AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
ACCIO WIDGET!        
Yönetim
Puanlar
Enler
Pano

Paylaş | 
 

 i'll be your prom queen

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Liselotte Jankovics
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : -
Gerçek İsim : Duyg

MesajKonu: i'll be your prom queen   Çarş. Ağus. 10, 2011 6:34 pm

Liselotte Jankovics & Bryne Baurell

    Ivan'a milyonlarca mesaj bırakmış olmasına rağmen, şu muggle icadını kullanmaya çok da alışık olmadığını da biliyordu. Cevap vermemiş olması anormal değildi; fakat o dakikada gerçekten görmesi gerekiyordu o mesajları. Çünkü kesinlikle sinirlenmişti. Nasıl oluyordu da o balo için bir partner bulabiliyordu da, Liselotte bulamıyordu? Dişlerini gıcırdatıyor, dudaklarındaki ruju emiyordu sinirden. Sağ sola volta atıyordu yatakhanenin içinde. En sonunda kendini yatağın üzerine atıp düşünmeye başladı. Geçmişi, küçüklüklerini. Ivan ile birbirlerine ne kadar zıt olsalar da iyi anlaştıklarını. Liselotte'un bencilce tavırlarına rağmen Ivan'ın hiçbir zaman onu terslemeyişini... Bir bir gözünün önüne gelen anı demetleri, kalbinin heyecanla atmasını, yüzünde aptalca bir gülümseme oluşmasını sağlıyordu. Anılar zaten hep böyle değil miydi? Suratta şapşal bir ifade uyandıracak şekilde. Liselotte düşünüyordu da, küçükken de şuan nasılsa aynen öyleydi. Ağzına geleni söyleyip, karşısındakilerin suratını mosmor etmek için can atardı. Başkalarının kalplerinin kırılması hiçbir zaman umurunda olmamıştı, daha doğrusu umurunda değilmiş gibi gözükmeye çabalamıştı. Duyguları olmadığını gösterecek kadar sert, bir o kadar da erkeklere düşkün olmuştu. İlk öpücüğünü beş yaşında, dudaklarına sürdüğü annesinin pembe rujuyla verdiğini anımsayınca bir kahkaha attı. Gerçekten o yaşlardan belliydi sürtüğün teki olacağı. Sahi sürtük olduğunun farkında mıydı? Evet, büyük ihtimalle öyleydi. Hatta bizzat kendi çabalıyordu olmak için. Gerçi çabalamasına da gerek yoktu, içinden nasıl geliyorsa öyle davranıyordu. Mesela şuan iç sesi gidip kuytu köşelere birilerini sürüklemek istediğini bağırıyordu resmen. Ah, şu ergenlik dürtüleri ne zaman son bulacaktı? Tamam, son bulmasa da olurdu. Bu yaşlarda herkes böyleydi sonuçta, anormal olan değil, sadece aşırı olandı Liselotte.

    Üzerinden çıkarıp, yatağının üzerine attığı cübbesini giyip giymemek arasında kararsız kalmıştı. Boy aynasının karşısında dakikalar boyu dikildikten sonra da giymeme kararı almıştı. Açıklı koyulu saçlarını omuzlarının üzerine bırakmış, genelde geceleri yatakhanede takılırken giydiği siyah askılı atleti ve aslında giymesinin neredeyse hiçbir anlamı olmadığı pembe şortunu giymişti. Giymesinin bir anlamının olmadığını düşünüyordu çünkü bacaklarının pürüzsüzlüğünü örtmüyordu. Akşam yemeğinde yemekten aşırdığı yeşil elmayı da alarak yatakhaneden ayrıldı. Şimdi sadece bu akşamki avını bulması gerekiyordu, eh bir de Ivan'a gözükmeden şuradan çıkmayı. Kendi aşk hayatı pek hareketli olmayan ikizi, Liselotte'un aşırı hareketli aşk hayatı değilde ilişki hayatı için endişe duyuyordu; ama daha önce demiştik zaten, Ivan ve Liselotte birbirlerine zıt olmalarına rağmen bir şekilde anlaşmayı başarıyorlardı işte. Ortak salonda hala yanan ışığı fark etmişti o anda. Birilerine gözükmemek için parmak uçlarına kalktı ve ses çıkarmamaya özen göstererek zindanlardaki ortak salonu terk edebildi. Dışarıya adım attığı anda derin bir nefes aldı, kalp atışlarını kontrol etti. Bu, yapmaya alışkın olduğu bir şey olsa da her seferinde heyecanlanıyordu işte. Merdivenleri, dans edermişçeşine adımlarla inerken Hufflepuff'ın renklerini taşıyan cübbesiyle Bryne'ı gördü. Bu çocuklardan herhangi birini nerede görse tanırdı. Aslında hayır, Bryne'ı nasıl tanıyabildiğini anlayamamıştı, çünkü henüz elinden geçirdiğini hatırlamıyordu. Sesini inceltip, en masum şekilde seslendi. 'Hey Bryne! Gece seni ortalarda dolanırken görmek çok da anormal bir şey değil sanırım.' Tek kaşını kaldırıp, kibarca gülümsedi ve aralarındaki mesafeyi kısaltmak adına adımlarını sürdürdü. Bir anlığına kendini podyumda yürüyen Victoria's Secret mankenlerinden biriymiş gibi hissetti; onlardan bir farkı olduğu da söylenemezdi.

____________________________________________________________________________________________________


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Bryne Baurell
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : doksan üçlüyüm...

MesajKonu: Geri: i'll be your prom queen   Çarş. Ağus. 10, 2011 8:41 pm

Bamyalar iyiydi güzeldi ancak bazen insanı çok sıkıyorlardı. Ergenliğin hormonlarını tavana vurdurması sonucu, etrafa saldırmaları doğal bir şey olsa da, benim canımı bazen fazlası ile sıkabiliyorlardı. Yine böyle bir zamanda kendimi onların yatak odasında yaptığı her zamanki muhabbetlerden birinde yalnız bırakarak dolaşmaya çıkmıştım. Boris ve Burn bir yandan büyücü satrancı oynarlarken, bir yandan da okul açılmadan önce Blay’in babası tarafından basıldığımız günü tartışıyorlardı. O ikisinin nasıl olup da satranç oynayabilecek kadar düşünebildiğini hala çözememiştim. Yine de bamyalarsız nasıl sıkıcı bir hayat yaşardım düşünemiyordum. Öküz gibi içtiğimiz zamanlarda kendimize hakim olabilme gücünü kaybediyorduk. Yine de o hissi çok seviyordum, hiçbir şeyi düşünmeye gerek kalmadan kendiliğinden yapardık. Sanki kafamız bin beş yüzken idare koltuğuna başkası geçerdi, biz de arkadan onu izlerdik. Şimdiye kadar içip içip yapmadığımız şey kalmış mıydı bilmiyordum ancak, o gölde yaptıklarımız çok eğlenceli olmasına rağmen yapabileceğimiz şeylerin doruk noktası gibi bir şeydi. Olaylar muggle bir aileye sahip olan Blay’in başına patlardı genelde. Bir keresinden babasının bebeğim diye sevdiği pek alışık olmadığımız arabasını düz yolda duvara toslatmıştık. Tabi adam bu görüntü karşısında neredeyse ağlayacak hale gelmişti. Biz de arkamıza bakmadan kaçmış olduktuk. Geride kalanları toparlamak ise Blay’e kalırdı. Neyse ki babası hala bıkmış değildi. Bir şekilde hala bizi evine bile kabul ederdi. Onun dışında isteyip de elde edemediğimiz kız yoktu. Bamya gücü ile, mutlaka kızı ağımıza düşürürdük. Oğlum çok kral bir arkadaş grubuna sahiptim. Ancak yine de bazı zamanlarda sıkıcı olabiliyorlardı.

Akşam olmasından dolayı boşalmış merdivenlerden, hızlı adımlarla inip atıştıracak bir şeyler bulmak ümidi ile etrafa bakınmak için büyük salon civarına bakınmayı planlıyordum. Tam bu sırada arkamdan gelen meleksi bir ses tarafından çağırılınca arkama döndüm. Karşımda gördüğüm şey karşısında oldukça hoşnut olduğumun göstergesi olarak yanıma yaklaşan kıza seksi bakışlarım ve kızları kendinden aldığını bildiğim gülüşüm ile karşılık verdim. Yanıma yaklaştıkça belirginleşen hatları ile ilgimi çekmeyi kesinlikle başarmış kızı keserken aklımdan geçen düşüncelere engel olamıyordum. Tam bir şeyler söyleyecekken adını bilmediğini fark ettiğim bir an duraksadım. “Bebeğim, beni bırak şimdi sen asıl seni görmek büyük şans oldu.” Çocuklar karşımdaki kızı görselerdi benimle gelmedikleri için pişman olurlardı. İster istemez güldüm ve onlar gelseydi istediğimi alamazdım diye düşündüm. Sadece kıza asılmak ile yetinmek zorunda kalırdık. Ancak şu an kız benim önümde duruyordu ve yalnızdık. Laf atmaktan fazlası olacağı kesindi. Bacaklarından başlayarak, altındaki kısa şortu ve üzerinde göğüslerini saklayamayan bluzu fark edebilene kadar kızı ister istemez süzdükten sonra, göğüslerine kayan bakışlarımı yüzüne odaklamaya çalışarak “ Bu saatte senin gibi bir kız yatağında olmalı bebeğim, nereye gidiyordun?” dedim.


____________________________________________________________________________________________________
[list]
kıreyzeyyy!![/list:u]
bambambamyabros.:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Liselotte Jankovics
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : -
Gerçek İsim : Duyg

MesajKonu: Geri: i'll be your prom queen   Perş. Ağus. 11, 2011 8:36 am

    “Bebeğim, beni bırak şimdi sen asıl seni görmek büyük şans oldu.” Bir küçük kahkaha daha attı. Büyük ihtimalle bu Hufflepufflı -nasıl oluyordu anlamamıştı ama- ismini bilmiyordu Liselotte'un. İsmini bilmediğiyle ilgili bir şeyler zırvalamaya başlayacakken çocuğun bakışlarını vücudunun her karesinde hissetti. Bakışları sanki derisini delip geçiyor, içine işliyordu. Bacaklarından, yukarıya doğru bir gezintiye çıkmış olacak ki, yüzüne gelmeden göğüslerinde duraksadı. Ne söyleyeceğini unutup daha sonra yeniden hatırlayan küçük çocuklar gibi tekrar konuşmaya başladı. Dolayısıyla Liselotte söyleyeceklerini olduğu gibi geri ağzına tıkıştırdı. Yüzünde, yalnızca karşılaştıklarından beri alaycı gülümsemesi vardı. “ Bu saatte senin gibi bir kız yatağında olmalı bebeğim, nereye gidiyordun?” Söylediklerini duyduğunda yine bir kahkaha attı. Aslında bu saatte bu kadar çok gülmesi, onları yakalatabilirdi. Hem niye bu kadar çok gülüyordu ki? Gülecek bir şey yoktu. Aslında vardı; çünkü yatağında olması gerektiğini söylüyordu? Hadi ama, Liselotte geceleri bir uyurgezer gibi hep dışarıda olurdu ve onu daha önce gece hiç görmemişti. Yatağında olması gereken bizzat oydu.'Benim bu saatlerde yatakta olduğum hiç görülmedi. En azından kendi yatağımda.' Ne ima ettiğini anlayacak kadar zeki olduğunu biliyordu. Yani zeki olduğunu söylemiyordu, bilemezdi de zaten, çünkü onlar hakkında anlatılanlar bir grup sapık olduklarından başka bir şey değildi.

    Bir adım daha attı çocuğa doğru. Cübbenin, boynuna temas eden yerini hafifçe açtırarak, dudaklarını kulağına götürdü. Kelimeleri tane tane söylemeye çalışıyordu. Fısıldayarak. 'İsmimi bile bilmiyorsun. Bence arkadaşlarına sorup öğrenmeliydin. Neydi? Ah, Bryne. İsmimi bilmediğin için bu gece kaçıracakların için ben üzülüyorum.' Yavaşça uzaklaştı. Uzaklaşırken parmaklarını, ufak dokunuşlarını boynunda gezdirmişti. Söylediklerini gösterecek şekilde dudaklarını büküp, olmayan göz yaşlarını siliyormuş gibi yaptı. Ardından sol eliyle göğsünü işaret edip, başını sağa sola salladı. Çok yazık olmuştu. Tam da ne kadar şanslı olduğundan bahsediyordu kendine Liselotte. Ortak salondan ayrılır ayrılmaz, bu gece eğlenebileceği bir tip bulduğunu zannetmişti. Ah, bir de Ivan'a yakalanmadan çıkıp gidebildiği için sevinmişti. Eğer şu herkesin bahsettiği ikizlik hisleri doğruysa ki - daha önce yaşamıştı buna benzer bir şeyler - şuan Ivan, ikizinin ne halt yediğini hissedip, yatağında dönüp duruyordu. Ya da, kendi yatağında değil Sturm'un yatağında. O ikiliyi düşündükçe, kardeşi için sevinse de, Sturm hakkında fikirleri aynı olmuyordu. İkizleri aynı anda idare edeceğini biliyor olmalıydı. Bilmiyorsa da göstermek gerekirdi. Bunu aklının bir köşesinde tutmalıydı, biseksüel olup olmadığını anlamak için bir kaç küçük hareket yeterdi zaten. Ayrıca Ivan bazen gerçekten sıkıcı olabiliyordu. Ensest ilişkiye meraklı olmadığı için ve ikizinin yüzde yüz gay olduğunu bildiği için yataktaki halini bilemezdi fakat onu trip atarken hayal edebiliyordu. O ikiliye akıl erdirmek zordu.

    Aklına hala karşısında Bryne olduğu geldi ve az önce oynadığı oyuna devam etmesi gerektiğini fark etti. Bryne, uğraşmadan şuanda istediğini yani Liselotte'u alamayacaktı. Belki hafızasının derinlerini zorlarsa bulabilirdi ismini. Yine az önceki küçük adımlarını atarak, sağ yanına yöneldi Bryne'nın. Göğsünü, onun koluna sürttürdü ve eliyle saçlarına dokundu. Arkasına geçtiğinde, kollarını boynuna doladı, ellerini onun göğsünde birleştirip, cübbesinin içine daldırdı. Dudaklarını yine kulağına yakınlaştırdı ve 'Gerçekten çok yazık oldu. Eğlenebilirdik.' diyerek yavaş yavaş ellerini geri çekmeye başladı. Sanki zamanı slow motion moduna almıştı birileri. Dakikalar o kadar yavaş işliyordu ki...

____________________________________________________________________________________________________


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Bryne Baurell
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : doksan üçlüyüm...

MesajKonu: Geri: i'll be your prom queen   Perş. Ağus. 11, 2011 8:58 pm

Aslında uzaklaşmak istemeyen ancak uzaklaşıyormuş gibi yapan kızın kolunu hızlı bir hareket ile yakaladım. “Sen eğlenmek iste yeter ki, -” dedim diğer söylediklerinin içinden sadece eğlence kelimesini duymuş gibi. Bu saatte ağıma düşmüş bir Sly çıtırını bırakamazdım. Kızların şu saçma istekleri yok mu, insanı delirtiyordu. Hele içimdeki uyanmaya başlamış hislere engel olamıyordum. Şimdi beni bırakıp bir yere gidemezdi. Gitmezdi zaten, oyun başlamıştı bir kere. “ – ama sen kaçmak istersen benim kaçırdıklarım kadar senin de kaçıracağın şeyler olur,” dedim imalı bakışlarımı kızın gözlerine sokarak. Ardından da bir an için duraksayıp bu kadar uzun ve karışık bir cümle kurabildiğim için kendimi tebrik edercesine dudaklarımı buruşturup kafamı salladım. Ne saçma işlerin adamıydım be. Şu an önemli olan kızın adını hatırlamaktaydı. Çocuklardan bir tanesi mutlaka onunla takılmış olmalıydı. Böyle bir kıza asılmadan duramazlardı. Dolayısı ile adından bahsedilmiş olmalıydı. Kahretsin. Bir türlü aklıma gelmiyordu. Ancak biraz daha beklersem kız kaçıp gidecekmiş gibi duruyordu. Bir şeyler söylemem gerekliydi. Ama aklım çalışmıyordu, kız adını bilmem gerektiğini ima edince durmuştu. Ne kızın adı, ne kızı tavlayacak bir cümle. Tık yoktu. Neyse ki arada sırada çalışmayı durduran tek organım beynimdi.

Elimi saçlarıma götürerek, yüzümü buruşturdum. Sevimli gözüktüğümü umarak adının bu olmadığına emin olmama rağmen zırvalamaya başladım. “Lisa? Tamam, değil biliyorum. Söylesene işte ne fark edecek ki? Bak seni bir isimden ibaret olarak görmüyorum. Burn senden bahsetmişti ancak adın değil becerilerin aklımda kalmış. Dur bak - " dedim düşünmeye çalışır gibi gözlerimi kapayıp elimi alnıma götürdüm. “- altıncı sınıf Slytherin değil mi? Bak bir şeyler bildim işte adını öğrenmeye hak kazandım bence.” Kızın bakışları, davranışları ve dokunuşları beni benden alıyordu. Saçmalıyordum ancak buna değerdi diye düşünüyordum. Ancak kız böyle düşünmüyordu. Bakışları hiç de etkilenmiş gibi değildi. Birkaç adım ileri giderek açtığı arayı kapamak için uzun bacaklarımla bir adım attım ve yüzüne düşen saçını kulağının arkasına attım. Ardından kastan şişmiş kollarımın yardımı ile kızı kolları içeride kalacak şekilde kavradıktan sonra yüzüne kitlendim. Tanrının vakit harcayarak yarattığı her ayrıntısından belli oluyordu. Bu sırada kızın kulağına eğilip, “liselotte” diye fısıldadım. Olay buradaydı, beynimle düşünmemek her zaman işe yarardı. Ellerimi kızın kalçalarına kaydırarak, “Aptal şartını yerine getirdiğimize göre işimize bakalım mı?” dedim ve kızın şaşkın ifadesi yerine sıkışmış göğüslerini izlemeye koyuldum.


____________________________________________________________________________________________________
[list]
kıreyzeyyy!![/list:u]
bambambamyabros.:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Liselotte Jankovics
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : -
Gerçek İsim : Duyg

MesajKonu: Geri: i'll be your prom queen   Cuma Ağus. 12, 2011 8:44 am

    Tüm söylediklerinin arasından cımbızla çekip çıkarmış gibi yalnızca eğlenceden bahsediyordu. Ah hadi ama diğer söylediklerini de umursaması gerekiyordu. Liselotte, gerçekten eğlenmek istiyorsa da, böyle bir oyunu başlatmıştı ve istediğini alana kadar, ona istediğini, yani bedenini sunmayacaktı. İlk cümlesinin devamında gelenleri işitince gülme isteğine engel olamadı. Emindi, onda da beceri vardı; fakat Liselotte, kaçırdığı hiçbir erkek için üzülmezdi, aslına bakılırsa kaçırdığı erkek olmazdı. Sevgilisi olup olmadığını umursamadan, elde etmek istediği her erkeğe mutlaka ulaşırdı. Onun için engel olmazdı hiçbir şekilde. Şuana kadar onu reddeden sadece bir erkek olmuştu ve Liselotte bundan dolayı kendinden nefret ediyordu ya da ondan. Çünkü, onu kendine o kadar yakın hissediyordu ki, ondan nefret ettiğinde kendinden de ediyordu. İkiziydi. Gay olduğunu bildiği açık olan ikiziydi. Erkekler yatakhanesine süzülüp, yanına uzandığı kişiydi. O kadar erkek arasında, son bir kaç hafadır yapmak istediği şeye kulak verip sonunda harekete geçmişti ve başarısız olmuştu. İşte o günden beri, dudaklarından açıkça 'elde edemediğim erkek yok şekerim' dememişti yanında ağzı bir karış açık her dediğini can kulağıyla dinleyen gerizekalılara. Ortama geri dönmesi gerektiğini hissettiren şey, Bryne'ın yeniden konuşmaya başlamış olmasıydı. “Lisa? Tamam, değil biliyorum. Söylesene işte ne fark edecek ki? Bak seni bir isimden ibaret olarak görmüyorum. Burn senden bahsetmişti ancak adın değil becerilerin aklımda kalmış. Dur bak - " Bir süre duraksadı. Gerçekten Lisa mı demişti? Belki Liselotte'un kısaltması Lise dese bile kabul edebilirdi; ama bu cevap kesinlikle yanlıştı. Başını iki yana sallayıp, bir adım daha uzaklaşacakken, hala çırpınmaya devam ettiğini görebiliyordu. “- altıncı sınıf Slytherin değil mi? Bak bir şeyler bildim işte adını öğrenmeye hak kazandım bence.” Slytherin olduğunu bilmesi bir şeyi değiştirmezdi. Ondan sınıfını bilmesini istememişti, yalnızca kolay bir soru olacağını düşünerek adını telaffuz etmesini rica etmişti diyelim. Çok büyük bir iş çıkardığını düşünüyor olmalıydı ki, ödülünün verilmesini isteyen biri gibi gözlerini kırpıştırıp, çarpık çarpık gülümsüyordu. Liselotte ise suratını oldukça ifadesiz tutmaya çabalıyordu, gülmemeye çalışarak. Bu kadar inada bindirmemiş olsa, ismini bilmemesine aldırmayıp hemen şurada üstüne atlayabilirdi. Tavırları gerçekten sevimliydi.

    Aralarındaki mesafeyi kapattığını fark etti ardından elini önüne düşen bir tutam saçta buldu. Dokunuşları, saçıyla birlikte kulağının arkasına erişti. Kollarıyla bedenini sardı, gözlerini Liselotte'un gözlerine odakladı. Kaçış yeri olmadığını hissediyordu. Kaçan kovalanır taktiğini saçma bulduğunu düşünecek olursak -aslında tam olarak saçma da bulmuyordu- zaten kaçmayı filan düşünmüyordu. Kulağına eğilen dudakların arasından isminin döküldüğünü duyunca istediğini elde ettiği için bir zafer gülümsemesiyle karşılık verdi. Bryne da zaferine karşılık, kalçasını ellemenin bir sorun olmadığını düşünmüş olacak ki, bir anda dokunuşlarını orada hissetti. Birbirlerine çok yakınlardı. Soluk alış verişini yüzünde hissediyor, bakışlarının kaydığı noktayı ise kendisi de görebiliyordu. Aslında gerçekten fazla sıkışmıştı kollarının arasında. 'Normalde bu kadar çabuk zafere ulaşamazsın, Bryne. Her zaman şansının bu kadar yaver gideceğini sanma. Ama bu gece istediğini sana vereceğim.' Kollarının arasından sıyrılmak istemese de, biraz gevşetse iyi olurdu. Zar zor kurtarabildiği parmaklarını, kaslarının üzerinde gezdirdi. 'Biraz gevşetebilirsen daha rahat edebilirim. Her şeyi tek başına yapmak istemezsin değil mi?' Göz kırptı. Ayrıca burada ulu orta yapmayacaklardı, yakalanabilirlerdi. Üzerindeki cübbesinden tutarak yakınlarda bir yerde olduğunu düşündüğün ihtiyaç odasına sürükledi onu. Zaman ve mekan kavramları yavaş yavaş kayboluyordu zihninde.

____________________________________________________________________________________________________


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Bryne Baurell
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : doksan üçlüyüm...

MesajKonu: Geri: i'll be your prom queen   Cuma Ağus. 12, 2011 7:33 pm

Cüppemi çekiştiren kızın peşinden hızlı adımlarla giderken yüzüme yayılan gülümseye engel olamıyordum. Cidden bu iş çok kolay olmuştu. Sadece adını bilmek ihtiyacım olan kapıyı açabilmişti. Bir bakıma ilginç olsa da, benim açımdan durum harikaydı. Ancak yine de içimden bir his, Liselotte’nin yine olayı karıştıracak bir şeyler yapacağını söylüyordu. Çünkü kurduğu cümlede onu normalde bu kadar kolay elde edemeyeceğimi söylemişti. İstediğini elde edebilen bir kız olduğuna göre zeki birisi olmalıydı, o zaman da oyun oynamak hoşuna gidiyor olabilirdi. Her neyse, yetişmem gereken bir yer yoktu. İhtiyaç odası olduğu sürece rahat bir şekilde istediğimiz kadar takılabilirdik. Şu okulun en kıymetli yeriydi belki bu oda. Bamyalar ile ne zaman ihtiyacımız olsa yardımımıza koşmuştu. Altı yıldır, alabileceği tüm oda şekillerini gördüğümüzü sanmaya başladığım anda, beni yalancı çıkaracak bir ustalık ile bambaşka bir odaya kapısını açıyordu. Hızlı ve sabırsız adımlar ile beni çekiştirmeyi bırakmadan önümden giden Liselotte’ye bir göz attım. Hay şansımı seveyim. Okulda her zaman çıkılabilecek birileri bulunurdu, ancak o kız boş boş koridorlarda dolanırken karşımıza her zaman çıkmazdı. Tamam şanslıydı ancak o kadar da değil. Bu kız bu akşamın ve benim çocuklara anlatınca ağızlarını açık bırakacak anının yıldızı olacak gibi duruyordu. Kendinden emin adımları ile ilerleyen kız, arada bana dönüp kıkırdamayı da ihmal etmiyordu. En nihayetinde boş okul koridorlarında yol aldıktan sonra dümdüz bir duvarın önünde durduk. Kızı seyretmek ve hayal kurmakla o kadar meşguldüm ki, geldiğimiz yönün ya da çıktığımız basamakların farkına varamamıştım. Ancak işte karşımızda duruyordu. Liselotte’nin gözlerini kapayıp ihtiyacı olan odaya açılacak kapıyı koca duvarda görünür hale getirmesinin ardından ardına kadar açılan kapı, bizi misafiri olarak içeri aldı ve ardımızdan gürültü çıkarmadan kapandı.

İçerisi ne koyu ne açık bir kahve tonunda ahşap mobilyalar ile kaplanmıştı. Odanın ortasında kocaman eski ama oldukça iyi gözüken bir yatak vardı. Bir hayli büyük olan yatak, ağır kadifeden yapılma bordo renkli perdelere sahipti. Odada yatak dışında görkemli bir nesne olmasa da, giriş kapısının bulunduğu duvar ile buluşan köşelerden bir tanesine büyük bir saksıya sahip geniş yapraklı bir bitki bulunmaktaydı. Diğer duvar tarafında ise ortak salonda bulunanlara benzer rahat bir üçlü koltuk ve iki tane de puf bulunmaktaydı. Etrafa göz gezdirdikten sonra kızın gayet iyi bir zevke sahip olduğunu düşündüm. Bir bamya olabilirdim ancak, odunun teki değildim. İyi zevklerden anlardım. Benim gibi odayı incelemekte olan Liselotte’ye dönerek kızın belini kavrayıp kendime çektim. “Bu gibi antika zevke sahip olmak Slytherin binasına özgü özelliklerden bir tanesi sanırım. Daha önce de böyle döşenmiş bir evde bulunmuştum ve evin sahibi sizin binanızdan mezundu.” Her ne kadar kız istediğimi vermeye gönüllü olmuş olsa da, Burn ve Bor gibi olaya bodoslama dalmak pek bana uygun bir davranış değildi. Her ne kadar bamyalar ile takılmaktan ötürü bazen kızları sadece vücuttan ibaret varlıklar olarak görmeye başlasam da, içimden bir parça onlara özen göstermeyi seviyordu. Bir kızla birlikte olmak kadar, ona iltifat ettiğim zaman yüzünde oluşan ifade de bazı tatmin edici özelliklere sahipti. Tamam, içimde hala ergen dürtüleri olsa dahi, kaslı vücudum ve yakışıklı olduğunu bildiğim yüzüm sayesinde bu işi oldukça küçük sayılabilecek yaşlardan beri yapmaktaydım. Dolayısı ile belirli bir doyuma ulaştığım söylenebilirdi. Bu kızlarla birlikte olmaktan sıkıldığım anlamına kesinlikle gelmiyordu. Sadece işin ustalıklarını öğrenmeye ilgi duymaya başlamıştım. Daha emin adımlar ile daha tatmin edici dokunuşlar ile yaklaşmak istiyordum.

Beline sarıldığım Liselotte’nin dudaklarına eğildim. Kırmızı ve oldukça dolgun olan dudakları öp beni diye bağırıyor gibiydi. Ben de daha fazla karşı koyacak değildim. Yumuşak ve kiraz tadı olan dudaklarını hafifçe öptükten sonra bir şekilde gözüm tavana takıldı. Yukarıda tavan yerine kocaman bir pencere olan oda, geceye ait gökyüzünü bizimle birlikte olsun diye odaya çağırıyordu. Sonra bakışlarımı yeniden Lise’nin dudaklarına kaydırdım ve kızı bir oyuncak bebekmişçesine rahatça kucağıma aldım, belime doladığı bacakları ile bana tutunan kızı öpmeye devam ederken ağır ve dikkatli adımlar ile yatağa ilerledim. “Bu geceyi uzun süre unutamayacaksın güzelim.”


____________________________________________________________________________________________________
[list]
kıreyzeyyy!![/list:u]
bambambamyabros.:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Liselotte Jankovics
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : -
Gerçek İsim : Duyg

MesajKonu: Geri: i'll be your prom queen   Paz Ağus. 14, 2011 4:57 pm

    İhtiyaç odasına adım attıkları anda büyülenmiş gibiydi Liselotte ve bakışları. Buraya gelmeyeli uzun zaman olmuştu. Kendini buraya ilk kez geldiğindeki gibi hissediyordu. İhtiyacı olan her şeyi burada bulabilecek gibi, aşk hariç Gerçi aşkı aradığı filan da söylenemezdi. Şuan içinde bulunduğu onlarca ilişki içerisinde gayet mutlu hissediyordu kendini. Birine bağlanmaya hazır değildi. O sırada belini kavrayan eli hissetti ve ürpertiyle bakışlarını arkasına çevirdi. Bryne'ın kurduğu cümleler, besbelli etkileme çalışmalarından biriydi. Aslında haklıydı bir kısmında. Liselotte gerçekten antika konusunda olsun, başka konularda olsun zevkli biriydi. Ki bu özelliğini binasıyla bağdaştırmak da mantıklı sayılabilirdi. Tüm ailesi, Slytherin mezunuydu ve kesinlikle hepsinde bu aşırı zevkliliği bulmak zor değildi. Muhabbet, devam ettirilebilecek türden olmadığından dudaklarını açma gayretinde bile bulunmadı. Hafifçe gülümsedi ve elinin belinde kalmasına izin vererek bir nevi küçük bir ödül daha verdi. Liselotte, kolay gözükse de elde edilmesi zor bir kızdı, daima. Karşısındakinden, istediğini almadan kendini asla sunmazdı. Kolay ama küçük oyunlar oynardı her seferinde. Örneğin, Bryne'a ismini söylemesini ve kapıların açılacağını söylemişti lakin bir yere kadar. Mesela, Liselotte'u bağırtmaya iten kapıya ulaşamazdı sadece biraz beynini çalıştırıp ismini hatırlamakla. Bunun farkında olduğunu umuyordu. Aslında büyük ihtimalle farkındaydı ki daha ileriye bir adım atmaya çalışmıyordu henüz. Olaylara bodoslama dalmıyor olmasından hoşnuttu. Odanın tam ortasındaki yatağı görebiliyordu. Bu kadar kolay olmayacağını biliyor olmasa şuan Liselotte'u oraya sürükleme çabaları içinde olabilirdi. Lise, yine güldü kendi kendine. Bu çocuk farkında olmasa da gerçekten güldürüyordu onu.

    Bryne'ın bakışlarını bir süre, hafif kırmızı rujuyla nemlendirdiği dudaklarında hissetti. Eli hala belindeydi ve hafif dokunuşlarını sürdürüyordu. Şimdilik her şey sınırında, yolundaydı. Peşi sıra bir öpücük geldi. Bu da uygundu. Zaten küçük yalnızca kısa süreli bir haz için alınmış bir öpücük olmalıydı. Onun gözlerini tavana diktiğini görünce, ne olduğunu merak edercesine başını kaldırdı göğe. Daha önce dikkatini çekmemiş bir ayrıntı yakalamıştı. Gece, burada yaşananlara tanıklık ediyordu. Adeta bu eşyaların, bu odanın gözcüsü olarak görevlendirilmişti. Yıldızlar, kümeler halinde ışıldıyor, kimisi ise göz kırpıyordu Liselotte'a. Böyle şeyleri genelde kafası iyi olduğunda söylerdi herkes; ama Lise olaylara her zaman farklı bir bakış açısından bakan biri olarak bunu kesinlikle söyleyebilirdi. Yıldızlar, sıradan varlıklar değildi. Gecenin usul karanlığında aydınlatıyorlardı her şeyi. Gökyüzüne odaklanmışken bakışları, ayaklarının yerden kesilmesiyle ürperdi. Ani bir hareketle düşmekten korkarak bacaklarını beline doladı. Yanlış anlamasını şuanda bekleyebilirdi. Kendisine hemen şuanda sahip olabileceğini düşünmesini sağlamış olabilirdi, bacaklarını tenine sürttüğünden dolayı. Ağır adımlarla, odanın ortasına doğru ilerliyorlardı, yatağa doğru. İçindeki gülme hissine engel olamıyordu. Demek ki, ismini bilmekle tüm kapıların açılacağını düşünmüştü. Yanılıyordu, önünde bir kaç engel daha vardı. “Bu geceyi uzun süre unutamayacaksın güzelim.” Bu geceyi unutmayacak bir kişi varsa o da Bryne olmalıydı. Şuan kendini womanizer filan sanıyor olabilirdi hatta öyle bile olabilirdi ancak bu gerçeği değiştirmezdi ki, bu geceyi unutulmaz kılacak biri varsa o da Liselotte'un ta kendisiydi.

    'Adımı biliyor olman her kapıyı açmaz, Bryne.' Hala kucağındaydı. Söylediklerine zıt olarak inmeye niyeti de yoktu. Bu sefer, Lise dudaklarını onunkilere bastırdı. Az önce onun verdiklerine oranla daha uzundu. İkisi de nefessiz kalana kadar devam ettirdi. Sağ eliyle ensesinden başlayarak saçlarının derinliklerine kadar ilerledi. Öpüşmeye devam ederken içinde ne varsa algılamasını istiyordu. Bunun sıradan bir öpücük olmadığını, onu keşfetmesini istediğini anlamalıydı. Olaylara yüzeysel, kadınlara fiziksel yaklaşmakla yetinmiyorsa ve Liselotte'u gerçekten arzuluyorsa bunu zaten yapması gerekiyordu. İkinci kapıyı açacak şey tam da buydu; biraz zekice davranmak.

____________________________________________________________________________________________________


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: i'll be your prom queen   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
i'll be your prom queen
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Rol Oyunları-
Buraya geçin: