu, ancak nedenini bir türlü kavrayamadığı bir huzursuzluk veriyordu Belial’e. Adamın varlığından rahatsızlık duyuyor, her bir sözcüğü sanki tenine iğne batıyormuş gibi hissetmesine neden oluyordu. Sesinin tatlı tonunun ardına gizlenmiş bir zehir vardı sanki ve zehirlere alışık olan genç kadın, içgüdüsel olarak bunun tadını alıyor gibiydi. Yine de bile bile kendisini ne denli tehlikeli olabileceğini bildiği bu yabancı adamla birlikte çıkmaz sokağa hapsetmişti. Hoş, kadının davranışlarında mantık aramak bile başlı başına hataydı. İp üzerinde ağsız yürümeyi seviyordu Belial, uyuyan bir devin gözüne parmağını sokacak cesarete sahipti; gerçekten değecek bir neden varsa tabi. Oysa şimdi hiçbir nedeni yoktu. Adama borçlu olmadığına inancı büyüktü fakat pek çok erkek gibi, onun da kafasının dikine gideceğini biliyordu. Erkekler kendisi gibi olan kadınların düşüncelerini önemsemezdi genelde, kimse düşmüş bir kadının kalbine bakmayı aklının ucundan bile geçirmezdi. Bakmayı sevdikleri tek yer bir kabuk olan vücuduydu sadece. Hayatına giren hiçbir erkek, Charles bile, ne düşündüğünü, nasıl hissettiğini önemsememişti şimdiye dek. Evet, zayıftı duyguları ama nihayetinde kadındı işte… Hissediyor, üzülüyor, acı çekiyor ve sevebiliyordu. Sadece tanımlayamıyordu duygularını. İsimlerini bilmiyordu. Gözünü mahvolmuş kadınların dünyasında açmış bir çocuğun ödemesi gereken bir bedeldi bu. Tek suçu hapse düşmüş bir annenin batınında büyümekti, oysa bu bile onun tercihi değildi. Annesi tarafından görmezden gelinmeyi de o istememişti, parmaklıkların arkasında geçen çocukluğunda insanların çıkarları doğrultusunda kuklalaştırılmayı da… Şu an olduğu kişi, aynı koğuşu paylaştığı on beş farklı kadının şekillendirdiği kişiydi. Rol modellerinin hiçbirisi melek değildi, hiçbirisi bir defa bile başını okşamamıştı küçük kızın ve Belial sadece kötü duyguları görerek büyümüştü. Kin, nefret ve acı en birincil duygularıydı. En azından isim verebildiği duygulardı. Charles’a karşı bunları hissetmiyordu. O çok daha farklı bir şeydi ve Belial, bir türlü ismini bulamıyordu. Arkasındaki adamsa… O yalnızca huzursuz ediyordu. Daha önce hayatını kurtarmış birisinden bu denli rahatsızlık duyacağı hiç aklına gelmezdi. Belki de üç iri yarı adamı küçük çocuklar gibi dağıtan, cüssesinden beklenmeyecek kuvvete sahip olan bu kadınsı varlık tedirgin ediyordu genç kadını. Yine de duydukları arsız bir gülümsemenin dudaklarını bükmesine neden olmuştu. Yavaşça arkasına döndü. Sakin, hatta biraz da bezgin görünüyordu. İsminin bilinmesine karşı duyduğu şaşkınlığı bastırmaya çabalıyordu gülümseyen yüzünün ardında.

Adamı inceledi bir an için. Belial minyon bir kadın değil de iri yarı hemcinslerinden birisi olsa rahatlıkla adamla aynı cüsseye sahip olabilirdi. O denli zarif bir bedendi karşısındaki. Yüz hatlarındaki yumuşaklık ve kıyafetinin özeni bir erkekten çok daha farklıydı ve kadın, onun tavırlarındaki erkeksiliği görmese ya da ses tonunu duymasa maskülen bir kadın sanabilirdi adamı. Ama onu gördüğü süre, bu fikre kapılmasına engel oluyordu. Gülümsemesi biraz daha yayıldı yüzünde. Kavuşturduğu kollarını çözüp kot şortunun ceplerine soktu ellerini. Üşüyen parmak uçlarını ısıtmak istiyordu, bir de ellerini koyacak bir yer bulduğunda kendisini daha iyi hissediyordu tabi. “Ah, ne kadar yanlış tanımışsın beni!Çok kırıldım.” İşveli dudakları beyaz dişlerini gösterecek biçimde gerildi iyice. Ardından adama birkaç adım yaklaşıp dudaklarını büktü alayla. “Ben seviştiğim için para almıyorum. Sadece… Çalıyorum.” Bunu söylemekten gocunmamıştı hiçbir zaman. Belirli bir işi yoktu kadının, koynuna girdiği adamların verdikleriyle geçiniyordu. En çok da Charles’ın sunduklarıyla ve bunun hırsızlık olarak algılanıp algılanmaması umurunda değildi. Aslında… Hiçbir şey umurunda değildi.

Yerinden kıpırdamamış olan adama birkaç adım daha yaklaştı. Esen soğuk rüzgarla beyaz bacakları titredi ve renkleri hafifçe kızardı. Üzerinde kendisini koruyan siyah bir deri ceket vardı, ama bacakları çıplaktı. Böyle bir durumla karşılaşabileceğini hiç düşünmemişti. Yine de, zor şartlara alışıktı kadın. Umursamadı. “Benim bildiğim kısım bu, peki ya senin kafanda olan diğer kısım ne?” İlgili görünmeye çalışıyordu. Aslında adam, tuhaf bir şekilde çekiyordu Belial’i. İpeklerin ardına sakladığı tenini merak ediyordu. Aristokrat görünüşünün altında nasıl bir aşık yattığını merak ediyordu. En çok da –çok nadir olurdu bu- onun kim olduğunu merak ediyordu. “Ve söylesene genç adam, senin elit dünyanda ismini söylememek ayıp değil mi?” Gülüşü arsızlaşmıştı şimdi. Merakına yeniliyordu yavaş yavaş. Biraz daha yaklaştı. Aralarında bir kol boyu mesafe vardı artık.

____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Attila Qinghai
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar




RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : -
Gerçek İsim : -

MesajKonu: Geri: Ödeme Zamanı.   C.tesi Tem. 21, 2012 12:24 am

Kız kendisine döndüğünde gözlerini şenlendirmeye başlayan cümbüşünün kendisi üzerinde nasıl da bir etki uyandırdığını anlatamazdı Attila. Güzel, mavi gözlerin net ışıltısını, sokak lambasından yayılan ışığın görüşünü dumanlamasına rağmen, görebiliyordu. Pembe saçların rüzgardaki dansı temiz saçların dahi ne kadar kirli olabileceğini hatırlatıyordu insana. Bembeyaz tenin, kırmızı rujla renklendirilmesi, tırnaklarındaki ve kıyafetlerindeki renklerin hem uyumlu, hem uyumsuz olması görsel bir keyif veriyordu vampire. Kadın kendisini incelerken, Attila da onu uzun zaman sonra bu kadar yakından görmenin tadını çıkartıyordu. Öldürmeyi planlamadığı kurbanlarını kanlarını vermeye razı etmek isterdi. Bu yüzden onları bir süre izlerdi uzaktan, gizlice. Kadına kendini ilk defa, bu gece göstermişti. Çünkü onun hayatının anlık rutinini, artık, ezbere biliyordu. Charles'i, nerede uyuduğunu, nerelerde takıldığını... Onun gibi gece yaşayanların hayatı aşırı derecede kolay izlenirliğe sahipti kendisi için. İşin keyifli yanı da buydu. İsimsiz, kimliksiz, sadece etten ibaret kurbanları asla hayatta bırakmazdı. Yaşamını sürdürmeye devam etmesinin bir anlamı olmalıydı Attila için. Ayrıca, içlerinden bazılarının da tenini isterdi. Genç erkeklerin, güzel kadınların, ateşli ve güzel olanların sadece kanını içmek gerçek bir aseksüellik ve yahut aptallık belirtisiydi Atilla'ya göre. Şimdi, onun kendisini incelemesinden ve bakışlarıyla tartmasını sabırla bekliyordu. Bunca zaman kanının tadını merak etmiş, beklemişti. Bundan sonra sadece sayılı dakikalari vardı zarif, beyaz boyuna geçecek dişlerin saadet zamanının. Onun dudaklarından çıkan sözcükleri memnun bakışlarıyla dinledi. Başıyla onaylayarak anladığını belirtti. Ve sonra bir jest yaptı, biliyordum, manasına gelen. Gözlerinin onun vücudunda gezdirmeye başladı. Onu bakışlarıyla taciz etmekten bir an olsun utanmamıştı. Soğuktan üşüyen beyaz-pembe vücudunun tüm hatlarını bu kadar yakınına gelmişken, dokunmadan evvel tanımak istiyordu. Zaten kızın da bu tarz bakışlara alışık olduğuna yüzde yüz emindi. Attila'nın da onlardan tek farkı, bir yaratık olmasıydı ve zaten birileri için özel olmak için özel bir çaba harcamaya zahmet etmezdi vampir.

Bakışları göğüslerini, karnını, kollarını ve bacaklarını bırakıp da kızın yüzüne sabitlendiğinde onun adımlarını fark etti. İçgüdüsel olarak o da ona yaklaşmak istese de kendine hakim oldu. Gözlerinin çevresini bir sürmeymiş gibi gölgeyle çevreleyen uzun, gür kirpiklerini çocuksu sayılabilecek bir merakla kırpıştırdı. Esen soğuk rüzgarın etkisiyle saçları resmen kadına saldırı yapar gibi öne doğru fırladı, sert bir dans yaptı. Belial'in de rüzgarın etkisiyle tir tir titrediği de gözünden kaçmadı. Ancak, yapabileceği bir şey yoktu. Belki güzel ceketini bu pembe saçlı kurbana sunabilirdi ve yıllarca da aramazdı bu ceketin varlığını ama o zaman kızcağız kendisine katı katı borçlanırdı ve bunu istemezdi tahmin ettiği kadarıyla. Kız biraz daha yaklaştığında geriye adım attı başını hafifçe eğerek. Kuralları kendi koyacaktı, mesafeyi de Attila belirleyecekti aralarındaki. Hem, kadın kendi kurallarına göre hareket edilmesinden hoşlanan erkeklerle ilk defa karşılaşmıyordu, öyle değil mi? Özellikle de onlardan biriyle uzun süreli bir ilişkisi var bile diyebilirdik. ''Bir barbarım.'' diye düzeltti onun sözlerini. ''Hem de çağlar öncesinden gelmiş, Romalıların ruhlarını titreten, vahşinin tekiyim.'' Elbette bu, ismini asla söylemeyeceği manasına geliyordu. Dolgun dudağının kenarında sinsi, alaycı bir kıvrım belirdi ve iyice yayıldı. Her yaşlı vampir kadar seviyordu övünmeyi. ''Bana illa sesleneceksen, ''genç adam'', son tercih edebileceğin kelimedir. Hakkımda bir tahmin yürüteceksen, dünyamın elit olması son düşünebileceğin şeylerdendir.'' Ve hızla atıldı ve az önceki utangaçlığının aksine bir ataklıkla kızı kolundan tuttuğu gibi kendine çekti. Kızın ceplerini çok hızlı hareketlerle kontrol ederek asasını aldı ve ona el koydu. Hemen ardından, çığlık atmaması için ağzını kapatırken, çırpınmaya fırsat bulamaması için de onu sertçe sağdaki duvara yasladı. Onu kolundan ve çenesinden tutup duvara bastırırken ağzını açtı ve sivri dişlerini ortaya çıkardı. ''Umarım merakını giderebilmişimdir, tatlım.'' dedi ve beyaz boynuna soğuk dudaklarıyla bir öpücük kondurdu. Onun fazla korkmaması için bunu kısa tuttu. Gözlerini onun mavi gözlerine dikti. Kızı razı etmenin zamanı gelmişti. Bu anın tadını çıkartırken, aynı zamanda gözlerine yerleşmiş duyguları izlemeye kendini kaptırdı. Heyecanıyla kurumuş olan dudaklarını yaladı. Gözleri istediğini elde etmiş bir kadının ve adamın sevinciyle aynı anda ışıldadı. ''Şimdi beni dikkatli dinle, sakın yanlış bir şey yapma. Çünkü sonuçları gerçekten ağır olabilir ve bunu durduramazsın.'' dedi öncelikle. Onu şu anda kollarının arasında sarmak, öpücüklere boğmak, en gizli arzularını tatmin etmek, kanını tadına doyana kadar içmek istiyordu ama bunu şimdi yaparsa, sonra kızı öldürmek zorunda kalırdı ve sorun olmaması gerekiyordu aralarındaki ilişkide. ''Seni öldürmek istemiyorum, bu pek lehime olmaz. Bu beni eğlendirmez, özellikle senin için bu kadar beklemiş, sana bu kadar zaman harcamışken. Fakat bu demek olmuyor ki sana hayatın boyunca gerçekten bir şeyler verebilmiş olan tek kişiyi, Charles'i öldürmeyeceğim. Sen burada debelenip yardım aranırken evinize yetişir, daha ne olduğunu anlamadan boynunu kırar, onu öldürürüm. Sonra da onun son radde yakışıklı olan başını kucağına atarım.'' Sesi tehditkar değildi. Sanki sıradan, heyecanlı, gerçekten yapmak istediği bir eylemden söz ediyordu.

''Anlıyor musun beni?'' dediğinde heyecanı ve merakı kat be kat artmıştı. Yüzyıllardır insanların tepkilerini ölçüyor, onları yeniden, yeniden deniyordu ama nasıl oluyorsa o kadar benzerlik içinden bir sıradışılık, bir şaşırtıcılık sunuverebiliyorlardı Attila'ya. Kızın hareketleriyle yanıt vermesini bekledikten sonra elini çekti ağzından. Parmaklarının arasıına sıkıştırdığı asasını sonra verecekti ona, işleri bittikten sonra. Kolunu bırakmadı gene de. Sadece rahatlatması ve olayları idrak etmesi için zaman verdi. Birazdan onu bu pis sokaktan, yakında bulacağı daha temiz, düzgün bir yere götürecekti. Eğer kız sorun çıkaracak olursa, o zaman agresif yanını ortaya çıkartacak, kıza hayatı boyunca unutamayacağı bir acı verecekti. İki türlü de eğlenen Attila olacaktı.

____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Belial Laurens
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : 22
Gerçek İsim : Fulya
Nerden : Çarls'ın yanından.
Lakap : Çarls.

MesajKonu: Geri: Ödeme Zamanı.   C.tesi Ağus. 04, 2012 12:10 pm

Adamın aç gözleri vücudunda dolaşırken onun arzusunun kokusunu alıyordu neredeyse. İstek elle tutulacak kadar somuttu ve Belial, yılların verdiği alışkanlıkla işveli bir tavır takınmıştı ona karşı. Bilinçli yapmıyordu bunu. Okuldan atılıp hayatını sokakta sürdürmek zorunda kaldığında bir şeyler kazanmasını sağlayabilecek tek şey güzel vücuduydu ve güzel olan şeyler bile sahibi tarafından reklamı yapılmadıkça dikkat çekmiyordu. Şimdiyse aradan bunca yıl geçmesine rağmen kadın farkında değildi cinselliği çağrıştıracak jestler yaptığının ve adamın gözleri nihayet gözlerini bulduğunda bir zafer parıltısı geçti ifadesinden. Bundan sonrası kolaydı, hep kolay olmuştu; en azından Belial buna inanıyordu. Fakat adam kendisini son derece şaşırtarak geriye adım attığında sırıttı kadın. Dünyayı yeni keşfeden bir evcil hayvanın yapacağı türden hareketler yaptığını düşünüyordu. Dünyasına aniden girmiş bu yabancıyı tanımak için temkinli bir adımla yaklaşıyor, dokunmak istiyor ama dokunmaya da korkuyordu aynı zamanda. Aralarında sessiz bir oyun sürüp giderken merakı git gide artıyordu.

Önce anlam veremedi adamın sözlerine. Kafasını karıştırmaya çalıştığını sandı. Fakat sonrasında birkaç saniye içinde, onun hareket ettiğini bile anlamadan asasının alındığını hissetti. Yine. Adamın cüssesinden beklenmeyecek kuvvette eli dudaklarına bastırdığında gözleri korkuyla iri iri açılmış, duvara itildiğinde de çarpmanın etkisiyle gözlerini kapatıp sakinleşmek için birkaç saniye böyle kalmıştı. Az önce merak ettiği vücudun olağandışı kuvvetiyle hareketsiz bırakılmış, tek savunma aracı adam tarafından gasp edilmiş ve bir şekilde köşeye sıkıştırılmıştı. Böyle bir şey beklemiyordu Belial. Onun sıradan olduğunu düşünmüştü. Evet, bu köhne dünyaya yakışmayacak kadar şık ve zarif ama yine de sıradan… Yanılmıştı. Yine. Adamın koynunda geçecek bir gecenin beklentilerini karşılayacağını düşünüyordu, bu ana kadar ve şimdi arbedenin ve heyecanın etkisiyle hızlanan soluklarını yatıştırmaya çalışırken bundan o kadar da emin değildi. Üstelik adamın sürprizleri bitmiyor gibiydi. Yüzüne eğilip sivri dişlerini gösterdiğinde eğer adam dudaklarını kapatıyor olmasa, çığlık atardı. Vampirler hakkında duydukları ve şimdiye dek gördükleri bu adama uymuyordu, ama az önceki tuhaf konuşmasının nedenini şimdi anlıyordu kadın. Yine de bu, kendisini daha iyi hissetmesine neden olmamıştı. Adamın sivri dişleri gırtlağını parçalayabilirdi, aylarca onun canlı besin kaynağı olarak tutsağı olabilirdi ve karşı koymak için hiçbir şey yapamıyordu. Neredeyse hiç kullanmadığı asasına daha önce hiç bu raddede muhtaç olmamıştı ve onu daha iyi korumadığı için içten içe lanet ediyordu kendisine. Hoş, asası elinde olsa bile bir vampiri nasıl alt edebileceğine dair hiçbir fikri yoktu ama her şartta şimdikinden iyi durumda olurdu.

Adamın bir ölününki kadar soğuk dudaklarını gerilmiş boynunda, tam şahdamarının üzerinde hissettiğinde ne olduğu belirsiz bir ürperti dolaştı vücudunu. Bir hayaletin içinden geçmek gibi bir şeydi bu. Zevkli değildi. Kendisini iyi hissettirmemişti. Aksine, kaçma dürtüsünü tetiklemekten başka bir işe yaramamıştı da. Gözleri yeniden kesiştiğinde adamın yüzündeki heyecan ve açlığın daha da belirginleştiğini gördü. Oysa Belial’in gözlerinden yalnızca korku okunuyordu. Yalvaran ifadesi adamı daha da acıktırmış gibi dudaklarını yaladığında gözlerini kapattı. Az önce kadınsı bulduğu adamın her hareketi şimdi ödünü patlatıyordu. Görmemek için her şeyi yapardı, ama adam konuşmaya başladığında göz teması kurması gerektiğini hissederek açtı gözlerini. Söylediği her sözcükle birlikte dehşeti katlanırken yüzünde panik vardı şimdi. Söz konusu kendi canı olsaydı eğer, direnirdi belki adama. Belki de korkusunu atar, onun oyununa katılırdı ama vampirin Charles’ı kullanarak yaptığı tehdit bu huysuz kadını ehlileştirmeye yeterdi. Onun Charles’ı nereden bildiğini bilmiyordu, merak etmiyordu da. Şimdi tek derdi düşüncesiyle bile midesini bulandıran bu tasarının gerçekleşmesine fırsat vermemekti. Vampir cümlelerini tehdit eder gibi kursaydı eğer, umursamazdı bunu. Korkutucu değil gülünç bulurdu, yapmacık. Fakat anlatırken gözlerinde beliren parıltı, ses tonundaki heyecan mide bulandırıcıydı; mide bulandırıcı ve sırtında hissettiği soğuk ve sert duvar kadar gerçek. Tahammül edemeyeceği çok az şey vardı Belial’in ve bunların ilk sırasında Charles’ın yokluğu geliyordu. Hiç dillendirmediği bu düşüncenin karşısındaki adam tarafından biliniyor olması korkutucuydu. Onu bir daha hiç göremeyebilecek olma düşüncesi kanını donduruyor, ağlama isteği uyandırıyordu; midesine oturmuş bir yumruk vardı sanki. Yutkunmasını zorlaştırıyordu. Daha önce terk edip yıllar boyu aramamıştı Charles’ı ama o zaman yaşadığını biliyordu. Eğer ararsa bir yerlerde bulacağından emindi onu, fakat şimdi önüne sunulan seçimde eğer direnmeyi seçerse onu bir daha asla göremeyeceğini biliyordu. Charles’ı görmemeye dayanamazdı. Onun ölümüne neden olmak hayatta en son isteyeceği şeydi; Charles sonsuza kadar yaşamalıydı. Günün birinde Belial ölse bile hastalıklı bir ruh haliyle bağlandığı adamın yaşıyor olduğunu bilmesi gerekiyordu. Ancak o zaman huzur bulabilirdi.

Dudaklarındaki baskının ve sırtındaki duvarın el verdiğince olumladı adamın sorusunu. Tabi ki itaat edecekti. Eğer ona boyun eğmesi Charles’ı korumaya yetecekse isyanı aklından bile geçirmezdi. Nihayet adam elini çektiğinde derin bir soluk aldı. Yaşadığı heyecan ve stresin etkisiyle hızlanan solukları yavaşça normal düzeyine dönerken kafasında kendisi için herhangi bir endişe olmayışına şaşırdı. Bu adam istediği her şeyi yapabilirdi ve Belial karşı koyacak güce sahip değildi. Yine de korkmuyordu ondan. Üstelik zaman geçip olanları kabullendikçe her şey daha katlanılabilir oluyor gibiydi. Charles için duyduğu endişeyi bastırdıktan sonra geride kalan yalnızca merak olacaktı yeniden. Daha önce hiç denemediği bir şey sunulmuştu önüne ve kadın, yeni olan şeyleri severdi. Ne kadar korkutucu göründüğü önemli değildi, korku geçen yıllarda sadece hazzını arttıran bir unsur haline gelmişti. Yaşamının ya da acısının altına yattığı adamın ellerinde olduğunu bilmek kadını tetikliyordu. Karşısında beklenti ve heyecanla kendisini süzen adama dikti gözlerini. Tüm stresine rağmen kendisini zorlayıp gülümsedi. Bu, gözlerine yansımayan, yapay bir ifadeydi ve kendisini zorladığı oldukça rahat anlaşılıyordu. “Beni ikna etmek için bu kadar çaba harcamana gerek yoktu.” Derin bir soluk alıp bir nebze daha sakinleştirmeye çalıştı kendisini. “Sorman yeterliydi. Eğer beni bu kadar iyi tanıdıysan –ki Charles’tan bahsettiğine göre tanımışsın- bir vampiri reddedecek kadar aptal olmadığımı biliyor olmalıydın.” Sesinin sakinliğine rağmen muazzam bir savaş veriyordu kendisiyle. Kaçıp gitme isteğine karşı koymak zordu, belki adam kolunu sıkıca tutmuyor olsa duramazdı da ama şimdi olduğu yerden bir santim bile kıpırdamamıştı. Yüzüne az öncekinden daha gerçek bir sırıtış yayıldı. “Sizin seks anlayışınız da insanlar gibi mi? Vücudunuzda kanın olmadığını sanıyordum. Yeterince işlevsel olmadığından endişe ederim.” Merakla konuşuyor olmasına rağmen ses tonundaki ince alay karşısındakinin kulaklarını çınlatmaya yeterdi. Bu sözlerin bir bedeli varsa şayet, ödeyecek olanın Charles değil kendisi olduğunu biliyordu. İnsanların zaaflarını kazımayı severdi Belial, bu adamın zaaflarına dair hiç fikri olmamasına rağmen eşelemeyi seviyordu. Belki bir gün, doğru yere denk gelirdi; kim bilir?

“Genç adam.” Cümlesini adamın tasvip etmediği bir tanımlamayla bitirmekten haz duymuştu. Fakat yüzünde ne hazzına, ne korkusuna dair hiçbir şey yoktu. Yalnızca naif, çocuksu bir merakla başını hafifçe yana eğmiş izliyordu onu. Mimiklerinde gerçekleşebilecek olası bir değişikliği ya da ses tonunu kolluyordu. Kendisi hakkında pek çok şey öğrenmiş bu adamın daha neler sakladığını sahiden merak ediyordu. Fakat bunu öğrenmek vakit alacaktı belli ki. Fark etmezdi, adam Charles’tan uzak durup oyalandığı sürece vaktin ya da başka herhangi bir şeyin önemi yoktu.

____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Attila Qinghai
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar




RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : -
Gerçek İsim : -

MesajKonu: Geri: Ödeme Zamanı.   C.tesi Ağus. 11, 2012 1:36 pm

Gülümsedi, bu arsız sözlerin kulaklarını okşayışına kendini kaptırarak. Kızın çığlık atmaması her şeyin ötesinde, oldukça iyi olmuştu. Bazıları dediklerini bir an bile dinlememiş gibi basıveriyordu velveleyi, olan da şu üç kuruşluk keyfine oluyordu. Hayvansı koku duyusuyla ayırdığı duyuları derin bir soluk alarak içine çekti. Kızın beyaz boynunu, seksi köprücük kemiklerini, güzel çenesini öpücüklere boğmak, ardından kulak memesinin hemen altına dişlerini geçirmek için sabırsızlanıyordu. Evet, kızla seks anlayışlarında ufak bir kaç fark vardı. Ancak onun ima ettiği gibi bir fark değildi bu. Gülümsemesi daha da yayıldı, sinsi ve vahşi bir hal almıştı bakışlarındaki ifade. Boşta kalan eliyle kızın çenesini tutarak başını kaldırdı ve başını eğerek bu minyon kızın yüzüne ulaşarak kirli dudaklarına tatlı, uzun bir öpücük kondurdu. Bu dilde bir çok kokuyu alabiliyordu. İçtiği içkiyi, yediği en son yemeği ve bir hafta öncesine kadar bu dile değmiş her şeyin giderek hafifleyen kokusunu... Kollarını önceki görev yerlerinden çekerek kızın vücuduna dolarken giderek yükselen, artan şehvetini, arzusunu ona hissettirmek için kendi bedenine bastırdı Belial'inkini. Kuş gibi çırpınan kalbi ve Victoria dönemi buharlı makineleri gibi kendine özgü gürültüler çıkartarak inip kalkan göğüs kafesini hissediyordu. İnce kıyafetleri kızı belki üşütüyordu ama Attila'nın minik bedenin hatlarını hissetmesine oldukça katkısı oluyordu. Ancak asıl amacı ona hissettirmekti. ''Nasıl, yeterince işlevsel görünüyor mu?'' dedi alaycılığın acımasızca yayıldığı ses tonuyla. Hemen her erkek gibi kadına iktidarını hissettirerek bir güç gösterisinde bulunuyordu. Tabi Attila bunun saçma olduğunu bilse de, Belial gibi gençler için o kadar da saçma olmayacağı da kesindi. Olayın ucuzluğuna kendini daha fazla kaptırmadan geriledi ve kızın bedenini bırakan kolları gevşetip çekti. Pembe saçlının kaçmaması için narin beyaz bileğini kavradı. Ardından çıkmaz sokaktan onunla beraber çıktı. Burada mevcut bulunan diğer belalıların evlerinden birini çoktan seçmişti. Bir şey yapacağı zaman, içten pazarlıklı yapısı gereği, asla ve asla önceden ince plan yapmadan yola çıkmazdı. Salt kızın hızı yüzünden uzayacak olan yolda zaman geçsin diye kızın az önceki sözlerine yanıt verdi: ''Aslında evet, haklısın, bu kadar zahmete gerek yoktu. Fakat hayatı hangimiz gereklilikler üzerine kuruyoruz ki? Diğer yandan, aslında bir gereklilikler, alkol gibi. Birini canlı bırakmaya karar verme zahmetine bulaşmak, hayata tat katan, heyecan veren bir risk. Öyle değil mi? Tıpkı alkol gibi. Onlar olmadan akıl sağlığımızı nasıl koruyacağız, ya da yaşama arzumuzu?'' Sesinde de en ufak duygu kırıntısı, açıklama isteği yoktu. Minik bir sohbet ediyordu kızla.

Yolculukları nihayet sona erdiğinde kızın yorulmamış olmasını umuyordu. Yer yer dökülen soluk bir maviyle boyanmış -tabi bir insanın mavi olduğunu bu ışıkta fark edemeyeceği kadar tozluydu-, çürümüş, kesif bir reçine kokusu yayılan, tahta, oymalı kapıyı itti güçlü elleriyle. Kapı hiç direnmeden açılıverdi. Attila minik kurbanını da yanında sürükleyerek -bu sefer kolundan değil, ensesinden tutuyordu onu bir kediymiş gibi- içeri girdi. Onun kendi isteğiyle kaçmayacağını biliyordu. Charles'a zarar gelmesini istemediğine emindi. Ancak iç güdülerin ve hayatta kalma arzusunun ne kadar eski çağlardan kalma olduğu düşünülürse, aslında kıza bir nevi yardım ediyordu hata yapmaması için. Bunun da Belial'i bir parça rahatlattığını umuyordu. Kapıyı ardından kapatırken kızı rahat bıraktı. Bu eski, köhne evin sahipleri şu anda çok uzaklarda kaçak ya da Azkaban'daydı. Bir fikri yoktu, araştırmamıştı o kadar ayrıntıyı. Bildiği şey, şu an dahil artık boş olduğu ve içinde içkiden, yiyeceklere kadar her şeyin bulunduğuydu. Tabi ne kadar lezzetli ya da taze oldukları tartışılırdı ama beslenmeyen bir insanın tatsızlaşacağı da aşikardı. Kızı eliyle yönlendirerek onunla beraber merdivenlerden yukarı doğru çıktı. İki kat sonra durarak kapıya takılmış paslı, çelik anahtarı çevirdi ve kapıyı bu sefer nazikçe açtı. Pembe saçları vampir gözlerine ışıldayan kızı hafifçe iterek içeri soktu. Sonra kapıyı ardından kapatarak üzerine kilitledi. Kızın pencereden atlamaya kalkmayacağını umuyordu. Bunu yaparsa çabuk yakalanacağını bildiğine emindi. Merdivenlerden indi, en aşağıdaki mutfağa, oradan da kilere geçti. Tahmin ettiği gibi yiyecek konusunda fakir bir yerdi burası. Bir iki baget ekmek, bir dilimi eksik olan peynir yuvarlağı, bir kaç meyve, bir kaç parça kurutulmuş et. Yiyeceklerden pek anlamazdı, ancak ne kadar taze olduklarını keskin gözleriyle ve koku duyusuyla ayırt edebilirdi. Bunların çürümemiş olduğuna da yüzde yüz emindi. Hepsini mutfağa gidip de bulduğu bir tepsiye yerleştirdi. Az ileride de gözüne açılmamış şarap şişesi çarptı. Şarap kana çabuk karışıyor ve güzel çeşni katıyordu. Bunu da aldıktan sonra yukarıya çıktı hızlı hareketlerle. Kapıyı tekrar açtığında kızın güzel yüzüne gülümseyerek tepsiyi yatağın üstüne koydu. ''Aç olduğunu tahmin ediyorum. Sadece içmek karın doyurmuyor.'' dedi nezaketi bir an bile barındırmayan ama kaba da olmayan bir sesle. İnsanlarla orta karar konuşmak onları biraz olsun sakin tutabilirdi. Kapıyı kapattı, kızın elini tutarak onu yatağa, yemekleri koyduğu tepsinin oturttu. Kendisi de kızın arkasına geçti, sırtını yatağın baş kısmına yasladı, ayakta dikilecek değildi.

Kızı bir süre izledi. Bunları yerse de, yemeyip reddederse de sonuç olarak başına gelecek olan aynıydı. Akıllılık ederse en azından aç kalmaz, kalite kriterlerine uyduğunu düşündüğü şaraptan da olmazdı. ''Ah, ama bu manzarada eksik olan bir şey var.'' Zaten bahar ayında olduklarından ev dışarıya göre ılıktı ve kızın üşümeyeceğini tahmin ediyordu. Güzel bedene yaklaştı ve üzerindekileri onu incitmeden çekiştirmeye, sıyırmaya başladı. Bedenin açılan her noktasına da nazikçe dokunuyordu. Bir süre sonra da sıyırmakla kalmayıp tamamen çıkarttı onları. Kızı iç çamaşırlarıyla bıraktı. Onu ürpertmek ister gibi soğuk parmaklarını sırtında, omurlarında gezdirdi. ''Merak etme, birazdan sıcaklığım daha çekilir olacak, ben senin tadına bakınca.'' Alaycı bir dudak kıvrımıyla söylemişti bu uğursuz sözleri. Kızı ikilemde bırakmaya çalışmaktan hoşlanıyordu. Zaten itiraz edemezdi. Öyle değil mi? Attila da itaati çok severdi. Tam olarak bu yüzden şu bir kaç saatte hayatı boyunca konuştuğundan daha fazla konuşmuştu ve en ufak huysuzlanma, sabırsızlanma belirtisi bile göstermemişti.

____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Ödeme Zamanı.   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Ödeme Zamanı.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Zamanın değerini bilmek.

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Rol Oyunları-
Buraya geçin: