AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
ACCIO WIDGET!        
Yönetim
Puanlar
Enler
Pano

Paylaş | 
 

 Rüzgar

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Cloud C. Caelvious
Hufflepuff
Hufflepuff
avatar



RÜTBE : VII. SINIF
Özel Yeteneği : Görücü.
Gerçek İsim : Tolga1.
Yaş : 23

MesajKonu: Rüzgar   Cuma Tem. 06, 2012 9:45 pm


____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Cloud C. Caelvious
Hufflepuff
Hufflepuff
avatar



RÜTBE : VII. SINIF
Özel Yeteneği : Görücü.
Gerçek İsim : Tolga1.
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: Rüzgar   Cuma Tem. 06, 2012 9:53 pm

Bütün yolların aynı kapıya çıktığı gün ile bir kapının milyon tane yola açıldığı gün arasında, yolunu kaybetmekte sıkıntı çekmeden, dahası bundan rahatsızlık duymadan bir adımını diğerinden sonra tereddütsüz atıyordu. Sancıların sanrıları, sanrıların sancıları doğurduğu kısır bir döngünün içinde, ömründen eksilen dakikalar, ruhundan parçaları da alıp götürüyor, değer vermeye ve verdiği değerleri korumaya dair bütün çabalarını daha başlamadan sonlandırıyordu. Sevmek zor, unutmak daha zordu. Artık o, kısır döngülerin kesiştiği noktada, yeryüzündeki araftaydı. Bundan şüphe duymuyor, bilmese de her hücresinde ezici bir sancıyla hissediyordu.

“Yol yakınken dön.” dedi çaresizce. Ümidi yoktu, olmamıştı. “Yol yakınken dön. Henüz tamamen ayrılmadın benden, biliyorsun, biliyorum, vazgeç, dön ve yerleş. Ruhuma, kalbime, varlığımın bütün izlerine yerleş. Henüz başkasının olmadın, bana olan aitliğin son bulmadı. Vazgeç. Dön. Ruhuma, kalbime, varlığımın bütün izlerine… Ait olduğun yere…”

Durdu, Çatlak Kazan’da yaşadıklarından sonra onu ilk gördüğü noktaya takıldı gözü. Hagrid’in kulübesine giden yolun Hogwarts tarafındaki küçük bahçeye. Yüzüne yerleşen tebessüm ağlıyordu. Ciğerleri keder soluyor, gözleri bahçeyi değil, durması gereken yerde duran Raven’ın siluetini görüyordu. Bu fazlaydı. Çok fazlaydı. Dakikalar aktı, ruhundan birkaç parça daha koptu, teninden kayıp rüzgara kapıldı. Kendini külden yapılmış bir heykel gibi hissediyordu. Yanmış, yanmış ve yanmıştı. Şimdi de kalan parçalarını muhafaza edemeyecek kadar zayıftı. Çok rüzgar vardı. Çok fazlaydı.

Yürüdü, biraz daha, daha fazla zorlanarak yürüdü. Belki rüzgar yönünde giderse daha az yorulur, daha az eksilirdi? Olamaz mıydı? Başka umudu var mıydı?

Takip etti. Rüzgarı. Kendi sonunu. Zamanın sonunu. Mutluluğu. Mutsuzluğu. Raven’ı.

Ana giriş kapısına doğru yöneldi. İçeride bir yerlerde olmalıydı ancak Cloud onu bulmakta zorlanacağını pek sanmıyordu. O her yerdeydi. Kokusu her yerdeydi ve Cloud dünyada ona etki edebilecek diğer bütün uyarılara kendini kapatabilirdi ama ona, hayır. Asla. Kapıya yaklaştığında etrafa hızlıca bir göz attı ve o an göremediği sert bir duvara çarpmış gibi olduğu yerde kalakaldı. Yerçekimi yüzlerce kat artmıştı ya da fazlasıyla yapışkan bir şeye basmıştı, bilemiyordu. O an buna kafa yoramazdı. Bulmuştu. Rüzgarı. Kendi sonunu. Zamanın sonunu. Mutluluğu. Mutsuzluğu.

Göz göze geldiler. Gözleri, içinde bulunduğu arkadaş grubunun içinde bulması gereken en son kişiyi bulmuş, Cloud’un gözlerine dokunmuştu. Dudaklarında, atmakta olduğu kahkaha dondu. Yüzü soldu. Gözlerinin büyüdüğünü bulunduğu noktadan seçebiliyordu Cloud. Ayaklarını neredeyse sürükleyerek geriledi, ardından gözleri dolmuş bir şekilde koşmaya başladı. Arkasını döndü ve koştu. Küllerini dağıtarak koştu. Rüzgara karşı… Biraz daha dağılarak koştu. Göl kenarına geldiğinde durmak istemedi önce, devam etmek, kendini o suda kaybetmek istedi. Ama yapamadı. Olduğu yere yığılırcasına diz çöktü. İlk göz yaşı çenesinin altına kadar kayıp orada asılı kaldı. Fazla sürmeyecekti. Rüzgar esiyordu.

____________________________________________________________________________________________________


En son Cloud C. Caelvious tarafından Perş. Tem. 12, 2012 12:23 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 4 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Raven Orlov
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Karakter Yaşı : On sekiz.
Gerçek İsim : Kıvılcım.

MesajKonu: Geri: Rüzgar   Cuma Tem. 06, 2012 11:18 pm

Gülümsemesi dudaklarından kanatılırcasına, şiddetle sökülmüş olmasına rağmen huzurlu olmaya mahkum edilmiş bir tablo gibi hissetti Raven. Rastgele ama acımasız fırça darbelerinin altında, dünyanın hem en sıcak, hem en soğuk renklerinin birlikteliği ile yeniden hayat bulmuştu. Sanki yüzyıllar almıştı. Oysa o son fırça darbesi kalbini cehennem siyahına boyarken bazı şeylerin aceleye geldiğini, eserin tamamlanmadığı hissetmişti. Ressam Raven’ı yarım bırakmıştı. Eskiden ulaşıp bulabildiği duygular uzanamayacağı kadar uzağa saklanmışken içi aşılmaz bir çöl halini almıştı. Her şey ya soğuktan ya sıcaktan teslimiyet verip ölürken Raven cenazelerini çıkartmaktan o denli bıkmıştı ki ne aynada olay mahalli olan gözlerine bakabiliyor, ne de duygularının asıl katli olan kendisi ile baş başa kalabiliyordu. Çektiği acı insanı yüceltmeyen, öğretmeyen türde bir acıydı. Yıkıcıydı. Adeta cam kulelerden inşa edilmiş bir şehirde etten kemikten ayakta duruyordu. Kuvvetli rüzgarlar güneşin neredeyse günahkar bir safiyetle kızıla boyadığı cam kuleleri un ufak ediyor, keskin parçalar yağmur gibi Raven’ın üzerine yağıyordu. Ufukta beliren o kızıl çizgi de kanın habercisi olmalıydı ya da yeryüzünün gardiyanları gibi arşa kanat geren kartallar onu felaketten önce uyarmaya çalışıyordu. Her şekilde Raven’ı içine hapsedip ilerleyen bir düşünceler tayfunu vardı ki, çaresizdi. Cehennemden önceki son durağına sürükleniyordu ve bu kim bilir uç noktalarına yapılan kaçıncı sefer oluyordu. Ölüm paçasındaydı ve tam olarak genç kızı ele geçirmeden önce kalbini kristal kılmıştı. Asla hissedemiyordu, asla hissedemeyecekti ama un ufak olacağı gün genç kızın bomboş gözlerinde rengini belli etmeye başlamıştı.

Gözleri etrafını çevrelemiş arkadaşlarına takıldı. Bakışlarını ağır ağır, teker teker hepsi üzerinde dolaştırdı. Artık insanları onları sevip sevmediğine göre değil, onlara hayatını emanet edip edemeyeceğine göre sınıflandırmaya başlamıştı ki bu bağlamda henüz tek bir arkadaşı bile yoktu. Onlara sahipti çünkü onlara sahip olmak zorundaydı. Sesleri kendi düşüncelerini olabildiğince bastırır, iç dünyasına paravan olurken o geçici huzuru genç kıza temin edebilirdi. O huzur anlarından birinde hayatın özünü keşfetmişti zira. Uyum. Raven dünyanın en güzel dans eden dansçısı olabilirdi ama yaptıkları o gurup dansında en iyisi olduğunu düşünse bile ne daha hızlı, ne daha kıvrak, ne daha yavaş ne de herhangi bir şekilde farklı dans edebilirdi. Kamufle olmak, göze batmamak istiyorsa çevresindeki insanların sıradan ritimlerine ayak uydurmak zorundaydı. Bu sebeple şahsına yönelik yapılan övgü dolu yorumu duyunca minnetle gülümsemeye çalıştı. Aslında kaçacak delik arıyordu, öyle delicesine arıyordu ki hem de… Kendini bir köpek kadar yalnız, bir o kadar da perişan hissetti. Gülüşü dudaklarından silinmek üzereyken de dünyanın olduğundan daha ağır dönmesine, bir an zamanın sonsuzluğu yaşamaya yetecek kadar uzun olduğu yanılgısına kapılmasına sebep olacak bir şey gördü. Genç kız hiçbir şey görmemek için gözlerine kalabalığa diktiğinde bakışlarının çikolata kahveleri ile kesişmemek gibi bir şansı yoktu adeta. Kusursuz ifadesi, yüreğini bir değirmen taşı gibi ezen, kristal kalbi parçalara ayıran o darbeyle sarsılır gibi oldu.

“Derste görüşürüz.” Yanında durduğu goblenin hemen dibine bıraktığı çantasını almayı unutarak Hufflepuff üniforması içindeki çocuğu kovalamaya başladı. Sakin adımları kalabalıktan sıyrılır sıyrılmaz hız kazandı. Güneş ışığında kavrulan göle doğru koşarken rüzgarın şiddetini arttırdığını fark etmişti. Dağ havası onu tam da yorgun ciğerlerinden vururken yetişebileceğine inandığı bir mesafeye gelince nefes nefese durdu. Dizleri üzerine düşen Cloud’a uzaktan baktı. Seçim kendi ellerindeydi, bundan sonrasını tayin edecek kişi Raven’dı ve o genç adama sırtını dönemeyeceğini fark ederek biraz daha ufaldı kendi benliğinde. Büyük bir pişmanlık önce bakışları üzerinde hak talep etti, sonra da nefesine ket vurdu. Göz kapaklarını kapatmak zorunda kaldı. Yeniden güç toplayarak açtığı gözleri ile birlikte nefesinin kontrolünü kazandı. Çıplak dizlerinde budanmamış yabani çalıları hissederek hem güneşe, hem Cloud’a doğru yürüdü. Tam arkasında durdu, aynı anda genç adamın hem güçlü, hem zayıf görünüşü ile büyülendi. Biraz daha ilerledi ve yanına oturup, bağdaş kurdu. Gözyaşlarını görmezden geldi, ikisi için de zor olanı kolaylaştırırdı belki. En ufak yardıma bile ihtiyacı vardı. “Epey zaman geçti, değil mi? Yoksa bana mı öyle geliyor?” Belki çok uzun süre olmamıştı ama şöyle bir kesinlik vardı ki, Raven, Cloud ile aynı çizgide ilerlemiyordu artık. Zamanında aynı çizgiyi adımlayışları ise güzel bir illüzyondan ibaretti.

____________________________________________________________________________________________________



    the book thief:
     

    the library:
     
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Cloud C. Caelvious
Hufflepuff
Hufflepuff
avatar



RÜTBE : VII. SINIF
Özel Yeteneği : Görücü.
Gerçek İsim : Tolga1.
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: Rüzgar   Salı Tem. 10, 2012 3:08 pm

Zaman her zaman vardır. Mekan da öyle. Herhangi bir zamanda, her hangi bir yerdesinizdir ve bundan kaçamazsınız. Siz aksini savunmak isteseniz de bu hep böyledir. Ama bazen, bu gerçeklik sizin peşinizi bırakıverir. Ne dakika vardır o an sizin için, ne de yıl. Zaman yelkovanın önüne çivi çakılmış gibi hiç akmaz ama durmaksızın yaşlanırsınız. Varlığınız bir çevreye ait değildir ve öylece asılı kalıverir boşlukta. Hiçbir yere bağlanamazsınız ya da hiçbir yer sizi kabul etmez. Bu hissin anlamı çoğu zaman kaybolmaktır. Ama bazen de; kaybetmektir.

Benim için ağlıyor bulutlar.
Benim için bu yağmurlar, gözlerimden bir an bile gitmeyen.
Ya da benim.
Gözyaşlarım.


Vücudu yüzyıllarını öylece durmakla geçirmiş granit bir heykeldi şimdi. Bir ölü gibi ve kaskatı… Ruh denen hayat özü çekip çıkarılmış gibi. Bu da rüzgârların işi olabilir miydi? Belki. Ama o an bunun bir önemi yoktu. Zamanın da yoktu, mekânın da... Evrendeki diğer hiçbir şeyin önemi yoktu artık. Onu gördükten sonra, geri kalanlar nasıl dikkatini çekebilirdi ki? O gözlere baktıktan sonra başka şeyleri nasıl düşünebilirdi?

Sesler duydu. Gerisinde bir yerlerde, yabani otların birbirine sürterek çıkardığı sesler ve ezilen toprağın çıkardığı küçük çıtırtılar vardı. Umursamadı. Umursayamadı. Yaklaşanın kim olduğunun da bir önemi yoktu. Cloud ona yalnız kalmak istediğini söyleyecek takatinin olduğundan bile emin değildi. O beklemeye devam etti. Neyi beklediğini bilmediğini sanıyordu.

Yanına oturdu kim olduğundan o ana kadar haberinin olmadığı kişi. Rüzgar yön değiştirdi. Ciğerine dolan nefes Cloud’un içinde aniden alev oldı. Koku yaktı. Sıcaklığı yaktı. Varlığı bütün dünyasına devasa bir kıvılcım gibi düştü. Gerisi için bir şey yapmasına gerek yoktu zaten. Kimsenin elinden olumlu yönde bir şey gelmezdi. Ama o yetinmedi. “Epey zaman geçti, değil mi? Yoksa bana mı öyle geliyor?” Nefesi büyüdü güzel cadının, rüzgar oldu ve Cloud’un içindeki kıvılcıma hayat verdi. Bu hayat, genç büyücünün hayatına mal olmaya niyetliydi sanki.

Ağzı kupkuru oldu bir anda, öyle ki dilinin olması gereken yerde bi avuç talaş vardı sanki. Yüzüne bakmak istedi ama boynu hareket etmemekte kararlıydı. Kendini zorladı. Kelimeler nihayet dökülmeye başladığında sesi kendisine bile fazlasıyla yabancıydı. “Epey zaman. Evet.” Raven Orlov’un onun yokluğunda zaman kavramının Cloud için ne anlama geldiği hakkında en ufak fikri bile yoktu. Öfke duydu Cloud. Büyük bir öfke. Ona değil ama, tamamen kendisine. Bu kadar kayıtsız kalabilen birine karşı bu denli bağımlılık duyabildiği için kendini suçladı. Nasıl gelebilmişlerdi sahi bu noktaya kadar? Nasıl?

Cloud konuşmadı. Cloud nefes almadı. Cloud bekledi. Neyi beklediğini hala bilmiyordu.

Sessizliğe sıkı sıkı sarıldı Cloud. Kendisini koruyabileceğine inandığı yegane şey oydu artık. Suskunluğunu kendisine ilaç yaptı. Yaralarını sarmak için zamana değil, sessizliğe ihtiyacı vardı. Eğer damarlarında dolaşan arzu dilinin ucunda biraz daha bekleyebilseydi, yaralarını sarmaya devam edecekti. Ama bu arzu onun iyileşmesi değil, ölümcül yaralar almaya devam etmesi demekti. “Neden Raven? Neden? Haber vermedin. Sana ulaşmama izin vermedin. Neden?” Cevapları istemiyordu aslında. İstediği şey bu soruların kendisine yaptığı yükten bir an önce kurtulmaktı. Fırlatıp atmaktı bir kenara. Belki acı daha dayanılabilir bir hal alırdı.

Neyi beklediği hakkında en ufak fikri bile yoktu hala.

____________________________________________________________________________________________________


En son Cloud C. Caelvious tarafından Perş. Tem. 12, 2012 12:22 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Raven Orlov
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Karakter Yaşı : On sekiz.
Gerçek İsim : Kıvılcım.

MesajKonu: Geri: Rüzgar   Çarş. Tem. 11, 2012 10:03 pm

Raven derin derin iç geçirdi ve bacaklarını iyice karnına çekti, kollarıyla bacaklarını sardı, çenesini dizlerine dayadı. Derinde bir yerde hissettiği o sızıyı bastırmaya çalıştı, daha büyük sızılarla, daha derin acılarla. Olmadı. Küçük bir kıvılcım orman alevine dönüşürken tek yapabildiği gözlerine yansıyan kor kızılını aynada, yansımasına bakarken izleyebilmekti. Büyük kararsızlıkların eşiğindeydi. Aslına bakılırsa karar çoktan verilmişti. Ayak uydurması gereken o dansta bütünün uyumuna kaynamalıydı. Oysa sıradan davranabilmek imkansızdı. Elinden gelse tüm farklılıklarını, tüm çıkıntılarını yontarak o tek tip insan kalıbına sokar, düşüncelerini köreltirdi. Tüm kontrolünü kaybettiğini hissetti. Yanındaki Cloud’a sarılmak, başından geçenleri anlatmak ve yardım elini kabul etmek istedi, biliyordu ki zor değildi, biliyordu ki Cloud zor olan her şeyi kolaylaştırırdı. Başını yavaşça ona çevirdi ve yüzünde kurumuş, parlak bir çizgi halinde çenesine akan gözyaşlarına baktı. Normalde olsa o gözyaşlarına uzanmaktan, onları silmekten çekinmezdi genç kız. Cloud’ı kolları arasına almak ne kadar yanlış olabilirdi ki üstelik? Başını yeniden önüne çevirdi ve üzülerek kabul etmek zorunda kaldı; eski Raven değildi. Hala sevebilirdi Cloud’ı ama eskiden sevebileceği kadar çok değil. Yaralarını hala iyileştirebilirdi, bundan fazlasıyla emindi ama kendi açtığı yaraları kendi elleri ile iyileştirmesindense onları hiç açmamış olmak daha iyi değil miydi? Biliyordu ki keskin bir hançere dönüşmüş ruhu, Cloud’ın nazik kalbini paramparça ederdi. Raven artık ölümün gözlerinin içine bakmış bir insandı ve gücünün büyük bir bölümünü o gözlerde bırakmıştı. Arta kalanı ise hayatta kalmak için kullanıyordu.

O malum gece gözlerinin önünde canlandı. Kör gözlerle dipsiz bir kuyuda kaybolmuş gibi hissederken kül kokusunu soluyabiliyordu. Asla aydınlanmayacak, asla gün doğmayacak bir karanlığın eşiğindeydi. Ölümün eşiğinde. Daha önce hayatının o kadar yaşamaya değer olduğunu düşünmemişti Raven. Sıkıldığı lüks, sıkıldığı ailesi ve ortalama arkadaşlıkları hakkında şikayet edip durmuştu o güne dek. Oysa ölümün sıcacık nefesini yüzünde hissettiği an yaşamın gerçek değeri ortaya çıkmıştı. Geri dönüp baktığında pek bir yaşanmışlığı yoktu genç kızın, arkada bıraktığı için üzüldüğü kimse de. Oysa ileri baktığında yaşamak istediği bir hayat görmüştü. Sonra, birisi sesini duymuş gibi, yerin kat kat altına oyulmuş bir çukur gibi olan karanlık hücresini gümüşi bir aydınlık doldurmuştu. Geceyi yeniden görür gibi olmuştu Raven, yeniden nefes alır gibi… Gümüşi şekil ağır ağır tavus kuşunun görünümünü alırken Raven kalbinin hızla atmaya başladığını hissetmişti. ‘Raven, neredesin?’ Cloud’ın sesi hücreyi doldururken Raven’ın suratında asla sebebini çözemeyeceği bir gülümseme belirmişti. Ardından belki de gözyaşı akıtan ilk Orlov oluvermişti. Sarsılarak, saatlerce, güçsüz düşecek kadar şiddetli ağladığını hatırlıyordu. ‘Geri dönemeyeceğim Cloud,’ demek istemişti, onunla iletişime geçmek istemişti ama bunu yapabilmenin bir imkanı var mıydı? Yoktu.

Sonrasında her şey kan ve küle boyalıydı. Raven sıkı sıkı bağlı gözleri ve elleri acırken bir ormana sürüklendiğini hatırlıyordu. Burnunun ucunda sönmüş ateşin kokusunu alabiliyordu üstelik. Daha sonra hem elleri, hem gözleri çözülmüştü. Karşısındaki deniz mavisi gözleri olan adamın derisini soyarcasına onu izlediğini hatırlıyordu. O kadar kadim görünüyordu ki genç kız kafasındaki tüm soru işretlerine rağmen konuşamamış, tüm korkusuna rağmen öylece kalakalmıştı. Çıplak ayaklarının altında ölü –yanmış- ormanın içli nefesini hissedebiliyordu. Çok uzun zaman önce yanıp yeniden yeşermeyen ağaçlar karanlıkta öfkeli görünüyordu. Raven daha fazlasını hatırlamaya gönlü razı olmayarak anıyı uzaklaştırdı. Hala isteri krizine girmeden sakince düşünemiyordu olanları. Ağır ağır nefes aldı. O geceden sonra olanları düşünmeye verdi kendini. İlk döndüğü zamanlar, dönüşünün doğurduğu o yangın dinmemişken bir kış günü içeri aldığı baykuşun ayağına bağlanmış o kılıç dokuzlusunu hatırladı. Cloud. Arkasında bırakması gereken bir kişi daha. Zarar görmesine izin veremeyeceği kadar değerli olan o genç adam için iyileşmeyi biraz daha geciktirmek zorunda kalacaktı. “Neler olduğunu tahmin edemezsin Cloud, bilmek de istemezsin. Sadece benim elimde olmadığını bil. Sana haber vermek istedim, aileme değil sana ama… Olmadı.” Gölün üzerine vuran ışıkları izlerken garip bir huzur içinde buldu kendini. Cloud’ın etkisi olduğunu biliyordu. Suçlu hissetti Raven. “Böyle olmasını istemedim Cloud. Bundan sonra hayatımda hiçbir şey iyi gitmeyecek ve senin de bunun bir parçası olman canımı acıtır.” Eli cüppesinin cebine gitti ve kılıç dokuzlusunu çıkartıp Cloud’a verdi. “Ona iyi bakamadım Cloud.” Kalbine iyi bakamadığım için özür dilerim.

____________________________________________________________________________________________________



    the book thief:
     

    the library:
     
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Cloud C. Caelvious
Hufflepuff
Hufflepuff
avatar



RÜTBE : VII. SINIF
Özel Yeteneği : Görücü.
Gerçek İsim : Tolga1.
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: Rüzgar   Perş. Tem. 12, 2012 12:09 pm

Tüm kontrolünü kaybettiğini hissetti. Raven’a sarılmak, onun yokluğunda yaşadıklarını anlatmak ve yardım eline nasıl muhtaç olduğunu anlatmak istedi, biliyordu ki zor değildi, biliyordu ki Raven kötü olan her şeyi güzelleştirirdi. Başını yavaşça ona çevirdi ve uzaklarda bir noktaya dalmış, bir zamanlar ışık doluyken şimdi bütün pırıltısını yıllar önce bir kenara bırakmış gibi duran gözlerine baktı. Normalde olsa yüzünü kızın yüzüne çevirip, o gözlere onu hayata bağlayan tek unsur gibi bakmaktan çekinmezdi genç adam. Raven’ın kolları arasında olmak ne kadar yanlış olabilirdi ki üstelik? Başını yeniden önüne çevirdi ve üzülerek kabul etmek zorunda kaldı; kimse eskiden olduğu gibi değildi. O gözlere bakamaz, o yüze bir daha dokunamazdı.

“Neler olduğunu tahmin edemezsin Cloud, bilmek de istemezsin. Sadece benim elimde olmadığını bil. Sana haber vermek istedim, aileme değil sana ama… Olmadı. Böyle olmasını istemedim Cloud. Bundan sonra hayatımda hiçbir şey iyi gitmeyecek ve senin de bunun bir parçası olman canımı acıtır.” dedi genç kız fazlasıyla bitkin bir sesle. Sustu sonra. Cloud da sustu. Cloud’un içi bir anda sessizliğe gömüldü. Ne kalbi konuşabiliyordu ne de beyni o an. İnanmak o kadar kolay görünüyordu ki. Aylardır kendi kendine aldığı onca kararı birkaç kelimenin önüne öylece atıp kendini bırakmak o kadar basitti ki gerçekleşmesi içten bile değildi. Oysa böyle planlamamıştı, hayır kesinlikle böyle olmamalıydı. Aylardır ona ulaşmaya çalışıyordu Cloud. Aklına gelen türlü kötülüklerin herhangi biri onun saçının bir teline bile deyse içi yanardı genç adamın. Korkuyor, başına bir şeyin gelme ihtimalinde onun yanında daha fazla olmadığı için kendini suçluyordu. Herkes umudunu kestiğinde o hala Raven için dua ediyordu. O bir an bile umudunu kesmemişti ondan. Sonra döndüğü haberini aldı. Ona ulaşmak için elinden geleni yaptı ama Raven ondan kayıpken olduğundan çok daha uzaktaydı artık. Cloud buna dayanamadı. Ne kalbi sustu ne de beyni. Çığlıklarla dolmuştu içi, herkes bir şeyler söylüyordu ancak Cloud bir tek o duymayı istediği sesi duyamıyordu. Öldü. Bir kez daha. Defalarca. Yüzlerce kez öldü. Aylarca beslediği umudu bir anda tuzla buz oldu ellerinin arasında.

“Ona iyi bakamadım Cloud.” dedi genç kız. Zarif parmaklarının arasında bir kart duruyordu.

Kılıç Dokuzlusu.
Kayıpların, üzüntülerin yaşandığı dönemin habercisi.


Aylar öncesine, tarot kartlarını eline bir kez daha aldığı güne sürüklendi aniden. O gün uzun zamandır taşımadığı umudu yeniden görmeye ihtiyacı vardı. Geleceğe dair doğrulu şüpheli de olsa bir şeyler görmeliydi. Ayakta daha rahat durabilmek için görmeliydi. Tecrübeli hareketlerle dizdi kartları, sonra açmaya başladı sırayla. Kılıç Dokuzlusu. Öldü. Bir kez daha. Defalarca. Yüzlerce kez öldü.

Yapılabilecek fazla bir şey kalmamıştı. Raven’ın bilmediği bir sebepten ondan kaçtığı ortadaydı. Bir işe yarayacağını bilse kendini küçük düşürmekten kaçınmazdı ancak yaramayacağını biliyordu. Kılıç Dokuzlusu’nu ona gönderdi. Seni kaybettiğimi biliyorum Raven. Onun bunu anlayacağından emindi.

Saklamıştı. Yanındaydı.

Ufacık bir umut pırıltısı patlak verdi kalbinin üzerinde bir kez daha. Buna hakkı yoktu. Buna izin vermezdi. Bu yanlıştı. Ama o umut oradaydı işte. Onu oradan söküp atmaya gücü yetmezdi ama belki ondan güç alabilirdi. Bütünüyle kırılgan bir dayanaktı onun için ama zaten hayatının pamuk ipliğine bağlı sürmesine alışıktı bir süredir.

Sonra gözlerine baktı. Pırıltısını yıllar önce kaybetmiş gibi bakan, yaşlı gözlere. İçi bir kez daha sessizliğe gömüldü. Usulca uzanıp kartı genç kızın parmakları arasından kurtardı, yavaşça elinde çevirip iki eliyle sıkıca kavradı ve gözle takip edilmesi zor bir süratle ikiye ayırdı. Kaşları çatıldı. Daha o anda pişman oldu ama sonunda beklediği şeyi bulmuştu. Öfke ona bugüne kadar sırtını dayadığı her şeyden çok daha sağlam bir dayanak olabilirdi. Bunu kullandı. Öfkesini önce büktü ve bir silah haline getirdi ancak daha sonra bunu yapamayacağını fark edip bir kalkan olarak gerdi kendi üzerine. Kartın parçalarını yere bıraktı yavaşça. Sonra genç kıza tek bir kelime dahi etmeden yüzünü diğer tarafa çevirdi bir kez daha. Ağlamamak zorundaydı. Hayır, bu sert duruşunu korumayı başarırsa daha az acıyabilirdi belki canı. Gözlerini kırpmamak için kendiyle savaştı. Biliyordu, bir kez kırpsa o gözyaşları oluk oluk akacaktı. Bacaklarını açtı, yere uzandı, ardından sırtını kıza dönerek cenin pozisyonu aldı. Hiç doğmamayı diledi o an. Hiç var olmamayı. Hiç tanımamayı. Hiç üzülmemiş olmayı.

Rüzgar daha sert esmeye başladı. Cloud ürperdi.

____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Raven Orlov
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Karakter Yaşı : On sekiz.
Gerçek İsim : Kıvılcım.

MesajKonu: Geri: Rüzgar   Paz Tem. 15, 2012 6:13 pm

Genç kız yavaş yavaş büyük kayıplar verdiğinin farkındaydı, büyük acılara sebep olduğunun ve bu şekilde devam ederse olacağının da. Nitekim artık zarar görmeyecek kadar uzak düşmüştü duygularına. Cloud’a uzattığı tarot kartına baktı, o günü hatırladı. Çatlak Kazan’da büyükannesi Feodora ile yaşadığı koşuşturmacayı, tüm umudunu kesmişken ona yardım eli uzatan -daha doğrusu yardım eli uzatmak zorunda bıraktığı- Cloud’a denk gelişini… Dudaklarında manasız bir gülümseme belirdi. Sanki üstünden aylar değil de yüz yıllar geçmişti. O zamanlar daha mı güçlüydü, daha mı güçsüzdü ayırt edemiyordu Raven ama tamamen farklı olduğu epey kesindi. O… Eski Raven daha kırılgandı, o, dış darbelere karşı daha savunmasızdı ama artık başına gelen her kötü şey kızın temellerini daha da sağlamlaştırmış, duygularını ise köreltmiş, törpülemişti. Raven bir yapbozun dağınık hali gibi hissetti kendini. Parçaları daha önce zar zor bir araya getirmişti, senelerini harcayarak ve Cloud sayesinde tam kalbinin üstündeki eksik parçayı da bulup yer,ne yerleştirerek. Oysa yeniden dağılmıştı. Yüzlerce parça iken binlerce, milyonlarca parçaya bölünmüştü. Sorun yoktu, yeniden birleştirmişti o parçaları. Ama bu sefer, kalbinin üstünde yine bir boşluk vardı. Oysa daha önceleri Cloud’ın oluşturduğu o eksik parça, o ufacık boşluk için çok ama çok büyüktü artık, öyle ki onu oraya uydurmaya çalışmak Raven’ı paramparça ederdi yeniden. Bu sebeple denemeye bile cesareti yoktu, eski korkusuzluğunu kaybetmişti Raven. Hala idealistliğinden ödün vermese de mantığı ile duyguları onu yıpratacak kadar çarpışır olmuşlardı. Gözlerini kapattı, sulandıklarını hissetmişti. Ağlayabilmek isterdi, hem de çok. Oysa gözlerine dolan gözyaşlarının akmayacağını biliyordu Raven. Eğer o gözyaşı damlaları ruhunu rahatlatacaksa, akmayacaklardı çünkü genç kız tam olarak sebebini bilmese de bir günahının bedelini ödemekteydi. Başına gelenlerin başka bir açıklaması olabilir miydi? Olamaz, diye düşündü gözleri artık ne Cloud’ı, ne göl kenarını görürken.

Elinden çekilen kartın yarattığı yoksunluk hissi ile kendine geldi Raven. Güçlü durması gerektiğini biliyordu, yine de hafif bir korku duydu. Kartı Cloud’a vermek hata mıydı? Ya da sakladığını belli etmek? Oysa genç adam anlamalıydı; geçmişten kurtulmak kolay değildi. Raven hem geleceği yaşıyor, hem de geçmişte boğuluyor, geçmişin sebep olduğu acıları taptaze hissediyordu. Nedense o kartı yanında taşımanın yaşadığı zorluklara çare olabileceği hissine kapılmıştı çok önce. Eğer o gün Cloud’ı görüp göl kenarına kadar onu takip etmemiş olsa kim bilir ne kadar süre daha taşıyacaktı o kartı. Derin derin nefes aldı temiz hava kalbini ve damarlarını fethederken. İyi ki, diye düşündü, o kardı Cloud’a verdim. Böylece geçmişin üzerine yüklediği sorumlulukların birinden daha kurtulmuştu, böylece daha çabuk iyileşebilecekti. Raven içinde umut hissetti. Dibe vurduğunu hissettiği her anı daha önce dipte olmadığını düşünerek geçirecekti artık ve bu, iyi bir başlangıçtı. “Cloud-“ Sustu zira bakışları genç adamın öfke ile hareket eden ellerine kaydı. O eller yavaş yavaş sakinleşirken kartı parçalara ayırışlarını izledi. Dudak büktü Raven, ona, o kartı yok etmenin kayıpları geri getirmeyeceğini söylemek istedi. Sonra kendini durdurdu. Artık Cloud’ı teselli etmeyecekti. Cloud’ın kanayan yarasıydı Raven, ona merhem olmaya çalışmak aptallıktı. Artık tüm cesaretini toplamalı ve onu gerçekten kendisinden uzaklaştıracak kelimeleri seçebilmeliydi, tabi öyle kelimeler varsa. Gözlerini kapattı ve birkaç ay öncesini düşündü. O zamanlar hiçbir kelime, Cloud’ı sevmesini engelleyemezdi. Oysa boşuna çabalamış olmayacak mıydı? Olacaktı. Ağzını açtı, hiçbir şey söyleyemedi. Suratını kendinden uzağa çeviren Cloud’a baktı kendini tamamen boşlukta hissederek. Sanki yaptığı hiçbir şeyin bedelini ödemek zorunda kalmayacaktı. Biliyordu ki, mümkün değildi. “Cloud ben-“ Yine sustu. Cenin pozisyonuna geçen Cloud’a doğru kalçasını kaydırdı ve elini onun dirseğini yerleştirdi.

“Bence artık birbirimize veda etmeliyiz Cloud.”

____________________________________________________________________________________________________



    the book thief:
     

    the library:
     
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Cloud C. Caelvious
Hufflepuff
Hufflepuff
avatar



RÜTBE : VII. SINIF
Özel Yeteneği : Görücü.
Gerçek İsim : Tolga1.
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: Rüzgar   C.tesi Tem. 21, 2012 8:47 pm

Yeryüzü olanca hızıyla kayıverdi ayakları altından. Aniden harekete geçen bir arabadaymış gibi savrulduğunu hissetti gerisingeriye genç adam. Amansız bir düşüşe geçti bedeni ve uzaklaştı düşüncelerinin kıyısından. Düşüyor, düşüyor, düşüyordu durmadan. Sonsuz bir uçurumda Raven’ın dudaklarına çarpa çarpa düşüyordu. Hislerini hiçliğe, düşüncelerini savaş meydanına bırakmış, içini tamamen boşaltmıştı. Yükü kalmamıştı artık ve belki de bu yüzden düşüş hiç bitmiyordu. Asılı kalmışlık hissi yakasından tuttu ve bırakmadı. Düşüyor ve uzaklaşıyordu.

Kelimeler çarpıyordu, hissediyordu ama ne olduklarını yorumlayamıyordu. Düşünmek fazla uzak bir eylemdi, yapamazdı.

“…veda etmeliyiz…”

İki kelime havada öylece asılı kaldı. Sert, pürüzlü ve simsiyahtı. Siyahlıkları yayıldı, Cloud ve çevresindeki her şeye bulaştı. Görüp görebileceği her şey simsiyah oldu o anda. Onu o şekilde yere bağlayan görünmez lastikler vardı ve o iki kelimeyle tuzla buz oldular sanki. Kendini saniyeler içinde ayağa dikilmiş buldu Cloud. Simsiyah bakışlarının arasında kızıllar saçıldı. “Demek öyle. Kolay, değil mi? Güle güle o zaman!” Söylenebilecek her şey bitti. Sahip olduğu bütün anlamları bu kelimelere yığdı genç adam. Bomboştu artık. Düşüş hiç bitmiyordu. Geriledi beceriksiz birkaç adımla, cüppesinin yeniyle kabaca sildi suratını. İstemeden bir hıçkırık fırlayıverdi dudaklarının arasından ancak öksürükle karışık boğuk bir ses haline getirip gizlemeye çalıştı. Ne kadar zayıf olursa olsun, Raven bunu ne kadar biliyor olursa olsun, bir şekilde bunu gizlemesi gerektiğini hissediyordu. Sanki gösterdiği her bir zayıflık onu vuracak başka bir silah olarak yerleşecekti Raven’ın ellerine. İşte o zaman zaten yaşayamadığı hayat büsbütün kaybolacaktı. Sırtı bir ağaca değene kadar gerilemeye devam etti Cloud. Gözlerini Raven’dan bir an bile ayırmadan, ayıramadan geriledi. Daha gidebileceği yok kalmadığını anladığında olduğu yere, kayarcasına çöktü bir kez daha. Başparmağını ağzına götürdü, stresli olduğu zamanların çoğunda yaptığı gibi tırnağını kemirmeye başladı. “Kolay.” diye mırıldandı bir kez daha.

Tam o anda, gözleri bir anda kararıverdi. Yeryüzündeki bütün ışık bir anda kayboldu sanki. Simsiyah kaldı her şey. Sırtındaki ağaç da kayboldu bastığı çimler de bir anda. Sesler doldu beynine, anlamsız, uyumsuz, rahatsız edici sesler. Bir gıcırtı yüzünü buruşturmasına sebep oldu, ya da en azından öyle hissetti Cloud. Bir öğürtü duydu, boğazı yandı, çok sonra kendi bağırışlarını duydu. Renkler geldi ardından simsiyah görüşünün ortasına. Bolca yeşil, beliren anlamsız çizgilerin üzerine dağıldı. Sonra çizgiler birbirine dokunmaya, eğilip bükülmeye başladı ve iki silüet halini aldı. Cloud bir inleme daha bıraktı. Raven… Raven ve adının Sturm olduğunu hatırladığı Slytherin öğrencilerinden biri. Birbirine olmaları gerektiğinden çok daha yakın bir halde, kucaklarından sarkan parşömenlerin farkında olmadan birbirlerinin gözlerinin içine bakıyorlardı. Cloud zaten kapalı gözlerini tekrar kapatmak için zorladı. Onlar birbirine yaklaştıkça Cloud daha hızlı nefeslerle bu görüntüden kaçmak için adeta çırpındı. Kolları ve bacaklarının hareket ettiğini hissediyordu ancak tamamen boşlukta, hissiz ve kontrolsüzdü bu hareketler. Daha da yaklaşıyorlardı. Cloud nefesini tuttu. Burun buruna geldiler. Cloud nefes almamak için direndi. Belki ölür ve bu görüntüden kurtulurdu o zaman. Dudaklar birbirine değdi. Cloud kulaklarını işgal eden uğultu eşliğinde geriye çekildiğini hissetti. Renkler ve çizgiler bir kez daha dağıldı. Cloud, sonunda tekrar karanlığa kavuşmuş olmanın huzuruyla gözlerinin kapalı kalmasına izin verdi. Bedeni hala hissizdi ancak tuhaf bir huzur üzerini örtmüş, bütün kederi gizlemişti. Cloud nefes almaya ihtiyaç duymadı. Düşüyordu şimdi tekrar. Düşüyor ve uzaklaşıyordu.

____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Raven Orlov
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Karakter Yaşı : On sekiz.
Gerçek İsim : Kıvılcım.

MesajKonu: Geri: Rüzgar   Perş. Tem. 26, 2012 4:34 pm

Ne yapacağını bilemeden öyle oturdu genç kız. Kolay olmadığını, acı verdiğini biliyordu. Sanki bir uzvunu kendi iradenle, zorunlu olduğunu bilerek alıp koparmak gibiydi. En azından Raven için. Cloud’ı atlatma safhası oldukça sancılı olmuştu genç kıza göre. Fakat yapması gerekenin farkındaydı. Kendisi için yanlış olan bir ilişkiyi devam ettiremezdi. Aksi takdirde bu yanlış büyüyecek ve Cloud ile ikisini kapsayacak kara bir delik haline gelecekti. Her ne kadar şu an Raven ile birlikte olmak için diretiyor olsa da genç kız gibi geleceği görebilse, Cloud da sere serpe ortada olan gerçeğin farkında olacaktı. Dudakları mutsuzlukla kıvrıldı. Gelecek? Aslında hiçbir şey göremiyordu Raven. Sadece geleceğinde olmayacak şeylerin bilincindeydi. Cloud’a ileriki hayatında yer yoktu, genç adama ne kadar değer verirse versin bu değerin yeterli olmayacağı zamanlar da gelecekti. Artık ilişkilerine sıradan bir okul kaçamağı gibi de bakamıyordu, Cloud’ın ciddi tavırları bunu engelliyordu. Sanki okul bittikten sonra da yola Raven’la devam etmek ister gibiydi. Gerçekten Raven’ın hayatının sallantıda olduğunu, o hayatta en ufak bir hataya bile yer olmadığını göremiyor muydu? Raven bile kusursuz bir Orlov olmasına rağmen ailesi içinde hayatta kalmakta zorlanırken, Cloud bunu başarabileceğini bir an bile düşünmüş olabilir miydi? Ellerini yüzüne bastırdı ve Feodora –büyükannesi- Cloud ile geçmişte kalmış olsa da bir ilişki yaşamış olduğunu bilse ne yapardı diye düşündü. Raven muhtemelen Orlov malikanesinden uzaklaştırılır, aklı başına gelene kadar –bir yıl kadar- yediği, içtiği büyükannesine rapor edilirken bomboş bir köşkte yaşar giderdi. Bu sırada varisliği de tehlikeye girebilirdi tabi.

Başını tüm duygulardan arınmış bir şekilde Cloud’a çevirdi Raven. Yapabileceği en büyük iyiliği yaptı ona; Raven gibi hiçbir şey hissedemiyor olmasını diledi, onun gibi uyuşmuş, onun gibi kaskatı… Ellerini dizlerine bastırdı ve hafifçe gerileyen geç adama baktı. Onun gözyaşlarını kurulayışını izledi, dudaklarından kurtulan ince hıçkırığını, onu bastırma çabasını… Bunun bir zayıflık olduğunu düşünmüyordu Raven. Kaybetmek zayıflık değildi, kaybetmek insanın elinde olmayan bir şeydi, dünya döndükçe var olan. Genç adama biraz mahremiyet vermek istediğinden suratını diğer tarafa çevirdi. Kısa süre sonra onun gürültülü nefeslerinin garip bir durgunluğa boğulduğu işitti. Raven başını yeniden Cloud’a çevirdi ve korkuyla yerinden fırlayıp hemen yanına diz çöktü. Genç adam dibine devrildiği ağacın heybetine karşın ufak, savunmasız görünüyordu. “Cloud, sesimi duyabiliyor musun?” Ufak bir işaret bekledi. Elbette işaret gelmedi. Raven genç adamın göz kapaklarını kaldırdı ve kaymış göz bebeklerine baktı. Amaçsızca kavradığı omuzlarından sarstı onu. Yüzünde garip bir huzur ifadesi vardı Cloud’ın, huzurlu bir ölümü beklercesine umut, arzularcasına da heyecan doluydu. Anlam veremedi, bu ani bayılmanın sebebi neydi? Düşünmenin pek zamanı değildi gerçi. Raven asasına uzandı ve “Aquamenti,” diye fısıldadı. Asanın ucundan fışkıran bol, berrak su Cloud’ın suratına çarptı ve kahverengi gözler anında aralandı. Raven derin bir oh çekti, rahatlamıştı. “İyi misin?” Doğrulmasına yardım ettikten sonra acelesi varmış gibi yeniden ayağa kalktı garip bir huşu içindeki genç kız. Bir an ne yapacağını bilemez şekilde etrafına bakındı, eğer izin verse gözleri gün batımı ile güzelleşen göle dalacaktı. “Ne olur ne olmaz belki de hastane kanadına uğramalısın Cloud. Benim gitmem gerek.” Kulağa fazla duygusuz, fazla acımasız geliyordu fakat Raven söylenmesi gereken her şeyi zaten söylemişti. “Hoşçakal Cloud.” Görüşürüz değil, hoşçakal. Her şeyi özetliyordu adeta. Arkasını döndü ve heybetli okul binasına doğru yürümeye başladı Raven.

Rüzgara ters yönde yürüyordu, saçları omzundan geriye uçuşurken gözleri alt sınıf bir kıza takıldı. “Benim için şu ilerideki öğrenciye göz kulak ol, tamam mı? Şöyle, bir saat kadar.” Çocuk Raven’ın öğrenci başkanı armasına baktı, ardından istemeye istemeye onayladı. Genç kız da önüne dönüp okula doğru yürümeye devam etti.

____________________________________________________________________________________________________



    the book thief:
     

    the library:
     
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Cloud C. Caelvious
Hufflepuff
Hufflepuff
avatar



RÜTBE : VII. SINIF
Özel Yeteneği : Görücü.
Gerçek İsim : Tolga1.
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: Rüzgar   Ptsi Tem. 30, 2012 11:49 am

Simsiyah sonsuzlukta kendini şimdiki zamanda asılı kalmış hissederken, uzun zamandır ilk defa yalnızlık duymadığını fark etti Cloud. Göremiyor, duyamıyor, dahası hissedemiyordu ve açıkçası bu imtiyaz için görmekten de duymaktan da vazgeçebilecek hale gelmişti. İçini dolduran bu öfke, bu keder, bu huzursuzluk başka türlü geçmek bilmiyor, anlamsız acıları birbiri ardında saplıyordu Cloud’un kalbine. Bu şekilde hiçlikte bulunmak bir şekilde uzun zamandır aradığı kaçıştı aslında, bunu bu anı tadana kadar fark edememesi çok yazıktı. Hiç bitmesin istedi yakıcı bir arzuyla. Uyanmaya yakın görülen bir rüya gibiydi sanki. Gözlerini açmak istemiyor, açsa biteceğini biliyor, yine de buna engel olamıyordu sanki. Kollarını savurdu karanlıkta, bu huzura sıkı sıkıya sarılmak, ayırmak isteyenlere inat ondan kopmamak istedi. Sadece bunu yapabilmek için, hayatında ilk kez, güç diledi. Sonra gözyaşları boşandı yumulu gözlerinden, kirpiklerinin arasından fışkırırcasına. Yanakları ıslandı, bedeni ıslandı, sonsuzluk ıslandı ve aniden… aniden gözlerini açtı.

Bunu yaptığı için kendine binlerce lanet okudu bir çırpıda.

Bir melek vardı gözlerinin önünde. Temiz yüzünün berrak bir ışıkla parıldamasının başka bir açıklamasını bulamadı Cloud. “İyi misin?” diyordu melek biraz endişeli, biraz rahatlamış bir sesle. Cloud dokunsa kaybolacağından korktu ve herhangi bir tepki göstermeden öylece bekledi. Melek genç adamı usulca doğrultup daha rahat oturmasını sağladı. Teşekkür etmek istedi Cloud ama dudaklarından dökülmesi gereken kelimeleri bulamadı. Kelimeler de anlamları da kayıptı. Melek doğruldu, ayağa kalktı, bir şeyler daha söyledi ancak Cloud anlamakta zorlandı. Başı mengeneyle sıkıştırılıyor gibi ağrıyordu. Kulakları hala uğulduyordu ve net görebildiği de söylenemezdi. Başına götürdü ellerinden birini. “Hoşçakal.” dedi melek, uzaklaşmaya başladı. Kelimeler de anlamlar da usul usul geri geliyordu ancak melek beklemedi, yürümeye devam etti. Altın rengi saçları ardında parıldamaya devam ediyordu. Gülümsedi Cloud, bir zamanlar bütün anlamını yüklediği genç kıza ne de çok benziyordu.


____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Cloud C. Caelvious
Hufflepuff
Hufflepuff
avatar



RÜTBE : VII. SINIF
Özel Yeteneği : Görücü.
Gerçek İsim : Tolga1.
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: Rüzgar   Ptsi Tem. 30, 2012 11:52 am


____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Rüzgar   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Rüzgar
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Rüzgar Gülü - Atilla İlhan rüzgar gülü - atilla ilhan

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Rol Oyunları-
Buraya geçin: