AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
ACCIO WIDGET!        
Yönetim
Puanlar
Enler
Pano

Paylaş | 
 

 Choi c e.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Chloe Kremer
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Gerçek İsim : Zeynep

MesajKonu: Choi c e.    Cuma Ağus. 12, 2011 6:40 pm

Chloris heyecandan gece yatağında dönüp durarak bir türlü uyumayı başaramamış, ertesi günü düşünerek kafasında Pavel’a söyleyeceklerini kurmaktan kendisini alamamıştı. Bu da bir işe yaramamış, genç kızın stresi endişeyle kaplanıp yapacağı konuşmadan sonra olabilecekleri düşünerek neredeyse ağlayacak hâle gelmişti. Yıllardır her şeyini paylaşıp, dertleştiği ve her türlü sorununa çare bulabilmek için çaba harcadığı dostuna artık eskisi gibi bakamaz olmuştu. Bunu da aylarca bastırmaya çalışmış, Pavel’ın yanında sürekli huzursuz olmaya ve ona yalan söylediğini düşünerek kendini gerçekten de kötü hissetmeye başlamıştı. Yine de duygularına engel olmaya çalışmış, kendisine bile zorlukla itiraf edebildiği bir şeyi genç adamın yüzüne karşı söyleme cesaretini toplamak için günlerce uğraşmıştı. Hem arkadaşını hem de sevdiği çocuğu kaybetme korkusu ise Chloe’ye engel olmuş, bugüne dek dudaklarının mühürlü kalmasını sağlamıştı. Fakat bu gece kendisini içten içe yiyip bitiren bu hastalıklı hisleri dışarı atacak, belki de karşılık alıp yepyeni bir sabaha açacaktı gözlerini. Umuda kapılıp daha sonrasında çok yüksekten düşmek istemediği için silkinip kendine gelmeyi denedi, büyük ihtimalle gerçekleşecek olan diğer sonu da hesaba katması gerekiyordu. Yine de bunu şimdilik düşünmeden, yüzünde kondurduğu doğal bir gülümsemeyle karşılamak istiyordu Pavel’ı. Dudaklarındaki ruju tazelerken gözleri aynasının yanında duran saate kaydı, genç adamın gelmesine dakikalar kalmış olmalıydı. Ortak salonun kapısına inmeliydi aslında, alelacele komodininin üzerinde duran şeftali aromalı parfümünü sıkarak aynanın karşısındaki yerini son kez aldı. Üzerine giydiği pudra renkli, omuzlarını açıkta bırakan askılı elbisesi üzerine tam oturmuş gittikçe bollaşan etek kısmıyla da Chloe’ye hem kadınsı hem de sevimli bir hava katmıştı. Gözlerini aynadaki aksinden ayırarak yatağının üzerindeki şalıyla, küçük kare çantasına uzandı. İşte şimdi hazırdı, aşağı inmesi ve Pavel’ı daha fazla bekletmemesi gerekiyordu.

Merdivenlere yöneldiğinde bir şey unutup unutmadığını düşünerek uzun topuklarıyla dikkatlice basamaklardan inmeye başladı, birkaç kişinin kendisine doğru baktığını hissederek boynundan yukarı doğru tırmanan kızıllığı şalıyla örtebilmeyi diledi. Kalbi heyecanla atıyor, kapının ardında duran çocuğu hayal ederek adımlarını gittikçe hızlandırıyordu. Alışık olmadığı ayakkabılarının bu gece başına iş açacağını düşünmeden de edemiyordu, yine de yanındaki Pavel olduğu sürece rahattı, onun güçlü kolları genç kızı ayakta tutabilirdi. Tüm vücudunu saran bu sıcaklığı küçük bir tebessümle su yüzüne çıkartarak kapının önünde duraksadı, bu gece ne olacaksa olacaktı işte. Aylar süren bu eziyet belki de son bulacak ve Chloris okulda kendisine yepyeni bir sayfa açacaktı. Uzun, ince parmaklarını kullanarak kapıyı araladı ve oldukça kızgın bir tonla fazla umutlanma, diye de azarlandı kendi iç sesi tarafından.

Genç cadı kendisini kapının dış tarafına atarak onu beklemekte olan Pavel’ı aradı gözleriyle, gerçi fazla bakınmasına da gerek yoktu çünkü çocuk hemen sağ tarafındaki taş duvara yaslanmış sıkıntıyla ayağını yerde sektiriyor ve Chloris’in farkında değilmiş gibi gözüküyordu. Hafifçe öksürmeden önce Pavel’ın dalgınlığını seyretti genç kız, bu kadar muhteşem gözükmesi içindeki bir parçayı sevindirirken diğer parçayı da kıskançlık krizlerine sürüklüyordu. Chloris’in sesiyle irkilen Pavel’ın gözleri şaşkınlıkla büyümüş, dudaklarına oturttuğu gülümseme ise iyiyce büyüyerek genç kızın nefesini kesecek şekilde tüm yüzünü kaplamıştı. “Çok güzel görünüyorsun” diyen Pavel’a ne cevap vereceğini bilemeyen Chloe, sıradan bir arkadaşıyla nasıl konuşuyorsa onunla da aynı üslupta konuşması gerektiğini kendisine hatırlatarak gülümsedi ve çocuğu şöyle bir süzdükten sonra smokininin ona ne kadar yakışmış olduğunu fark etti. “Sen de öyle, harika görünüyorsun. Dur da papyonunu düzelteyim.” Dedi ve aralarındaki birkaç adımlık mesafeyi yavaşça kapatarak ellerini karşısındaki çocuğun ucu gömleğinin köşesinden çıkmış olan papyonuna götürdü. Bu kadar yakın olmak genç kızı korkutsa da onun nefesini üzerinde hissetmek hoşuna gitmişti.

____________________________________________________________________________________________________

pavel çiçek alınca böyle oluyor işte:
 

pavel ve pippa'yı duyunca:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Pavel Ivanov
Sihir Bakanlığı
Sihir Bakanlığı
avatar

RÜTBE : SİHİRLİ OYUNLAR VE SPORLAR DAİRESİ ÇALIŞANI
Patronus : çita.
Karakter Yaşı : yirmi bir
Gerçek İsim : miray
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: Choi c e.    Cuma Ağus. 12, 2011 7:49 pm

Aynada genç bir adam, bana el sallayarak sırıtıyordu. Çok yakışıklı görünüyordu doğrusu. Kestane rengi saçları özenle taranmış, eski İngiliz erkeklerini hatırlatan bir stille hafif yana eğik duruyor, yüzündeyse mutluluğun getirdiği bir ışıltı, bas bas bağırıyordu. Vücudunu örten beyaz smokin, kaslarını gizleyememişti. Uzun boyu ve öldürücü bakışı ile, aynanın karşısında poz veriyordu. Aa, bir dakika, bu adam bendim. Kendimi övmeyi sevmesem de, gerçekten mükemmel görünüyordum. Balo, dans, içki ve kızlar. Bu gece benim gecem olacaktı. Oldukça centilmendim bu yüzden kızlar benim için dans sırasına gireceklerdi bunu biliyordum. Fakat bu gecemi tek bir kıza ayırmıştım. Ömrümün en değerli kızına. Kardeşim olsa bu kadar sevemeyeceğim o ölünesi varlığa; Chloris’e. Aslında itiraf etmem gerekirse, bambaşka kızlar vardı aklımda. Ve aklımdaki her kızın bana evet diyeceğini biliyordum. Fakat Chlor inadıma sanki, her kız hakkında iğrenç şeyler anlatmıştı bana. Onun bu kadar dedikoducu olduğuna inanmakta çok zorlanıyordum. Chloris her zaman masumiyeti temsil etmişti kalbimde. Saflık, iyilik ve pürüzsüz mutluluktu o. Dedikodu yapmasına çok şaşırmıştım. Ama sevinmiştim de. Bazen fazla cici kız oluyordu. Arada bir değişmesi, hoştu tabii. Gerçi baloya partner seçme işini tam bir kabusa çevirmişti. Mesela düşündüğüm Aphria ile ilgili o kadar çok şey anlatmıştı ki. Her zaman neşeyle dolaşan kız, şimdi zihnimde öcü gibi canlanıyordu. Sonuç olarak Chlor’u davet etmiştim. Zaten davet etsem de, etmesem de ilk onu dansa kaldırmak dört yıllık adetimdi. Ama bir nedeni daha vardı partner olarak onu seçmemin. Başkasıyla gitmesini istemiyordum. Güzellikte dillere destan bir kızdı ve Hogwarts erkeklerini biliyordum. Ona zarar verebilirlerdi. Ve birçok can yakmam gerekirdi o zaman. Ama en çok canı yanan Chlor olurdu. Kavga etmemden nefret ederdi. Ve eğer herhangi bir erkek onunla öpüşse bile, kellesini uçuracağımı biliyordu. Chlor demişken, onu almama yaklaşık onbeş dakika vardı ve milyonlarca merdiven inecektim. Onu daha fazla bekletmemeliydim. Aynada son bir kez kendime baktım ve yansımam bana göz kırptı.

Merdivenleri büyük adımlarla inerken, şatoya en sevdiğim telaş bürünmüştü. Orada burada partnerini almaya giden erkekler, fazla makyajından ya da saçının tipinden şikayetçi kızlar, baloda neler olacağını görmek için apar topar balo salonuna inen portre sakinleri. Hogwarts bütün ihtişamıyla ayaktaydı. Balonun tadını çıkarabilmemiz için süslenmişti her yer. Dört büyük kurucu eğlememizi dilercesine sermişti sanki bu şatoyu önümüze. Süslemeyi yapanlar da iyi iş çıkarmıştı doğrusu, tabii asıl olayı balo salonuna bıraktıklarına emindim. Nihayet merdivenler bitmiş, o çok tanıdık Bodrum’da, mutfağın hemen yanındaki tablonun önüne gelmiştim. Hufflepuff Ortak Salonu, fazlasıyla dipteydi. Bizim salonumuz mesela, kulelerdeydi ve geceleri eşsiz bir manzarayı izleme şansımız oluyordu. Ama yağmur yağarsa da, ilk bizim haberimiz oluyordu. Bu ortak salonun içini hiç görmemiştim, Chlor’un deyimiyle fazla sevecen bir yerdi ve turunculara bürünmüştü. Ne kadar şaşırtıcı. Bir gün beni gizlice içeri sokmasını Chlor’dan istemeyi beynime kazırken, arkadan bir öksürük bütün düşüncelerimi uçurdu. Bir kız bana doğru geliyordu. Pudra rengi elbisesi ve saçlarının açık tonunun oluşturduğu birliktelik, hiç bu kadar güzel olamazdı. Git gide kabaran elbisesinin eteği, yerleri süpürürken, gittiği her yere ışıltı götürüyordu bu kız. Sanki hava kat kat alçalmıştı, ozon tabakası beynimi deliyor, yer çekimi sanki yokolmuştu da uçuyordum. Bu kız, çok güzel olmuştu. Ve bu kız, tanrım, Chloris? “Çok güzel görünüyorsun.” Ağzımdan benden habersiz çıkan bu sözler, şaşkınlığımı geride bırakamamış ve olan duygularımı tam anlamıyla anlatamamıştı. Birincisi, bu kızın Chlor olması çok şaşırtıcıydı. Tamam Chlor her halükarda güzeldi ama bu kız apayrı bir dünya olmuştu. Bana bakan o tanıdık sima olmasa, o olduğuna inanmazdım. İkincisi, çok güzel görünüyorsun mu? Bu muydu benim centilmenliğim? Kız bana bir şeyler söyledi ama kesinlikle anlamadım. Gözlerim o dudakları müthiş derecede alımlı gösteren pembemsi rujda takılı kalmıştı. Yemek istiyordum, ama o ruju. Çünkü karşımdaki Chlor’du ve benim kardeşimdi. Büyüdükçe güzelleşen, göz alıcılığı kat be kat artan bir kardeş. Yanıma yaklaştığında ve burnumu şeftali kokusu esir aldığında, papyonumu düzeltmek için geldiğini anladım. Ona hemen oracıkta sarılma isteğime karşı koymak için suratıma kocaman bir gülücük yerleştirip, doğal olmaya çalıştım. “Gidelim mi, güzel kadın?” Başıyla onaylamasıyla birlikte, merdivenleri bir bir çıkmaya başladık. Her geçenin bize baktığını görüp, gülümsemeden edemedim. Benim kimi götürdüğüm zaten bir merak konusuydu ve Chlor’un bu derece güzelliği dehşet ifadeleri bırakmıştı kıskankç gözlerini bize diken kızların yüzünde. Fakat Chlor da, ben de mutluyduk. Koluma girmişti Chlor, arkamızda bıraktığımız tek şey elbisesinin püskülleriydi. Balo Salonu’na yaklaştıkça kulağımıza hoş bir müzik ve müziği bastırabilen heyecanlı bir kalabalık ilişmişti. Ona dönüp gülümsedim ve içeri girmeye hamle ettik.

Balo Salonu hiç bu kadar güzel olmamıştı. Son yılım diyeydi belki, her şeyi dolu dolu yaşamamı sağlamak için donatmışlardı burayı. Deniz mavisi hakimdi her yere. Tavandan sarkan kocaman ahiza, zemini oluşturan parkeler ve etraftaki her türlü koltuk, birbiriyle uyum içindeydi. Gece başlamak üzereydi. Neredeyse tüm okul kuşatmıştı balo salonunu. Abuk sabuk bir konuşma olmamasını, hemen dansa geçilmesini istiyordum bu güzellikle pisti adeta hayran bırakabilmek için. Tanrı sanki beni dinliyordu, isteğimi derhal yerine getirdi ve biz bara ulaşamadan, kulaklarımı dolduran romantik bir müzik başladı. Açılış müziği hep kalpten vururdu zaten. Yine vurmuştu işte. Chlor’un önünde eğilip, elimi uzattım. “İlk dansı bana lütfeder misiniz?” Elime uzanan nazik el, sorumun sözsüz cevabıydı. Dans pistine ilerlerken, ilk kalkan biz olmuştuk. Bütün gözleri üzerimizde hissederken, elimi o kıvrım kıvrım kıvrılan bele koyup, diğer elimle elini tutum. Zemin bizim hareketlerimizle hareket ediyordu sanki. Pistin içinde bir oraya bir buraya nazikçe savrulurken, izleyenlerin soluklarını duyabiliyordum. Ama gördüğüm tek şey, karşımdaki olağanüstü kızdı.

____________________________________________________________________________________________________


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Chloe Kremer
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Gerçek İsim : Zeynep

MesajKonu: Geri: Choi c e.    Cuma Ağus. 12, 2011 11:11 pm

Arkadaşı olduğu kadar hayatının aşkı olarak da niteleyebileceği bu genç adamın karşısında sürekli hissettiği o huzursuzluk dürtüsü yine kıpırdanmaya başlamıştı, genç kızın gecesini mahvetmek üzere dışarı çıkmak için çırpınıyordu sanki. Chloris, aldırış etmemeye çalışarak önce kendisine uzanan kolu şaşkın bakışlarla karşıladı, sonra ise içinden “o senin sadece arkadaşın” diyerek hislerini bir kenara bırakıp Pavel ile birlikte kol kola merdivenleri çıkmaya başladı. Gelen geçen herkesin bakışlarının hedefi oluyor, alışık olmadığı bu duruma ayak uydurmak için çaba harcıyordu. Partnerinin ise bununla bir sorunu yok gibiydi, Chloe Pavel’ın böyle şeylerle her zaman karşılaştığını düşünüyordu aslında. Belki de içten içe ona olan özel hisleri sayesinde onu herkesten kıskanmayı başarıp gördüğü tüm kızların onu istediğini ya da onun gibi birini aradığını düşünecek kadar delirmişti. Gittikçe daha da paranoyaklaşıyordu çünkü çocuğun yanında yalnızca “arkadaş” sıfatıyla bulunuyordu. Belki her şey bu gece umduğu gibi gitseydi… Ah, hayır kendisini kaptırmayacak ve boş yere umutlanmayacaktı. Pavel’ın tavırlarında herhangi bir değişiklik göremiyordu zaten o, her zamanki Paveldı. Dostu, arkadaşı ve ağabeyi yerine koyduğu çocuk. Derin bir nefes alarak toparlanmaya çalıştı, balo salonunun dışına sızan müzik kalabalığın gürültüsüne karışıyor, neredeyse tüm Hogwarts’ı etkisi altına alan bir uğultu bulutuymuşçasına üstlerinde dönüp duruyordu.

İçeri girdiklerinde Chloe koluna girdiği çocuğu bile unutacak kadar sersemlemişti, balo salonunun ışıltısı öyle göz kamaştırıcıydı ki adeta nefesi kesilmiş birkaç saniye boyunca da duraksamak zorunda kalmıştı. Pavel’ın güçlü kolları kendisini salonun içine sürüklerken sesini çıkartmadan etrafı inceliyordu, burnuna gelen hafif deniz kokusu ise genç kızda, kocaman dalgalar tarafından içindeki sıkıntıdan arındırılmışçasına bir rahatlık hissi uyandırıyordu. Son derece samimi bir tebessümle başını eğdiğinde ayak bileklerini saran sise baktı, biraz ürkütücü gözüktüğünü itiraf edebilirdi ancak daha önceden de aklından geçirdiği gibi, Pavel yanındayken kendisini son derece güvende hissediyordu. Özellikle de dans sırasında birbirlerine sarılacakları anı sabırsızlıkla bekliyor, söyleyeceği şeyleri prova etmekten vazgeçtiğinden heyecanla aklında savrulan kelimelerden anlamlı birer cümle kurabilmeyi diliyordu. Aslında nereden başlaması gerektiğini biliyordu Chloris, Pavel balo için partner ararken söyledikleri için özür dilemesi ve yaptığı şımarıklık için af dilemesi gerekiyordu zira bunların hepsi kıskançlığının ürünleriydi. Çocuk önünde eğilip dans etmeyi teklif ettiğinde önce boş boş onun o güzel, okyanus mavisi gözlerine baktı sonra da tereddütsüz bir şekilde Pavel’ın avucunda kaybolacak kadar küçücük olan elini ona doğru uzattı. İkisi birlikte piste çıkarlarken Chloe etrafındaki çiftlerin de yavaş yavaş ortadaki boşluğu doldurduklarını görebiliyordu, bugün için özenle yaptığı bukleleri omuzlarına düşüyor hatta neredeyse Chlorisle birlikte dans edercesine zarifçe hareket ediyorlardı.

Müzik yavaşlayıp sona doğru yaklaştığını haber verirken genç kız bakışlarını karşısındaki çocuğun yüzüne sabitledi, tüm dans boyunca onu izlemişti neredeyse, o çıkık elmacık kemikleri ve her zaman aynı yöne doğru taradığı koyu renk saçlarıyla Chloris’in erişemeyeceği bir yerde duruyordu sanki. Asla onun olamayacağını bildiği o güzel gözlerle her karşılaşmasında canı yanıyor, böyle yakın olmakla bile hem kendisine hem de ona haksızlık ettiğini düşünüyordu. Yalan söylemekten de kendisine söylenmesinden de nefret ederdi çünkü, her zaman karşısındakine karşı dürüst olmuş en ufak bir sorunu dahi paylaşarak ortak bir çözüm yolu bulmayı teklif etmişti. Ancak şimdi hayatında hiç olmadığı kadar rahatsız hissediyordu kendini, hem de yaşamını çekilir kılan tek varlığın yanında olmasına rağmen. “Oturalım mı?” diye sorarken aslında çocuğun belindeki elini uzaklaştırmasını hiç mi hiç istemiyordu, bu yakınlığı bir daha ne zaman yakalayacaktı ki? İşte, fırsatı böyle tepiyordu Chloe, bir dahaki dansa, diye geçirdi içinden. Gerçi emin olamıyordu da dans edeceklerinden, Pavel’ın sırasında bekleyen onlarca kız olduğundan emindi. Ah, bu kafasındakileri dile getirmek neden bu kadar zordu ki? Alt tarafı dudaklarını aralayacak ve… İşte, ne diyeceğini bile bilmiyorken yapabileceği her hangi bir şey yoktu. Pavel’ın işaret ettiği mavi renkli yumuşacık puflardan birine kendini bırakarak elbisesinin uçlarını düzeltti. Öylece oturup etrafı inceliyor, ağzı kulaklarında dans eden çiftlere hafif bir kıskançlıkla bakıyordu. Kendi içerisinde öyle derinlerde takılıp kalmıştı ki tam karşısına çektiği pufa oturup elindeki renkli bardaklardan birini kendisine doğru uzatmakta olan Pavel’ı fark etmemişti bile. Çocuğun bu kadar yakınına gelmesine ise oldukça şaşırmıştı, yine de bu şaşkınlık gülümsemesini bastırmaya yetecek kadar büyük değildi. Derin bir iç çekişle biraz önce düşündüklerine değinmeye karar verdi, “Partner seçimini mahvettiğim için üzgünüm Pavel, benimle burada olmak zorunda değilsin. Gerçekten, çocukça davranmak istememiştim.” Derken gözlerini hafif bir utançla zeminde kıvrılarak ilerleyen sislere çevirmişti.


____________________________________________________________________________________________________

pavel çiçek alınca böyle oluyor işte:
 

pavel ve pippa'yı duyunca:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Pavel Ivanov
Sihir Bakanlığı
Sihir Bakanlığı
avatar

RÜTBE : SİHİRLİ OYUNLAR VE SPORLAR DAİRESİ ÇALIŞANI
Patronus : çita.
Karakter Yaşı : yirmi bir
Gerçek İsim : miray
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: Choi c e.    C.tesi Ağus. 13, 2011 2:56 pm

Hiçbir beden bu kadar uyumlu değildi benimle. Hiçbir beden altımda kıvrılamıyordu böyle. Chlor, her hareketimi önceden tahmin edebiliyordu. Hayır, ikimiz de etmemiz gereken dansı etmiyorduk. Dansın bütün yasalarını karşımıza almış, birbirimize odaklanıp ediyorduk dansı. Beni o kadar iyi tanıyordu ki, dile getirmediğim hareketleri tahmin ediyordu sanki. Hayır, biz dans etmiyorduk. Uçuyorduk biz. Ne kadar dans ettik bilmiyorum. Tek bildiğim müzik ikimizin de ruhuna ince dokunuşlar atarken, bir yakınlaşıp bir uzaklaştığımızdı birbirimizden. Müzik, ortam ve karşımdaki bu en sevdiğim kız beni sarhoş etmişçesine düşüncelere daldırmıştı ta ki Chlor’un sorusuyla kendime gelene kadar. Oturmak istiyordu. Benden mi sıkılmıştı, yoksa yorulmuş muydu? İkinciye daha çok olanak veriyordum çünkü yıllardır tanıdığım bu kızın benden sıkılma olasılığı, benim cinsiyet değiştirmeye karar verme olasılığım kadardı. Yani imkansızdı. Mavi puflara doğru giderken, elim hala kızın belindeydi. Nedense çekemiyorum elimi. O güzellikten bir an bile ayrı kalamıyordum. Çünkü bugün ayrı güzel olmuştu Chlor ve gecesi tamamen bana adanmıştı. İnsanın nefesini kesen hatta nefes aldırmayı unutan bir güzellik. Tanrım, neler oluyordu. Kızı koltuklardan birine yerleştirdikten sonra, az ilerideki masalardan birine ilerledim. Rengarenk bardaklar çok iç açıcı görülse de, içindeki şeyin en fazla kaymak birası olduğuna emindim. Hogwarts’ın en büyük eksikliğiydi bu. Öğrencilerine alkol konusunda çok cimri davranıyorlardı. Yedinci sınıf biri olarak, ateş viskisi içip onun o boğaz yakan tadı eşliğinde derinlerde kaybolabilirdim mesela. Ama hayır, bu su niyetine içebileceğim şeye mecbur kalmıştım. Yine de bu geceyi hiçbir şeyin bozmasına izin vermeyerek, iki bardak kapıp, bu geceki partnerimin yanına döndüm. O partnerden çok farklıydı. Hani bir şeyi ne kadar çok sevmek mümkünse, onu da o kadar seviyordum işte. Bazen hiç yaşamadığım anne şefkatini gösteriyordu bana, bazen ablammış gibi öğütler yağdırıyor, bazen dost edasıyla takılıyor, bazense azar işiten küçük bir kız kardeş oluyordu. Kadına dair ne varsa, ondaydı. Sevgili harici. Açıkçası onu hiç o gözle düşünmemiştim, sevgiliye değer olmadığından değil, hayır, kesinlikle ideal bir eşti. Ama karşılıklı olarak hiç düşünmemiştik birbirimizi öyle. En azından ben düşünmemiştim. Ta ki Chlor ağzını açıp konuşana kadar. Hangi ara geldiğimi bilmiyordum ama kızın karşısına bir puf çekip oturmuştum bile. Kızın sözcükleri beynimi kazırcasına geçmişti. Her bir gelen sözcük, gözlerimin daha da büyümesine neden oluyor, suratıma istemesem de sinirli bir ifade katıyordu. Neler oluyordu? Ne demekti, “partner seçimini mahvettim.” Hayır, mahvetmemişti ki, sadece doğru insanla gitmem için uğraşmıştı, mesela Maisie’nin dört bamyayla birden okulun bahçesinde her akşam grup seks yaptığını söylemişti, onunla gidersem arkamdan konuşulacakları önlemek için yardım ediyordu bana. Ya da öyle değil miydi?

Suratımdaki anlamamazlık ifadeleri çığ gibi büyürken, konuşmadım. Bir yandan kıza ne hadle böyle bir şey yaptığını sormak istiyordum, bütün kızların dedikodusunu yapmıştı çünkü. Balo partnerlerimi kötüleyip beni partnersiz bırakması değildi önemli olan, sırf onlarla gitmeyeyim diye uydurduğu yalanlardı. Bunu yapmamalıydı. Hayır. Zaten anlamıyorum, Aphria’nin kendi ikizine tecavüz etmesine, nasıl inanmıştım? Hatta onun ikizi var mıydı? Sahne bir bir berraklaşıyordu gözlerimin önünde. Az önce düşündüklerim, iki taraflı da sevgili olarak görmediğimiz düşüncesi, buhar olup uçmuştu. Çünkü bu davranışının tek bir anlamı vardı ve hayır, öyle olmamasını kesinlikle istiyordum. Belli etmedim. Emin olmama rağmen, cümlelerin vardığı yeri anladığımı belli etmedim. Onu kırmak istemiyordum. Benim için ideal eş olurdu ama anlamıyordu, daha önce onu hiç öyle düşünmemiştim. Aslında öyle düşünüyordum da, çok güzel olurdu. Onunla olmak. Kendine gel Pavel. O benim en değerlimdi fakat diğer anlamda değil. Tanrım, ne yapmalı? “Kiminle gidersem gideyim, ilk dansım her zamanki gibi sana ait olacaktı zaten. Beni partnerimi asık bir suratla ekip, seni dansa kaldırma zahmetinden kurtardın.” dedim ne düşüneceğini umursamayarak. Anlamıştı belki de, neden böyle davrandığını anladığımı anlamıştı. Ama suratımda her zamanki masum ifadem ve gülüşümle, anlamaması lazımdı. Anlamamalıydı. Onu kaybedemezdim. Kaymak biramı –içinde ateş viskisi olmasını dilerce- bir dikişte içtim. Keşke tam şu an Karanlık Lord dönüp balo salonunu uçursaydı da, bu konuşmaya devam etmemiz gerekmeseydi. Ya da on şiddetinde bir depremle okul yıkılabilirdi, hiç itirazım yoktu. Tenefüs aralarında beni sıkıştırıp, benden hoşlandığını söyleyen kızlara alışıktım fakat hayatımda en değer verdiğim insanın bunu yapmasına kesinlikle hazır değildim. Chlor ile ben, nasıl desem, çok farklıydık. Ama düşünüyordum da, bir çift nasıl olması gerekirse öyleydik. Birbirimizin her şeyini tamamlıyorduk. Cümlelerimizi bile. Hatta bakışlarla konuşabilmeye başlamıştık. Hatta sevgililer gününde birbirimize dalga geçercesine hediye alıyorduk. TANRI AŞKINA HANGİ İKİ DOST BİRBİRİNE HEDİYE ALIRDI Kİ? Her günün bizim için bir önemi vardı. Ne bileyim, mesela ilk tanıştığımız gün, o günü tamamen birlikte geçirirdik. İlk kez birlikte uyuduğumuz gece, o gece göl kenarında sabahlardık. Onunla geçirdiğim her gün dolu doluydu. Ve bu okuldan mezun olunca, arkamda en değerlimi bırakacaktım. Yoksa yıllardır dost olarak taptığım insan, dost değil miydi? Kalbim şu an onun pembe dudaklarına yapışmamı söylese de, mantığım durmamı söylüyordu. Belki kız sadece dost olarak baloya gelmek için bütün partnerlerimi kötülemişti? Neden hemen farklı sonuç çıkarıyordum ki? Bu sonucun olmasını istediğim için mi? İçten içe Chlor’un bana aşık olmasını dilediğim için mi? Bunu dilediğim için bile kendimden tiksiniyordum. Ama diliyordum işte. Onunla olmayı, gerçekten istiyordum. Hayır, cinsel anlamda değil. Büyük ihtimalle ona dokunamazdım bile. Ama onun gözlerinin içine her bakışımda, gülen gözlerine bakarak onu sevdiğimi söylemek istiyordum. Aslında bakarsak zaten söylüyordum ama dost olarak söylemiştim hep, ya da buna inanmıştım. Hangi dost, dostunun bütün erkek arkadaşlarını mixerden geçirirdi ki? Suratı düşmüş, karşımdaki bu doğa üstü kıza yaklaştırdım pufumu biraz daha. Elini iki elimin arasına aldım. “Hadi ama Chlor, en değerlim olduğunu biliyorsun.” dedim kızın elini okşayarak. Chlor’un teni ne zamandan beri tenimi alevler içinde bırakmaya yetecek kadar sıcaktı? Ne zamandan beri elimi ellerinden çekemiyordum? Mantığımın dizginleyemediği düşünceler, bir bir çıkıyordu yüzeye. Ama hayır, dile getirmeyecektim hiç birini. O benim dostumdu. Hep öyle kalacaktı. Bundan başka bir şeyi düşünmek, kesinlikle bana yakışmazdı. Kız kardeşine sarkmak gibi bir şeydi bu. Hatta daha fazlası. Anneni istemek gibiydi. Evet, bu kesinlikle olmamalıydı. Yüzüme en masum bakışımı bir kez daha yerleştirdim. Peki ellerimi neden hala çekememiştim?

____________________________________________________________________________________________________


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Chloe Kremer
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Gerçek İsim : Zeynep

MesajKonu: Geri: Choi c e.    C.tesi Ağus. 13, 2011 9:00 pm

Hemen yanı başında oturan çocuğun surat ifadesinin aldığı şekli görmemek için gözlerini yerden kaldırmıyor, bakışlarını orada çok ilgi çekici bir şey varmış gibi zemine odaklıyordu. İşte o an gelmişti, her şeyi döküp ortalığa saçacağı, tüm duygularını bir bir itiraf edeceği an, kâbuslarına konu olan o an. Kendi seçimiydi bu, kimse onu böyle bir itirafa zorlamamıştı, şimdi hissettiği bu tedirginlik nedendi öyleyse? Pavel’ı sonsuza dek kaybetmek istemiyordu yalnızca, onunla konuştuğu her an aklına gelen ihtimallerle çıldıracak gibi oluyordu. Hissettiklerini dudaklarından dökmeden de rahat edemeyecekti artık, ya gecenin sonunda ona veda edecekti ya da Pavel’ın yaralarını sarmasına ve onu kollarının arasına alıp rahatlatmasına izin verecekti. Gözleri sızlamaya başlayınca bir an için ürperdi Chloris, çünkü burada kendisini koyuvermemesi gerekiyordu, güçlü olup ne istediğini bilen ve kendinden emin bir kadın gibi davranmalıydı. Pavel’a geçmişlerini hatırlatacak şekilde küçücük bir kız çocuğu rolüne bürünmeyecekti, ağlamadan çenesini dikleştirip gözlerini çocuğa doğru çevirdi. O konuştukça kalbinin ezildiğini hissediyor, midesine yumruk yemişçesine canı acıyordu, çığlık atmamak için kendini zorlayarak yutkunmaya çalıştı. Boğazı düğümlenmişti, Pavel’ın üstü kapalı bir şekilde söyledikleri, aslında gizlice Chloris’e bir mesaj veriyordu “arkadaş kalalım” ya da genç cadı duyduğu her şeyi böyle algılamak için programlamıştı kendini. Dudaklarını istemsizce büzerek asık suratıyla Pavel’ın yüzünü incelemeye başladı. Yine hiçbir değişiklik yoktu, ne kıza umut verecek bir ışık ne de onu reddettiğini gösteren küçücük bir işaret. Aslında neden birlikte olamıyorlardı ki? Yani çok da beklenmedik bir şey olmazdı, birlikte sabahladıkları zamanları özlüyordu Chloe. Kara göle her gidişinde Pavel’ı düşünüyor, ondan aldığı hediyeleri ya da küçük notları son altı-yedi aydır yatağının altında tuttuğu bir kutuda saklıyordu.

Davranışlarını anlamlandırması bir hayli geç olmuştu, neden son üç yılını çocuğa yalnızca kardeşi bakarak geçirmiş ve bu sene her şey kökünden değişmişti ki? Birden hissettiklerini anlamasını sağlayan şey neydi? Ah, elbette şimdi aklına gelmişti, oysa o zamanlar günlerce aklından çıkartamadığı görüntülerle depresyona girmek üzereydi. Pavel’ı Slytherinli bir sarışınla tek gözlü kambur cadı heykelinin olduğu koridorda yakalamış, kızlar tuvaletinden çıkmasıyla içeri kaçıp kendisini bölmelerden birine kapatması bir olmuştu. İşte o gün anlamıştı aslında içindeki duyguların ne anlama geldiğini ve kin gütmeyen yapısına rağmen Cashmere adlı kızdan nefret etmişti. Pavel’ın kollarını saran bedenine lanetler yağdırmış, sinirinden ne olduğunun farkında bile olmayan Pavella birkaç gün boyunca arasına kalınca bir duvar örmüştü.

Derken tüm bu geçmişe dönük ufak çaplı ziyaretlerinden Pavel’ın dokunuşuyla uyanıp, duyduklarına inanmaya zorladı kendini. Evet, belki de biliyordu onun değerlisi olduğunu yine de istediği şekilde değildi işte, sorun buydu. Yoksa ona milyonlarca kez “seni seviyorum” da demişti çocuk, hatta birlikte yatıp neredeyse vücutları birbiriyle temas hâlindeyken uyumuşlardı, kısacası herhangi bir çiftin yapabileceği her şeyi yapmışlardı elbette ki arkadaşlık çizgisini aşmayan dokunuşlarla. Chloris çocuğu her öptüğünde dudaklarının bulunduğu yeri ayarlamak zorunda kalıyor, birkaç santimle istediği yere ulaşamamaktan dolayı üzülmekten de kendini alamıyordu. Aslında bu “birkaç santim” kilometrelerce uzaktı, bu kadar yakın olmalarına rağmen aralarındaki uzaklık aşılamaz şekilde muazzamdı. Genç adamla aralarındaki ilişkiye hiç başlamamış olmayı diliyordu bazen, çünkü o zaman Pavel’a arkadaşça yaklaşmaz ve o dudakların tek sahibi olabilirdi. Onu koridorlarda başka kızlarla görmeyi umursamazdı, yalnızca sevgili olmuş olsaydılar ayrıldıktan sonra çocuğu en fazla biraz ağladıktan sonra unutur giderdi. Ancak durum o kadar karışıktı ki, eğer onu kaybederse hangisi için daha fazla üzüleceğini bile kestiremiyordu. Arkadaşını mı özlerdi yoksa hayatının aşkını mı? Kafasını sağa sola sallarken bir elinin hâlâ daha Pavel’ın sıcacık avuçlarının içerisinde olduğunu fark etti. Sahi, neden ayrılmamıştı parmakları Chloris’in ellerinin üzerinden? İçindeki bir şeylerin kımıldanıp midesine yaptığı baskıyı umursamayarak dudaklarını araladı, işte geliyordu sözcükler hem de kendiliğinden, prova edilmeye ihtiyaç duymadan. Genç cadı etrafındaki her şeyin yavaş yavaş silindiğini hissederek tüm cesaretiyle gözlerini Pavel’ınkilere sabitleyip ellerini çekti ve kucağında bitiştirerek derin bir nefes aldı. “Buna nasıl tepki göstereceğini bilmiyorum Pavel ama daha fazla içimde tutarsam gerçekten de zarar görmekten korkuyorum çünkü ne zaman yanında olsam, ne zaman bu kadar yakınına gelsem aslında benden ne derece uzak olduğunu görmekten bıktım.” Dedi ve kendisine ait olduğuna inanamadığı kadar sakin ve kontrollü bir sesle devam etti. “Artık bilmeni istiyorum, sana sürekli yalan söylediğimi düşünmek, ah, inan bana bazen delirecek gibi oluyorum. Aslında her şeyini paylaştığın birine hissettiklerini söyleyememek nasıl bir duygu biliyor musun? Korkunç.” Genç adamın yüzüne bakmaya dahi takati kalmamıştı, kendisini öyle kötü hissediyordu ki şu an yapmak istediği tek şey odasına gidip yalnız başına kalmak ve söylediklerini hafızasından sonsuza dek silip atmaktı.


____________________________________________________________________________________________________

pavel çiçek alınca böyle oluyor işte:
 

pavel ve pippa'yı duyunca:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Pavel Ivanov
Sihir Bakanlığı
Sihir Bakanlığı
avatar

RÜTBE : SİHİRLİ OYUNLAR VE SPORLAR DAİRESİ ÇALIŞANI
Patronus : çita.
Karakter Yaşı : yirmi bir
Gerçek İsim : miray
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: Choi c e.    Paz Ağus. 14, 2011 3:44 pm

Bu konuşan Chlor muydu, yoksa aklım bana keçileri kaçırmama yol açacak bir oyun mu oynuyordu?
Kaç yıllık dostluk, şimdi önüme bambaşka duygularla serilmiş, bu hayatımın en değerlisi, bambaşka gözle bakıyordu bana. İlgiyi, kızlar tarafından beğenilmeyi severdim, ama Chlor? Tanrım, hayır. Dudaklarının hareket ettiğini görmesem, o olduğuna inanmaya hazırdım. Şu an Chlor ile her zamanki gibi şakalaşmayı, ne bileyim laf sokmayı falan o kadar istiyordum ki. Konuştuğumuz bu şey, konuşacağımız son şey olmalıydı. Yani en azından mantığım böyle söylüyordu. Mantığıma tekme tokat dalan kalbimse, etraftaki hiç kimseyi önemsemeden, Chlor’un o pembe dudaklarına yapışmamı söylüyordu. Ama hayır, mantığımı dinlemeliydim. Hep onu dinliyordum ve beni hiç yüz üstü bırakmamıştı. Peki ya kalbimi dinleseydim? Kalbimi dinleseydim, çok çok önce Chlor ile olmuştuk, bundan emindim. Çünkü hiç unutamadığım bir gece canlanıyordu gözümde. Üçüncü sınıftaydı Chlor, bense dört. Gece onu zorla yatakhanesinden çıkarıp, göle götürmüştüm. Üzerimizde pijamalarla, sabahlamıştık orada. Annemin ölüm yıl dönümüydü ve Chlor o gece olduğu kadar hiçbir zaman anne olmamıştı bana. Peki ya insan annesini öpmek ister miydi? O gece istediğim kadar, hiçbir zaman istememiştim birini öpmeyi. Tabi bunu o anki psikolojime bağlamıştım ama şu an da onun dudaklarına yapışma isteği, bütün hücrelerimi yakıyordu. Ama yapamazdım öyle bir şey. Chlor konuştukça, konuşmasına daha fazla gerek olmadığını düşündüm, anlamıştım ne demek istediğini, ama ne yapmalıydım? Aa, dört yıllık dostuyla çıkıyor, gibi dedikodulara nasıl boy eğerdim? Dostumla çıkmak. Bana yakışacak en son şeydi belki de. Ama Chlor’u kaybedemezdim ve ona boş olmadığım gün gibi ortadaydı.

“Chlor, lütfen devam etme.” Kızın surat ifadesi, önümde yıldırım çarpmışçasına değişirken niyetim onu üzmek değildi, hayır. Sadece o bana olan duygularını anlattıkca, zaten allak bullak olmuş beynim, daha beter sulanıyordu. Ya burada bizi izleyen yüzlerce kişiyi önemsemeden onun o çilek dudaklarına yapışacaktım, ya da onun tamamen benden uzaklaşmasını izleyecektim. Birinci seçenek çok daha cazipti. Ama, korkuyordum. Eğer olurda ayrılırsak, bir daha onla olmamaktan korkuyordum. Onu tamamen kaybederdim. Ama ya ayrılmazsak? Artık büyümüştüm, bir sene sonra mesleğim olacaktı ve bazı şeyler ciddileşmişti gözümde. Evleneceğim kadın portresi, hep Chlor gibi olmamış mıydı? Eğer birinin çocuklarımın annesi olmasını istesem, Chlor’u seçmez miydim? Yıllardır belki de içimi kemiren ama dışa vurmadığım düşünceler, gözümün önünde şekillenirken, balo salonunun ortasında, etrafımız insanlarla çevrili bir halde olmamızı zerre kadar önemsemedim ve ona doğru uzandım. Yüzümüz aynı hizadaydı, dudaklarımızın arasında sadece santimler vardı. Ortam harikaydı doğrusu, git gide romantikleşen bir müzik, etrafa yayılmış çiftler, Chlor ve Ben. Biz de bir çift olabilirdik. Hem de en iyisini olurduk. Ama. Amalar kaplamıştı her yerimi, zihnimde uçuşan soru işaretlerinin ağırlığı beynimi patlatacaktı neredeyse. Bu soruların geçmesi için tek bir yol vardı, o da.. kimin ne düşüneceğini zerre kadar umursamadan, bir kez olsun geriye attım mantığımı ve dudaklarım ağır çekimle kızın dudaklarıyla birleşti. Bu çok farklıydı. Öptüğüm hiçbir kıza benzemiyordu. Süpürgesiz uçmak gibiydi ya da ateş viskisi dolu bir havuza atlamak. İnsanın kalbini uyuşturuyordu sanki. Onun dışında her şey yalan oluyordu. Sanki etrafımız, Hogwarts, her şey uçmuştu ve Chlor ile ben göklere yükselmiştik. Belki de en başından beri birbirimizindik, oynadığımız sadece küçük bir oyundu, biz birbirimiz için yaratılmıştık ve bunun kanıtı dudaklarımızdan birbirine akan enerjimizdi işte. Dudaklarımız nihayet ayrıldığında, gözleri dolmuş kıza diktim gözlerimi. Çenesinden tutup, küçük dokunuşlarla kendime çevirdim. “Biz hep birbirimizindik aslında, sadece küçük bir itiraf yeterliydi.” Çevremizde kopan oo seslerine ya da alkışlara, ıslıklara, yuhlamalara, iç çeken kızlara, hiç birine aldırış etmiyordum. Tek gerçek karşımdaydı. Bundan sonra benim olacak tek gerçek. Dokunmaya bile kıyamayacağım, tek bir göz damlasına Hogwarts’ı uçurabileceğim tek gerçek, benimdi artık. Ama kafasında soru işaretleri olduğunu hissedebiliyordum. Neden şimdi öpmüştüm onu? Neden bir itirafla her şeyi ortaya sermiştim? Bunun cevaplarını ben bile bilmiyordum. Tek bildiğim bu kıza hislerimin sadece dostça olmadığıydı. Onu herhangi bir erkekle konuşurken görsem, dünya resmen başıma yıkılıyordu. Ama bunu hep ağabeyi olma potansiyelime bağlamıştım. Şimdi düşünüyordum da, böyle ağabey olmazdı ki. Kızın gözlerine gözlerimi çevirdiğimde, bakamadığını hissettim. Neydi bu böyle? Daha önce hiç yaşamadığım bir duygu. Utanç mı? Ben mi? Kızın gözlerine bakmaktan bile utanıyordum. Belki de yıllardır aradığım aşkı bulmuştum. Çünkü ilk defa bir kıza yakınlaşırken, olayı süpürge dolabında bitirmeyi düşünmüyordum. Chlor ile düşündüğüm tek şey, birbirimizle geçecek güzel, uzun ve sıcak günlerdi. Tatile çıkabilirdik mesela. Hep Muggle’ların kayak dediği şeyi merak etmiştim. Birlikte uyuyabilirdik. Sonra evlenirdik. Hamile kalırdı Chlor, tabi ona dokunmaya kıyabilirsem. Çocuklarımız olurdu, eğer kızımız annesine benzerse, dünyanın en güzel çocuğu olurdu o. Tanrım, ne oluyordu? Ben ve evlilik hayali? Kendimi Muggle Kadın Programlarına çıkan yaşlı teyzelere benzettim. Evlilik hep saçma gelmişti bana. Ama şu an tek istediğim bu kızla tüm ömrümü geçirmekti. Bu evlilik değil de, neydi?

____________________________________________________________________________________________________


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Choi c e.    

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Choi c e.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Rol Oyunları-
Buraya geçin: