AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
ACCIO WIDGET!        
Yönetim
Puanlar
Enler
Pano

Paylaş | 
 

 Takip Version 2.0.1

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Nils Wójcik
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : 20
Gerçek İsim : meh.
Yaş : 26
Lakap : Meow meow

MesajKonu: Takip Version 2.0.1   Cuma Tem. 06, 2012 1:54 am


Words are flowing out like endless rain into a paper cup



    Etin şekillendiği gün ve günün şekillendirdiği et.
    Bu düşünce ona asla ifade edemediği kadar derin geldi. Sessizlik. Ergüvani ipeksi perdeler kedersizce hışırdadı. Boş bakışlarda şartlanmış tek bir istek vardı bu gece. Doyuma ulaşmak. Bir bedenin içinde, hazların en yükseğini yaşamak. Terin iniltiye karıştığı, boğuklaştığı o odaya gidip yüklendikleri kederi yarım saatliğine unutmak.
    "Çünkü orada, yakışıklı sevgilileriyle gurur duyan çirkin kızlar yok. Çalması keyifli hiçbir şey yok. Orada güzel bir bedenin kıymetini bilen gösterişli bir erkek ya da kadın yok."
    Kendisine çarpılan amacı belli soruyu ipeksi sesiyle mükemmel bir tını ve buyurganlıkla yanıtlayan yosma Nils Wojcik'den başkası olamazdı elbette. Burnu çizme ucuna benzeyen cadı ondan ölesiye nefret ederdi. Çünkü erkek arkadaşı onunla yatmak yerine kendini Nils'de bulmuştu. Şaşılmayacak bir durumdu, bu odadaki herkesin onu bir şekilde elde etmek isteyeceği tartışmasız gerçekti. Fazla iddialı bir aşık oluşundan değildi; kabul gören kısmı sıradışılığıydı. Merak dünyadaki en leziz zehirdi.
    "Tam bir orospusun Raven. Bir erkek nasıl böyle bir hale gelebilir ki?! Hiç mi utanmıyor kendinden? Farketmiyor mu buradaki kimse sevmiyor, istemiyor onu. Ucube, başka bir açıklaması yok! Ya kadınsındır ya da erkek, ortası yok bu işin. Umarım biri ona lanet büyüsü falan atar, ya da bir vampire yem olur..."
    Haklı düşüncelerini onaylatmak adına yanındaki oğlana döndü. Sesi kısıktı ve sadece bir kaç kişinin duyabileceği kadardı. Öğrenciler kadar ufak duran bu gencin ne olduğunu sorgulamayı geçmişti. Kendisine şartlanmış köpekler gibi destek çıkan arkadaşlarının yaptığını yapmamıştı bu çocuk; onaydan eser yoktu. Belki sadece anlamamıştı, diğer bir ihtimal de aptal olmalıydı. Evet, bu doğru sözleri onaylamamak başka neyin alameti olabilirdi ki?

    ...

    Eskiden böyle değildim ben. Neler oldu bana? İki senede yaşlandım mı? İhtiyatla başını iki yana salladı. Tıpkı annesi gibi davranmıştı. Hayır, Hayır! Reddediyorum! Yaşlılığı, çirkinliği ve ölümü!
    Yaz Sonu toplantılarında, belki noellerde görmekle yetindiği mabedine de söylemişti bu faydasız kelimeleri. Kaçınılmaz sonu bazen kabul etmek gerekirdi ama delilerin soyu her zaman olandan farklı bir çözüm aradı. Adamın ağır ve vurgulu Rus aksanı defalarca söylemişti.
    Yalnızlığımı bozmadan git! Kapımın üstündeki büstten kalk!
    Gaganı kalbimden çıkart, suretini kapımdan çek!

    Sipariş ettiği baharatlı içkinin hazırlanmasını beklerken şık pub bozmasında dolandı mavi gözleri. Koynuna girdiği sevgilisinin kendisine baktığında sadece ölen karısını görmesiyle mutluluk duyabilmişti. Ona çok benziyorsun, Nils. Acı bir gülümsemeyle kıvrıldı nemli dudakları. Belki ona bir çocuk verebilmeliydi, onun kadınının tarağıyla taramalıydı saçlarını ya da onun kokusuna bulanmalıydı gerdanı.
    Kuzgun dedi ki ‘Asla olmayacak’
    Şiir dinletilerini ikisi de severdi. Poe'nun o zamanlar güzel bir anlamı vardı; ölüme olan rahatsız takıntılarına rağmen. Birbirlerine rol biçer ve okurlardı. Seslerini kaydettikleri ufak bir cihaz vardı. Şimdi anıları bile sadece şekilsiz ışığın üstüne siyah şualarla yazılmış gibiydi. Derin bir iç geçirip bakışlarını kaldırdı. Şekilsiz suratlı kızgın cadı mürekkep lekesini andıran koyu bakışlarını başka yere çevirmişti. Yanındaki iki taburede kimse yoktu şimdi. İçkisi sıra yüzünden hala hazır değildi.
    Düşen omuzlarını sadece gösterişli, parlak ve cezbedici bir parfümün sarmaladığı açık sarı saçları örtüyordu. Dış maskesi en büyük kurtarıcısı ve felaketiydi. İçindeki alçak ve boş bir kovuğun tıkırdaması kadar anlamsız ruhunu örtüyordu. Kendini o kadar fazla parçaya bölüp satışa çıkarmıştı ki yirmilerini bitirmeden ruhu solup gitmişti. O çok sevdiği adamı, en sevdiği kadın öldürmüştü. O en sevdiği kadını da kendisi sonsuz bir deliliğe mahkum etmişti. Peki şimdi ne mi yapıyordu? 12 Yaşındayken kendisine ilk deneyimiyle çizilen bu yolda ilerliyordu. Bir Pub'a gidiyor, bedeninde iştahla gezen ellerle kendini avutuyor, her gün daha güzel bir kadının erkeğine sahip oluyordu. Bu gün de sıradanlıkta bir öncekiyle yarışıyordu.

    Ve Kuzgun uçmadan hiç bir yana, hala oturuyor, oturuyor hala,
    Oda kapımın hemen üstündeki solgun büstünde Pallas’ın;
    Ve gözleri tamı tamına benziyor gözlerine düş kuran bir iblisin,
    Ve lamba ışığı zemine vuruyor gölgesini onun üzerinden akarak,
    Ve ruhum zeminde dalgalanarak uzanan bu gölgesinden onun
    Hiç sıyrılamayacak, asla olmayacak.


    Bu kısmı bana hiç okumazdın. Fakat şimdi, işte tam burada Raven olarak, utandığım ismimi daha da çirkince gizliyorum. Düşsel bir yolculuğa çıkmış gibi kıstı gözlerini. İleriye bakıyordu ama görmüyordu hiçbir şeyi. Buruk bir zaferle aydınlanmıştı yüzü. Elde ettiğine mi, acı kaybına mı üzülüyordu? Yoksa en yakınının taktığı çelmeye mi kızmalıydı. Nils bir iblisti. Faust'un Mephisto'sundan bile kötü, Vergilius'un sakındığı dişi kurttan bile vahşiydi artık. Komutanını savaşta kaybeden bir askerin şaşkınlığı ve başı boşluğu vardı üzerinde. Sevdiği adamın felaketine sebep olalı uzun zaman geçmişti. Taşıdığı bütün güzellikleri onun ardından gizlemişti. Kapalı bir kutu gibi olmuştu. Fazla geniş olmayan çevresi iyice daralmış, espiri anlayışı iyice akıl almaz bir sınıra ulaşmıştı. Tıpkı Alice Madness Returns gibi oldum! Dolgun dudaklarını birbirine bastırıp sağlıksız kahkahasını yuttu. Belki Kleopatra'nın iğnesini bulmalıyım bu gece, ah geliyor işte! Yerinde yapılan spor eşsiz bir dağılımla şekillendirmişti Piter'in omzularını. Hemen önüne on beş saniye önce bırakılmış içkiyi önce yakışıklı adam farkettiği için azar işitecekti Nils. Tasvip etmeyen bakışlarını şimdiden görmüştü zaten ama umarsızlığa vurdu işi. Gözlerini devirerek taburesini bara çevirdi. O zaman farketti hemen yanında dolu olan tabureyi. Kendisini onaylaman kızların arkadaşı mıydı acaba? Onların muhabbetinin arasında kaldığını görür gibi olmuştu. Baştan ayağa kadar süzdü, sırıtırken gözleri kısıldı. Alakası olsun veya olmasın aşağılalyıcı bakışlarını geri çekmedi onun üzerinden, o da mı iğreniyordu hem cinsinin alçaklığından; keyif vericiydi. Sonra yavşak bir gülümsemeyle kırmızı bardakları kapan adamın hareketine uyup tabureden kalktı. Beline dolanan elle biraz gevşemişti, meraklı parmaklar ustaca dokunuşlarla kuyruk sokumuna kadar değip heyecanlandırıyordu onu. Deri pantolonunu çekiştirip düzeltti. Sargı bezlerinin andıracak şekilde vücuduna dolanan beyaz kumaşı şık ceketiyle örttü. Şık Venedik Maskesini ve baston yutmuş duruşunu enerji hapı almışcasına geri kazanmıştı. Piter'in yanında boy göstererek uzaklaştı. Bu içkinin baharatı oldukça yerinde konmuştu. Leziz bir İngiliz sigarasına hayır demezdi artık.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Giedre Lundkvist
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : 16
Gerçek İsim : Elif

MesajKonu: Geri: Takip Version 2.0.1   Ptsi Tem. 09, 2012 10:41 pm

    Nesin sen Giedre? Nasıl bir yaratıksın?

    Giedre başını alayla salladı. Ellerini pantolonunun arka ceplerine sokup parmak ucunda yükselerek hareket etmeye başlamıştı. Bunu ciddi anlamda sıkıldığında yapardı. Yeni yetme kız Giedre’nin oyununa kanmıştı ve şaşkınlığını da öfkesini de gizleyemez haldeydi. Ancak Giedre’nin sabrı hududuna dayanmıştı, gözleri seyiriyordu. Migreni olan bir insanın kulaklarının dibinde bu denli yüksek sesle konuşmak ise tehlike çanlarını oynatmaktı. Yutkundu, Giedre’den yaklaşık on santim kısa olmasına rağmen kız gözleri önünde devleşiyordu sanki. Hayır hayır hayır şimdi olmaz. Ani bir atakla kızın ağzına pençelerini geçirdi. Az bir kuvvetle de taş duvara dayayıverdi sırtını. Boşta kalan eli ise kızın başının hemen yanında, duvara sabitlenmişti. Daha fazlasını yapmak istiyordu, asayla ya da büyülü sözlerle değil, elleriyle, yumruklarıyla. Zaten daha evvel elini kirletmişliği vardı, öfke problemleri yaşadığını gözlerine bir defa baktığında herkes anlayabilirdi. Yine de bugün moralini bozmaya niyeti yoktu. “ Biraz daha bağırırsan gırtlağını keserim sürtük. Zayıf olman benim derdim değil. Ve eğer daha yüksek sesle konuşursan nasıl bir yaratık olduğumu gösteririm sana.” Sözlerini tamamlamadan önce asasını bulup kızın kasıklarına batırmıştı. Giedre’nin hayatını en başından mahveden de zaten gerçek bir asasının olmayışı değil miydi? Şüphesiz. Bu sebepten ona benzeyen nesneleri kullanmakta üstüne yoktu. “ Eğer bundan herhangi birinin haberi olursa canına okuyacağımı da aklından çıkartma. Bu benim oyunum.” Dedikten sonra kızın ağzından elini çekti ve tek kelimesine tahammülü kalmadığını aksettiren dik bir bakış attı kıza. Ardından da arkasını dönüp sokaktan çıktı. Zaten yanından geçenler az önce neler yaptığını gördükten sonra daha fazla bekleyemezdi. Örgü hırkasına bağlı olan kapşonunu başına geçirdi ve aklına gelen ilk şarkının melodilerini ıslakla çalmaya çalıştı. Postallarının bağcıklarının açıldığını fark etmediğinden iplere basınca tökezledi ve dizleri üzerine çöktü. Yanından sarışın bir rüzgar geçerken Giedre’ye takılıp söylenmişti. “Bilerek düştüm sanki, sürtük.” Diye arkasından bağırsa da duymayacağından emindi. Şeytan kulağına bir şeyler fısıldamaya başlamıştı, dürtüleri de şeytandan yanaydı zaten. Sarışın kadını takip etmeye başladı. Belki de, diye düşündü. Bugünü iki oyunla kapatabilirim. Fikir hoşuna gitmişti. Bundan üç dört sene öncesine dönse, bu tip saçmalıkları yapacak cesareti kendinde bulamazdı. Çünkü Giedre farklı yaratılmıştı. Çocukluk yıllarını kabuslarla da olsa atlatmıştı. İçine kapanmasının nedenini ise o kabuslara kolaylıkla yorabilirdi. Mükemmel saçları ya da gülüşü olan, erkeklerin rüyası, sevimli bir kız olamamıştı. Aynı zamanda iki kızı da elinde oynatacak piç de değildi. O zamanları sadece kötü anılardı, ancak elindeki nimeti aklı erdikçe fark etmişti. Giedre ikisi birdendi, kimsenin sahip olamayacağı fırsat elindeydi. Ne olduğunun farkına vardığında ise lavabonun içindeki kömür karası saçlarına bakıyordu. Onlarsız daha güzeldi. İlk defa aynadaki aksini sevmişti. Şimdi ise cerahatli tüm yaralarını elindeki iki taraflı mendille siliyordu. Bir tarafı kirliydi alabildiğine, diğeri ise ak paktı. Ancak Giedre kirli tarafı kullanıyordu. O sebepten yaraları kapanmadığı gibi iltihaplar başka yerlerine de sıçrıyordu. Nihayet kendimi seviyorum. Tek tesellisiyse buydu. Eski halini değil de can yakmaktan zevk alan, adi bir insan olduğu bu halini seviyordu. Kandırmak, aldatmak üzerine dayalı oyununu sürdürmesi de bundandı.

    Sarışın afeti bir bara girerken buldu kendisini de peşi sıra takip ederken. Zaten oraya kadar nasıl geldiğini de bilememişti ya. O girdikten en fazla iki dakika sonra Giedre de girdi. Giedre’nin uğramayacağı türden, gayet aydınlık ve elit sayılabilen bir yerdi. Kadına olan siniri bir nebze daha artmıştı. Ayrıca neredeyse beş parasızdı. “Ben böyle işi…” Her neyse, diye geçirdi içinden ve kafasını iki yana salladı. O bara otururken Giedre de ona uzak bir yerde, iki kişilik ufak bir masaya geçti. Yan masadan ise karga sürüsünü andıran kirli gürültüye ister istemez kulak vermişti. Peşine düştüğü zarif kadın hakkında olduğunu daha sandalyeye oturur oturmaz grubun kadına bakışından anlamıştı. İçinden bir dizi küfür sıraladı. Giedre hakkında da böyle fısıldaşırlardı o bir köşede diğerlerini izlerken. Ama tüm bunlar geçmişte kalmıştı. Kapşonunu indirmediğini fark edince derhal indirdi ve tepesine yapışan saçlarını dağıttı ve içindeki gömleğin ilk iki düğmesini açıp ferahlamaya çalıştı. Kulağı hala kız grubundaydı. “Bir erkek nasıl böyle bir hale gelebilir ki?” Bu kısım ilgisini fazlasıyla çekmişti. Düşündüğü kişi hakkında konuşmadıklarını zannetti ilk başta ama yanılmış olamazdı. Erkek? HADİ BE. Giedre ağzının bir iki santim açıldığını yanına gelen çalışan bir şeyler sorduğunda fark etti. “Ha, ne? Şekerli içki. Evet, teşekkürler.” Yanından bir anca kovalamak istemişti çünkü tam önüne geçmişti genç adam. O sırada da adının Raven olduğunu öğrendiği kadın-erkek yanındaki iri kıyımla başka bir yere geçmişti. Merakı hat safhadaydı ve o iri kıyım yanından ayrılmadan rahatça yanına sokulamazdı. İçkisi gelince aklına bir fikir geldi ve yerini beğenmediğini aksettiren bir tavırla onlara doğru yaklaştı, hatta erkeğe benzeyen erkeğin yanından geçerken ayağı takılmış gibi yaptı ve adamın üzerine doğru kapaklandı, içkisi de gömleğine ve pantolonuna bulaştı. Gerçekçi olması için yerinde bir küfür savurdu ardından da dudaklarını büküp kendini affettirmeye çalıştı. “ Ouchh… Çok üzgünüm, çük üzgünüm. İzin ver yardım edeyim.” Tabi ki vermeyecekti. Giedre’nin üstüne yürümeye başladı hatta. “Hey hey hey. Yanlışlıkla oldu dedik dostum, bu kadar sinirlenme.” Raven da sakinleştirmeye çalıştı, sonrasında ise lavaboya gönderdi. “ Arkadaşın için özür dilerim.” Dedi sevimli olmasını ümit ederek. Bir de sesini boğuk ve kalın çıkartmak için uğraşıyordu, bundan ötürü boğazını temizledi. “Şurdaki aptallar, hakkında konuşuyorlar. “ dediği anda onlara dönüp “Asıl orospu sizsiniz. Ama orospuluk yapmaya bile cesaretiniz yoktur eminim.” “Eminim ki umrunda değildir. Ben, Gregor.” Gregor mu?

____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Takip Version 2.0.1
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Rol Oyunları-
Buraya geçin: