AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
ACCIO WIDGET!        
Yönetim
Puanlar
Enler
Pano

Paylaş | 
 

 Takip

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Freyja Jørgen
Ravenclaw
Ravenclaw
avatar

RÜTBE : VII.SINIF
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : 17
Uyruk : İsveç
Gerçek İsim : nelif
Yaş : 28
Lakap : Alien Doll

MesajKonu: Takip   Paz Eyl. 04, 2011 4:42 pm

"Burada uyuyamıyorum!"
Diye bağırmıştı bir anda radyodaki güzel kadın sesi. Açık camdan içeriye sinsice giren arı vızıltısına karışan, aşk kokulu nergisler de şarkıya uyum sağlıyordu. Sevgi dolu rüzgar içeriye fırıldak döndüren çocuk neşesiyle giriyor, burnunu okşuyordu. Arka planın mükemmeliyetine karşın keyif vermeyen bir şeyler vardı. Sabah kalkar kalkmaz vişne çürüğü bir renge boyadığı dudaklarını araladı;
"Ama ben uyuyamıyorum..."
Bazı zamanlar olurdu ki, yeryüzündeki tüm savaşlar sanki beyninin içinde geçer, seni çıldırtmaya ant içerlerdi. Ne yapsan kurtulamaz, neyle meşgul olsan ondan uzaklaşamazdın. Bayık bir melankolik değilsen, bundan keyif almayı da beceremez, bütün gün bulduğun herhangi bir yerde yatar, seslerin, düşüncelerin; kısacası bu çilenin geçmesini beklerdin. Freyja için de bu gün o şekilde başlamıştı. Gördüğü iğrenç bir rüyanın ardındandı herhalde, gözleri ardına kadar açılmış, odasındaki koltukta ayaklarını soğuk duvara yapıştırmış kurtarılmayı bekliyordu. Kurtatılmıştı da.
"Sana söylüyorum, dondurma yeryüzündeki en büyük buluştur. Bekle burada hemen geliyorum."
"Saçmalama Freyja, dondurma buluş bile sayılmaz, bildiğim kadarıyla dışarıda unutulup donan bir meyva suyundan sonra üreti-"
"Hayır, o buzlu dondurma için geçerli. Neyse, beni bekle daha gezecek çok yerimiz var."
İki aylak öğrenci için, sıkıntıyı dağıtmak adına çarşı gezmek pekte sıradışı bir aktivite olmasa gerek. İşte kendisini o koltuktan kaldırıp buraya sürükleyen kişi de, sebepler buluşmasında aynı görünüyordu. Sıska, bücür diye tanımlanabilecek sınıf arkadaşının odasına girişi, kendisini çeke çeke buraya getirişi de kurtuluşunun başlangıcını oluşturuyordu. Ya da belki de teslimiyetinin ve bıkkınlığının.
Dondurma dükkanına girerken ardından bıraktığı oğlan çocuğunu unutmuştu bile. Her zamanki siparişinin hazırlanışını beklerken sandalyelerden birine oturdu. Karşısına denk düşen aynada suratını inceliyordu. Sallandığını bile aynadan farkettiği bacaklarına, geçen sene bedenine kazıttığı bir kaç dövmeye, ardından pin-up kızının kolunu oynattıkça kalçalarını kıvırıyormuş gibi duran görünüşüne baktı. Güldü. Aurelio ile bunun ayrıntıları hesaplarken ne kadar da eğlenmişti. Kalçasının tam denk geleceği yeri, kolların duruşu ve dövmesindeki kızın fahişeden çok Marilyn Manroe'ya benzemesi için kalem kağıdı dövmecinin elinden çekip alışını hatırlıyordu.
Siparişi kendisine uzatıldığında kafasını ayılmak istediği zamanlardaki gibi iki yana savurup külahı kaptı. Ardından uyuşuk bakışlarına ihanet edercesine çevik kediler gibi sıçradı koltuğundan ve parayı adamın eline sıkıştırıp dışarı çıktı.
Ruh hali kimi günler saniyeler içinde değiştiği vakit insanlar kendisine dengesiz olduğunu ima eden bakışlar atardı. Ancak, her zaman omzu düşük, kamburu çıkmışcasına yürüyen problemlileri bile kendisinden daha çabuk kabul edip, aralarına alışlarına anlam veremezdi kimse nedense. Yüzüne kalabalığı yarıpta sahneye ulaşan bir seyircinin hissettiği gönül rahatlığıyla yüzüne oturan gülümseme dükkandan çıktığında da hala yerindeydi. Bakışları sınıf arkadaşını ararken, belki de tüm gününü değiştirecek bir çift bakışın kendisine odaklandığını görmüştü. Çok kısa, belki bir kaç saniye süren bu bakış kendisini hızla terk etmiş, sadece Freyja'nın dünyasını allak bullak eden bir tuhaf hisler silsileri bırakmıştı kızda. Bu hisler korkuyla karışık biraz da geçmiş anılar barındırıyordu. Diagon yolunda gezerken kendisiyle göz göze gelen bir çok insan olmuştu. Fakat bu adam, ait olmadığı bir yerde duruyor, hiç işi olmayacağı birine bakıyordu. Gece İnsanları diye tabir ettiği insan topluluğuna ait olduğunu bas bas bağıran gözleri vardı, insanı ruhsuzluğu ile delik deliş ediyordu; mermilere ihtiyacı olmadan. Dudaklarındaki ifadesiz duruş gülümsese bile güven aşılayamaz aksine çarpık bir hal alarak insana çığlık attıracak hale bürünebilirdi sanki. Bazı zamanlarda, gece yarısı arkadaşıyla karanlık yollardan geçip, girdiği yasak yerlerde kendisine ufak çaplı uyuşturucuları temin eden adamların ifadesini hatırlıyordu. Korkmaktan ziyade merak uyandırmıştı bu sırlı bakışın ardındaki gerçek. Öyle alelâde, yanlışlıkla yakalanılıp ardından ortadan kaybolan birinin izlenimini bırakmıyordu; her ne kadar olay öyle de görünse. Adam gideli belki beş dakikayı geçmişti ama kendisi olduğu yerde dikilmiş belki de raslantıdan ibaret olmayan ufacık bir bakışın, ufacık bir ilgi yoğunluğunun üzerine seneryolar yazıyordu. Hadi ama! Freyja o kadar da korkak değildi.
Dudaklarına çakılı kalan sabit gülümsemesini, parmaklarına kadar damla damla akmaya başlayan dondurma silivermişti. Adamı çoktan unutmuş, mendille elini silerken neredeyse yarım saat önce unutup gittiği oğlanı arıyordu. Boşuna arıyordu ama, tahmin etmeliydi gene ortalıktan kaybolup gideceğini. Kim bilir hangi dükkanda ticari bir zeka karşısında eriyip gitmişti. Mecburen yalnız başına yürümeye başladı. Minik, kimi zaman yaylanarak atılan seri adımlar kendisini biraz önce kısacık bakışmanın sonrasında ortadan kaybolan adamın ara sokağının başına götürmüştü. Güneş ağırdan batarken sokağın yarısı kızıl bir ışık süzmesiyle aydınlanıyordu ve bomboştu. Kendi kendine gülerek söyleniyordu. Şu aptal Amerikan filmlerinde olduğu gibi merak kediyi öldürür müydü gerçek hayatta da? Yoksa sadece ekilmenin ardından kendisine sıkılmamak için macera mı arıyordu? Alay edercesine, belki de sadece üzerine yığılıp kalan bu duyusuzluk halinden kurtulmak adına kendi kendini teselli edercesine konuşuyordu. Onu bir saniyeden fazla görmemişti ama dedikodusunu yapıp olayı abartmamak ve gülmemek için de hiçbir manisi yoktu.
"Ne çirkin bir adamdı, onunla ortak bir hayat bile yaşamak zorunda kalan insanlardan koru bizi Tanrım, amin."
Daha sonra ise elindeki dondurmanın tadını çıkarırcasına yaklaşıp yüz metrelik yolu ufak ufak yürümeye başladı. Yalnız başına kaldığına göre yapılacak en iyi plan, akşama kadar etrafta gezip en erken açılan bara gizlice sızıp bir kaç ufak içkiden sonra eve dönmekti. Gündüzleri kafe olarak hizmet veren dükkanın önüne geldiğinde bar için hazırlıklar yeni yeni başlıyordu ancak kendi dondurması bitmediği için içeriye henüz girmeyi düşünmüyordu. Freyja, şu an üzerinde hala o adamın bakışlarının olduğunu bilse kim bilir ne gibi bir tepki verirdi? Girmek üzere olduğu; barın arkasına açılan arka sokakta vakit öldürmenin pekte makul bir karar olmadığına karar verir miydi acaba?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dorian Grace
Büyücü
Büyücü
avatar

RÜTBE : YARATIK AVCISI
Özel Yeteneği : Görücü
Karakter Yaşı : 43
Gerçek İsim : Elif

MesajKonu: Geri: Takip   Ptsi Eyl. 05, 2011 12:16 am



    Boynunu geriye doğru kanırtıp arkasından gelen ayak seslerine dikkat kesildi. Tedirgindi gelen. Bir adımdan sonra bir saniye geçiyordu. Ve tabanda yankılanan sesin tonlamalarının farklı olmasından da anlaşıldığı üzere dengede yürümeye çalışıyordu. Neyse ki hala, her şeyin ayırtına varabilecek kadar aklı vardı. Zaten aklını kaybetmesi için bir şeyin üzerinde çok durmalıydı. Misal çok sevmeli, ölesiye nefret etmeli yahut iliklerine dek korkmalıydı. Yani insanî bir takım duygulara sahip olmalıydı. İnsan olmadığından değildi duygusuz oluşu. Vakti zamanında aşkında içinde boğulmuştu nefretin de. Ancak tatmadığı bir şey vardı hala, zafer duygusu. Ve inancı da asla tatmayacağı yönündeydi. Koridorun tavanı boyunca sıralanmış ampullerin ışığının düşmediği bir duvar çıkıntısına sığınıp başını duvardan dışarı doğru çıkardı ve gelene göz attı. Gömleğinin üst kısmı tamamiyle parçalanmış ve yer yer kırmızı lekelerle süslenmişti. Süslenmiş gibi duruyordu çünkü o kadar tatsız ve renksiz bir karakterdi ki gelen, kan lekesi bile üzerinde alelade duruyordu. Boynundan sağ kürek kemiğine kadar uzanan iki uzun kesikten akan kanın gömleğini ıslattığı anlaşılıyordu. Ve sol bacağı da aksıyordu, bir ayağı üzerinden destek alıp diğer ayağını sürükleyişinden tahmin etmişti. Dorian bir an karar veremedi ne yapacağına. Onu gözünü kırpmadan yarı yolda bırakan ve ölüme, Dorian’a yaklaştığı gibi git gide yaklaşan genç sayılabilecek adama hak ettiği şekilde cevap verecekti. Bir anda duvarın gölgesinden kurtuldu ve adamın tam önünde dikildi. Ardından da sol elinde tuttuğu asadan destek alıp ölüm getiren o kelimeyi ağzından zehir atarmış gibi haykırdı. Asadan çıkan neon ışığına benzeyen ışık demetleri adamın sol göğsüne isabet etti ve havada asılı kalan kuru bir çığlıktan sonra yere devrildi. Tam bir şey söyleyecekti ki tez gelen ölümü cümlesini ağzına tıktı ve gözlerini bir daha geri açmamak üzere kapattı. Yaptığından katiyen pişmanlık duymuyordu Dorian. Aksine gururuna yedirememişti sırtından bıçaklanmayı. Oysa sayısız senaryo üreten zihninden defalarca dostane düşman senaryoları çıkmışken. Yerde yatan adam Dorian’a ihanet  etmişti. Hem de sayısız işkenceye maruz bırakılan, ağzından köpük köpük salya akan o insan görünümlü yaratığa. Nefret etmekten de sevmek kadar uzaktı Dorian. Ancak yaratılışından gelen bir mizacı vardı ve zaman bile etki edemiyordu. Daha doğumunda ihanetle burun buruna gelmiş ve hayat mücadelesini de yaşamaktan sonra ihaneti başından def etmekle vermeye çalışmıştı. Bir yaşam gayesi sorulsaydı şayet Dorian’a, cevabı kuşkusuz bu olurdu. Adamın cesedi başında beklerken koridorun en uzak kısmında bir ses işitti. Hoş işitmemesi imkansızdı. Köpek hırıldamasını andıran ancak daha şiddetli çıkan sesin yanı sıra zemine değen pençelerin kulak parçalayan sesini de işitiyordu. Bu defa asası yerine silahına davranacaktı. Çünkü bir yaratığı güçsüz bir büyü alt edemezdi. Hırıltı yaklaşık on adım ötesine kadar yaklaşmışken Dorian hızla arkasını döndü ve isabet edeceğini bildiğinden tetiği çekti. Dönüşüm geçirmeye çalışmış bir kurt adam ya da daha doğrusu kurt kadındı hırıltının sahibi. Artık kanlar içinde ve çırılçıplak yere serilmiş, dünya üzerinde eşine az rastlanan güzelliğe sahip, ayrıca gördüğü en masum yüz acıyla buruşmuş, kaskatı kesilmiş bir yaratıktı. Kurşun aynen arkasında yatan adamınki gibi sol göğsüne denk gelmişti. Ancak bir insana kıyasla daha dirayetli olan ve dört ayak üzerinde hareket eden yaratığın ölümü gecikecekti anlaşılan. Hala şarjörün dolu olduğunu bildiğinden tetiği tekrar çekti kızın masallarda anlatılan güzelliğine dalıp gitmişken. İçindeki ses bunu yapmasına şiddetle karşı çıksa da nadiren de olsa sesi kulak ardı etti ve kızın kaşları ile saçının başladığı yer arasında bir hedef aldı ve derin bir nefes alışın eşliğinde kurşunu serbest bıraktı. Kurşun alnına isabet ettiğinde kız son nefesini verdi vermesine. Ancak gözleri hala yaşıyormuş gibi apaçıktı. Göz bebekleri irileşip kopkoyu bir göz rengine dönüşmeden eğildi ve kızın gözlerini kapadı. Teni hala sıcaktı. Ölümün soğuk nefesi üzerinden hiç geçmemiş gibi…


Acı bir iç çekişle, istemsiz olarak yataktan vücudunun üst kısmı kalktı. Alnından elmacık kemiklerine doğru süzülen sayısız damlacık ve hızla inip kalkan göğüsleri yanında yatan çıplak kadını huzursuz uykusundan çok geçmeden uyandırdı. Kadın isteksiz de olsa zümrüt yeşili gözlerini araladı ve kolundan destek alarak bel üstünü hareket ettirdi. “Bir sorun mu var tatlım?”. Dorian’ın hiç hoşlanmadığı o hitabı kulak ardı edecek kadar panik içindeydi çirkin adam. Sakinleşmek adına yüzündeki terleri yıpranmış yorgana silerken derin soluklar aldı. Ardından kadına dönüpişaret parmağını kadının omzu boyunca ilerletti ve çekti. “ Kabus. Görmeye alıştığım ve göreceğimi bilerek yattığım cinsten. Yani sorun yok, sen uyumana bak. Yorucu bir geceydi.” Orta yaşlı kadın anlamadığını belli eden bir tavır takınarak omuzlarını silkti ve Dorian’a doğru uzanıp dudaklarına sulu ve yoğun bir öpücük bıraktı. Ardından da sırtını dönüp bölünen uykusuna devam etti. Dorian’ın uyuyamayacağı gün gibi ortadaydı. Kadının yorgandan sıyrılan bedenine sokuldu biraz. Saatlere sığdırmak zorunda da olsa kendi kadınıydı. Sırtını ona dönüp sahte arzularını doyurmaya çalışsa da. Zaten Dorian’ın aradığı duygusal bir köprü değildi. Ya da kadından kendisini anlamasını beklemiyordu. Beklemezdi. Diğerlerinden de. Sadece zamanını geçirmeye yarayan ve yaratılışlarına her gün şükran ettiği, birçok erkeğin komplike bulduğu ancak doğru hamlelerle basite indirgenebilen yaratıklardı. Dorian’ı dünya üzerinde kendisiyle yüzleşmekten alıkoyanlardı bir de. Uykusuz geçen gecelerini acısız atlatmasına yardım edenlerdi veyahut. Kısaca hiçbir zaman sahiplenemeyeceği dünyanın en acı gerçekleriydi. Kadının vücuduna iyice sokuldu ve kolunu kadının belinden aşağı  attı. Ardından da saçlarının kokusunu kolaylıkla duyumsayabileceği kadar başını kadının başına yaklaştırdı. Üzerine sinen onca şey olsa da akıl almaz şekilde her kadında hissettiği o kokuyu içine çekti derin derin. Üzerine sisin kirli havası çökmüş gül kokusuna benziyordu. Ne güzeldi ne çirkin.

Güneşin ilk ışıkları pencereden girinceye dek iki saat geçmişti ve Dorian hala uyumamıştı. Geceyi atlattığına göre hareket vakti gelmişti. Usulca kalktı kadının yanından ve yataktan kalkar kalkmaz üstünü giyindi. Cebinden çıkardığı, içi galleon dolu ufak bir keseyi yatağın yanındaki eski püskü komodinin üzerine koydu. Ardından da biraz ilerideki koltuğun önünde bulunan sehpa üzerindeki, taç yaprakları solup hafif sararmış çiçeği kesenin yanına fırlattı. Her şeyin tastamam yerinde olduğuna kanaat getirinceye kadar ceplerini kontrol etti. Ardından da odadan çıktı ve konaklama ücretini ödeyip ayrıldı handan. Haftada bir verilen izin günü bugündü ki bu durumdan oldukça hoşnuttu. Ay, tam haline bu gece ulaşacaktı. Yani kurt adamların normal şartlar altında dönüşüm geçirdiği gündü. Ancak Nurmengard sınırları içerisinde dönüşümleri ölümle son bulurdu genelde. Dorian, bugüne denk geldiği zamanlarda bir hayli yorulurdu. Neyse ki o başarısız seramoniye katılmayacaktı. Günün ilk sigarasını dudakları arasına yerleştirip birkaç saniye sonra da ateşledi. İlk nefesi çok sevdiği kadar son nefesten nefret ederdi. Dudaklarında tükenen her sigara ona ölümü anımsatırdı ve henüz ölmek gibi bir düşüncesi yoktu. Oturacak ve bir şeyler içebilecek, kalabalık ve alelade olmayan bir yer buldu. Yaklaşık üç saatini burada geçirdi. Genelinde insanları inceledi. İçeri girenlerin ruhsuz ve solgunken dışarıda fink atanlar capcanlı ve yaşam doluydu. Birileri ışığı özümserken diğerleri reddediyordu işte. Ve Dorian da reddedenlerdendi. Elindeki gazeteyi bırakıp camın öte tarafında kalanlara dalıp gitmişken tam önünden bir kız geçti. Öğrenci olduğu anlaşılıyordu. Profilini görse de yalnızca, dikkatini çeken bir şey vardı kızda. Derhal mekandan çıktı ve kızın peşinden ilerlemeye başladı. Bu sefer de yalnızca arkadan görüyordu. Ancak güneş ışığının da katkısıyla alaz rengi, dalga dalga beline kadar uzanan gür saçları vardı ve teni neredeyse kemik rengindeydi. Güzel oluşuna imrendiği bir insan daha. Kıza bakarken ellerine kaydı bir ara gözleri. Kapkara, kirli ve çatlak çatlaktı. Daha sonra tekrar gözünü genç kızdan tarafa çevirdi. Arkadaşıyla birlikte Dorian’ın üzerinde bulunduğu yolun tam karşısında durup yiyecek bir şey alıyorlardı. Genç kız arkasını döndüğü vakit Dorian hala kızı incelemekte ve merakını tetikleyenin ne olduğunu düşünmekteydi. Metrelerce uzağında da olsa kızın bir uzvuna değmeyi başarabilmişti. Gözlerine… Kabuslarını daha da katlanılmaz kılan, derinliğinden ürktüğü buz mavisi. Kız baktığını anladıysa da gözlerini çekmedi inatla. Zaten öylesi daha kuşkucu bir durum olurdu. Yüzü de bedeninin her oranı da fazla aşina geliyordu Dorian’a. Ve nereden aşina geldiğini de biliyordu. Yıllar evvel öldürdüğü, hem de insan tarafına yenik düşüp işkenceci arkadaşına aşık olan o kurt kızdı. Benzeri değildi, kesinlikle aynısıydı. Son bakışlarını biliyordu çünkü Dorian. Öfke vardı, bir de burukluk. Ve en önemlisi de inat. Kız hareket etmeye başladığında kendini sarstı ve o da peşi sıra ilerlemeye başladı. Genç kız arkadaşından ayrılıp tek başına ilerleyinceye kadar da kızı takip etti. işin aslını öğrenmeyi kafasına koymuştu ve öğrenecekti de. Kız bir ara sokağa girerken adımlarını hızlandırdı ve kısa süre sonra da yetişti. Korkutmak istemiyordu. En azından en başında yapmayacaktı. Elini genç kızın omzuna koydu, irkilmesine fırsat vermeden de yanında ilerlemeye başladı. “ Ürküttüysem affedersiniz küçük bayan. Saatin ne kadar ilerlediği hakkında hiçbir fikrim yok. Acaba size sorsam?” dedi sesini olabildiğince yumuşak çıkartmaya özen göstererek. Genç kız hızını bir nebze arttırarak cevap vermeden, başı dimdik karşıya dönük şekilde ilerlemeye devam etti. Hala dondurma tuttuğu eli bileğinden yakaladı. Nazikçe tabi. Ve biraz da kendisine bakması için bileği döndürdü. “Anladığım kadarıyla kol saatiniz yok.” Ayrı ayrı bakıldığında çirkin gözüken uzuvları özellikle yüzünde bir araya geldiğinde güzel gözükürdü Dorian. Güzel olmasa da çekici. Ve mimiklerini başarıyla kullanabilirdi. Örneğin kız yüzüne bakarken zararsız olduğunu aksettiren bir maske iliştirmişti yüzüne. Hala cevap gelmemişti kızdan. Üstelik elini sertçe çekmişti Dorian’ın avucundan. İşi başka bir yere taşıma kararı verdi. Bu defa kızın yolunu kesecek şekilde önünde durdu ve kolundan yakaladı, kendine çekti. “ Kadınların biyolojik saati her şeyi hesaplarmış duyduğuma göre. Örneğin bugün dolunay gecesi olduğunu eminim hissediyorsundur. – eliyle kızın porseleni andıran boynundaki kızıl demetleri çekti.- Bu derinin altında. Damarlarında hissediyorsun. Kanında. Sanki akış hızı artıyormuş gibi.” Sözlerini bir süre yarım bıraktı ve kendine oldukça yakın tuttuğu  kızı baştan aşağı incelemeye başladı. Özellikle kaşlarının biraz üstünde ya da gömleğinin düğmeleri arasında bulacağını düşündüğü izleri arıyordu. İlginçti, hiçbir iz yoktu. Kusursuz. Dünyanın bile hatta tanrının bile kusurlarla dolu  olduğunu düşünürken kızın kusursuz olduğuna emindi. Sokak dar ve karanlık da olsa ara sıra gelen vardı ve Dorian daha fazla dikkat çekmek istemiyordu. Kızı az evvel yürüdüğü doğrultuya çevirdi ve kolunu kızın koluna doladı. Ardından kulağına doğru eğilip, “Şu an seni gözümü kırpmadan öldürebilirim ve sen asana uzanacak zamanı bulamazsın. Dikkat çekmeden bir bara oturacağız. Hakkında bilmek istediklerim var.”Dedi. Normalde bu tehditten sonra korkmalıydı ancak genç kız tepkisiz kalmıştı. Bunu düşünmemeye çalıştı Dorian ve ilk bulduğu barın kapısını açtı ve kıza geçiş önceliği verdi. Tabi hala kolunu kızın kolundan ayırmamıştı.


En son Dorian Grace tarafından Cuma Şub. 08, 2013 2:09 am tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Freyja Jørgen
Ravenclaw
Ravenclaw
avatar

RÜTBE : VII.SINIF
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : 17
Uyruk : İsveç
Gerçek İsim : nelif
Yaş : 28
Lakap : Alien Doll

MesajKonu: Geri: Takip   Ptsi Eyl. 05, 2011 11:33 am

Güneş yavaş yavaş elveda derken, onun son anlarını görmek üzere içinde derin bir özlem belirmişti. Barın arkasındaki parmaklıklardan sonra büyük bir açık alan vardı. Ağaçlar, yemyeşil çimler ve elbetteki manzara kusursuz olurdu bunlar birleşince. Ulaşmak istediğiniz bir arzunuz varsa, etraftaki her şey anlamını yitirirdi kısa süreliğine ve ancak gerçekliğe döndüğünüzde imgelerin önemini kavramaya başlardınız. Omzuna bir el değmiş, dahası kendisiyle konuşmuştu işte bu esnada. Bu sizce Freyja'nın durup bu gereksiz soruya cevap vermesine yetecek kadar güçlü bir önem mi arz ediyordu? Caddenin başındaki devasa sokak saatini bile işaret etmeye değer bulmamıştı. Hadi onu da es geçersek, gir bir dükkana saati sor değil mi? Freyja'nın yapacak işleri vardı...
Sağ bileğine dolanan parmaklar tüm ilgisini aldı, daha sonra zorla çevrildiği adamın yüzünü görünce biraz afalladı, çok kısa. Anlaşılan saatle kafayı tırlatmış bu şahsın yapılacak listesinde daha iyi bir meşgale yoktu, kibar olmaya çalışmak dışında. Kafasını boşaltmış bir şekilde, alt tarafı ucuz bir manzara izlemek istemişti sadece. Fakat yol boyunca edindiği anılar kafasına üşüşünce yap-bozun parçaları tamamen oturuyordu. Bu çarpık ifade, bu insanı felç edecek kadar ruhsuz bakışlar fakat her şeyiyle tamamen zıt olan bu yüz ifadesi. Bileğinde saat olmadığını bile o söyleyince farketmiş, şaşkınca dondurmayı devirmemek üzere çaba harcıyordu. Bir an adamın suratını sertçe tırmalamak istemişti. Bu o kadar güçlü bir histi ki, bileğini kavramasa, o ürpertici sesi çıkarıp kendisini meraktan çatlatmasa, Freyja'yı hiçbir şey durduramazdı. Fakat sadece adama dönüp baktı. Ne bulmak istiyordu? Flört olmadığını neredeyse kırk dakika öncesinden hissettirmişti. Saati sormadığını anlamak için yüzüne zorla oturtulan 'güven verici' ifadeye bakmak yeterdi, kim gidipte saati öğrenmek adına kılıktan kılığa sokardı ki kendisini?
Her ne olursa olsun, bu adamın derdini ölesiye merak ediyordu. Normal sınırlar çerçevesinde değerlendirilen bir insan muhakkak çığlık atarak adamdan kaçmak isterdi, fakat kendisi sadece bileğini sertçe çekerek sorgulayan bakışlarının iğneleyici etkisini iyice adama aşıladığına emin olduktan sonra sırtını döndü ve yürümeye devam etti. Peşinden gelecekti, eğer işin içinde bir bit yeniği varsa muhakkak gelecekti. Gelmesini de istiyordu. Belki dengesizce, ya da sonunda tatlı canına ne geleceğini sorgulamaksızın sadece bu illetin içine girmek istiyordu.
Müthiş bir çeviklikle önüne tekrar serilen tüyler ürpertici siluet koluna yapışmış, sabrı tükenmişcesine kendisini çekiştiriyordu. Hayır, bu zarar vermek değildi, adamın bir şeyleri öğrenmek için kudurduğuna o kadar emindi ki artık. Onu çileden çıkarmak istermiş gibi susuyordu sanki. Dudakları sadece hırıltıyla aralanıp, kurtulmaya çalışırken vahşi bir kedi gibi de dişlerini gösteriyordu. Kendisine sorgulama fırsatı vermeden yüzünü gözünü inceleyip, saçlarına dokunma cüreti gösteren adamın tutturduğu bu yakın mesafeden kurtulmak adına bir adım gerilemek adına hamlede bulundu, ama nafile. O kadar güçlüydü ki istese demiri bile bükerdi sanki bu kaba parmaklar. Açık mavi bakışları sağlıklı düşünebilmek, iyiyi kötüden ayırabilmek adına adamın ilgisini çeken ellerine odaklandı ve öylece kaldı. Söylediklerini dinliyordu ve anlamsızlık girdabından kurtulmak adına daha evvel yediği haltların kimisini bir araya getirip yeni bir şekil çıkarmaya uğraşıyordu. Dolunay mı? Kan akışı ya da saçların altından aradığı bir iz, ya da yara mı? Yoksa birisi Hogwarts öğretilerinin dışına çıktığını falan mı öğrenmişti? Ama nasıl?
Freyja bunları düşünedursun, adam uzun yıllardır ahbaplıkları varmışcasına koluna girmiş, kendisini bara doğru sürüklerken kulağına fısıldıyordu. İlginçti ama ne kadar korkutucu görünse de adamın verdiği ürperti hissi baskın olan merağını geçemiyordu. Bu nedenle de savurduğu ölüm tehdidi kendisini fazla da korkutmamıştı. Ölümden kormadığından kesinlikle değil; adam çekip gitse bile Freyja peşinden koşup bu tuhaf araştırmanın amacını öğrenmeyi arzu ederdi: merağın nasıl bir his olduğunu bilirsiniz.
Onlar bu Holmes vakası üzerinde çalışırken, bar da ilk müşterilerini kabul edecek kıvama gelmişti. Kapıya ilerlediğinde yaşına, bedenine, amacına ve hatta yüz ifadesine bile zıt düşen bu adamla içeriye sorunsuzca girmiş, onun isteği üzerine yarı uysal yarı sabırsız bir ifadeyle kuytu bir köşedeki koltuklardan tekine oturmuştu. Artık adamın rahatsız edici fakat aynı zamanda merak uyandırıcı varlığından uzaklaştığına sevinmiş parmaklarını çoktan batırmış dondurmayı koltuğunun yanındaki çöpe atmıştı. Bu bir kaç saniyelik zaman aralığı ortamdaki karmaşayı dağıtmış olacak ki, Freyja olağan hallerinden çekinmeksizin rahatça koltuğunda oturuyor, hatta Audrey Hepburn'ün sevimli bir gülücüğünü barındıran çantasından ellerini silmek üzere peçete arıyordu.
"Nedir bilmek istediklerin ve gerçekten merak ettim bu kadar atraksiyona gerek var mıydı? Gelip sorsan sana seve seve cevap verirdim."
Bir peteçe bulmuş, adamın yüzüne doğru onu sinirlendirmek için sirkeliyordu katlarını açmak üzere tek eliyle uğraşarak.
"Sen biraz yabanisin galiba?"
Derin bir nefes alarak başını iki yana salladı, annesinin tasvip etmediği zamanlar tutturtuğu davranışlarını takınıp adamın kabalıklarını hatırlatmak adına. Gözlerini de öyle bir sorgu, kızgınlık ve merakla dikmişti ki onun koyu renk gözlerine kendisi bile aşırı bulmuştu. Daha sonra elini temizlemek üzere bakışlarını peçeteye indirdi. Merak olaylarıın varlığını da aşmış, sağlıklı düşünebildiğinde bu tuhaf adamın da kim olduğunu sorgulamaya başlamıştı. Sessizlik kısa sürede yeteneklerini kaybettiği zihnine doping yapıyor gibiydi. Düz ve dağınık kahkülünün örttüğü açık renk gözlerini dikti adama ve çekinmeksizin inceledi durdu. Ona çirkin dediğine az buçuk pişman olmuştu, suratı o kadar da katlanılmaz durmuyordu eğer boş anlarını yakalarsanız bakmak için. Sadece garipti, anlamsız, içi boş ya da sadece öyle görünüyordu. Hogwartsdaki hayaletlerin bile bir ifadesi olurken şu gencecik, hayatının belki de en verimli çağında karşısındakilere sunduğu dehşette neyin nesiydi? İşte merak, cidden başına büyük işler açıyordu. Bari ciddi olmasaydı da, işin sonunda cesedi saçma sapan bir yerde bulunmasaydı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dorian Grace
Büyücü
Büyücü
avatar

RÜTBE : YARATIK AVCISI
Özel Yeteneği : Görücü
Karakter Yaşı : 43
Gerçek İsim : Elif

MesajKonu: Geri: Takip   Salı Eyl. 06, 2011 9:45 pm

    İcra ettiği işi gereği can yakmaktan çekinmez üstelik bizzat bu iş için para alırdı. Can yakmaktan zevk almıyordu ‘artık’. Sebebi açıktı, kendini üstün görme fikrinden sıyrılmıştı artık. En nihayetinde ölümsüz de değildi, insanüstü bir yaratık da. eşit yaratılışa sahipti diğerleri ile birlikte. Onu farklı kılan yaşanmışlıklarıydı. Tıpkı diğerleri gibi. Ve ne yaşadıysa çoktan geride kalmıştı. Geçmişe bakacağım derken şimdiye de geleceğe de arkasını dönenlerden değildi. Hoş geleceği düşünmeyi de bırakmıştı. Zamanla ilgili yaptığı tek şeye günü atlatmaktı. Ancak ilk defa isteyerek geriye götürmüştü aklı Dorian’ı. Koluna girdiği kızın kimliğiyle ilgili onlarca sahne zihninin içinde kargaşa yaratmıştı. Mesela elleri arkada büyüyle birbirine kenetlenmiş ve ağzında metal bir maske ile Nurmengard’a gelişini anımsamıştı ilk görüşünde. Üstü başı paramparça olmuş, kızıl saçları yüksek ihtimal boğuşma sırasında toprağa, toza bulanmış ve birbirine girmişti. Gözleri ateş saçıyordu, metal maskenin gölgesi altından bile dikkatini çekmişti. Yine de omuzlarını düşürüp yılgın ve boş vermiş gibi bir izlenim sezmemişti Dorian. Şu an bara doğru sürüklediği kıza yan gözle bakıp aynı bakışları bulmayı umdu. Korku duymuyordu ancak o kıvılcımı da bulamamıştı kızda. Hatta neredeyse Dorian kadar ruhsuzdu yüzü. Tüm güzelliğine inat. Yine de Dorian hala bir yaratık olduğu ihtimalini aklından çıkarmıyordu. Hoş, tahmin ettiği gibi kurt adamsa ne yapacağını da düşünmemişti. Geri Nurmengard’a mı tıkardı, ya da öldüğüne emin olana kadar ateş mi ederdi? Ya da hiçbirini yapmayıp kızı serbest mi bırakırdı? Onu serbest bırakırsa kendisini kendi içine hapsederdi bu defa. En az Dorian kadar normal(!) olmasını ummaya başladı çok geçmeden.

    Kapısında üst üste yığılmış sokak masaları içeri taşınırken, Dorian ve kız, hızla bara girmişti. Başta nahoş bir koku burnunu yokladıysa da bunu kısa sürede yok saymayı başarabildi. Dünyanın en dayanılmaz kokularıyla başa çıkmıştı vakti zamanında. Rutubetle buharlaşıp havaya karışan alkole yılacak değildi. Koyu ahşap barın içinde yaşı otuzu geçkin ve hiç de tekin görünmeyen bir adam dikkatle Dorian’a baktı. Muhtemelen bu kadar ölü ve çirkin bir adamın yanında genç bir kızın, böyle karanlık ve izbe bir yerde ne aradığını düşünüyordu. Ya da Dorian’ı bir yerden tanıyordu. Dorian’ın fotografik hafızası ikinci seçeneği eledi direk. Nitekim öyle bir suretle daha evvel karşılaşmamıştı. Elinde kalan tek seçenek de hoşuna gitmediğinden adama, artık yüzüne yapışmış o rahatsız edici ve tehditkar bakışları göndermişti. Ardından da kızın kolundan kolunu çekip, barmenin bakışlarını arkalarına alan karanlık bir köşeye doğru ilerlemiş, kız sandalyeye oturmadan evvel sandalyesini çeviklikle kendine doğru çekmişti. Yaratık da olsa bir kadındı ve Dorian’ın karşı cinse karşı müthiş bir saygısı vardı. Daha ziyade hayranlık. Zaten kadınlar üzerine aldığı işleri de zorlanarak yapardı. Nurmengard’da da aynısı geçerliydi. Bir iki istisna dışında. Sözümona yedi sene evvel öldürdüğünü düşündüğü kızın beynini düşünmeden patlatmıştı. Ya da patlatamamıştı. Daha fazla kendi kendine düşünmek istemiyordu. Cevap karşısındaydı ve Dorian’a biraz merak ve az da olsa çekingenlikle bakıyordu. Nedense bir süre ne diyeceğini bilemedi Dorian.

    “Sorduğum vakit kaçmayacağını nereden bilebilirdim? Ya da bana saldırmayacağını.” Kızın üslubundan pek hoşlanmamıştı. Bu da aralarındaki jenerasyon farkını ortaya koyuyordu, yahut kız iyi bir rol oyuncusuydu. Kadınlarda aradığı ilk özellik nezaket kurallarına olan bağlılığı olurdu. Hoş, bu özelliği pek nadir bulurdu vakit geçirdiği kadınlarda. Kız, elinde salladığı peçete ile Dorian’ın dikkatini büyük ölçüde dağıtmıştı. Boğazını temizleyip rahatsız olduğunu ifade eden bir bakış yerleştirdi yüzüne. Ardından gelen cümle ile az önceki yüz şekli silinip gitmişti. Hatta gülümsemeyi andıran bir şekil belirmişti dudaklarında. Dışa vurmaktan çekindiğinden kahkahasını içine atmıştı. “ Genelde değilimdir. Özellikle kadınlara karşı. “ bir süre kızın yüzüne baktı. Tekrar devam etti sonra. “ Yine de yalana tahammülüm yoktur. Bu kadınları da es geçen takıntım.” Şu an içinde bulunduğu durumu yadırgamıştı. Daha önce kimseyle oturup bir şeyler konuşmamıştı. Buluşma gibi. Ya da rol yapmadan karşısındaki. Üstelik söylediği son sözle tezat oluşturan kuşkuya rağmen. Daha fazla ‘sıradan’ konuşma faslını sürdürmek istemiyordu.Ellerini masa üzerinde birbirine kenetleyip genç kıza yaklaştı biraz. “ Bak, seni yedi sene önce, Nurmengard’da bizzat kendi ellerimle öldürdüm. –epey ilginç cümle kurmuştu.- Sanıyorum ki bir vampirden ya da ırkdaşlarından yardım aldın ve kurtulmayı başardın.” Kız hala anlamadığını aksettiren bir merakla Dorian’ı dinliyordu sessizce. “ O değilsen şayet, bu söylediklerimden dolayı seni öldürebilirim. Hoş, tahmin ettiğim kişiysen de öldürebilirim.” Daha önce bu kadar saçma bir konuşmanın içine düştüğünü hatırlamıyordu. Daha da açması gerektiğine kanaat getirdi. “ Pekala. Kimliğimi gizli tutmak gibi bir kaygı gütmüyorum. Nurmengard’da çalışıyorum. Orayı duymuşsundur. Ve neler yapıldığını. Ya da bizzat neler yapıldığına şahit oldun. Eğer bana kim olduğunu söylemezsen seni oraya tekrar tıkabilirim. Ve inan bunu sana yapmak istemem. “ Son cümlesini içinden tekrar etti. Ne diye istemeyecekti? Yaşını bilmese de görünüm itibariyle bir hayli genç olan bu kıza merhamet ya da ilgi beslemiyordu. Kadınlara duyduğu ilgiye yormuştu bu sebepten. Yanından geçen bir garsonu kolundan çekip masanın yanında durdurdu. “Bir ateş viskisi. – kıza dönüp sordu.- sen de sanırım kaymak birası alırsın. Bünyen pek de sağlam görünmüyor. “ Kız karşı çıkacaktı ki garson çoktan arkasını dönüp yanlarından ayrılmıştı. Barın içi bir nebze sıcaktı. Ve boğucu. Gömleğinin yakasını genişletti ve sandalyesini geriye itip masayla arasında biraz mesafe açtı. “ Dorian Grace. Tanıdık geliyor mu sana bu isim?”Hem kendisini tanımasını istiyordu, hem de istemiyordu. Daha doğrusu yaptıklarıyla hatırlanmak istemiyordu. Dorian’ı tanıyanlar genelde klasik koşullanma yoluyla bir adım geri çekilirlerdi. Geçmiş hayatından ona kalan bir tek adıydı zaten. Soyadı bile kendisine ait değildi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Freyja Jørgen
Ravenclaw
Ravenclaw
avatar

RÜTBE : VII.SINIF
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : 17
Uyruk : İsveç
Gerçek İsim : nelif
Yaş : 28
Lakap : Alien Doll

MesajKonu: Geri: Takip   Çarş. Eyl. 07, 2011 6:51 pm

Bir insanı tanımak istiyorsan; önce onun sinirli anlarına şahit ol, belki onunla bir yolculuğa çıkabilirsin, daha sonra sofrada nasıl bir insan olduğuna bak. İnsan terbiyesini, en iyi boş bulunacağı zamanlarda ortaya koyar, ya da nereden geldiğini, ne tür ruha sahip olduğunu böyle belli eder. Kimi yüzler vardır ki, o kadar soylu, o kadar durudur ki; içlerindeki iblisi kimsecikler bilemez, hele bir de ahlağın saygıdeğer maskesini takındıklarında onları bir aziz ilan etmek için insanlar sebep arar. Kimi insanlar vardır ki, yüzleri ve yaptıkları işler şeytanı utandıracak derecededir. Kulakları sadece çığlık, gözleri kan, elleri ise zulümle ödüllendirilmiş; zavallı ömürlerini sadece kendilerinden iğrenerek, belki de kaybolup gitmeyi düşleyerek geçirmişlerdir. Fakat insanlık, hiçbir zaman bize tanınan seçim hakkıyla yargılanmamalıydı. Hiçbir zaman eşit olmayan şartlar altında aldığımız kararlar yüzünden bakışlarımızı kaçırmamalıydık birbirimizden. Ailesinden aldığı belki de en nadide huydu bu. Yargılamak konusunda aceleci değildi, tanımak konusunda, merağına yenik düşüp başına iş açmak konusunda huzursuzca bir isteği vardı sadece. Adamsa biriyle sözleşmiş gibi gerek davranışları olsun, gerek bakışları: bu merağın öyle bir üstüne gidiyordu ki!
Caddenin uzak köşesinden tilki gibi bakarken, o duru güneşi en yakın dostuna dayanırmış gibi sırtına alıp kendisine bakarken verdiği intiba ile bileğini yakalayıp kendini buraya deyim yerindeyse sürükleşiyi, şu an sandalyesini çekip kendisine centilmenlik yapışıyla taban tabana zıttı, neredeyse. Evet, neredeyse zıttı, eğer ufak ayrıntıları görmek konusunda bir yeteneğiniz yoksa, ya da sadece aptalsanız. Adam, neler söyleceğini düşünürken, Freyja da sadece gözlerini adamın yüz hatlarına dikmiş bakıyordu, hem bekliyor, hem hakkında fikir yürütmeye çalışıyor, hem de tanımak için can atıyordu; kendisi bile farkında olmaksızın. Konuşmaya başlamasının ardından, ellerini masanın üzerine yerleştirip zarafetle yontulmuş parmaklarını birbirine kenetledi. Eğer bu gizliliğe ve adamdan edindiği izlenime değerse iyi bir hikaye duyacaktı. Adam sakin sakin, günlük bir mevzudan bahsedermiş gibi konuştukça itiraf etmeliydi ki Freyja'nın da keyfi yerine geliyordu. Kaçmak ve saldırmak. Pek 17'lik bir kızdan beklenmeyecek türden tutumlar olurdu, özellikle adamın çetinliğini gördükten sonra. Ondan kaçmaya çalışmak aptallık, başka bir şeyin alameti de olmazdı, buna emindi.
Mendilin adamı rahatsız edeceğini tahmin etmişti ama bunu yapışındaki tuhaf neden sadece onu en kısa yoldan tanımaya çalışmaktı. Korkak bir yapıda değildi, ölümden kormaması aptalca olurdu ama iş arkası gelmeyen tehditler olunca da susup zorbalıklara katlanmazdı. Sadece bu geceliğine işler farklıydı, bu adamın ses tonu, bakışları bile insanı sindirir, zorla itaat ettirirdi ya. Babası bu adamı tanısa büyük ihtimal ailenin zıpır aile babalarına bir kaç ders vermesi için ricada bulunurdu. Gerçekten eğlenceli bir manzara olurdu.
"Afedersin"
Çok kısık bir sesle onu rahatsız edişini telafi etmek istedi, bir yandan da yüz kaslarının gerilip, dudaklarına oturan gülümsemeyi büyük bir ilgiyle izledi. Bakışları merağın doruğuyla açılmış, onun 'gülümeyişinden' cesaret alarak kendi yüzüne tatlı bir gülücük oturup öylece kalmıştı. Neden bilmiyordu ama artık adamın o kadar da kaba olmadığını düşünmeye başlamıştı. Sarfettiği sözcüklerin hiçbiri bu kadar etkili olmamışken bu ufacık kas gerilmesinden farksız olmayan ifade Freyja'nın kendisini teselli etmesine yetmişti. Fakat kendisini neden bu kadar bastırdığına da anlam veremiyor, içten içe ona kızmak hatta elinde olsa iki yanağından çekip 'güleceksen doğru düzgün gül' demeyi isterdi. Pek fazla yabancılık çekmemişti hayatı boyunca itici miydi diğer insanlar için hiç durup düşünmemişti ama elini yanağına yaslayıp gülümsemesini sadece genişleterek adamın kadınlar ve yalan üzerine kurduğu cümleyi dinliyordu.
"Anladım" diye özet geçmekle yetindi, yalan yoktu! Ne zaman olmuştu ki? Ona yabani olduğunu bile söylemeye cesaret eden birinden yalan duyar mıydı hiç? Burnunu muzurca kırıştırıp sabırla dinledi, aradığı şeyin ne olduğunu artık öğrenmek için. İsmini henüz kendisine bahşetmeden konuya adapte olmak için masaya yaklaşan adamla beraber kendisi de ciddileşti; işte büyük an geliyordu. Birbirine kenetli parmaklarını çözdü, tatlı bir kızıllıkla kıvrılan buklesini badem şeklinde kesilmiş tırnaklarıyla geriye tarayıp kendisine yaklaşan adama kulak verdi. Ortamdaki herhangi bir sesin dikkat çekip, ufacık bir detayı bile kaçırmamak istermiş gibi gözlerini masanın üzerine sabitledi.
İlk cümle resmen bir soğuk duş etkisi yaratmıştı. Gözleri merak, şaşkınlık biraz da eğlenmişlikle ardına kadar açıldı. Freyja'yı mı öldürmüştü? Hadi be! Ciddi olup olmadığını sorgularcasına mavi gözleri şimşek etkisi yaratırcasına adamınkilere kenetlendi. Oh, şaka yapıyormuş gibi durmuyordu, özellikle ölmesi gerektiğini çok normal bir işmiş gibi fısıldarken. Kafası karışmıştı, derin bir nefes alıp itiraz edecekti ki yanlış bir şeye yol açmaması için sanki birisi sırtını sıvazlayıp kendisini sakinleştirmişti.
Sus ve dinle Freyja diye yankılanıyordu kafasının içinde bir kaç defa. Sustu ve ölmesi gerektiğini yarı alay eder, yarı umursamaz tavırlarla kendisine ders anlatır gibi anlatan adama dikti, öfkeyle. Neden bilmiyordu, bir an boğulurcasına kendisini sıkan öfke nöbetine tutulmuştu, bakışları bile bunu anlatacak türdendi; sanki daha ölmeden mezara tıkılmaya başlanmıştı. Aldığı nefesi geri bırakıp konuşmaya istekli adama öncelik tanıdı. Nurmengard'dan bahsediyordu, orada çalıştığından, belki de üstü kapalı bir biçimde günahlarını döküyordu masaya. Şu an koşullarla ilgilenmiyordu, adamın bir cinayet işlemiş olmasını o kadar da büyük bir hadise olarak nitelendirmemişti. Şartlar çoğu zaman bizi kötü seçimlere sürüklerdi, bu açıdan Freyja'nın sicilindeki kara lekelerde onu gölgede bırakmazdı ya.
İncecik parmak ucunu, kırmızı tatlı renk bir rujun kuşattığı dudaklarına değdirip düşünmeye başladı. Gözleri bir süre ona bakmaya cesaret edememişti, çünkü başına ne geleceği konusunda adam kendisini yeterli düzeyde 'aydınlatmamıştı.' Sessizliğinin onu sabırsızlandırdığını farketmişti. Fakat her halükarda giden kendi kellesi olacağından cümlelerini iyi seçmeliydi. Garson masanın yanında durduğunda ise kendisine gelecek içkiyle dalgınlıktan çıkıp bir an şaşkınca bakındı. Kendisini çarçabuk toparlamasını bilirdi, en kötü anda bile gerzekçe bir telaşa kapılmaz soğuk kanlılığını geri kazanmak için kendisine bir kaç saniye tanırdı. Bakışlarını sadece adama dikti, artık kovalamaca oynamaktan bıkmıştı ve böyle av konumunda da onun karşısında oturmayacaktı.
"Bünyemin sağlam olup olmadığını şıp diye anlayabiliyorsan, her ne bulmayı umuyorsan onu da sezemedin mi? Bak, alay etmiyorum kızma sakın. Fakat adımın Freyja Jørgen olduğunu bilmek içini rahatlatır mı ya da beni temize çıkarmaya yeter mi şüpheliyim. Üstelik öleceğimi bile bile... Ne gibi bir canlı olduğumu düşünüyorsun? Ve ne gibi bir pisliği temizlemek üzere gönderildiysen yanlış adrestesin."
Bünyesi hakkında yapılan bu yoruma içerlemişti, sıska bir kız görünce neden tüm erkekler aynı kanıya varıyorlardı. Tipik bir anoreksiğe mi benziyordu? Yoksa fazla mı cici duruyordu bu kahküllerin ardındaki bakışları? İşaret parmağı albenili bir hareketle kahküllerini yana taradı ve bakışlarını berrak kıldı. Arkasına yaslalnmış servis edilen içkilere bakıyordu. Gözleri tekrar adamın ellerine kaydı, kendisini öldürmek için belki avuçları kaşınıyordu. Şimdiden görebiliyordu; kafasını öldüğüne emin olana dek ezecek, güzelim giysilerinin kana bulanması belki de onu sadece doyumsuz bir keyfe sürükleyecekti. Kendisi için, izbe bir yerde kazılan derin, kapkara çukuru bile görebiliyordu sanki. Açık renk gözleri bir cam misali kapkara gökyüzüne mıhlanıp kalacaktı. Adam kendisini toprağın içine attığında güzel yüz hatları, herkesten sakındığı zarif bedeni, neşeyle törpüleyip sevdiği renklerde boyadığı tırnakları, güzel müzikler dinlediği kulakları sadece kapkara, tiksinti uyandıran bir hal alarak kara toprakla buluşacak onu sıkıca içine çekecekti. Ailesi kendisini arayıp dururken, o bir ismin bile çok görüldüğü mezarında huzursuzca yatacaktı. Alt dudağını ısırıp soğuktan buhar olmuş bardağın kenarına parmağıyla ufak şekiller karaladı, ardından dudaklarına dayadı sadece. Hışımla aralanan dudakları büyük bir yudum çekti. Kaşları bu senaryosundan sonra sonuna kadar çatılmıştı, o ana kadar nezaket belki de tatlılık barındıran bakışları şu an sadece yanmaktan kapkara olmuş, daha fazlası için bekleyen alevler gibi çılgınca yanıyordu. Adamın pek rahat ve asap bozan tavırlarını bardağına gömülmüş bir vaziyette izliyordu. 'Şimdi senin suratının ortasına bir patlatmak vardı' diye geçiriyordu aklından. Küstah serseri sanki iyi bir haltmış gibi gömleğiyle oynuyordu! O hareketlenince kendisi de huzurlu hareketlerini otomatiğe bağlanmışcasına ruhsuzlaştırıp ayaklarını sandalyesinin demirlerine yaslayıp dizlerini masaya dayadı tuhaf bir oturuşla. Fakat işe yarıyordu işte, sakinleşiyordu. Bardağı susuzluğu dindiğinde masaya bıraktı ama düzgün tırnakları kulbun üzerinde gidip geliyordu yontmak ister gibi.
Dorian Grace, bana geldiğinde, böyle mi gelecektin? Sadece ölüm, illa ki ölüm? Yok muydu bu güzel adın başka bir marifeti; sahibini tüketmekten başka?
Öfkeyle kırışan alnı, sertçe iğnelermiş gibi bardakla oynayan eli, şuursuz bir öfkeyle çarpılan nemli, güzel dudakları sadece duruldu. Sanki kapı açılmış, mide kaldıran barın iğrenç havası bahar havasıyla değiştirilmişti. Aptalclaydı, kusursuz, kuştu götürmeyen bir aptallıktı Freyja'nın kapıldığı bu his. Adamın ne tür bir insan olduğunu çok iyi kavramıştı, soğuk kanlı bir katil. Donuk bakışlarının ardına zorla sıkıştırdığı o kibar ve yer yer lirik tavırlarına rağmen işine oldukça vefakâr yaklaşan biri. Dorian, zavallı Dorian. Şeytanın yalakalık yapmaktan bıkmadığı zavallı Dorian.
Dup duru, sakin bir gülümseme sundu sadece adama. Muhtemelen şaşıracak ve kızın dengesizliği karşısında dehteşe düşecek ve o aradığı varlık olmamasına rağmen yeryüzünden silinip gitmesinin isabetli bir atış olacağına karar verecekti. Ancak umursamıyordu. Adamın yüzüne dikildi gözleri. Hayatında hiç ismi Dorian olan birini görmemişti. Belki de kimse bu nadide ismi edinecek kadar cesur olamamıştı, hem de böyle bir soyadla. Eli çantasında ezbere bildiği bir yere uzandı ve kibarlıkla çıkarıp masanın üzerine bıraktığı kitaba anlam veremeden bakan adama zafer kazanmış gibi sırıtarak baktı. Dorian Gray'in Portresi. Onu tanımasına gerek yoktu ama ne olduğunu kavrayabiliyordu. Dudaklarını büzdü ve geriye yaslanıp parmaklarını şakaklarından birine dayadı ve gözlerini merakla kıstı sanki annesinin merhametiyle adamın tüm hatalarını kucaklayıp bağışlarmış gibi. Sesine tatlı bir buğu çöktü.
"Çok günahkârsın değil mi? Şeytanın bile seninle gurur duyduğunu düşündüğüne eminim. Sadece merak ediyorum amacım yargılamak değil, bu hayat sana keyif veriyor mu?"
O iğrenç katil, o çirkin sıfatını acımasızca yapıştırdığı adamı dikkatle incelediğinde fark ediyordu. Bakışları ne kadar da hassas ve derin, gülüşü ne kadar acı ve tutku dolu. Çenesi ne kadar erkeksi ve düzgün. Kir pas içindeki parmakları ne kadar güzel. Zavallı Dorian, sen nelerini kaybetmiştin bu dünyada?




____________________________________________________________________________________________________
The world is changed because you are made of ivory and gold. The curves of your lips rewrite history.:
 


You will always be fond of me. I represent to you all the sins you never had the courage to commit:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dorian Grace
Büyücü
Büyücü
avatar

RÜTBE : YARATIK AVCISI
Özel Yeteneği : Görücü
Karakter Yaşı : 43
Gerçek İsim : Elif

MesajKonu: Geri: Takip   Perş. Eyl. 08, 2011 8:40 pm

    Boğazını zorlayan bir yumru vardı ve inmemekte direniyordu. Az önceki kahkahasını içine atışı gibi daha nice ruh hallerini yutmaktan, nefes alamaz vaziyete gelmişti. Kendini kısıtlamak ve yaşamını anlamsız kılan olgularla doldurmaktan nefret etse de, hiçbir gayesi yokmuş gibi yaşamak, diğerleri gibi yaşamaktan daha kolaydı. Hayat, amaçlardan ne kadar sıyrılmışsa o kadar çekilebilir kılınıyordu. Deneyimlemeden inanmaktan kaçınırdı çoğu zaman. Bir zamanlar hayatın amacını irdeleme gafletinde bulunmuştu ve o yok olmayacak soru işareti, içindeki bataklığa gömülmüştü. Ağırlığını yok sayamıyordu yine de. Var olmak tanımlara açık bir kavram değildi. Hem kamburuna yüklenmiş dünyanın yüküydü hem de parmak ucuna değen hava kadar belirsiz. Yine de Dorian tek başına geçirdiği gecelerde bir zavallının neden var olduğunu sormadan edemiyordu kendine. İnsanların canını almak kaderiyse şayet ve tanrı varsa, neden buna göz yumuyordu? Baştan yolunu bu şekilde yönlendirmişse günah işlemenin nesi suçtu? Ve yine şeytan varsa, neden tanrının oyununa gelip hırslanıyordu? İnsanların ince hesaplarla kendilerini tükettikleri söylenir. Onları tüketen tanrı yahut inançtır. Körü körüne, sorgusuz inanmak gözlerini karanlığa adapte etmekten başka bir işe yaramamıştır. Fikirleri tamamen bu yöndeydi Dorian’ın. Varlığını inkar etmese de O’na inanmıyordu. Dorian’ı ve nicelerini sevmediğini biliyordu. Bazen kendisinden daha zavallı olduğunu düşünürdü. Kendinden katbekat güçsüzlerle oyuncakla oynarmışçasına oynadığına inanıyordu. Yaratılmadan önce kötülük damarlarına sızmışsa, şimdi de bu pis oyunu sürdürmenin ne çekincesi vardı? Şeytanın yaptığı gibi kafa tutuşu da bundandı tanrıya. İçinde bulunduğu hayattan zerre kadar zevk almıyordu ve dünyanın en güzel tatlarından bazılarına ulaşmışsa bile, tüm zevkler çatlak dudaklarının arasında kuruyup çürüyordu. bu da tanrının Dorian’a bahşettiği lanetti besbelli. Yine de ayakta duracak kadar sağlam basıyordu yere ve sert omuzlarının üzerine kilolarca yük bindirecek kadar güçlüydü. Kalıbının içinde olanlara inat dışı olabildiğine sert ve dayanıklıydı. İçine, özüne gelince… Boş sayılmazdı ancak dolu da denilmezdi. Sadece birçok özelliği çekip alınmıştı Dorian’dan. Çoğu insanlara yaraşır duygulardan ibaretti. En güzelinden en çirkin duyguya kadar. Zaman zaman gerçekten sevmeyi istiyordu. İstemek yerine özlemeyi isterdi. Sözümona özlem, bir zamanlar sahip olunmuş şeylere duyulurdu. Dorian sevgiye açtı. Belki fazla dramatik de olsa, gerçekten sevgisiz büyümüştü. Ne olduğunu öğretmemişti kimse ve tek başına öğrenilecek bir şey de değildi. Ölesiye nefret etmeyi de isterdi. Hoş, bunu bir zamanlar en iyi şekilde yapmıştı. Elleri kana aç, ruhu şiddete bağımlıydı. O al rengi sıvıda kendini kaybetmişti vakti zamanında. Can alandı en nihayetinde. Tanrının yarattığı şeyin hükmünü kendisi veriyordu. Ne kadar da yüce bir görevdi ve ulaşılamaz tanrıyı yanı başına çekiyordu. Hatta neredeyse aynı mertebeye yükseldiğini hissediyordu. Ya da tanrının Dorian kadar aşağılara düştüğünü. Normal bir insanın kavgası hayat üzerine, hayatın içindekiler üzerine olurken Dorian görünmeze ve ulaşılmaza dil uzatmıştı. Göremeyeceği bir şeye karşı koymak, karşında dikilen hasmına karşı yokmakla bir tutulamazdı. Bedelleri ağırdı. Misal bazı değerlerinden vazgeçmişti Dorian. Ona zarar vermeyen kimseyi incitmeyecekti. Tek başına hayatta kalmak zorunda olduğundan, kim yalnızsa ona destek çıkacaktı. Sırtından bıçaklamayacaktı. Edindiği mesleği ile bu değerini anında yitirdi. Canı yanmadı mı bunu yaparken? Elbette yandı, belki de canını aldığı insandan daha çok. Zaten her seferinde kendi canı yanardı, karşısındaki değil. Kısa ve acısız bir ölüm sunmaya gayret ederken, kendinden çalardı. Sonunda veebileceği her şeyi verdiğini düşündüğünden acı da son bulmuştu tıpkı birçok hissin kaybolduğu gibi. Bu belki de alıştığındandı artık. Ve kendini büyük de görmüyordu. Karşısındakinden farklı bir bedene ya da güce sahip değildi. Ve tanrı da değildi, onun can alan meleği de. Sadece ölümlerin üzerine para alan sıradan bir insandı. Vaktini geçirdikçe bu gerçek daha da aklına yatmaya başlamıştı.

    Bardağından aldığı büyük yudumu ağzında bekletmeden tek dikişte boğazından aşağı hızla indirdi, ardında bıraktığı yanmayı yok sayarak. Acıya alışkın olduğunu söylemiştim. Yine de kemikli yüzü bir nebze buruşmuştu. Kadehi tahta masa üzerinde ses çıkartacak şekilde bırakmış ve dudaklarının bir kenarından akan sıvıyı arka masaya uzanıp aldığı bir mendille sildi ve terli eli arasında buruşturup yuvarladı, sonra da henüz içini doldurmadığı küllüğe attı. Karşı sandalyesinde oturan yabancı kıza zaman zaman kaçamak bakışlar atıyordu. Kıza nedense ‘kadın’ gözüyle bakamıyordu. Sebebi zamanın etkilerine maruz kalmamış duru ve masum yüzünde aradı. Özellikle de gözlerinde. Zaten insanı ele veren daima gözleri olmuştur. Dorian bir şekilde insan sarrafı olduğunu düşünüyordu ve yeteneği de gözler üzerineydi. Seneler öncesindeki berrak gözlerle birebir aynı olsa da Dorian’a sezdirdiği enerjileri farklıydı. Tek solukta öldürdüğü kurt kadın dipdiri görüntüsüne rağmen bir asrın üstündeydi. Ancak gözlerindeki kıvılcım gençliğin getirdiği heyecandan farksızdı. Oysa henüz ismini bile öğrenemediği kız, yıllanmış ve boğuk bir ışık veriyordu dışarı. Çok görmüş geçirmiş gibi. Ya da Dorian gibi boşvermiş gibi. Dorian’ın anlamsız ve biraz da komplike sözlerini dudaklarını oynatmadan dinledikten sonra Dorian’ın rahatsız edici ifadesinin ardından sessiz bir özür diledi ve mendili az evvel Dorian’ın teriyle ıslanmış peçetenin yanına attı. Genç kız Dorian’a bakmaktan çekince duymuyordu, rahatsız oluyor muydu emin değildi. Dorian bile aynadaki aksinde, karanlık ve derisi kemiğine yapışmış, yer yer çiziklerle oyulmuş yüzüne bir dakikadan fazla bakamazdı. Karşısında oturan güzelliğin olduğu bir dünyada bu denli bir çirkinin yaşamaya hakkı olmadığını düşünürdü. Zaten bu sebepten güzel bir kadına gerçek anlamda yaklaşmazdı. Ya güzelliğinin gölgesinde kalırdı ya da onu da kendisi gibi soldururdu. Kızın yanında neden bu kadar rahatsız olduğunu anlamıştı geç de olsa. Yanına yakışmıyordu. Komik bir kompleks gibi dursa da takıntıydı. Avucunda biriken terin sebebi de bundandı demek. Masa üzerinde birleştirdiği ellerini derhal masanın ardına gizledi. Görüntüsünden çekindiğinden değil de, kızın temiz eline temas etmesinden korkmasındandı daha çok. Ekmeğini eliyle kazanıyordu ve geçim kaynağından utanacak değildi. Her ne yaptıysa ve yapıyorsa. Aralarındaki sıkıntı veren sessizlik kızın sözlerinin ardından biraz da olsa dağılmıştı. Nihayet, diye geçirdi Dorian içinden. Hakkında bir şey öğrenmek istemiyordu, artık tahmin ettiği kişi de olmadığına emin olmuştu zaten.

    “Freyja. Senin yaşlarında tanıdığım çoğu genç bayan böyle sert içkilerden hoşlanmazdı. Özellikle böyle izbe bir barda. Sanıyorum artık seviyorlar.”Dudağının bir kenarını saniyelik de olsa kıpırdattı. İlk defa yaptığı bir şeyden utanıyordu. Genç bir kızı cebren bu sefil, karanlık köşeye sürüklemişti. “ Ve tanımadığım birine ne inanırım ne de inanmam. Ancak bu defa sözlerini senet varsayıyorum ve sana inanıyorum. Ayrıca, dediğin gibi yabaniliğimden ve seni buraya sürükleyişimden ötürü özür dilerim. Ve dediğim gibi, henüz genç de olsa bir kadını incitmekten müthiş rahatsızlık duyarım.” Aslında gerçekten öyleydi. Yaratık da olsa insan da olsa kadın kurbanlarıyla aralarında husumet çıkmadan işini bitirmeye özen gösterirdi. Bir yabaniden beklenmeyecek, nazik bir davranış(!) Kuru dudakları üzerindeki birkaç damlayı da temizledi diliyle. Masanın altına gizlediği elini çıkardı gün yüzüne. Dirseğini masaya dayayıp çenesini avucunun içine dayadı. Kızdan özür de dilediğine göre artık kalkabilirdi daha fazla rahatsız etmeden. Kısa zamanda da unuturdu. Hoş, unutacağını sanmıyordu tıpkı diğer gereksiz tüm anılar gibi. Tam yerinde kıpırdanıp kalkmak için masadan destek alacaktı ki kızın çantasından çıkardığı şeye gözünü dikti. Bir kitap. Umulmadık bir şey değildi. Ancak iri puntolu adı görünce gözleri ister istemez açıldı. Bir defasında adının altında yatan şeyin ne olduğunu araştırmış ve bu kitaba rast gelmişti. Kültürel aktivite yönünden zayıf sayılsa da kitabı bitirmeyi kafasına koymuştu. Kitaptaki Dorian ile kendisi arasındaki dağlar kadar fark ile bir defa daha ölümü kabullenmişti. Hak ettiği nihayet oydu ancak acı sondan olabildiğince de kaçıyordu. Ölümü getiren eller ölümden korkuyordu…


    "Çok günahkârsın değil mi? Şeytanın bile seninle gurur duyduğunu düşündüğüne eminim. Sadece merak ediyorum amacım yargılamak değil, bu hayat sana keyif veriyor mu?" Cümle Dorian üzerinde en az kızın sakin yüzü kadar soğuk su etkisi yaratmıştı. Dorian'ın az evvelki varsayımına karşılık mıydı bu sözler emin değildi. Ancak yaşından büyük bir olgunluğun taşıyacağı sözleri sarf etmişti. Tam kalkacakken sandalyeye çivilemişti Dorian'ı bu soru. Hayatı hakkında yorum hakkı düşmezdi kimseye. Üstelik Dorian'ı zerre tanımayan biri. Kaşları ister istemez çatıldı ve sandalye üzerindeki konumunu değiştirdi. " Yaşından büyük laflar ediyorsun."sesi kaskatı ve biraz da ürkütücü çıkmıştı. Yine de fazla kasmanın manası yoktu artık. Masa üzerindeki kitaba devirdi gözlerini. " Şeytandan kurtulmanın tek çaresi ona teslim olmaktır. Yaptığım şey bundan farklı değil Bayan Jorgen. Şeytan sanıldığı kadar kurnaz değil. Teslim oluşumun sebebi başka biri. Beni en başında yalnız bırakana sesimi duyurma şeklim diyeyim. İnsan yaşayacaklarını şekillendiremiyor ne yazık ki. Ve gerçekten oradan mutlu yahut zevk ve sefa dolu bir hayat geçirdiğim mi gözüküyor? En başından beri kimliksizim. Hakkımda edindiğim salt, kati bilgi ismimin Dorian oluşu. Ötesi yok. " cümleleri ağzının içinde yuvarlanıyordu ve ne dediği hakkında en ufak fikri yoktu. Böyle ciddi muhabbetlerden hiç hazzetmezdi. Görüldüğü üzere beceremezdi de. " Ölümle iç içe de yaşasam, en büyük kabusum da bizzat kendisidir. Ve korkma, öldürmekten ne zevk ne de acı duyuyorum. Artık yalnızca iş bazında değerlendiriyorum. Gitmek istiyorsan gidebilirsin. Seni fazla tuttum zaten." Kızın yerinden kalkmaya gönlü yok gibiydi. Pek de güven veren bir insan değildi. Ya da muhabbet etmekten keyif alınan. Onun iyi bildiği iki şey vardı. İkisini de geceleri icra ederdi.

Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Freyja Jørgen
Ravenclaw
Ravenclaw
avatar

RÜTBE : VII.SINIF
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : 17
Uyruk : İsveç
Gerçek İsim : nelif
Yaş : 28
Lakap : Alien Doll

MesajKonu: Geri: Takip   Cuma Eyl. 09, 2011 12:40 pm

Adamın sahip olduğu insancıl duyguları artık bastırma nedenlerini yavaş yavaş görebiliyordu. Kendi çevresinde empati kurup düşüncesizliklerinin sorumluluğunu almak istemezdi ama Freyja çoğu zaman normal beyinlerin göremediklerini de sezinlemekte iyiydi. Açıkçası bu bir özel yetenek değildi, sadece insanların sistematik davranışlarındaki bayağılı biliyor, formülü kavradıktan sonra sadece geriye işlemi yapmak kalıyordu. Belki de bu yüzden başına açtığı hiçbir problemden pişmanlık duymuyor, suçluluk duygusunu küllüğüne bastığı sigara kadar düşünüyordu. Onun unutamadığı tek bir şey vardı, o öyle bir yaraydı ki kurcalamaktan, kanatmaktan hiç bıkmıyordu. Ölümün ciddiyetini ilk o gün kavramış, her an omzuna dokunan elin, taşıdığı emaneti almak için geleceğinin hayalini kurmuştu. Bu yüzden ölümden kaçmak yerine devamlı kucak açmaya kalkmıştı. Onu hem hayal kırıklığı hem de keyifte bırakan bir gece tatmıştı şimdi bu vesileyle. Dorian, güzelliklerin ve günahların edebi kahramanı, zavallı ve aptal Dorian; iki, üç yıl evvel öldürdüğü güzel oğlanla gitmiş, tüm dehşetiyle de günahların timsali şu an karşısına dikilmişti. Dramatikti. Ve ilginç ama bu akşamı sanatsal da buluyor hatta her anını yaşamaktan keyif alıyordu artık. Kendisi için kurmuş olduğu ölüm senaryosu yüreğini hop ettirse de ilginç bir tat veriyordu insana. Acı geçince geriye sadece güzel anılar bırakırdı ya, geçmeyenleri ise hiç sormamak gerekirdi.
"Ölmeyeceğim yani?.."
İlginç bir merak ve heyecan patlamasıyla masaya iyice abanıp adamın suratına yaklaştı. Prosedürleri duymamazlıktan geliyordu. Gözleri sonuç istiyorum, o kelimeyi istiyorum dercesine çıldırıyordu sanki. Ölmüyordu demek? Hatta adam kendisinden, yabaniliğinden ve bardan dolayı özür mü dilemişti? Ayrıca bir kadını incitmeyeceğini söylüyordu... Bir kadın; bu kendisi olmalıydı. Hiç farkında olmadığı, hiç kimsenin farkında olmadığı, farkındalığını yaşamaktan, yaşamaktan korktuğu kızlığı, kadınlığı, bayanlığı, dişiliği belki de sahip olması gereken ama asla kullanamadığı cabizesi. O söyleyince fark etmesi garipti ama üzerinde durmadı, bayan oluşunun ayrıcalığını ilk defa hissettirmişti birisi kendisine. Bunun Dorian'ı okurken olmasına şaşmamıştı. Neyse neydi işte, keyfi iyiden iyiye yerine gelmişti, bir kutlama hak ediyordu bu idam kararının geri dönüşü. Eli tekrar çantasında ezbere bir yere uzandı ve üstü incelikle oyulmuş gümüş renkli bir tabla çıkarıp masaya bıraktı. Kapağını açmaya çalışırken göz ucuyla adama bakıp onun şu insanı kasvete sokan durgunluğunu görmemezlikten gelip yeni bir gülümseme ya da en azından keyif belirtisi meydana getirmek için çabalıyordu.
"Ya, evet, kızlar çok değişti ama erkekler hala aynı sanırım. Gerçi ben pek ilgilenmiyorum, kız olduğumu bile söylemeseler farketmezdim ya. Neyse, ne düşünürsün bilmem ama hayatıma devam ediyor oluşumu kutlamak isterim. Sigara içer misin?"
Açmak için cebelleştiği kutu ufak bir tık sesiyle gardını indirdi. Çikolata rengi, elle sarıldığı belli olan bir parmak uzunluğundaki sigaralardan birini özenle seçip adama uzattı. O apar topar sanki atlı kovalarmış gibi kaçmaya çalıştıkça Freyja da ortama daha fazla alışıp, onu bağlayacak sebepler silsilesi yaratmak için debeleniyordu ve başarıyordu galiba.
"Ah, benimki de soru mu, büyük ihtimal içiyorsundur ama afyonu bilemem tabii."
Bir tane de kendisi için alıp kırmızı dudaklarına yerleştirdi gecikmeden. Kottan bozma kısa şortunun cebine ulaşmak için ayaklarını sandalyenin demirinden indirip yavaşça gerindi, çakmağı bulmuştu. Bir kaç denemenin ardından kendi sigarasını yaktı ve alevi adama doğrulttu. Eğer içmeye karar verirse tabii. Daha sonra, kısa bir nefes çekip dumanı havaya üflerken adamın kitaba saplanıp kalmış bakışlarını izliyordu zevkle. Neden bilmiyordu, bu tarz insanlarla uğraşmaktan müthiş keyif alıyordu. İnsanların yüzlerinde en sevdiği ifade; inanamamazlık, şok, donakalmaları, biraz dehşet ve meraktı. En sık duyduğu kelime ise; 'deli misin?' olurdu. Bu adam gibi çetin cevizleri ise daha çok seviyordu, uğraşılmayı hak ederlerdi ve toprağı eşeleyince sizi asla ödülsüz bırakmazdı zengin hazineleri.
"Ben Dorian'ı mı, Gray'i mi seviyorum emin değilim. Bence onu tek değerli kılan şey günah işlemeye karşı duyduğu keyif ve açlıktı, bunu yaparken de elindekileri çekinmeden şımarık bir orospu gibi kullanışına hayran kaldım. Beni de böyle cezbetti galiba. Herkes iyiliği takdir ediyor ama kimse de günahın lezzetini inkar edemiyor, ne güzel değil mi?"
Freyja'nın sahip olduğu hislerin kaynağı ne basit bir kitap kahramanıydı, ne de bir yazarın -yazar oluşu bile sorgulanabilir- kaleminden çıkan, yer yer bayağı ve abartı dolu saçma karakterler ve aforizmalar sunan bir kitaptı. Hiçbiri değildi. On yedisine gelene kadar aklına eseni yapmıştı, çünkü böyle görmüştü ve böyle gördüklerini kabullenebiliyordu tuhaflıklarla dolu zihni. Belki de bu yüzden ölümden korksa da yadırgamıyordu. Adamı ise tek kelimeyle sevmişti. Nedeni yoktu işte, sevmek için sebep aramak mantıksız olurdu; nefret daha da onurlu olsa sebepler sadece kafasını şişirirdi ve vaktini çalardı.
Adamın sözleri üzerine kaşlarının çatılmasını bekliyordu. Hatta bir kaş çatılmasından daha fazlasını bekliyordu. Fakat demek ki yanılmamıştı, adam kendisini göstermek istediği o 'şey' değildi. Bu yüzden merağa olan iştahı gittikçe arttı. Dorian'ın dudaklarından belki biraz öfke ve gizlenmek istemesine yorduğu ürkütücülüğüyle dökülen vecizeleri dinledi. Şeytanla ilgili kurduğu cümle sadece kendisini gülümsetti. Demek kitabı okumuştu. Enteresan ve hayranlık uyandırıcı. İsmi Dorian Grace olan, çoğu insanı bakışlarıyla bile duvara mıhlayacak kadar korkunç olan bu adam şu an Freyja'ya katlanıp, sorularını sabır ve hiddet karşımı cevaplıyor deyim yerindeyse resmen çözülüyordu.
"Beni küçük mü görüyorsun ki, laflarım çok büyük geldi?"
Dudağını yavaşça büzüp, kahverengi sigarasını parmak uçlarına alıp dalgınca parmaklarının arasında yuvarladı ve birikmiş külleri sirkeledi. Adam kestirip atmaya hevesli görünüyordu. Bedensel hareketlere hep bir mana yapıştırıp kendini dedektif ilan etme huyu yoktu ama ellerini kaçırıp duruşundan da huylanmamış değildi hani. Onu rahatlatmak isterken sıkıyor muydu bilmiyordu ama Tanrı, şeytan ve kader üçlemesi hakkında sarf ettiği sözler Freyja'nın mantık sistemine aykırıydı. Freyja ve geldiği aile ahlaki bir şeyi kabul etmiyordu, din desen pek farklı sayılmazdı; Tanrı'yı kesinlike yok saymazlardı ama O'nun düşünce biçimini papazlarınkiyle bir tutmuyorlardı. Şeytan... Şeytan ise en yakın dostlarıydı fakat bizim bildiğimiz mana da ki şeytanla aynı mıydı, orası bulanıktı işte.
"Korkmuyorum."
Bakışlarına ciddiyet ve samimiyet çöktü. Ölümden tek korkma nedeni, kapının ardındanki partiden haberi olmayışıydı. Bir şeyin tadını bilmiyorsanız korkardınız. Hele de güzel ve kötü oluşuna dair fikriniz olmadan elinizdeki en kıymetli şeyi ortaya rehin koyduğunuzda. Ölüm bu açıdan nefret ve düşkünlük uyandırıcıydı. Freyja, elinde ikinci bir hakkı olsa kendisini direk vururdu.
"Kimliksiz olduğunu düşünmüyorum. İşini her ne nedenle yapıyorsan bu seni ait hissetmesen de parçasını oluşturduğun toplumca suçlu ve nefret edilesi kılar, öyle olmasan dahi. Üç kişi bir şeyden hoşlanmıyorsa ne kadar aptalca da olsa o iş kabul bulmuyor. Polisler maaş aldıklarından can almaları tahammül edilir oluyor, kimse haklı olup olmamalarıyla ilgilenmiyor mesela ya da misal; yöneticiler. Seni suçlamıyorum, aksine garip ama takdir ediyorum. Can aldığın için değil, gizlemeye çalışsan da erdemli düşüncelerin olduğu için, bu yüzden de kendinden pek hoşlanmıyorsun galiba, çok yazık bence kendini heba ediyorsun. Zevk alıp almadığını sordum çünkü kendisini Tanrı ilan eden çok kişi gördüm bir başkasının canına kıyarken, yeni bir hayat bahşetmişler gibi davranıyorlardı. Fakat şuna eminim ki, sen kendinden vazgeçmediğin sürece, seni de bir tek Tanrı bırakmıyor."
Yavaşça masaya dayanmış adamın yüzünden sıkılıp sıkılmadığını okumaya çalışıyordu. Günah çıkarmasını izlemek istemiyordu, bunun için bir papaz daha akıl kârı olurdu ve ucuza gelirdi. Tipik bir öğretiyle taze beyinlere kazınmaya çalışılan otomatik din dogmalarını da savunmayacaktı, bir büyücü olarak bu oldukça komik olurdu zaten. Freyja sadece Tanrı'yı seviyordu. Kendisine ne verdiğini ya da ne aldığını umursamadan. Fakat adamın kendisiyle barışık olması gerektiğini de düşünmeden duramıyordu işte.
"Eminim, o çok zevk ve mutluluk içinde doğan insanlar; senin yapmak zorunda kaldığın seçimlerden sadece birisine denk gelselerdi akıllarını kaybederler ve bunu kontrol edemezlerdi. Eh, sonuçların neye göre doğru olup olmayışına da o pek mutlu insanlar karar veriyor ya zaten, neyse karmaşık mevzular bunlar."
Ufak bir kıkırtı döküldü sadece dudaklarından belki de ilk defa. Gitmek istemediğini başını iki yana olumsuzca sallayarak özetledi ve sigarasından ufak bir nefes çekmekle yetinip kaldı. Freyja da basmakalıp hayatın, bayağı manasını sorgulayıcı muhabbetlerin insanı değildi. Tipik bir anlamsızlıklardan meydana geliyordu kendi kadim varlığı. Sebep sonuç ilişkisini anlamsız bulurdu. Tutarlılıkları hayatta başka bir tutkusu olmayan insanlara uygun görürdü. Herkes aynı fikirde olduğunda mutluyken, o mutsuz olurdu. Acı çekmekten hoşlanmasa da mutluluktan ziyadesiyle daha orijinal bir duygu olduğunu düşünürdü. Hatta uyarılma dürtüleri bile açık saçık bir söz duyduğunda harekete geçmezdi; belki de onu en korkutan şeydi biriyle fazlaca yakın olmak. Suratına anlamsız bir sırıtma çöktü;
"Biliyor musun Dorian, seni sevdim."

____________________________________________________________________________________________________
The world is changed because you are made of ivory and gold. The curves of your lips rewrite history.:
 


You will always be fond of me. I represent to you all the sins you never had the courage to commit:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dorian Grace
Büyücü
Büyücü
avatar

RÜTBE : YARATIK AVCISI
Özel Yeteneği : Görücü
Karakter Yaşı : 43
Gerçek İsim : Elif

MesajKonu: Geri: Takip   Cuma Şub. 08, 2013 2:10 am

    Karşısında ısrarla umursamaz tavır sergileyen genç kıza, kısa bir an özenmişti. O tüm ifadelerin silindiği suratı esasında bir maskeydi ve altındaki fani korkuyu başarıyla kapatıyordu. Dorian baştan ayağa korkunçtu belki ama canavarlar da korkmalıydı, değil mi? Korkuyordu ve genç kızın cesareti kadar cesareti olmadığına da bu sebepten içerlemişti. Onca kanı ve eti heba etmişken, garip değil mi? Fakat hayır, bu saçma ironiye rağmen Dorian dümdüz bir insandı. Hayatının anlamını aramıyordu, yeni bir amaç yakalamaya da çalışmıyordu. Eh, ölse bile üzerinde durulmayacak bir yaştaydı da bu saatten sonra zaten garip kaçardı hayat amacını irdelemesi. Şimdi ise karşısında belki de onu şizofren sanan bir kızı alıkoymuştu fakat iki iyi ahbaplarmış gibi konuşuyorlardı. Amacı çoktan yoldan sapmıştı ancak ilk defa bir kadınla katıksız bir merakla konuşuyordu ve bundan ciddi anlamda zevk alıyordu. Kadınların ona zevk verdiği doğruydu tabii, fakat kelimelerden mahrum kısa sürelik bir ilişki çerçevesinde. Kızın cesaretinden bahsediyorduk değil mi? Dorian bu defa kas seyirmesinden çok uzakta, gerçekçi bir tebessümle dudaklarını kıvırmıştı. Genç kızın çlmekle alay eden cümlesiydi bunu yaptıran. Normalde kendisiyle dalga geçilmesinden hazzetmemesi ne bileyim gururuna yedirememesi lazımdı. Ancak Freyja’da sezdiği mizah hoşuna gitmişti. Uzun zamandır kendinden yaşça küçük bir genç kadınla konuşmamıştı. ”Demek sahiden bu kadar değiştiler.” demişti hatta içinden. En son genç bir kadınla konuştuğunda kendisi de onun yaşındaydı ki bu yıllar öncesine tekabül ediyordu. Neredeyse tasvip etmediği rahatlıkla sigara sunan kıza belki de biraz iğneleyici bakmıştı ancak bunu da kendi içinde halletmeye çalıştı ve kendisine sunulan sigarayı kabul edip ona uzatılan ateşe doğru biraz yaklaştı ve ucu kızıllaşıncaya dek tuttu. İlk nefesi çekerken hafif aromalı ve ağır olması hoşuna gitmiş olacak ki kaşlarından biri yukarı doğru çekilip beğendiğini belli eden bir mırıltı çıkardı. Titreyen parmakları arasına alıp elini masaya dayadıktan sonra kıza kısaca teşekkür etti. Onu serbest bırakmasına rağmen gitmemesi ise ilginçti. Dorian’dan gitmemesi ilginçti esasen.

    “Seni tatmin edecek edebiyat bilgisine sahip değilim ne yazık ki. Fakat son cümlen merakımı tetikledi. Seni böyle düşünmeye itecek kadar lezzetli ne günah işlemiş olabilirsin ki? Seni bilemem küçük hanım fakat ben işlediğim günahlardan belki pişman değilim ancak vicdanım yeterince pişman. Ve masumiyete önem veriririm. “ Neden sonunu kendine bağladığını lafı ortaya koyduktan sonra merak etmeye başlamıştı. Ama kızın düşüncelerinden hoşlanmamıştı ne yapsın. Aklında hala o günkü kurt varken ve Freyja’nın o olduğuna dair hisleri hala baskınken hayal ettiği masumiyeti Freyja’da –en azından düşüncelerinde- bulamamış olmak onu üzmüştü evet. Aklına geldiğinde yine kaşları çatıldı ve suratına yapışan ifadeyi bu sefer çıkartmamak üzere tekrar yerleştirdi. Gözleri ise hala bulmayı beklediği izleri araştırıyordu. Dorian’ın sesinde bulunan benzer iğneleyici tonla yaşıyla ilgili yorum yaptığında ise devam etti ve susup gözlerini kısa bir an kızların gözlerine getirdi. Fazlasıyla kısa ancak artmakta olan öfkesini belirttiğine inanıyordu.

    Kızın devam eden uzun nutuğunu merakla dinlemişti. Fikirlerinin de cesur olmasını garip karşılamamıştı elbette. Ancak bir yeni yetmenin sözleriyle vicdanının sesini kısması mümkün değildi. Yine de sözlerini saygıyla dinledi ve hakkı da vardı. Hah, haklı olması hoşuna gitmişti. Keşke bir de dediği gibi olsaydı her şey. “Fikirlerin de cesur fakat keşke küçük hanım, dediğin gibi olsaydı. Erdemli düşüncelerim beni terk edeli seneler oluyor. Belki de yaşın kadar sene. İşin edebiyatına gelecek olursam, tanrının yüz çevirdiği o çocuklardandım. Dolayısıyla ondan medet ummayı da bıraktım. İnsana kimliğini verenin de toplum değil insanın kendisi olduğunu düşünüyorum. Bir yere bağlamam gerekirse şu an olduğum şeyin sorumlusu benim. Ve olur da bir gün tanrıya dua edersem bu kendim için olmaz sanırım. Kimsenin bana benzememesini dilerim. “ Kızın anlayışının zıttı bir tavra bürünmüştü ancak Dorian kimse tarafından tasvip edilmeyen bir insan olmaya alışmıştı bir kere. Hiç tanımadığı bu insanın anlayışı ters tepmişti işte. Fakat üzgün müydü? Hayır. Hala boyundan büyük konuştuğunu düşünüyordu. Elinde tükenen sigarayı yeni fark etmişti. heba olmasına üzülmüştü. Bu sebepten son birkaç milimi ardı ardına içine çekerek sigarayı bitirdi ve küllüğe attı. İki büklüm olmuş sigaranın dumanı ise hala tütüyordu ve Dorian bundan rahatsız olmuştu. İçinde öldürme dürtüsü uyanmış olacak ki sigarayı dumanı sönene kadar hırsla ezdi. Eh, işini fazla ciddiye alıyordu. Kızın son cümlesinin ardından yüzüne olduğundan daha çirkin bir ifade iliştirmiş ve sinir bozucu bir “hah” sesi çıkarmıştı. Duymaya alışkın olmadığı,hatta hayır daha önce hiç duymadığı bir cümle duymasından da olabilirdi ancak Dorian’a karşı hissedilebilecek en eğreti duyguydu ki adamın düşüncesi yüzünü o hale sokmuştu. Dorian sevgiyi hak etmeyen o insanlardandı kesinlikle. Özellikle bir yabancı tarafından. Hoş, Dorian’a yabancı olmayan kim vardı ki? Bir hışımla sandalyeyi geri attı ve sandalyenin arkasındaki paltosunu hızla giyinip cebinden çıkardığı parayı masaya bıraktı.

    “Bunu demek için çok erken ve çok geç küçük hanım. Hatta umarım bu fikrinden pişman olursun, ki doğru olan bu. Hiçbir zaman sevilen bir insan olmadım. Ve umarım beni bir daha görmek zorunda kalmazsın. Gördüğünde anla ki bu kadar dostane yaklaşmayacağım. Tanrıya dua et de bize böyle bir kader biçmesin. Son bir öğüt. Benim gibilerden uzak dur. “ dedikten sonra korkunç ve çok cool ve unutamayacağı çarpık bir ifadeyle son bir defa iyice baktı kıza. Unutamayacağı bir yüzü daha hafızasına atmıştı. Belki de kendisine karşı bu kadar rahat davranan biriyle karşılaşmamış olmasından da olabilir ancak bir tarafı onu tekrar görmeyi istiyordu. İyi tarafı ise onu bir daha görmemeyi diliyordu. Rüzgara karşı yürümeye başlayınca aklından onu ve ona benzettiği yaratığı aklından çıkartmaya çalıştı. Mümkün müydü? Elbette hayır. Yalnız kaldığı her gece gözünün önüne gelecekti, adı kadar emindi buna. Bunun olmaması için Londra’nın izbe mahallelerinden birine gitmeye ve bir günlüğüne onun olacak, ama onu sevmeyecek onlarca kadından birini kabus savar olarak atamaya karar vermişti. Diğer günlerde olduğu gibi.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Freyja Jørgen
Ravenclaw
Ravenclaw
avatar

RÜTBE : VII.SINIF
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : 17
Uyruk : İsveç
Gerçek İsim : nelif
Yaş : 28
Lakap : Alien Doll

MesajKonu: Geri: Takip   Ptsi Şub. 11, 2013 8:11 pm

    Bira ısınmadan evvel son bir gayret tepesine dikip kalanın hepsini içti. Hararetli konuşmanın ardından elinde olmadan bardağı masaya bıraktığında tok bir ses çıkmıştı. Ufak bir çocuk masumiyetine karışan yaramaz bir şeytanın haylazlığıyla dilini üst dudağını taşırarak yalayarak baştan sona dolaştı; sonra dudaklarını birbirine bastırıp son damlaların tadını çıkardı.
    Sözlerine olumlu bir yanıt alacağını sanmıyordu, lirli melekler de gökleri yarıp yeryüzüne inince Dorian'a sihirli değnekleriyle dokunmayacaklardı. Sihirli değnekleri olan tek halka ait olduğu halde işlerin daha da nasıl batırılabileceğini bildiği için isteyeceği son şey de bir hayata yeni ve eskisinden karmaşık bir yön vermekti. Dorian sevsin veya sevmesin harikulade bir canlıydı ve değişmemesi gerekiyordu.
    Çenesinin altına yasladığı elleri, heyecanlı parlak gözleri ve yüzündeki ilgiye ek olan sevimli gülümseme silinmeden sadece izliyordu. Ne dediği, ne kadar kızdığı mühim olmadan: Sadece var oluşundaki detaylarla gününü süslemesini izliyordu. Güzel olan her şey zordur Freyja. En iyi kısmı güzel olmaları da değildir esasen, eh, farkında değillerdir mesela.
    Günah kısmına gelince cevabı bilen insanların tüm sinir bozucu tavırlarıyla sessiz kalıp kaçamak bir gülüş sundu. Hayır, öteceğini sanıyorsa yanılıyordu. Kısaca omuz silkti ve kitabı çantasına el yordamıyla sokuşturmakla kaldı. Olmayan şeyleri süsleyip satma kısmını Freyja'ya bırakın.

    İkinci uzun cümle Freyja'nın hiç bitmemesini dilediği bir şeye dönüşüyordu. Neden bilmiyordu ama karşısına geçip yaşamadığı hayatlar hakkında ahkam kesen, yargılayan o kadar insan çıkmıştı ki -mesela toplumun çoğunluğu- ilgisi çabucak dağılıp sıkılırken şu an tam tersi bir yöndeydi. Lütfen, lütfen susma ve kelimeleri cesurca seç. Dorian'ın kendisini yanıltıp üzmeyeceğini biliyordu. Keyifle gülümsemesi büyürken yanlış anlamaması için başını aşağı yukarı sallayarak onayladı. Ağlatacak kadar güzel ama ağlatmayan şeyler de vardı dünyada. Dorian neden kendisine lütfedilen cesaretini sevemiyordu ki? Çok şeye mâl olmuştu şüphesiz, ancak insanlar durumlara ayak uydurmaya elverişli canlılardı yoksa yaşamın devamı imkansızlaşırdı.
    Oturuşunu rahatlatmak için biraz toparlanıp sırtını dikleştirdi, ayrıca yanlış anlamasına engel olmak için de çarpık sırıtmasını savuşturuyordu. Kulağının ardında attığı kakülünün çirkin duracağını hatırlayıp tekrar yüzüne doğru saldı; her zamanki devinimiyle. Erdemli düşüncelerinin gidişinden bahsederken bir süre gözlerinin ve burnunun sızladığını hissetmişti. Bu çok kısacık aptal bir andı ve başını eğip biraz durdu. Bu dünyaya karşı herkes bir sayı geride başlarken böyle pişmanlıkların ne önemi vardı ki? Lütfen... Yavru kedi viyaklaması gibi bir ses çıkarıp Dorian'ı şoka sokmamak için alt dudağını ısırıp durarak adamın yüzüne baktı. Kelimelerin tükendiği ama birinin konuşmasının gerektiği uzadıkça uzayan on saniyelik bir zaman dilimine girmişlerdi. Akmayan ama kirpiklerinin arasından inatla dışardakileri görmek için gün yüzüne çıkan gözyaşlarını, gözlerini kırpıştırıp dağıttı. Omuzlarını boynuna doğru çekerek gülümsedi. Cesaret işte: Elini yavaşça uzatıp onun kolunun üstüne yasladı ve yavaşça sıktı. Güvenmişti bir kere dönüşü yoktu böyle bir hissin. Bir şaşkın gibi kendisine zarar vermeyeceğini düşünüyordu; ödünü koparsa dahi. "Ama beni öldürmedin işte." Öldürsen kimsenin farkına bile varmayacağını bilmene rağmen. Onun için bir eksik bir fazla fark ediyor muydu bilmiyordu ancak Freyja için mühimdi. Yanılmadığını görmüştü hiç değilse. Erdemli düşünceleri onu terk edeli çok zaman olmuşmuş. For God's sake.
    "Keşke her kötü adam sana benzeseydi." Tamam bazen sadece insanları konuşturup neler düşünüyor acaba diye ortaya çok fazla laf atıp kenara çekildiği oluyordu ama anlaşma gereği Freyja yalan söylemeyeceğine söz vermişti. Dorian'ın atarına fazla rahat bir kız olduğu için anlam verememişti ama telaşlanmadığını da söyleyemezdi. Ne güzel konuşuyorlardı -konuşuyordu- işte niye hemen kestirip atmak istiyordu ki? Nazı geçen biri olsa şımarıp gönlünü alabilirdi ama eh, çenen fazla çalışıyor gövdenden ayıralım bence zihniyetinde bir adamla karşı karşıya olduğunu da biliyordu. Sooo....
    Dorian'ın hareketleri daha da asabileştikçe tırsmadığını söyleyemezdi. Sandalyesine kaçmaya hazırlanan bir kedi gibi sinip göz kontağını kesmeden bir süre baktı. Tıslamaya hazırdı eğer gerçekten sert bir karşılık görürse ama o sigara ezişine gözleri sabitlenince bir süre hiçbir şey yapmadan kaldı. Sandalye geriye doğru sert bir ses çıkarınca hafifçe sıçramıştı ve gerçek dünyaya dönmek için gözlerini hızlı hızlı kırpıştırdı. Kötü bir şey söylememişti ki niye bu kadar kızıyordu. Dudaklarını çarpıtıp başını bara doğru çevirdi bilinçsizce. Herhangi önemsiz bir detay şu an önem kazanmıştı ve Dorian'ın asabiyetini unutmak için gerçekten iyi bir çözümdü. Birası bitmemiş olsa tekrar tepesine dikebilirdi ama işte... Zamansız hareketler, gereksiz sonuçlar.
    Dorian tekrar konuşmaya karar verdiğinde evebeyninden azar yiyen çocuklar gibi onu cezalandırırcasına dönüp bakmadı. Çok geç olduğu doğruydu ama Dorian için değil Freyja için. Malum, on yedi yaşındaydı. Hiçbir zaman sevilen bir insan olmadım sözcüğünü işitmese dönüp ona bakmazdı, bakmaya cesaret edemezdi. Fakat şimdi sivrilmek için Dorian ona bir neden vermişti. Işık hızında başını ona çevirdiğinde kakülleri biraz savrulup aralanmış ve öylece kalmıştı. Gözlerini kısıp bir süre sadece alay edercesine gözlerine baktı. Bir saat önce tanıştığı bir insan olabilirdi ama bu kadar çabuk gelen bir itirafın da bu kadar iplenmemesine bozulmuştu. Bakışına karşılık gelen ürpertici ifadeden şu an tırsası falan da yoktu. Deli cesareti işte, kimse Freyja'ya neden sorusunu yöneltmemeliydi. "Yalan yok demiştik ve insanlar hakkında pek yanılmam. İstersen özel yetenek diyebilirsin." Paltosunu giyinişine son kez göreceği hareketlermiş gibi ilgiyle bakarken siniri durulup derin bir nefes aldı. Garip, umutsuz ve iç karartıcıydı. O çıkıp gittikten sonra arkasından bir kaç dakika daha gözlerini ayırmadan baktıktan sonra çantasını aheste aheste aldı. Şimdi eve dönüp karanlık odasına girmeli ve uyumak için tüm gece debelenmeliydi değil mi? Belki kedisinin üstüne yatardı yanlışlıkla ve kısa bir boğuşma geçirirlerdi. dalgın dalgın güldü, en iyisi herhalde.
    Ondan geriye kalan son şey olan masadaki paraya baktı, sonra tuhaf tuhaf tüten sigara izmaritine. Tek parmağını takıp önüne çekti, burnunu gıdıklamasına bile aldırmadan yavaşça kıkırdadı. "İçmeyi bile denememişsin, salak." Yüzü buruştu, salak olanın kim olduğunu bildiği kısa bir kızgınlık anı işte. Alnını yumruk yaptığı eline yasladıktan sonra neden böyle olduğunu düşünmeye başladı. Neden bu kadar güzel ve yanlış bir hisse kapılmıştı ki? O kadar deli miydi gerçekten?
    Düşünmemesi gerekiyordu, eğer düşünmeye başlarsa ne kıvama geleceğini biliyordu ve buna şu an hiç mi hiç gerek yoktu. İzmariti silkeleyip masanın üstüne yatırdı ve şeklini düzelttikten sonra kitabın arasına atıp biraz bastırdı. Ezilip, inceldiğine emin olduktan sonra çantayı omzuna astı ve nereye gideceğini bilemez halde dışarı çıktı.
    Düşünmeksizin yürürken kalabalığın arasından sadece o çok tanıdık endamı seçince bir süre ne yapacağını bilemez halde kaldı. Sonra düşüncesizce peşine takıldı. Fazla yaklaşmadan, ara sokaklara saklanıp sadece nereye gideceğini öğrenme niyetine kendisini kandırırken. En az onun kadar iyi olduğunu düşünüyordu bu işte, eh, ilk seferi sayılmazdı. Bazı konularda hiç değilse.


____________________________________________________________________________________________________
The world is changed because you are made of ivory and gold. The curves of your lips rewrite history.:
 


You will always be fond of me. I represent to you all the sins you never had the courage to commit:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Takip
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Rol Oyunları-
Buraya geçin: