AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
ACCIO WIDGET!        
Yönetim
Puanlar
Enler
Pano

Paylaş | 
 

 borderline.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Cashmere Caileigh
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : onyedi.
Gerçek İsim : deniz.

MesajKonu: borderline.   Paz Eyl. 11, 2011 5:17 pm


borderline.
Oyuncular:
Cashmere Caileigh & Hysteria Pandreath
Yer, Zaman: Hogwarts arazisi, akşam üzeri.
------------

Ortak salonda biraz kafasını dinlemek için oturduğu yumuşak koltuktan sinirli bir surat ve hışım dolu bir hamle ile kalktı Cashmere. Şu cadıların yapacak bir şey bulamadıkları zaman oturup akıllarına gelen ilk kişiyi çekiştirmelerine bir anlam veremiyordu. Herkes hakkında mutlaka bir fikri olan bir grup her binada bulunurdu ve Cash dinlenmek için yanlış zamanı seçmiş gibi gözüküyordu. Çünkü tam o grubun arkasında oturmak gibi bir gaflette bulunması sonucunda, can sıkıcı bir muhabbetin ister istemez kulak misafiri konumuna düşmüştü. Aklında kırk tilki dolaşan Cashmere, bu dinlenme zamanını tamamen kendisine ayırmak isterken, kulaklarına başkaları hakkındaki gereksiz dedikoduların dolması, sinir katsayısının düzenli bir artış göstererek sonunda zirveye ulaşmasına neden olmuştu. Üstelik kızlar, saygısızlığı ve şımarıklığı o kadar ilerletmişlerdi ki, Cashmere’in orada olduğunu bile bile onun hakkında konuşmaya bile başlamışlardı. Her ne kadar ses tonlarının kısık olmasına dikkat etmiş olsalar da, mesafe olarak çok uzak olmadıkları için konuşmaların duyulması işten bile sayılmazdı. Onları duymazlıktan gelmek istese de, bunu yapamamıştı. Hakkında neler konuşulduğunu duymak isteği bir an için kendisini ele geçirmişti. Ancak daha sonra saçmaladığının farkına varınca, hem kendisine kızmıştı hem de rahatını bozan kızlara daha fazla katlanamayacağını yoksa elinden bir kaza çıkacağını düşündüğü için ortak salonu terk etmişti. Kimsenin onun hakkında ne konuştuğunu genel olarak umursamazdı. Çünkü kim ne isterse onu düşünmekte özgürdü. Kendisin de okulun yüzde doksanı hakkında, hoş olmayan şeyler düşünürken karşısındakilere en azından özgür düşünme hakkını vermesi gerektiği gibi bir inanca sahipti. Kendisini çok yükseklerde gören biri için ise, bu durum oldukça hoşgörü sahibi olmak anlamına gelirdi. Tamam, Cashmere bu inanca tam olarak hoşgörüsü nedeni ile sahip değildi, sadece zaten insanların onun hakkında ne düşündüklerini tahmin ederdi. Bir de onların gerçek görüşlerini duyduğu zaman tüm okulu patlatma isteği duyabileceğini bildiğinden ötürü elinde somut kanıtlar olmamasının, kendi bildiği kadarının yeterli olduğuna kanaat getirmişti. Aslında bir gün canı çok sıkılırsa bunu deneyebilirdi. Okulu değil de, bir ortak salonu küçük çapta patlatmak okulda eğlenceli günlerin yaşanmasını sağlayabilirdi.

Sinirle çıktığı ortak salonun portreli kapısı arkasından kapanırken, rutubetli zindanların kokusu burnuna doldu. Derin bir nefesi içine çekerek, sakinleşme yolunda ilk adımı attıktan sonra yukarı çıkarak okulda ne var ne yok bir kolaçan etmenin bir zararının olmayacağını düşündü. Hatta belki bahçeye çıkıp, ormanın yakınlarından iksirleri için gerekli olabilecek malzemeleri toplardı. Zindan merdivenlerini arşınladıktan sonra çıktığı giriş katı oldukça dolu sayılırdı. Kafasını kaldırıp merdivenlere ve koridorlara baktığında ise derslerin bitmesinin ardından öğrencilerin özgür kalmasıyla birlikte ortak salonlarında vakit geçirmek yerine bir yerlerden bir yerle gitme telaşında olduklarını gördü. Kimisi ise koridorun ortasında gördüğü arkadaşı ile muhabbet etmeye dalmıştı Yani fazlaca kalabalıktı. Koridorlar bu durumdaysa büyük salonu denemeye bile gerek yoktu, orası da öğrenci kaynıyor olmalıydı, diye düşünerek yolunu bahçeye çevirdi. Her ne kadar gün ışığının altındaki okul bahçesinden çok hoşlanmasa da, yapacak daha iyi bir şeyinin olmaması nedeniyle yavaş adımlarla sarı taşlarla kaplı okulun merdivenlerinden inerek bahçeye çıktı. Attığı birkaç adımın ardından göl kenarının her zamanki gibi dolu olduğunu gördü, o zaman oradan bir şeyler toplayabilmesi gibi bir olasılık yoktu. Zaten göl kenarını boş bulmak da kolay bir iş olmazdı, aptal romantikler ya da göl kenarının huzurlu olduğu düşüncesi ile yalnız kalmayı tercih eden aptallar tarafından işgal edilirdi. Bahçeden ağaçların dipleri ise, henüz gelmemiş soğuk havaları fırsat bilerek mümkün olduğunca sıcak yazdan kalma bahar havasının tadını çıkarmak isteyen öğrenciler parsellerdi. En iyisi tenha bir köşe bulup oradan ormanlığa sızmaktı. Ancak Cashmere bunun yerine, okul sütunlarından birisinin arkasına sinmiş Hysteria ile karşılaştı. İşte, bunun pek beklemiyordu. Yüzündeki hüzün metrelerce öteden bile fark edilir derecede derindi. Kimsenin ağlanmasını çekmek istemezdi Cashmere, yine de arkadaşına duyduğu sempatiden ötürü içinden gelmesine şaşırdığı bir hisle birlikte onun yanına gitti. “İlginç, sen duvarların arkasına saklanmak isteyecek bir kız değilsindir.”

____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Hysteria Pandreath
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : On yedi.
Gerçek İsim : Başak.
Lakap : Hissy.

MesajKonu: Geri: borderline.   Paz Eyl. 11, 2011 8:26 pm

‘‘O saçları bir ara taramayı denemelisin.’’ Sözcükler soluk ve yer yer çatlamış dudaklarından dökülürken gözlerini ele geçiren bakış, karşısındaki küçük Slytherin öğrencisinin korkuyla geri çekilmesine neden oldu. Zihninin içinde büyüyüp patlamaya hazırlanan hakaretleri havaya salmasını sağlayan diliyle kurumuş ve saldırgan ifadesini bir nebze çekici hale getiren kıvrık dudaklarını ıslattı. Attığı tek adımla aralarındaki mesafeyi kapadığı kızı cüppesinin ensesinden yakalayıp küçük bedeni havaya kaldırırken vücudunu kaplayan hazzın kaynağını sorgulama gereği duymadı. Bir sonraki saniyede neler hissedeceğini bilemeyen biri olarak bir şeyleri kazıyıp altındakileri çıkarmayı uzun zaman önce bırakmış, zaten kasıp kavuran fırtınalarla allak bullak olan beynini nadiren mutlu olduğu anlarda zorlamanın gereksizliğine inanmıştı. Düşünmek yerine hissederdi, nadiren ama aniden kapısını çalan mutluluğu her şeye rağmen kucaklar, sıcaklığını hissetmeye çalışırdı. Bu zamana kadar nerede olduğunu, geldiğinde niye çabuk gittiğini sormaz, onu iğnelemez, sıkıştırmaz; küskünlüğünü belirtme gereği duymadan onu öylece sarmalar, tekrardan gidişi ne kadar canını yakacak olsa da o kısa dakikalarda gelmek üzere olan sonu düşünmeden eskisi gibi hissetmeye çalışırdı. Bu yüzden kendisinden yaşça küçük birilerini tartaklamanın verdiği hazzın aslında onu kendine güvensiz, hasta kişilikli biri olduğu gerçeğini göz ardı etmeyi tercih etti. Neler olduğunu anlayamayarak kolundaki çantasını yere düşüren sarışın kıza neredeyse anaç sayılabilecek bir ifadeyle bakarak ‘‘Korkmana gerek yok.’’ dedi. ‘‘Sadece biraz oynamak istiyorum, şimdi sen de bana katılırsan daha çok eğleniriz.’’ Çaresiz gözlerle sessizliğin kapladığı koridorda yardım arayan kızın yanağından bir makas alarak ‘‘İstemiyor musun?’’ diye mırıldandı. ‘‘O zaman zavallı ablan tek başına eğlenmek zorunda kalacak.’’

Can sıkıcı olduğu kadar insanın içinin huzursuzlukla kaplanmasına neden olan ufak bir kahkaha salıvererek kızı arkasından sürükleyerek boş sınıflardan birine yöneldi. Ne yapmayı planladığını kendisi de bilmiyordu ve kısacası gerçekten umurunda değildi; belki kızı lanetlerdi, belki salıverirdi, belki biraz tartaklayıp eğlendikten sonra oracıkta öyle bırakırdı. Tamamıyla o an yapmak istediği şeye bağlıydı, öncesinde düşünmesine gerek yoktu, karakteri onun için her şeyi düşünüp ayarlamıştı zaten. Kendine hakim olup önceden kafasında kurduklarını hayata geçirmeye çalıştıkça yoluna engeller koyan hastalığının dikenlerle dolu bahçesine çoktan dalmış, çektiği acıyı hastalıklı bünyesinde mutluluğa eş değer hale getirmeyi başarmış olmanın verdiği rahatlıkla istediği gibi davranabilmeyi çoktan öğrenmişti. Anı yaşadığını iddia eden gerzeklerin anı yaşamak ne demekmiş görmelerini isterdi, kendi varlığını veya bazı durumlarda yokluğunu dahi umursayamamanın ne demek olduğunu bilmelerini isterdi. Tüm vücudunda, saç köklerinden ayak parmaklarına kadar karmakarışık ve bulanık hissetmenin insanı nasıl değiştirdiğini anlamalarını isterdi. Hayatın en acı kısmını tatmak zorunda kalmanın, zihnindeki daimi ve kontrol edilemez sallantının nasıl insanı an be an deliye çevirdiğine bizzat tanık olmalarını isterdi. Saçma bir klişeyi hayatlarını uyguladıklarını söyleyen zararsız insanlara ziyadesiyle gereksiz ve yakıcı bir öfke duymanın insanı ne kadar yıprattığını bilmelerini isterdi. İşte bu yüzden artık istemiyor, alıyordu. Kızı aşağılayarak kendini iyi hissetmek istemişti, şimdi kızı tartaklayarak kendini mükemmel hissetmek istiyordu, hepsi bu.

Sıralardan birine doğru fırlattığı kızın ağlamamak için iri iri açtığı gözlerini gördüğünde gülümsemeden edemedi, Slytherin’liler en iyileriydi. Dökülmelerini gururlarına yediremedikleri göz yaşlarını kelimenin tam anlamıyla yutmak zorunda kalırken suratlarının aldığı ifadeyi görmek paha biçilemezdi. ‘‘Hadi ama, burada ikimizden başka kimse yok. Rahat rahat ağlayabilirsin.’’ dedi kıza okkalısından bir tokat savururken. Parmaklarının arasında hissettiği çaresizlik içini gıdıklarken memnuniyetle kıkırdadı. Şaşkınlığına yenik düşüp son ses bağıran kıza ‘‘Bu kadar kolay pes etme, güzel kız.’’ dedi yüzünde tehlikeli bir ifadeyle. Az önce görenlerin suratında gülümseme yaratacak ifadesi yerini görenin kaçmasına neden olacak bir ifadeye bıraktığında, kızgınlığını kelimelere dökmeye gerek duymadı. Bir anda kendisine çarpan bu değişikliği yargılamadan kabul ederek öfkesinin tadını çıkardı. Sevgilisini aldatırken yakalayıp haklı öfkesinin yarattığı duyguları kendisine bile itiraf edemeyen biri gibi sevinerek kızın çoktan nemlenmiş gözlerine baktı. Oracıkta oymak istediği gözlerden damlayan yaşlar kızın yüzünde parlayan sicimler çizerken sakinleştiğini hissetti. Gelebilecek darbeden kaçmak isteyip gerileyerek Hysteria’yı iten kızın sessiz hıçkırıklarıyla iyiden iyiye donuklaştı. Az önce kavrulan bedenine hakimiyet süren hissizliğin getirmediği mutluluğu ararcasına boş boş etrafına bakındı. Yukarıya bükülmüş dudakları yavaşça aşağıya düştü, kaşları hayatının en kötü gününü yaşayan birininki gibi hafifçe çatıldı, gözlerinden okunabilen umutsuzluk havada hissedilebilir hale geldiğinde boğazını yakan kelimelere hayat vermeden, hiç ses çıkarmadan arkasını döndü ve sınıfın kapısını itip kendini dışarı attı.

Arasından geçtiği duvarların kendisini boğmasına izin vermemek için aceleyle attığı adımları boş koridorlarda yankılandı. Gidecek bir yeri, sığınacak kimsesi yoktu ama varmış gibi farz etmek iyi hissettiriyordu. Sanki memnuniyetle kendisini kabul edip sakinleştirecek birileri onu bekliyormuşçasına koştu, geç kalmaktan, yetişememekten korkarak koştu. Umduğunu bulamamanın vereceği acıyı ilacı olarak kullanacak, tekrardan hissedebilmenin verdikleriyle yetinerek sevinecekti. Kendi canını yakmak istiyordu, hayır istemiyordu, resmen arzuluyordu. Yalnızlığını silah olarak kullanıp kendini milyonlarca kez vurmak, kanlar içinde yerde kıvranışını seyretmek, çığlıklarını damarlarının içinde hissetmek istiyordu. Kapıldığı buhranın elini eteğini çektiği vücudunda, tekrardan öfkeyi hissedebilmeyi umuyordu ancak olmuyordu. Nemlenen gözlerini elinin tersiyle silerken bahçeye adım attı. İçindeki buz tutmuş boşluğu ısıtan eylül rüzgarına teşekkürlerini sunarcasına tek tek ürperen tüyleri adımlarına eşlik ederken kendine izole edilmiş bir yer ararcasına etrafına bakındı. Tekrar düşünebilmenin hissettirdiği rahatlamanın hüznünü bastıramadığını fark ederek okul binasının dibindeki ufak bir çalılığın yanına öylece çöktü, bomboş bir bakışın süslediği hüzünlü gözlerinde dans eden yaşların akmasına izin verdi. Neden ağladığını bilmiyordu, bilmek de istemiyordu açıkçası. Yalnızlığıyla harmanlanarak on kat güçlenen mutsuzluğuyla yetinmeye çalışırken o sesi duydu. Cashmere… Hissettiklerini anlamlandırma gereği duymadan, kızın varlığının hasta ruhunda yarattığı sıcaklığa dokundu. Sarı saçlarının saçtığı ışıltılarla kör olan gözlerini kırpıştırırken kızın suratında onu sevdiğini belli eden bir ifade olduğunu hayal etti. Sonra kalkıp hayalindeki Cash’e uzandı, her türlü kusurdan arınmış yüzüne dokunurken tekrardan hiç sahip olmadığı evinde gibi hissetti kendini. Ancak anında kendisine çarpıp elindekileri bir çırpıda alıveren acımasız gerçekliği hissetti, öyle bir şey olmayacaktı, kendisi hala daha yerde oturuyordu ve tepesindeki Cash’in suratında ise merak dışında derin anlamlar yüklenebilecek bir ifade yoktu. Üzüntüyle büktüğü dudaklarını birkaç kelimeyi azat etmek için aralarken zihnini dolduran anaç ve sıcak Cash’den arındırmaya çalıştı. ‘‘Anlaşılan beni zannettiğin kadar iyi tanımıyorsun.’’


____________________________________________________________________________________________________
Did you forget to take your meds?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
borderline.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Rol Oyunları-
Buraya geçin: