AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
ACCIO WIDGET!        
Yönetim
Puanlar
Enler
Pano

Paylaş | 
 

 Beyaz Tüy

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Cloud C. Caelvious
Hufflepuff
Hufflepuff
avatar



RÜTBE : VII. SINIF
Özel Yeteneği : Görücü.
Gerçek İsim : Tolga1.
Yaş : 23

MesajKonu: Beyaz Tüy   Paz Ağus. 28, 2011 11:47 am

...

____________________________________________________________________________________________________


En son Cloud C. Caelvious tarafından Paz Ağus. 28, 2011 11:49 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Cloud C. Caelvious
Hufflepuff
Hufflepuff
avatar



RÜTBE : VII. SINIF
Özel Yeteneği : Görücü.
Gerçek İsim : Tolga1.
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: Beyaz Tüy   Paz Ağus. 28, 2011 11:49 am

Bir tüy tanesi süzülüyordu hayalinde.

Bembeyaz, her hareketinde güneşin ışıklarıyla parıldayan görkemli bir tüy. Bir güvercin tüyünden bir miktar daha büyük. Bembeyaz. Tüy önce bir nefeslik rüzgarla kendinden geçti, kendi etrafında defalarca döndü, sonra hüzünlü bir sessizlikle alçalmayı sürdürdü. Martılar uçuyordu etrafında, büyülenmiş gibi, gizemli tüyü seyrediyorlardı. Sonra tüy onlardan sıkıldı, yere doğru yolculuğuna devam etti. Zarafeti de en az beyazlığı kadar göz kamaştırıcıydı. Türlü evlerin çatılarına dokundu, sonra tekrar yükseldi ve sonbaharın dokunamadığı çam ağaçlarına dokundu, cilvelendi, sonra oradan da uzaklaştı. Nihai durağı sapsarı, ışıltılı sarılıkta saçlar oldu, usulca kaydı üzerinden. Genç kız tüyü fark etti, hissetmesi mümkün değildi aslında, yine de onun orada olduğunu biliyor gibiydi. Zarif parmakları usulca kaydı saçlarında ve olduğu yerde bulup kavradı beyaz tüyü. Avuçları arasında serbestçe tuttu, bir avuç suyu tutar gibi özen gösteriyordu, bozmamaya ve rüzgâra karşı kaybetmemeye. Genç kızın adı, Ravendı.


Gözlerini hızla, açtı Cloud. Gözlerinin dolduğunu belli belirsiz hissederken, her zamanki gibi kontrolü dışına çıkmış düşüncelerinin hissettirdikleri ile boğuşuyordu. Oturuşunda, sırtını yasladığı ağaçta rahatsız edici bir şeyler fark etti, biraz daha doğruldu ve ağaca ağırlığını daha az verebileceği bir pozisyona geçti. Bakışları uzakta, birbirleri ile şakalaşan öğrencileri takip etti. Hemen hepsi mutluydu. Cloud değildi. Bu yüzden buradaydı.

Okuduğu bir kitapta muggle psikiyatr zihnin çalışma biçimini irdelerken, bir konudan başka bir konuya geçmenin ne kadar kolay olduğunu vurguluyordu. Eğer rahatsızlık verecek kadar sık tekrarlanan bir düşünceyi beyinden atamıyorsanız, başka bir düşünceye odaklanarak diğerini perdeleyebilirdiniz. Cloud da son bir haftadır Raven ne zaman aklına gelse, ki bu günün yaklaşık yirmi üç saatine denk geliyordu, başka şeyleri düşünmeye çalışıyordu. Yine de bu aciz çabalarının sonu hep Raven oluyor, zaten yeteri kadar uyarılmış duyguları bir kez daha patlayıveriyordu. Gözünden usulca bir yaş süzüldü, çenesine ulaştığında Cloud onu ancak fark edebilmişti. Beceriksizce cüppesinin yenini gözüne sürerken kendi hıçkırığı çalındı kulağına. Ne zaman bu kadar histerik bir hale geldiğini bilmiyordu, sonuçta ortada somut bir şey de yoktu ancak Cloud endişelerinin her zaman bir temeli olduğunu bilirdi. Raven, açılalı iki hafta olduğu halde hala Hogwarts’a gelmemişti. Cloud ona defalarca baykuş göndermiş, bir haber alabilmek için çırpınmıştı. Ancak Raven yoktu. Yoktu. Ve Cloud buna dayanamazdı.

Elbette durum o kadar karamsar değildi. Bir sürü ihtimal, bir sürü seçenek vardı. Hasta olabilirdi, büyükannesi ile ilgili bir problem olabilirdi ya da başka bir sürü şey. Belki de Cloud’u görmek istemiyordu. Belki de o gün, Çatlak Kazan’da yaşadıkları için pişmanlık duyuyordu. Bu düşünce Cloud için başka üzücü olasılıklara daha uzanıyordu ancak yine de genç büyücü için olasılıkların en büyüğü hala beyninin, kalbinin orta yerinde bir çivi ile sabitlenmiş halde bekliyordu.

Raven’ı mortecalidler kaçırmış olabilirdi.

Bir damla gözyaşı daha aniden yumulan gözlerinden süzüldü, hayalindeki beyaz tüy kadar ışıltılı bir şekilde usulca bıraktı kendini yer çekimine.

____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Illyria Rutherbold
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : onaltı olsa gerek.
Gerçek İsim : deniz.

MesajKonu: Geri: Beyaz Tüy   Ptsi Ağus. 29, 2011 11:46 pm

“Lyria!” Yatakhaneden başlayıp, neredeyse tüm okul koridorlarına kadar yankılanabilecek bir tonda haykırdı Illyria. “Benim tüy kalemlerim ile alıp veremediğin ne senin?” diye devam etti, sinirli bir ses tonu ile, ancak duyulmadığını bildiğinden ve alacağı cevabı gerçekten duymak istemediğinden gittikçe alçalan bir ton ile sarf ettiği cümlesine nokta koyduğu zaman, asasını aramasının söylenmekten daha mantıklı bir eylem olacağına karar vermişti ki, ortak salondan sesini duymuş olan kızlardan bir tanesi yatakhanenin kapısında belirdi. Endişeli bir ifade ile Illyria’nın iri gözlerindeki bakışı yakalamaya çalışarak, “iyi misin canım, yardım edebileceğim bir konu mu?” diyerek lafa girdi kül rengi saçlara sahip beşinci sınıf öğrencisi. Yüzündeki duyarlı ve iyilik için tayin edilmiş bir meleğe ait olabilecek kadar masum ifadenin aslında o kadar da masun olmadığının bilincindeydi Illyria. Bir şeylerin döndüğüne emin tavrı ve dedikodu malzemesi yaratabileceği bir konuyu kaçırmak istemeyeceğindendi kızın bu yardımsever yaklaşımı. Bu nedenle onu geçiştirmek için, gözlerini sabitlediği koleksiyonundan kafasını kaldırıp, zarif bir gülümseme eşliğinde,“kusura bakma seni de rahatsız ettim. Hayır, yardım gereken bir durum değil, hatta her şey yolunda. Ancak çok kibarsın, teşekkür ederim,” diyerek kızı postalayacağını umuyordu. Şanslıydı ki, kız fazla inatçı çıkmamıştı ve birbirlerine gönderdikleri yapmacık gülümsemeler eşliğinde yatakhaneyi terk etmişti. Illyria böyle olaylar yaşamak zorunda kalmaktan nefret ederdi. İnsanların yapmacıklıkları, dedikodu yapmaları vb. gibi etkenler işin içine girmeseydi kimseye yalan söylemek istemezdi, ya da kimseyi postalamak zorunda kalmazdı. Yine de az önce yaptığı gibi, karşısındaki kim olursa olsun kibar bir ifade ile işini halletmeyi seçerdi. Doğası buydu, insanları incitmek ya da onlara kaba şeyler söylemek için yaratılmamıştı. İsteseydi de ağzından çıkmazdı. Tamam, bazen ikizi onu fazlasıyla çileden çıkarırdı ancak ona kızdığı zamanlarda bile sarf ettiği hoş olmayan cümleler için sonradan çok pişmanlık duyardı. Bu nedenle karşısındaki manzara nedeniyle, Lyria ile kavga etmeyecekti. Çünkü biliyordu ki, bir sonuç alamayacaktı.

Asasını ele geçirdiği an denediği ilk iki sözcükle koleksiyonunun üzerindeki büyüyü kaldırmayı başarmış olması, ikizinin yaptığı şey yüzünden onunla kavga çıkarmak istememesinin doğru bir karar olduğunu da kanıtlamış olmuştu. Lyria sadece biraz eğlenmek istiyordu ve bu nedenle onun tüy kalemleri ile ilgili takıntısı ile uğraşmayı seviyordu. Hatta ciddi ciddi muhabbet ettikleri zamanlarda, ıllyria’yla uğraşmayı özellikle sevdiğini çünkü beklenmedik manzaralar karşısında verdiği tepkilerin onu çok eğlendirdiğini ağzından kaçırmıştı. Illyria da çoğu zaman tonga düşerdi ve sevimli mimikleri olan kız karşılaştığı kötü süprizler karşısında cidden eğlenceli tepkiler verirdi. Bozduğu büyünün rahatlığı ile kalemlerinin içinde bulunduğu tahta kutuyu kapatıp kilitledikten sonra yatağının başucundaki çekmeceli komidinin alt çekmecesine yerleştirdi. Aslında yapmak istediği, huzurlu bir sabaha uyandıktan sonra bir şeyler yazmaktı, ancak tüy kalemlerinin yeşil bir sıvı ile kaplandığını görmek ona pek ilham vermemişti. Bu nedenle kendisine yazacak bir şeyler bulana kadar, tatlı öğlen sıcağında, Hogwarts bahçesinin ve güneşin tadını çıkarmayı seçmişti. Yatakhane ve ortak salonun boş olduğu kadar okul koridorları da hafta sonundan nasibini almıştı. Çoğu öğrenci Hogsmeade ziyaretini kaçırmanın aptallık olacağını düşündüğü için hafta sonlarını okulda geçirmek gibi bir seçeneği kendilerine tanımazlardı. Lyria’nın nerede olduğu ise meçhuldü. Belki diğerleri ile Hogmeade’e gitmişti, belki de bir yerlerdeki cuma partisinde uyuyakalmıştı. Illyria artık eskisi kadar, ikizi için endişelenmezdi. Belki durumu kanıksadığındandı belki de sorumluluğundan sıkıldığından. İki türlü de sonuç aynı kapıya çıkardı. Lyria mutlaka bir yerlerden çıkar ve olan biteni hevesle Illyria’ya anlatırdı. Başı sıkışmışsa -ki genelde kendisini böyle durumlara sokmaya bayılırdı- birlikte sorunu hallederler ve olay kapanırdı. Ancak döngü devam ederdi.

Taze havanın kokusu ile bezenmiş derin bir nefesi ciğerlerine doldurdu Illyria, güneşin sıcaklığı yeryüzüne ulaştığı gibi, parlaklığı da kızın gözlerinin birkaç saniyeliğine kamaşmasına neden olmuştu. Okulun yeşil arazisi okulda kalan birkaç öğrencinin ağaçların altında güzel günün tadını çıkarmak istemesi nedeni ile boş sayılmazdı. Tanıdık bir yüz aradı gözleri, ancak kimseyi göremeyince adımlarını avlu yoluna çevirdi. Büyük ihtimalle orada kimse olmazdı, Illyria da sessizliğin tadını çıkararak yazacak bir şeyler düşünürdü. İleriki birkaç dakika içinde yapacaklarının planlanını kurduğu sırada gözüne birkaç metre ötede çimlerin üzerinde yatan beyaz bir nesne takıldı. Birkaç hızlı adımın ardından, tahmin ettiği şeyi gördüğünü fark edince ister istemez yüzüne bir gülümseme yerleştirdi. Eline aldığı kuş tüyü incelemeye başlayan Illyria, narin parmaklarını yumuşak tüyün üzerinde dolaştırdı. Bulduğu tüy, biraz kısa sayılsa da kalem yapması için oldukça uygundu. Hatta boyutuna ve sert köküne rağmen yumuşacık tüy kısmına sahipti ve üzerinde hiçbir leke barındıramazmışçasına beyazdı. Şanslıydı ve koleksiyonuna bir tüy daha katacak olmasından dolayı da mutlu sayılırdı. Bozulmamasına özellikle dikkat ederek, parmaklarını üzerinde dolandırmaktan kendine alamadığı tüyü de yanına alarak avlu yolunda ilerlemeye başladı. Sarı koridor taşlarının ötesinde yer alan avluda, büyük sütunlar ve taş banklar, geniş çimenlik alanın içinde ise bir kaç yaşlanmış ağaç bulunurdu ve o sırada görmeyi beklemediği birisi görüş alanının içersine girdi. Neden olduğunu anlayamadığı bir şekilde sanki midesi bir an için takla atmış gibi hissetmişti. Cloud. Nedense onun okulda olmayacağı yönünde bir beklentiye girmişti. Bu sene okul açıldığından beri etrafta fazla gözükmezdi, gözüktüğü sıralarda ise bir hayli dalgın bakışlar ile kimseyi görmezdi. Bu durumunun okula gelmeyen Raven ile bir ilgisi olduğu dedikodular etrafta dolanmaktaydı. Ancak Illyria başkaları hakkında konuşulmasından hoşlanmadığı için dedikoduları pek dinlemezdi. Ayağındaki beyaz babetler ve belinden aşağı genişleyen gül desenli sarı elbisesi ile Cloud’un yalnız kalmak isteyebileceği gerçeğini göz ardı ederek yanına gitti. “Merhaba Cloud, beni tanıyorsun öyle değil mi? Gerçi su sıralar kimseyi tanımıyormuşsun gibi dolanıyorsun ortalarda. “ Hafif burnundan gelen ses tonu ve normale göre yavaş sayılabilecek konuşması ile muhabbet etmeye çalışsa da, pek başarılı olmuyormuş gibiydi. Cloud, onun geldiğini görüp kafasını kaldırıp ona bakmıştı, ancak daha sonra yeniden yerde bir yere odaklayıp başka şeyler düşünüyormuşçasına dalmış gibiydi. Cloud’unoturduğu ağacın yanına bacaklarını altında toplayarak çimenlerin üzerine oturduktan sonra elindeki tüy ile oynayarak tek taraflı konuşmasına devam etti. “İstersen gidebilirim, benim de yalnız kalmak istediğim zamanlar olur ama sen sene başından beri sanki burada değilmiş gibisin. Düşünmek güzeldir fakat bazen onları paylaşmak gerekir, aslında tehlikelidirler bazen seni zehirleyebilirler. “ Çocuğun ağzından bir şeyler çıkmasını umuyordu, en azında kal ya da git demeliydi. Bunu beklediği saniyeler boyunca elindeki tüy ile oynamaya devam etti.

ehem öhöm.:
 

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Cloud C. Caelvious
Hufflepuff
Hufflepuff
avatar



RÜTBE : VII. SINIF
Özel Yeteneği : Görücü.
Gerçek İsim : Tolga1.
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: Beyaz Tüy   Çarş. Eyl. 07, 2011 5:05 pm

Üşümek gibiydi bu hissettiği. Hücrelerinin birbirine daha da sokulduğunu, derisinin gerildiğini, kalbinin yavaşlayıp ağırlaştığını hissediyordu. Düşünceleri daha hayati ihtiyaçlarına yoğunlaşmıştı, Raven’ı görmek gibi mesela. Algıları ve duyuları zamanla köreliyor; görüşü bulanıklaşıyor, duydukları anlamsızlaşıyordu. Hissedemiyordu, kendini, ruhunu, kalbini hissedemiyordu artık. Düşüncelerindeki acı birkaç gözyaşı damlasıyla akıtılamayacak kadar ağır, damlaların taşıyamayacağı kadar büyüktü. Düşüncelerinin kontrolünü kaybedeli çok oluyordu, son zamanlarda beyninin temel işlevi onu düşünmekti. Aslında, düşünmek demek doğru olmazdı, çünkü bilinçli bir eylem olan düşünmeyi istediğiniz zaman yapardınız. Oysa sarı saçlarından bir tutamı kulağının arkasına sıkıştırırken gülümseyen Raven’ın yüzü, salise kaçırmaksızın dönüyordu Cloud’un zihninde. Gündüz hayali, gece kâbuslarıyla vardı Raven. Aslında onun olduğu bir rüyaya kâbus demek, Cloud için elbette mümkün değildi, ancak bu kadar acı çektiği, düşündükçe ağlamaklı olduğu şeylere kim olsa kâbus derdi. Yine de Cloud onlara, onu görmenin son zamanlarda tek yolu olduğundan güzel rüyalar diyebiliyordu.

Çevresindeki kıpırtıyı fark ettiğinde, ki böyle düşüncelerine derinlemesine daldığı zamanlarda nadir olurdu bu, başını çevirip bakmakta acele etmedi. Düşüncelerinin gelgitlerinden geçici olarak kurtulana dek kaldırmadı başını. Sonra o tanıdık yüzle karşılaştı, aynı binada oluşları dışında hiçbir şey hatırlamadı onun adına bir an için. Sonra, bakışlarını ondan ayırıp tekrar önceki yerine, çimlere kaydırdığında hatırladı. Illyria Rutherbold. Aslında konuşmuşlardı da daha önce, ortak salonda tuhaf bir karşılaşmaları olmuştu, konuşmuş, tanışmışlardı.

Zihnini zorladı, ona dair daha fazla şey hatırlamak için bilincinin sağ kalabilmiş tüm kısımlarını zorladı. Yine de olmadı. Kız yanına oturup, konuşmaya başladığında, Cloud da kafa yormayı bıraktı. Evet, kız haklıydı, yalnız kalmak istiyordu. Ama bazı anlar değil, sonsuza kadar. Yanındaki kişi Raven olmayacaksa, başka herhangi kimse de olmamalıydı. Onun yokluğunun yarattığı yalnızlığı, başka hiçbir canlı gideremezdi. “Illyria. Şey, evet..”Bir şeyler gevelediğini ancak kendi sesini duyduğunda fark edebildi. Düşünmüyor, düşünemiyor olmak böyle bir şeydi. “Benim, benim biraz sorunlarım var. Hem, düşündüğümü kim söyledi ki.” dedi, ses tonu terslemekten çok uzak, kırılmış bir kalbin pes etmiş fısıltılarıyla eşti. Sesi kısık, boğazından çıkmaktan zorlanıyor gibi hırıltılıydı. Bunun sebebi, bir süredir hiç konuşmamış olması olsa gerekti.


____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Illyria Rutherbold
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : onaltı olsa gerek.
Gerçek İsim : deniz.

MesajKonu: Geri: Beyaz Tüy   Cuma Eyl. 09, 2011 8:36 pm

“Öylece boş boş dururken, hiçbir şey düşünmeden edemezsin. İster senin kontrolünde olsun ister olmasın, mutlaka bir şeyler düşünüyorsundur.” Yanında oturan Cloud’un şu an bu felsefi zırvalıklara pek kulak asacağını sanmıyordu Illyria, yine de bu fırsatı yakalamışken, çocuğun yanından kalkmak istemiyordu. Hem belirli bir, yanımda seni istemiyorum, cümlesi de kurmamıştı. Tamam, belki kuracak takati yoktu. Gözlemlerine dayanarak Illyria, Cloud’un çok duygusal birisi olduğunu herkes gibi anlayabiliyordu. Ancak sadece kısa süredir ortalarda gözükmeyen birisi için bu denli derin bir üzüntü duyması duygusallığın da ötesinde bir şeydi. Böyle bir ruh haline kendisinin büründüğü zamanı hatırlıyordu, annelerinin gittiğini ve bir daha gelmeyeceğini kesin olarak idrak edebilecek yaşa geldiği zaman tüm hayatını etkileyebilecek bir durgunluk sürecine girmişti. Yaklaşık on yaşlarına tekabül eden bu zaman dilimi, Illyria’nın şu anki sakin mizacının temellerini atmıştı. O zamanlarda, öyle derin bir üzüntü yaşamıştı ki, haftalarca konuşmamış hatta Lyria’nın bile feci şekilde endişelenmesine yol açmıştı. Babaları ise her zaman onları çok severdi anca Illyria’nın bu üzüntüsü konusunda en ufak bir tepki vermemişti. Hep, onun da eşinin onları terk etmesi konusunda, çok büyük üzüntüler yaşadığını düşünürdü. Hala daha böyle düşünmesine rağmen gerçeği bilseydi eğer, babasına nasıl bir tepki vereceğini kimse bilemezdi. Annelerinin onları bırakmasının nedeninin babaları olduğunu ve hatta ona tüm anılarını unutturduğunu kızlarına itiraf etse onları kaybedeceğini bilirdi. Bu nedenle ağzını bile açmazdı bu konuda, annesinin yokluğu nedeni ile Illyria’nın girdiği depresif ruh hali zamanlarında ise ona destek çıkamamasının nedeni buydu, eğer kızı ile ilgilenmeye başlarsa kendisinin duyduğu vicdan azabı katlanacak ve dayanamayacağı bir yere ulaşacak sanırdı. Ancak yılların geçmesine rağmen günümüzde bile babalarının yaptıkları nedeni ile duyduğu vicdan azabı hiç azalmamıştı. Hatta kızlar okuldan mezun olduklarında onlara gerçeği anlatmayı bile düşünmekteydi. Bu düşüncenin temellerini ise kendi bencilliği oluşturuyordu. Belki kalbinin üzerine binen o yükten bir nebze olsun kurtulurum umudunu güdüyordu. Biliyordu ki kızlara bu gerçeği söylediği zaman tüm bu geçen zaman hazmetmeye çalıştıkları ve yeni yeni alıştıkları gerçeklik değişecek ve belki karakterlerinde ve hayatlarında düzeltilemeyecek bozukluklara yol açacaktı. Yine de kızlarını çok sevmesine rağmen, karakterinin egemenliğinde bulunan bencillik duygusuna yeniden kapılacaktı.

Cloud. Ondan yaklaşık beşinci sınıfın başından beri hoşlanıyordu. Çoğu zaman bu konu hakkında konuşmaya bile utanırdı. Çevresindekiler ona neden birileri ile çıkmadığını sordukları zaman soruları geçiştirmeye alışmıştı, onlara Cloud’dan bahsetmek yerine geçiştirmek daha kolaydı. Hatta kendisinden bir dönem üstte olan bu çocuğa karşı duyduğu hisleri tam anlamıyla ikizi bile bilmiyordu. Utanıyordu işte kimseye söylemek istemiyordu nedense. Bu utangaçlığının başına iş açması ise asıl pişmanlığıydı. Herkes Cloud’un aşırı duygusal birisi olduğunu düşünür ve her ne kadar çok sevimli bir yüzü olsa dahi kimseyi kendisine ayarlayamayacak kadar utangaç olduğunu eklerlerdi ve doğru söylerlerdi. Ne zaman Illyria onun gözlerindeki içten bakışı yakalamaya çalışsa, birkaç saniyeliğine yakaladığı bakışlar anında başka yöne çevrilirlerdi. Birkaç kere ortak salonda karşılaştıklarında Illyria’nın çabaları sonucu muhabbet etmişlerdi, ancak bunlardan da bir sonuca varılamamıştı. Bazı zamanlarda bu durumları onun utangaçlığına, bazı zamanlarda ise kendisinden hoşlanmadığına yorardı Illyria. İşte bunlar yüzünden, kimseye o utangaç çocuktan hoşlandığını söyleyemezdi. Utanırdı ve bu utangaçlığın derinliklerinde Cloud’u hissederdi, ona ait bir hissi kendi bünyesinde barındırmanın mutluluğunu yaşardı garip bir şekilde. Bir süre sonra bu duruma alışmıştı, belki alışmak zorunda kalmıştı. Cloud kimse ile çıkmıyor, sana özel bir şey değil. diyerek kendisini telkin etmeye çalışıyordu. Bu telkinler az da olsa kendisini iyi hissetmesine yarıyordu, bu şekilde Illyria’nın içi az da olsa rahat ediyordu. Bazı zamanlarda karşılıksız tüm çabalamalarına rağmen, kendisini ona fark ettirmeye çalışmaktan yılmıyordu ama Cloud’da ona karşılık vermemek konusunda kararlıymış gibi duruyordu. Yine de tüm bu olumsuzluklara rağmen, ortak salona adım attığı zaman oda da onu gördüğü zaman kalbi deli gibi atmaya başlardı. Midesindeki kelebekler ise bulundukları yerden çıkıp, Cloud’un kulağına Illyria’nın hislerini fısıldamak ister gibi kanat çırpardı. Cloud ise, kızıla çalan kahverengi saçları, o utangaç ama aşırı sevimli şapşal bakışları ile onu hiç fark etmez, ortak salonda Illyria gelmeden önce ne yapıyorsa onu yapmaya devam ederdi. Denildiği gibi, zaman bu şekilde akmaya devam eder, Illyria kendi içinde de olsa Cloud’a duyduğu ilgiden hoşlanırdı. Ta ki Raven piyasaya çıkana kadar.

Raven. Bu dönem başında okula geldiği ilk günlerde duymuştu Cloud ile arasında geçenleri. Dedikodu yapan kızların arasında tepkisiz kalmaya çalışmış olsa da, odasına gidebildiği ilk an çocuklar gibi ağlamıştı, kendisini durduramadan. Hıçkırıklarının arasında Lyria’ya annesini özlediğini söylemişti, ancak ikizinin pek de inanmadığını bilmesine rağmen durmayan gözyaşlarının akmaya devam etmesine izin vermişti. Kendisinin başaramadığını o Ravenclaw’lu kız başarmıştı. Hem de hiç çabalamadan. Şimdi ise Cloud’un yanında oturmuş, Raven’ın ortalarda gözükmeyişiyle ile ilgili onu teselli etme istediğini bastıramamaktaydı. Aslında kızın ortalarda olmaması kendi işine yarıyordu. Belki bu şekilde Cloud’un boş bir anına gelir ve kendisini fark ettirirdi ama o böyle bir kız değildi. Böyle bir şeyi ancak kötü insanlar yapardı. Hatta bunları düşündüğü için bile kendisine kızdı Illyria. Şu an önemli olan Cloud’un kendisini az da olsa iyi hissetmesini sağlayacak bir şeyler bulmaktı. Tabi bu konuda, Illy çok da başarılı gidiyormuş gibi gözükmüyordu. Kendisini düşündü, Cloud ortadan kaybolsa, hiçbir şey yaşamamış olmalarına rağmen duyacağı hüznü sadece düşüncelerinin etkisi ile kalbinde hissetti, bir de gerçekten böyle bir şey olsa... Onu anlayabiliyordu ve onun üzüntüsünü gördükçe, kendisi daha çok üzülüyordu. “Böyle yapmamalısın Cloud, Raven seni görseydi böyle bir ruh haline büründüğün için sana kızardı. Ona bir şey olmadığını ve yakında geleceğini düşünmelisin. Hem zaten öyle de olacak. Ailesi ile anlaşmazlıkları vardır belki, bu nedenle kimseye haber verememiştir. Sen daha iyi bilirsin, nasıldı ailesi ile arası. Bir keresin Lyria babamın acil bir iş görüşmesinde ona eşlik etmek üzere onunla gitmek zorunda kalmıştı ve kimseye bir şey söylememem için bana yemin ettirmişlerdi. Tam bir ay okula gelememişti. Şu metalık yeteneği ile ilgili bir durumdu sanırım, hala tam bilmiyorum.” Illyria konuştukça hem kendisini rahatlatıyordu, hem de Cloud’u aklındaki düşüncelerden birkaç dakikalığına da uzak tutabildiğini varsayıyordu. Sanki gerçekten işe yarıyor gibiydi, Cloud cidden onu dinliyor gibi gözüküyordu en azından ama cevap vermiyordu.


____________________________________________________________________________________________________

    bence çok zarif olmuş, tolgaya teşekkürler. kalp.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Cloud C. Caelvious
Hufflepuff
Hufflepuff
avatar



RÜTBE : VII. SINIF
Özel Yeteneği : Görücü.
Gerçek İsim : Tolga1.
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: Beyaz Tüy   Paz Eyl. 11, 2011 6:54 pm

Öylece boş boş dururken, hiçbir şey düşünmeden edemezsin.

Genç kızın pürüzsüz sesiyle dokunmuş kelimeleri beyninde çok derin bir mağaranın dibine atılmış taşın yankıları gibi, boğuk, gittikçe anlamsızlaşan tekrarlarla ilerliyor, uyuşmuş sinirlerini uyarmak için çabalıyordu sanki. Düşünemiyordu! Bunu kime nasıl anlatabileceğini bilmiyordu işte, kelimelere dökemezdi derdini, taşıyamazdı onlar, anlatmanın hiçbir yolu yoktu yaşadıklarını. Düşünemiyordu işte, o kadar. Sadece bir görüntüydü aklında dönen. Sadece o. Dikkatini başka hiç bir şeye veremiyor, o görüntü üzerinde bile düşünemiyorken, nasıl aksini iddia edebilirdi.

Gözlerini doğrudan, yüz metre kadar ilerideki göle sabitledi. Gölün üzerinde birbiriyle yarışır gibi süzülen kuşları, suya batıp çıkışlarını, huzur ve neşeyle çırptıkları kanatlarını gördü. Biraz daha yakınlara, gölün kenarında sohbet eden bir çifti gördü. Çift demişti çünkü oğlanın kızın eline sıkı sıkıya bastırdığı eli görebileceği bir noktadaydı. Sevdiği kişiyi kaybetme korkusu tanıdık bir duyguydu, bu yüzden hatırlaması ve çağrışımlarına maruz kalması zor olmadı. Ama asıl amacına odaklanabiliyordu hala; başka şeyler düşünmek. Çocuğun elini kızın elinden çektiğini gördüğünde bir an için kızıverdi çocuğa, yanı başında duran sevgilisinin elini böyle bir çırpıda bırakmak ne kadar da kolaydı, oysa Cloud Raven’ın tenine dokunmak için neler verirdi o an. Merlinin sakalı adına. Başka şeyler düşünmek zorundaydı. Bir önceki gün, biçim değiştirme dersinde Cedric ne de komik duruma düşmüştü ama… Elindeki taş bir anda yüzlerce karıncaya dönüşüp avucuna yığıldığında çığlık çığlığa kendini koridorlara atmıştı. Sonraki derste, iksirde, hala ara ara elini kaldırıp karıncalardan tamamen kurtulduğundan emin olmaya çalışmıştı. Hoş, ders sonuna kadar tek korktuğu yaratıkların karıncalar olduğunu bilmiyordu kimse. İksir dersi. Raven ile ilk, bir iksir dersinde tanışmışlardı.

Ne yapıyorum ben? Ne yapıyorum ben? Ben ne yapıyorum?
Abartıyorsun, olan bu. Her zamanki gibi, sulu göz, gereksiz bir insan olduğunu vurguluyorsun.
Hayır yanılıyorsun, yanılıyorum. Yani hayır, onu özlüyorum. Kaybettim onu, özleyemez miyim?
Hiç senin olmamış bir şeyi kaybedemezsin. Üstelik daha kaybetmek bile yokken ortada, bu yaptığın abartmak değil de nedir?
Ama özlüyorum.
Abartıyorsun.

Yere yaslayıp destek aldığı ellerinden birini hızla çekip, bir yandan burnunu çekerken, diğer yandan yenini kazır gibi gözlerine sürtmeye başladı. Ne kadar korkuyor olursa olsun, onun hakkında kötü şeyler düşünmesi bile saçmaydı en başından. Olumlu düşünce. Birçok psikiyatrın araştırma konusu. Bir konu hakkında ne kadar olumlu düşünce edinirsen, bu o konunun olumlu sonuçlanmasına o kadar katkıda bulunurdu. Gözlerini sertçe yumdu bir kez daha, kupkuru kaldıklarından emin olmak adına. Ardından açtı ve yarım yamalak bir gülümsemeyle Illyria’ya döndü. “Sanırım haklısın.” Biraz daha geriye kayıp, yan dönerek ilgisini bütünüyle kıza çevirdi. Yüzündeki yarım yamalak gülümseme, çıldırmak üzere olan bir insanınki kadar genişleyip, histerik bir hal alana kadar büyüdü. “Tamam, iyi düşün, iyi olsun, iyi düşün, iyi olsun. Bu kadar basit değil mi?” bir kahkaha patlattı. Genç kızın artık akıl sağlığından iyice şüpheye düşeceğinden şüpheleniyorsa da, aklı gayet yerindeydi işte. İyi düşün, iyi olsun. “Pekala, baştan başlıyoruz. Aa Illyria! Selam, nasılsın?” dedi geniş ötesi gülümsemesiyle.



____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Illyria Rutherbold
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : onaltı olsa gerek.
Gerçek İsim : deniz.

MesajKonu: Geri: Beyaz Tüy   Paz Eyl. 11, 2011 9:17 pm

Bir anda ortaya çıkan ruhsal değişim manik depresifliğe örnek oluşturabilecek kadar güçlü olsa da, Illy garipsememek için kendisini ikna etmeye çalışıyordu. Bir an için Cloud’un beyninin kontrolü kaybettiğini düşünmedi değildi, ancak kendisini rahatlatmak için yaptığı telkinler sayesinde onun davranışlarını hoş görmeye yaklaşmıştı. Bir dakika önce neredeyse ağlayan çocuk, şimdi yüzündeki kocaman gülümseme ile ona dönüp nasıl olduğunu soruyordu. Aslında bu gülümsemenin ilk anda korkutucu geldiğini düşünse de, şu an o gülümsemenin içinde erimemek için kendisini zor tutuyordu. Şimdiye kadar Cloud’dan böyle bir gülümseme aldığını hatırlamıyordu, hatta bu kadar uzun konuşabildiklerini bile hatırlamıyordu. Bu yaklaşık bir yıldır beklediği şeylerden bir tanesiydi ve çocuktan korktuğunu düşündürecek en ufak bir davranış gösteremezdi. Çünkü en ufak bir yanlış hamle, aralarındaki oluşmaya başlamış kırılgan şeyi yerle bir edebilecekmiş gibi hissediyordu. Raven faktörü hala aralarındaydı, hatta Cloud onun iyi olduğunu düşündüğü için bu derece mutlu olmuştu. Bu durum içten içe Illy’i feci derecede acıtıyordu. Sanki birisi kalbini eline almış ve olanca gücü ile sıkıyormuş gibi hissediyordu ama bir tarafı ise Cloud’un mutlu olmasına en az onun kadar seviniyordu. Şu an için acı çeken tarafını yok sayıp, yüzüne de içten bir gülümseme yayılmasına izin verdi. Hatta ufak bir kıkırdamaya da engel olamamıştı. “Tamam, baştan başlıyoruz. İyiyim sanırım. Buraya gelmeden önce Lyria’nın tüy kalemlerime yaptığı büyü yüzünden yaşadığım tatsız dakikaları saymazsak tabi. Tüm kalemlerimi yeşil bir sıvı ile kaplamış inanabiliyor musun? Benimle uğraşmaktan bir türlü vazgeçmiyor.” Cloud’un gözlerine bu derece yakından bakabilmek, kalbinin deli gibi çarpmasına neden oluyordu. Atış seslerinin dışarıdan duyulup duyulmadığı konusunda kafa yoramayacak kadar garip bir heyecanın içindeydi ve durmak bilmeden konuşmak bir şeyler anlatmak istiyordu. Belki içten içe, tınısı hoş sesinin yardımı ile kabinin vuruşlarını gölgeleyebileceğini düşünüyordu. Bahçeye ilk çıktığı zaman bulduğu ve elinde olduğunu neredeyse unutmak üzere olduğu tüyü kaldırıp Cloud’a gösterdi. “Ancak şanslı günümde olmalıyım, ikizimin tüy kalemlerime yaptığını unutturmak istercesine doğa bana bir yenisini hediye etti. Şuna baksana ne kadar beyaz ve yumuşak…” Ardından farkında olmadan elindeki tüyü bakması için Cloud’a uzattı.

“Neden tüy kalemlere bu kadar ilgim var bilmiyorum. Nedense bana annemi hatırlatan en ufak şeye fazlasıyla sarılıyorum. Muggle’ların tüyden kalem yapmak için ne uğraşlar verdiğini okumuştum bir yerde. Bizim için ise ufak bir büyü işi hallediyor. Harika değil mi?“ Cloud sadece dinliyordu, aklını başka şeylerle oyalamanın, derin düşüncelere dalmamak için iyi bir seçenek olduğu kanaatine varmış olmalıydı. Bu nedenle Illy’nin anlattıklarını gerçekten dinliyor ve tüy kalemlerle ilgili bir şeyler düşündüğünü umuyordu. Az önceki neşesi biraz olsun azalmıştı. Gözlerini Illy’den alıp elindeki tüyü incelemek için beyaz şeye odaklamıştı. Bunu gören Illy ise, tüyü ona verdiğine bencil bir şekilde pişman olmuştu. Cloud’un kahverengi ve derin gözlerini yeniden yakalayabilmek umudu ile konuşmaya devam etti. “İstersen sana bir tanesini hediye edebilirim. Benim için çok değerliler ancak sevdiğim insanlar ile paylaşmak da bana kendimi iyi hissettiriyor. Onlara kendimden bir parçayı vermiş gibi oluyorum nedense.” Sevdiğim insanlar. Sadece birkaç kere muhabbet ettiğin birisi nasıl sevdiği insan kategorisine girebilirdi ki. Dışarıdan bakıldığında bu soru insanın aklını tırmalardı. Illy için cevap açık ve basitti ancak, Cloud’un şu an bunu keşfetmesine gerek yoktu. Yanlış hamle, diye düşündü. Kırılmaya yol açabilecek yanlış bir sözcük dizisi, canlış bir cümle. Paniğe kapılmış gözükmemek için oldukça fazla çaba sarf etse de, içine oturan o yumruyu yok edemiyordu. Ona ciddi anlamda sadece arkadaş olarak yaklaşmak istiyordu. Raven’ı hala severken, ondan kendisine ilgi göstermesini bekleyemezdi. Çünkü aynı şeyin kendisine yapılmasını kaldıramazdı. Sadece arkadaş olmak istiyordu, sadece. Kendisini iyice inandırabilmek için beyninde birkaç kere yankılanmasına izin verdi bu cümlenin. Çünkü en zor olanın kendisini inandırmak olduğunu biliyordu. Böyle düşündüğü için kendisine kızmadan edemedi, içinde bir yerlerde Cloud yerine kendisini düşünene bencil bir parçasının olduğunu bilmek ona rahatsızlıktan başka bir şey hissettirmemişti. “Her neyse, çok konuştum biliyorum. Lyria ortalarda gözükmüyor, sanırım onunla edemediğim gevezeliğin acısını senden çıkardım kusura bakma.” Az önce istemeden ağzından çıkan ve kendisini ele verecek sözcüklerin cezasını keser gibi kendisini geri çekmek istedi Illy, sanki mesafeli cümle kurarsa az önce yaptığı hatanın üzerini ötebilirmiş gibi hissetmek istedi.


____________________________________________________________________________________________________

    bence çok zarif olmuş, tolgaya teşekkürler. kalp.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Cloud C. Caelvious
Hufflepuff
Hufflepuff
avatar



RÜTBE : VII. SINIF
Özel Yeteneği : Görücü.
Gerçek İsim : Tolga1.
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: Beyaz Tüy   Ptsi Eyl. 12, 2011 4:53 pm

Illyria’nın kendisine verdiği cevabı dinlerken, üzerindeki belli belirsiz zorakiliğin usulca çekildiğini hissediyordu. Başlangıçta konuşmayı sürdürmek için gerçekten kendini zorlamış ve dikkatini onda tutmak için çaba harcamış olsa da, birbiri ardına gelen cümleler, karşılıklı kırkırdaşmalar ve genel olarak aralarında oluşan atmosfer, bu sefer dikkatinin başka herhangi bir şeye dağılmasını engelleyecek kadar güçlü bir çekim yaratıyordu. Cloud orada çimenlerin üzerine öylece oturmuş, yarım metre ilerisinde oturmakta olan Illyria’nın gözlerine bakarken, diğer bütün gözlere yaptığı gibi Raven’ınkilerle kıyaslama yapmıyor, onu o olarak dinliyordu. Bu son birkaç gün için büyüleyici bir ilerleme sayılabilirdi. Dikkatini tamamen ona yönlendirmiş, ikizinin kendisine yaptığı şakayı dinliyorken elinde tuttuğunu o ana, havaya kaldırana kadar fark etmediği şeye kaydı gözleri. Gördüğünü anlaması biraz zaman aldı ve hemen ardından bütün zaman durdu. Boğazına devasa bir yumru çöktü, midesi bir mengenin arasında can çekişiyordu sanki.
Beyaz tüy.
Raven’ın saçlarından kayıp toprağa dokunan beyaz tüy.
Yumru biraz daha, soluğunu kesecek kadar büyüdü. Düşünceleri gözünün önünde saniyede geçen binlerce görüntüyle darmadağın oldu. Illyria kayboldu. Sırtını yasladığı ağaç kayboldu. Düşünceler, duygular, duyular, hepsi koca bir kazanda eriyip birbirine karıştı, dağıldı. Duygularının ve düşüncelerin bu kadar çabuk nasıl kontrolünden çıkabildiğini anlayamıyordu zaten. Alışamıyordu. Ancak sadece o bir tek tüy tanesi ile olmak istediği şeyi de, yaptıklarını da unutuverdi. İfadesinin donuklaştığını fark etmeden usulca uzandı tüye. Dokunduğunda yok olacakmış ya da kendisini yok edecekmiş gibi bir his vardı içinde biraz. Avucunun içinde serbestçe duran tüyden gözlerini alamıyor, aralarındaki ürkütücü bağlılıktan kurtulamıyordu. Illyria’nın anlattığı ancak birbirine karışan ve Cloud’un anlayamadığı kelimelerin boğuk yığını arasından iki kelime net bir şekilde çarpana kadar genç adamın suratına, tüye bakmayı sürdürdü.
…ancak sevdiğim insanlar ile…
Sevdiğim insanlar.
Soğuk bir rüzgar aralarındaki boşlukta kristalize olmuş sessizliği yalayıp, ikisinin kokusundan da bir şeyler alarak uzaklaştı. Ya da en azından, Cloud böyle hissetti. “Şey, ah hayır, önemi yok. Seni dinlemek güzel.” dedi suratına yerleştirilmiş alel acele gülümsemeyle. Sözlerinin arasındaki ‘sevdiğim insanlar’ tabirinde bir sorun, bir yanlışlık vardı ancak zihnini odaklamakta ve anlamları irdelemekte güçlük çekiyordu. O da bu detayın şimdilik üzerinde durmamayı seçti, nasıl olsa kendini dinleyebileceği bolca yalnız vakti olurdu. Gülümsemesi daha samimi ve gerçek bir hal alırken, gömleğinin yakasını boynunu kısmen örtecek şekilde düzeltme ihtiyacı hissetti. Bakışları gökyüzüne kaydı ve bulutların arkasına sokulmakta olan güneşi buldu. Hava bozuyordu. Önce oturduğu yerde biraz daha büzüşmüş olan Illyria’ya kaydı gözleri, sonra diğer yanında duran beyaz kapşonlusuna. Bir kez daha tereddüt etmeden kapşonluyu aldığı gibi, dizlerinin üzerinde Illyria’ya yaklaştı biraz. “Hava soğuyor.” diye mırıldandı kapşonluyu kızın omuzlarına örterken. Ardından başını kızın omzundan uzatıp kapşonu kavradı ve usulca başına geçirdi kızın. Yüzü en fazla birkaç santim uzağındaydı. “Hasta olmak istemezsin değil mi?” dedi ve tekrar gülümseyerek geri oturduğu noktaya çekildi. Herhangi bir itiraza mahal vermeyecek kadar kesindi hareketleri, zaten onun da itiraz etmeye yeltenip yeltenmediğini de fark etmemişti. Kollarını göğsünde kavuşturdu, sol yanını ve başını ağaca yaslayarak konuşmaya devam etti. “Her neyse, kendinden bahset biraz, ailenden, geçmişinden.” Bu sefer gülümsemesinde daha çekingen çizgiler vardı.


____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Beyaz Tüy   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Beyaz Tüy
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» beyaz iş perde.netten
» sehir efsaneleri(istanbul)

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Rol Oyunları-
Buraya geçin: