AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
ACCIO WIDGET!        
Yönetim
Puanlar
Enler
Pano

Paylaş | 
 

 On ikinci gece.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Matteo Orlov
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : -
Gerçek İsim : -

MesajKonu: On ikinci gece.    Ptsi Eyl. 12, 2011 7:40 pm



Matteo Orlov & Raven Orlov
On ikinci gece ismi William Shakespeare'in eserinden esinlenilmiştir.

____________________________________________________________________________________________________

Aman Raven yaa!:
 

Mikerim bu dünyanın düzenini:
 

Raven'ın karşısına geçip maymun taklidi yapıyormuş böyle.:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Matteo Orlov
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : -
Gerçek İsim : -

MesajKonu: Geri: On ikinci gece.    Ptsi Eyl. 12, 2011 7:42 pm

Son birkaç dakikadır kendisini bir garip hissediyordu, sanki birileri tarafından takip ediliyormuş gibi tipik bir paranoyaya kapılıvermişti. Oturduğu tahta sandalyede hızla geri döndü ve arkasına baktı, kendisine bakan biri ya da herhangi anormal bir durum yoktu. Bu tedirginliğini gidermenin rahatlığı ile sakince önüne döndü ve havadaki oksijeni içine çekip yanaklarını şişirtircesine nefesini tuttu, çok uzun sürmemişti bu hali, birkaç saniye içerisinde tuttuğu nefesi sıkıntı ile bıraktı. Şu koca okulda adam gibi tek bir arkadaşı bile olmaması can sıkıntısının başlıca sebeplerinden biri olsa da çoğu zaman kendi kendine yetmesini bilen nadir insanlardan biriydi o da. Bu yüzden sıkıntısını bastırmak için yakında büyük bir ihtimal kendisine başka uğraşlar bulacaktı. Henüz cilalanmış Slytherin masasının üzerinde duran kitaplarından birini yavaşça önüne çekti ve içine sıkıştırılmış not parçalarından birini okudu. Raven’in kendisine gönderdiği küçük kısa notlardan biriydi. ‘Acil buraya gel.’ Ya da ‘Bu gün sana söylemem gereken bir şey var’ gibi sıradan notlardı bunlar, kendisinin de genç kıza gönderdiği o küçük notlar gibi. Oturduğu Slytherin masasında bir kez daha başını geri çevirdi ve Ravenclaw masasında oturan Raven’in güzel hatlara sahip yüzü ile karşılaştı. Aileleri birbirlerine böylesine zıt olmasaydı belki de onunla konuşması çok daha kolay olabilir ve çok daha iyi anlaşabilirdi. Ama o lanet olası yarış hiç bitmiyordu. Babasının “Eğer Orlovlar’ın o sünepe kızından daha aşağı bir seviyede olursan çıranı yakarım Matteo” deyişini hâlâ unutmuyordu. Daha henüz okulda birinci senesini yeni bitirmek üzereydi ve küçük bir çocuktu. Bir asker gibi yetiştirilmiş ve çeşitli taktiklerle donatılmış olması da ayrı bir gerçekti ki. Bunları Raven’in yanında kullanmakta fazlası ile zorlanıyordu, bazen acınası durumda olduğunu düşünmeden edemiyordu. Aradan geçen bunca seneye rağmen daha genç kızı tam anlamı ile tanıyamamıştı bile. Tek bildikleri Orlov’ların birbirleri ile rakip içerisinde oldukları. Tipik stratejilerin ve planların kurbanı olmuştu Matteo. Genç kıza bakarken bu düşünceler ile sıkıntı ile kasılan yüzünü onun bakışlarını fark edip kendisine bakması ile başını hızla önüne çevirdi. Onu bu şekilde dikizlemekten vazgeçmeliydi. Önündeki kitap ile ilgileniyormuş gibi görünse de aklı çok fazla karışmıştı, acaba o kendisi hakkında neler düşünüyordu ve bu konu hakkında, fırsat bulduğu bir sırada bunu ona sormayı denemeliydi. Kitabın sayfalarını hızla çevirdi üzerindeki hareketli resimlere baksa da yazılanlara bir türlü odaklanamıyordu. Bu dikkat sorununu babası öğrenecek olursa büyük bir ihtimal canına okurdu. Matteo Orlov şaşkının teki ve dikkatsiz olmak yerine kusursuz genç bir delikanlı olmalıydı. Senelerdir aldığı özel derslerde bu yüzdendi. Ivan onun her şeyi ile mükemmel olmasını isterken aynı zamanda oğlunu birçok etkinliğe de gönderip sanatsal faaliyetlerde de bulunmasını sağlıyordu. Bir operada veya hep en ön sırada olurdu. O koca tiyatronun parlak ışıklarla aydınlatılmış sahnesinde son çalışmalarını yaparken ön koltuklarda kendisini izleten Raven’e bakarak Shakspeare’in sonelerini okumuştu. Geçen senenin o bahar ayını hafızasına kazıdığı anılardan sadece biriydi. “Seni bir yaz gününe benzetmek mi, ne gezer? Çok daha güzelsin sen, çok daha cana yakın. Taze tomurcukları sert rüzgârlar örseler. Kısacıktır süresi yeryüzünde bir yazın. Işıldar göğün gözü, yakacak kadar sıcak ve sık sık kararı da yaldız düşer yüzünden; her güzel, güzellikten er geç yoksun kalacak kader ya da varlığın bozulması yüzünden. Ama hiç solmayacak sendeki ölümsüz yaz, güzelliğin yitmez ki asla olmaz ki hurda. Gölgesindesin diye ecel caka satamaz. Sen çağları aşarken bu ölmez satırlarda. İnsanlar nefes alsın, gözler görsün elverir, yaşadıkça şiirim, sana da hayat verir. “ demişti o an bunu Raven’in varlığından ilham alarak okumuşken ve tiyatro eğitmeni böylesine güzel okuduğu için tebrik edecekken babası tüm büyüyü bozmuş ve artık eve gitmeleri gerektiğini söyleyip sert çıkışmıştı, onun neden birden bire böyle davrandığını bilmiyordu fakat anı bozup kendisini bir kuklaymış gibi yöneterek sinirini fazlası ile bozmuştu. Anılarının getirdiği dalgınlıktan hızla sıyrıldı, kitabın kapağını kapayıp diğer kitapları ile toplayıp kolunun altına sıkıştırdı ve aynı hızla yerinden kalkıp büyük salonda Ravenclaw masasına bir kez daha bakmadan önünden hızla geçti. Acil bir işi varmış gibi davranıyor olsa da ne yaptığından veya nereye gideceğinden emin olmadığı bir tavırla ilerliyordu. Sonunda Hogwarts arazisine çıktığında arkasında duyduğu ayak seslerinin geldiği yöne döndü ve genç kıza bakıp. “Aman yaklaşma ailemdeki lanet sana da bulaşmasın.” dedi kinayeli sözlerini esirgemeden. Raven’in bir süredir kendisi ile muhatap olmak istemediğini düşünüp ona kızmaya başlamıştı ve kızdığı zamanlarda çokta sevimli biri olamıyordu.

____________________________________________________________________________________________________

Aman Raven yaa!:
 

Mikerim bu dünyanın düzenini:
 

Raven'ın karşısına geçip maymun taklidi yapıyormuş böyle.:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Raven Orlov
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Karakter Yaşı : On sekiz.
Gerçek İsim : Kıvılcım.

MesajKonu: Geri: On ikinci gece.    Ptsi Eyl. 12, 2011 9:16 pm

Raven’a her şey anlamsız, herkes sıkıcı geliyordu. Etrafında dönüp duran kalabalığa kendi uç noktalarında temas etse de bir şekilde onları algılayamıyor, her dokunuş, her söz kendi rızası dışında oraya yerleştirilmiş bir kalkanın ardında kalıyordu. Problem şu ki, Raven hissedemiyordu. Acı umuyordu kendinden, keder, hatta öfke, öyle sıcak ya da öyle soğuk bir öfke ki kemiklerine kadar kasıp kavuracak kızı. Ama öyle değildi işte, sadece yaşlı hissediyordu. Bir ağaç kadar yaşlı ya da bir çocuğun vücuduna kısılıp kalmış bir kadın kadar çaresiz. Aslında en büyük değişimi yaşıyordu Raven, hayatta kalmış olmak, kaçıp kurtulmuş olmak… Geri döndüğünde bir anda yaşadığı hayatın pek de dolu, yaşamaya arzulanabilir olmadığını fark etmişti. Sürüklenip gidiyordu işte, sadece çoğunun aksine Raven bunun farkındaydı. Ölüm hiç olmadığı kadar yakındı ve Raven için bu, hayatı daha değerli kılmıyordu. O kanından gelen bir dürtü ile savaşmıştı hayatı için, oysa o karanlıkta zihni çoktan vazgeçmişti hayatından. Artık korkmuyordu Raven, aile içi hiyerarşiden, protokollerden, hırstan buz kesmiş, çocuklarını kurtlar sofrasına hiç çekinmeden fırlatıp atan akrabalardan… Ölüme öylesine yakın olmak Raven’a dayanabilme gücü vermişti, en azından Orlov ailesinin kendisine yarattığı o cehennem artık tenini yakmıyordu. Alevlerin kendisini kaplayışını, içine, dışına, kalbine dolanışını sadece izliyordu ve kendi kendine fısıldıyordu, ‘Acıtmıyor.’ Sonra bakışlarını yavaşça neredeyse ezbere bildiği İlahi Komedya’da dolaştırdı. Parmak uçlarını daha yeni tamir ettiği eskimiş ciltte dolaştırdı ve sandıkların altında oradan oraya taşına taşına sayfalara işlemiş is kokusunu doyasıya içine çekti. Gülümsedi, en azından genç kız gülümsemeyi unutmamıştı. Yinede her gülümsediğinde gülümsediğini fark edebiliyor olmak canını acıtıyordu. Sıradan bir refleks olmaktan çıkmıştı o dudak kıvrımlarının yaptığı basit hareket çünkü Raven her gülümsediğinde karanlıkta üzerine yağan kırbaçlarla, asalardan çakan kırmızı ışıklarla savaşıyordu, galip çıkıyordu. Oysa bunu kimse bilmiyordu Raven’dan başka. Belki tahmin ediliyordu, uzun süreli yokluğu yüzünden ya da etrafta kol gezen karanlık haberler dolayısı ile. Umurunda da değildi, Raven soranlara ailevi bir problem yüzünden uzaklaşmak zorunda olduğunu söylemekle yetinmişti fakat bu yalanla avlayamayacağı tek av Matteo Orlov idi, o ailedendi ve Orlov ailesinde her zaman bir problem olduğundan oldukça haberdardı zira ona göre problem Raven’dı, Raven’a göre Matteo. Başını kitaptan kaldırdı ve onun Orlov gözleri ile göz göze geldi. Ona büyük bir sempati duyuyordu babasının hikayesini Feodora’dan dinlediğinden beri. Öğrendiğine göre Matteo’nun annesi ve Raven’ın babası sandıklarından daha ilginç bir geçmişe sahipti. Bir aşk geçmişi. Yinede Raven detayları bilmiyordu, zira öğrenmek de istememişti daha fazlasını. Tek umabildiği Matteo’nun annesinin her Raven’a baktığında ölmüş aşığını, Raven’ın babasını görüyor olmasıydı. Acı çekmesini istiyordu ve Raven babasına o kadar çok benziyordu ki… Aklında bu düşünceyi tartarken yavaşça kitabın kapağını kapattı ve önündeki balkabağı suyundan büyükçe bir yudum alıp ayaklandı. Kitabı göğsüne yasladı ve ani bir kararla kendisinden biraz önce çıkış kapısına yönelen Matteo’yu takip etmeye başladı. Onunla uzun zamandır konuşmuyordu ve dile getirmek istediği bir mesele vardı. O yüzden adımlarını hiç zorlanmadan hızlandırdı, ne de olsa son zamanlarda onları fazlası ile kullanır olmuştu. Raven sekiz kaçış deneyiminin her birinde ne kadar hızlı koşabildiğini keşfetmişti. Matteo’nun peşi sıra giderken parmak uçlarını sol yanağındaki dal kesiğine değdirdi ve geri çekti. Sonsuzluğa uzanan orman boyunca koşarken aldığı yaralardan biriydi. Geri dönüp baktığında kısa bir süreç gibi hissettirse de bir ayı aşkın süre olmuştu. Uzak Deniz’in kokusu hala burnundaydı ve nasıl kaçtığı hakkında kendisinin bile bir fikri yoktu. Delirdiğini hatırlıyordu Raven, kaçabilmek için en az onlar kadar deli, onlar kadar gözü kara olması gerekmişti, bu özelliği kaybettiğini hiç sanmıyordu. Canavarın gözlerinin içine bakıp üzerine yürüyebilirdi. “Senin ailen benim Matteo, hala anlayamadın mı?” Onu kolundan tuttu ve etrafına bir göz atıp kalın gövdeli bir Dişbudak’ın arkasına çekti. “Nasılsın? Peki bizim cephede işler nasıl? Yanılmıyorsam annen en son peşime bir adamını takmıştı. Ortalıkta yok?” Ani bir yorgunluk hissederek çantasını çimenlere attı ve kendini ağacın gölgesine bıraktı, yere doğru sarkan dallar arazinin geri kalanı ile aralarında paravan görevi görüyordu. Zaten ormanın kıyısındaydılar, birkaç metre ötelerinde başlıyordu orman. “Ve umarım Feodora’yı yokluğumdan haberdar etmedin?” Bakışlarını kaldırdı ve Matteo’ya baktı. O karanlık günlerin ardından görebilmeyi umduğu tek kişi o olmuştu ve gerçekten üzerlerine bir lanet gibi çöken ailesi hakkında mı konuşmak istiyordu? Elbette hayır. Fakat ne yapabilirdi ki? Matteo ile daha önce ailesi dışında hiçbir konu hakkında konuşmamıştı ve ona nasıl olduğunu sormak bile oldukça garip hissettirmişti.

"Otursan iyi edersin, konuşmamız gerek."



____________________________________________________________________________________________________



    the book thief:
     

    the library:
     
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Matteo Orlov
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : -
Gerçek İsim : -

MesajKonu: Geri: On ikinci gece.    Salı Eyl. 13, 2011 10:16 pm

Koluna değen elin yumuşaklığı ve hissettirdiği ile bir anda kasıldı. Ona her seferinde bu kadar yakın olabilmeye hâlâ alışamamıştı. İlk zamanlar neden böyle olduğunu bir türlü anlamıyordu daha küçücük bir çocuktu çünkü sadece gözleri her seferinde onu arıyor ve yanında olmak istiyordu. İlk başlarda yanında küçük bir oyun arkadaşı daha sonraları sohbet edebileceği bir dost ararken şimdi bunun tam tersiydi, bunun aşka dönüştüğünü öylesine içten hissediyordu ki kendi kendini tüm bunları unutmak için zorluyordu ama başaramıyordu, çünkü biliyordu ki sonunda yine acı çekecekti. Buna katlanamazdı, yeteri kadar problem sorun ve sevgisizlik yaşıyorken Raven’in kalbini kırmasından korktuğunu ona nasıl söyleyebilirdi ki? Bu yüzden kolunu onun elinden yavaşça çekti, daha fazla tensel yakınlaşma sadece kalp atışlarını ve nabzını hızlandırmaktan başka bir şey yapmıyordu. Bunu kaldıramazdı, bir ağacın arkasındayken ve onun nefesini, teninin kokusunu bu kadar yakından hissetmek tüm dikkatini dağıtıyordu. Bunu ona belli etmemeyi başarabilecek kadar iyi bir oyuncuydu üstelik bu yüzden olabildiğince uzak ve mesafeli durmaya çalıştı. Böyle yaptığı her seferinde onu kızdırıp kızdırmadığını bilmiyordu sadece kendisini bir rakip olarak görüp düşman kesilmesini istemiyordu. Hayır, onun böyle bir şey düşünmesini de asla kaldıramazdı. Keşke her şey çok daha basit ve görüldüğü gibi olsaydı yüzü bir an acı ile kasılsa da hemen ardından gülümsemeyi başarabildi, bunun sahte bir gülüş olduğunu anlamayacağını düşünüyordu, yüzünde belirip bir anda solan bu gülümsemenin ardından boğuk ve kısık ses tonu ile konuştu. “Benim bir ailem yok Raven, benim ailem bana düşman olmayı öğretti, rekabeti öğretti, hırsı gücü ve iktidarı öğretti. Asla sevilmemeyi ve sevmemeyi öğretti, acımadan ezebilmeyi o güce kavuşunca neler olabileceğini öğretti, benim gibi kukla olmadın hiçbir zaman, baban annen ve büyük anne seni sevsin diye hiç olmadığın biri gibi olmaya çabalamadın hiç. Benden her zaman daha güçlü oldun sen, benim gibi hiçbir zaman biraz daha sevgiye ihtiyaç duymadın çünkü her zaman gerekenden fazlasını elde ettin. Benim ailem olmak istiyorsan benimle gelirsin ama bunu bile yapamıyorsun, o yüzden senin ailenim deme bana benim bir ailem yok çünkü.” dedi sonunda içindekileri dökebilmişti fakat ne derece sert konuştuğunun farkında değildi, onu kırmaya korkarken kırabildiğini düşünmek bir işkenceden başka bir şey değildi. Ya şimdi çekip giderse ve bir kez daha onsuz kalırsa diye düşünmeden edemiyordu. Raven’in bir gülücüğüne bile bu kadar ihtiyaç duyarken onu böyle azarlarmış gibi konuşmak çokta akıl karı değildi. “Feodora’ya ve anneme gelince inan bana umursadığım en son insanlar babamda buna dâhil.” dedi, kalpsiz ve bir ruha sahip olmadığını düşüneceğini biliyordu, onun üzerinde çokta iyi izlenimler bırakmayacak gibi görünüyordu bu gün. Bir tek onu umursadığını söyleyebilecek miydi? Hem Feodora’nın ne hissettiği umurunda değildi, Raven’in yokluğunda neler hissettiğini kimse bilmiyordu elbet, kendi benliği içerisinde kaybolup giderken ve hislerini ölçüp tartarken Feodora’nın ve annesinin varlığını unutuvermişti. “Bak, seni sevdiğimi bilmeni istiyorum.” dedi bir an durdu hafifçe soluklandı tüm bunları söylemenin ne kadar zor olduğunu fark ettiğinde genç kızın gözlerinin içine baktı. “Beni yanlış anlamanı istemem, sen çok harika bir insansın ama ben sana yetecek bir insan değilim arkadaşlığını hak etmiyorum, sana ne zaman yaklaşsam hep aynı şeyler olacak hep aynı rekabet hep aynı hırsı yaşayacağız bu bize yaşatılacak o yüzden senin incinmeni istemiyorum. Ya benimle gel buralardan uzaklaşıp gidelim ya da bu kaçamak buluşmalardan artık vazgeçelim.”dedi bir adım geri attı, git dese daha fazla düşünmeden çekip gidecek ve onu bir daha rahatsız etmeyecekti, bunu hak etmiyordu çünkü.

____________________________________________________________________________________________________

Aman Raven yaa!:
 

Mikerim bu dünyanın düzenini:
 

Raven'ın karşısına geçip maymun taklidi yapıyormuş böyle.:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Raven Orlov
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Karakter Yaşı : On sekiz.
Gerçek İsim : Kıvılcım.

MesajKonu: Geri: On ikinci gece.    Salı Eyl. 13, 2011 11:01 pm

Raven başını dizlerine dayadı ve bir an için çekip gitme isteği duydu. Matteo sürekli boşa kürek çektiği bir deniz gibi. Ne karası, ne limanı ne de engin yeri vardı. Bazen dalgaları çok kuvvetliydi, bazen de rüzgar haftalarca esmezdi, yelkenler şişmez, Raven oracıkta kalakalırdı. Matteo’nun tutarlı olmasına ihtiyacı vardı ama genç adam bazen seksen yaşında, bazen de on yaşındaydı. Her ne olursa olsun Raven’ın bir türlü adlandıramadığı duyguları değişmiyordu ona karşı çünkü her Matteo’nun gözlerine baktığında aslında sadece o gözlere bakmak istediğini fark ediyordu. Raven kadar kontrol manyağı birisi için olur şey değildi çünkü ipler elinden kayıp gidiyordu Matteo söz konusu olduğunda. Raven değişmek zorunda kalıyordu onun için ya da büyükannesinin zorla kendisini oturttuğu kalıbın içinden onun sayesinde çıkıyordu bir süreliğine. Elinden tutup çekiyordu Matteo onu tüm kurallardan ve hiyerarşiden, sınırlardan… Ama bazen de elini öyle bir bırakıyordu ki sınırlar daha da sıkılaşıyor, kurallar daha da katı oluyordu. Matteo açık denizdi gerçekten de, tehlikelerle doluydu fakat aynı zamanda o kadar güzel ve özgür hissettiriyordu ki… “Eğer annem ve babam yaşıyor olsalardı senin gibi bir insan olabilirdim Matteo. Ailem hakkında hiçbir şey bilmiyorsun, bu yüzden onlar hakkında konuşmandan nefret ediyorum.” Feodora bile Raven ile ailesi arasında yaşananlardan haberdar değildi. Raven ölesiye nefret etmişti onlardan, henüz altı yaşında bir çocuğun ailesinden nefret etmesine sebep olan şey her ne idiyse Raven pek hatırlayamıyordu. Onun tek hatırladığı uçsuz bucaksız buğday tarlaları arasındaki evleri ve bahçelerindeki korkuluktu. O korkuluk kargaları ekinlerden uzak tutardı, ciyak ciyak kaçan kargalardan nefret ederdi Raven o zamanlar. Çatı katındaki odasının çamına körlemesine çarptıkları çok olurdu. Gecenin bir körü kargaların cama çarpma sesleri ile uyanır, uykusu fazla derinse ve uyanamazsa da sabah ölü hayvanları camının kenarından tarlaya doğru fırlatmakla meşgul olurdu. Babasına defalarca söylemişti kargalardan ne denli korktuğunu, ne denli nefret ettiğini. Kısa bir süre sonra zayıflığa tahammülü olmayan babası Raven’ın ‘karga’ sözcüğünü kullanmayı reddetmesi üzerine psikolojik bir deney yapma kararı aldı. Kızını ‘Raven’ diye çağırmaya başlamıştı. Her kendisine Raven diye seslenildiğinde odasına kapanır ağlardı, bir süre sonra bundan da vazgeçti. Raven bir sene boyunca konuşmayı reddetti, ailecek deli sayılan amcası dışındakilerle. Genç kıza gerçek ismi ile seslenen tek kişi oydu çünkü. Yaklaşık birkaç ay sonra da ailesi hısımları tarafından vahşice öldürülmüştü zaten. Raven onlardan ne kadar nefret ettiğini unutmamak adına kullanıyordu ‘Raven’ ismini, birisi her kendisine Raven diye seslendiğinde ailesinden intikam alıyordu bir nevi. Gerçek ismini neredeyse unutmuştu. Belki, bir gün, bir kızı olursa ona kendi ismini verirdi ve asla kendi hikayesini anlatmazdı. Mümkün olsa hemen isminin ardından gelen o lanetli harfleri söker atar, yerine sevdiği adamın soy ismini yerleştirirdi, en azından çocukluk hayali buydu. Fakat büyümüş ve kendisi ile aynı soyadı taşıyan bir akrabasına aşık olmuştu. En başından aralarındaki kan bağı bile ilişkileri adına eksi puandı, Raven asla bir çocuk sahibi olamayabilirdi. Yinede o an bu gözüne bir sorun gibi bile görünmüyordu. Yavaşça ayağa kalktı ve Matteo’nun karşısına dikildi. Yüzünü bir süre inceledi ve onun çekineceğini bildiği bir yakınlıkta durdu. “Sen sadece sevgi körüsün Matteo ya da seni sevdiğimi anlayamayacak kadar aptalsın.” Gülümsedi ve kendini bir anda en az Feodora kadar yaşlı hissederken alnını onun alnına dayadı ve ellerini yanaklarına yerleştirdi. “Her şeyden önce şunu bilmeni istiyorum, biz sadece onların elimize tutuşturdukları senaryoyu oynuyoruz, yeni bir tanesini edinene kadar. Ama Feodora’yı yüz üstü bırakamam.” Matteo’nun ellerinin altında gerildiğini hissetti ve yüzünü daha sıkı kavradı, onu kaybedemezdi. “Onu tanımıyorsun Matteo, benim için kendini feda eder ve inan tek istediği beni Orlov ailesinden uzaklaştırmak.” Bir an için kendimi mi ikna etmeye çalışıyorum yoksa, diye düşündü çaresizce. Gerçekten de seviyordu Feodora’yı, yaşlı kadının kendisini ne kadar çok sevdiğini öyle iyi biliyordu ki çekip gitmek hiç olmadığı kadar zor görünüyordu gözüne. Oysa Matteo’nun yaptığı teklif kanına işliyor, cezp ediyordu genç kızı. Dili bir türlü reddetmeye varmıyordu. “Feodora’ya son bir şans vereceğiz Matteo. Ona bizden bahsedeceğiz, tek isteğim bu. Sonra istediğin yere gelirim, ne olursa olsun.” Yavaşça ellerini Matteo’nun yüzünden güçlü göğsüne kaydırdı ve vücudunu onun vücuduna dayadı. Başını omzunun oyuntusuna yasladı. İşlerin böylesi bir hızla gelişmesi Raven’ı korkutuyordu doğrusu. Ama daha büyük bir korku vardı ki o da Matteo’yu onu sevdiğine ikna edememek, kendisine güvenmemesini sağlayamamaktı. Başını kaldırdı aniden. “Bana bunu yapamazsın Matteo. Daha ne yapmamı bekliyorsun?” Aniden onu kendisinden dengesini sarsacak kadar sert bir şekilde uzaklaştırdı, öfke hissetti. “Senin için hayatta kaldım, şapşal.” Sonra hiç düşünmeden en az itişi kadar sert bir şekilde dudaklarını onun dudaklarına dayadı ve tüm hıncını tadı çilek gibi damağına dağılan dudaklardan çıkarttı. Matteo’nun ağzını ağır ağır araladı ve dilini diline değdirdi. Ardından geri çekildi, aynaya baksa Matteo’nun dudaklarının kendisininkilere dağlanmış olduğunu görecekti sanki, öylesi bir heyecanla inip kalkıyordu göğsü.

____________________________________________________________________________________________________



    the book thief:
     

    the library:
     
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: On ikinci gece.    

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
On ikinci gece.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Bergüzar Korel(binbir gece)
» Gece Gündüz Dizisi Alev(İpek Özkök) Hakkında
» Gece İbadet (Vel-Leyl !)
» House Of Night [Gece Evi] Hayran Kulübü

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Rol Oyunları-
Buraya geçin: