AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
ACCIO WIDGET!        
Yönetim
Puanlar
Enler
Pano

Paylaş | 
 

 Story of us looks like a lot of tragedy now

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Mathias Riordan
Profesör
 Profesör
avatar

RÜTBE : KEHANET
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : 30.
Gerçek İsim : ipek.

MesajKonu: Story of us looks like a lot of tragedy now   Çarş. Ağus. 10, 2011 6:09 pm

x
Emerald Larviere x Sebastian Hejlsberg
Ağustos, 96
Story of us looks like a lot of tragedy now..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Liesel Krantz
Hufflepuff
Hufflepuff
avatar

RÜTBE : V. SINIF
Gerçek İsim : ipekli miray.

MesajKonu: Geri: Story of us looks like a lot of tragedy now   Çarş. Ağus. 10, 2011 6:10 pm

Güneş ışıkları gölün karanlık suları üzerine doğru kırılırken, turuncu parıltıya denk gelen yeşil zümrütlerin içi ışıldıyordu. Kahverengi saçlarının arasına karışan kızılımsı teller, karşısında duran ateş kafanın kadar olmasa bile hatrı sayılır bir şekilde belirliydi. Parmaklarını, alnını terleten tellerden kurtulmak için kullandı. Yalnızca ondan bir adım önde yürüyen, aralarında hesaplayamadığı kadar orantısız bir boy farkı olan kızın, gölün yakınında durduğu ve yeşermiş çimenlerin arasına karışan bir kaç kuru otun üzerine oturduğu gözüne çarptıktan sonra aynı yürüyüş izleri üzerinden onu takip edip, karşısında bağdaş kurdu. Yoğunlaşan nemin içine karışan sıcak hava, gölün üzerinden esen hafif rüzgar ile itilmiş gibiydi. Bağdaş kurarak rahat ettiremediği bedeninin biçimini bozdu ve dizlerini karnına doğru çekip, kollarını etrafından doladı ve ortada avuçlarını birleştirdi. Yalnızca bir ihtiyaç olduğu için aldığı nefesleri sürdürdü. Deirdré'nin dolgun, vişne çürüğü rengi ile boyalı olan dudaklarının aralanıp, bir şeyler mırıldanmasını bekliyordu. Beklediği her saniye de aklının bir köşesinde sabah Sebastian'ın ortak salonda onun üzerinde kullandığı sözcükler geliyordu. Ateş kafada onu hatırlatacak hiçbir şey yoktu ki, ne kızın elleri ile karıştırdığında parmakları arasından kayan gür saçlarını hatırlatacak bir şey vardı ne de sarıldıklarında onu saran güçlü kollar. Şuan onu hatırlatacak çevrede ki en güçlü zehir, gömleğinin cebindeki ağırlıktı ve o ağırlık, mavi gökyüzünde görünen ısı kaynağı tarafından yakılıyordu.

    Otelin karanlık koridoruna sızıp orayı aydınlatması gereken ay ışığı neredeydi şimdi? O da mı sığ denize sırtını çevirmişti. İçinde barınan sakinliğin, yüksek dalgalar halinde kopup gitmesi yetmemiş miydi? Elleri otel odasının kapısını bulduğunda anahtarı zayıf parmakları ile çevirmeye çalıştı cadı. Şimdi Emerald, Sebastian'a ne kadar uzaksa, anahtarında deliğe girmesi o kadar zordu. Ama aralarında bir fark vardı. Anahtar ve delik birleşmek zorundaydılar. Onların ayrılıkları formaliteden başka bir şey değildi. Emerald ve Sebastian ise farklı bir hikayeydiler. 'Bu, bugün aldığım en güzel haberdi.' Cümleyi tırnaklarıyla kazıyıp, yakmak istiyordu. Külleri atlantiğin dibini bulabilirdi, bir daha hatırlamak istemiyordu çünkü. Elbette anahtar yine bekleneni yapıp, mıknatıs gibi deliğe yapışmıştı. Emerald karanlık odanın lambasına ulaştıktan sonra an içinde gözüne yansıyan gümüşün ışıltısı gözlerinin odağını yere çevirtti. Odanın tahta zemini üzerinde parlayan S ve E harfleri, bir madalyon üzerine işlenmiş ve üzerinden geçirilmiş zinciri ile bir bitişin göstergesi haline gelmiş gibi görünüyordu. Emerald, dizleri üzerinde çökerek yabancı zeminin üzerine konmuş, tanıdık madalyonu elleri arasına aldı. Madalyonun üzeri sıcaktı. Buraya yeni konulduğu belliydi. İçini açtığında düşen küçük bir kağıt parçasında yazan cümleyi sessizce mırıldandı kendine.

    'En yakın arkadaşım olduğun sürece bunu saklamanı istiyorum.'


Bir elini kilitlediği diğer elinin üzerinden çektikten sonra, cebine doğru kaydırdı. Orada ki şişliği hissedebiliyordu. Ovaldi. `Lütfen Emerald, biraz odağını değiştir.´ Sonunda bir şeyler söylemeye karar veren yüze çevirdi gözlerini Emerald. Ancak aklından görüntüler ve Sebastian'ın cümlesi gitmiyordu.. Ortak salonun yaza özel serin havasında otururken, yanından geçen iki siluetin konuşmaları. Sarışın Hufflepuff'lı cadının sürtük davranışları ve Sebastian'ın cümlesi. Baloda zümrüt yeşili elbisen sana gerçekten yakışacak. Kızın dudağının kenarına bırakılan ufak bir buse. `Baloda ne giyeceksin?´ Sıvı yeşil gözlerini karşısında konuyu değiştirmeye çabalayan ama denedikçe batan Deirdré'nin suratına çevirdi. Gözlerinin içini ele geçirdiğini düşündüğü öfkeyi gizlemeye çalışmak istemiyordu. Sebastian kızın dudağının yanına bir öpücük konduruyordu. Sebastian, Emerald için bir zamanlar kullandığı cümleyi kıza hitap ettiriyordu. Sebastian'ın bir kolu kızın omzunu sarıyordu. Sebastian Emerald'ın, Deidré ile birlikte yakınlarında olduğunu bile bile o cümleyi söylemekten çekinmemişti. Madalyonun üzerine dokunabilmek için arada duran kotumsu yüzeyi delip, cebinde ki o gümüşü gölün dibine fırlatmak istedi bir an için. Karşısında ki cadıya yalvarıp hafızasını silmeyi de. Zümrüt yeşilinin en çok yakıştığı melek sen olmalısın. Ama geri dönüşü olmayan bir yola girmek ve acıyı defetmek istemiyordu. `Annemden özel ve zarif bir şeyler hazırlamasını istedim.´ Yaklaşık altı ay önce, stresi uzaklara göndermek ve hatırlamak istemediği şeyleri silip atmak için tuttuğu düz bir deftere bir kaç kıyafet çizmişti. Aynı soruyu Deirdré'den önce, sevgili annesi sorduğunda cevabı, defterden beğendiğini seçebilirsin, olmuştu. Açıkçası ne giyeceğini o da bilmiyordu ama kaçınacağı bir renk vardı; zümrüt yeşili. `Ya sen?´ diye devam ettirmeye çalıştı konuşmayı. `Deirdré, yılın rengi olan sarıyı önünüze serecek sayın Larviere.´ Ateş kafanın cümlesi bir kıkırtı ile son bulduğunda, Emerald'ı gülümsetmeden bırakamamıştı. `Bal arısı kostümü ile geleceğini düşünüyorum haksız mıyım?´ Deirdré'nin üzerinde kostümü canlandırıp, kendini eğlendirmek için yeni seviyeler ararken, dizinin üzerine gelen küçük darbe ile bir seviye çoktan atlamıştı. `Komik Emerald, çok komik.´ Yüzünde ki gülümsemenin yeniden sıfıra ulaşması çok sürmemişti.

İleriden yaklaşmakta olan bedene kilitlenen gözleri, her anıyı tek tek gözünün önünden geçirtiyordu. Bir yıl boyunca Hogwarts'ta da konuşmuşlardı. Hogwarts'tan öncesi bir ayrı, Hogwarts'a başladıklarında da birbirlerinden ayrılamayan iki kişi artık yoktu. Birbirlerini gördükleri yerde yollarını değiştiriyorlar, gözleri birbirinin içini okumaya çalıştığında başlarını çeviriyorlardı. Şimdi ise Emerald, Sebastian'ın ne yaptığını merak ediyordu. Çünkü her saniye, bir adımı beraberinde getiriyordu. Kahverengi kısa saçlar, gölün üzerinden esen rüzgarla birleşerek salınıyor, her adımla karışıyor ve yeniden yapmakta oldukları işleri tekrarlıyorlardı. Yakın bir yerden gelen ses ile birlikte, hayatında ikinci kez gürültülü bir sessizliğin içinde kalakalmıştı Emerald. Deirdré, Emerald'a bir şeyler söyleyerek oradan uzaklaşmıştı ama Emerald kızın ne söylediğini bile duymamıştı. Bir yıl önce içinden çekilen ruhtan arda kalan bedendeki bir çift göz, boş boş betimliyordu yaklaşan silueti. Git, ne olur, yapma, gelme. Az önce Deirdré'nin oturduğu yerin bir ya da iki metre arkasında duruyordu, gelmesini istemediği büyücü. Cadı ise bir söz daha duymak istemediğini biliyordu, o yüzden yalnızca ayağa kalktı ve oğlanın sözcükleri ona dokunmadan önce oradan uzaklaşmayı istedi.


____________________________________________________________________________________________________

I  U S E D  T O  B U I L T  D R E A M S  A B O U T  Y O U
:now i will live you, rather than picturing you in my mind:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Mathias Riordan
Profesör
 Profesör
avatar

RÜTBE : KEHANET
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : 30.
Gerçek İsim : ipek.

MesajKonu: Geri: Story of us looks like a lot of tragedy now   Perş. Ağus. 11, 2011 3:16 pm

Öğle saatlerinde tepeden insanları selamlayan güneş, ışınlarını Hufflepuff ortak salonuyla buluşturuyordu. Bu sıcak havada bulunabilecek en doğru yerdeydi. Sarı ile kaplanmış mobilyalar ve ufak tefek süs eşyaları etrafa saçılmış, binaya seçilen öğrencilerin canlılığını her bir karede hissettirmeyi amaçlamıştı. Toz zerrecikleri güneş ışınları arasında boy gösterirken, yanında oturan kızın sarı bukleleri göz alıcı derecede parıldıyordu. Güneşe karşı durduğundan, kabarmış sarı saç telleri saçlarının etrafında beyaz bir çizgiymiş gibi gözüküyordu. Verdiği sözden döndüğünden beri, kendi içinde bütün her şeyi geride bırakıp sözünü tutmamaya devam ediyordu. Hafifçe gülümseyen kız ela gözlerini, çocuğun kahverengi gözlerine dikti. Bir şey sormak istediği belliydi ancak içindeki cesaret buna yetmedi. Muhtemelen çocuğun vereceği ters cevap ya da göstereceği öfkeden korkuyordu. Uçuk pembe parlatıcıyla boyanmış olduğu belli olan ince dudaklarının arasından kesinlikle bir sohbet ortamı oluşturmak için kullanacağı sözcüklerin havaya karışmasına izin verdi. “—Tatilin nasıl geçti Sebastian?” Henüz, Hogwarts’ın açılmasından sonra oldukça kısa bir zaman dilimini geride bırakmışlardı. Sınavlar başlamamıştı, dersler yoğun değildi ve o da bunu arkadaşlarıyla yaz tatilinde yaptıklarını paylaşmak için fırsat olarak görüyordu. Ancak tatilde yaşadığı, şimdi düşününce önemsiz olan, o tartışmayı tam anlamıyla kimseye anlatmamıştı henüz. Aynı binadan olmaları, çevrelerindeki insanların da aynı olmasına sebebiyet veriyordu. Binlerce kez sorulan ‘Ne oldu?’ sorularına karşı net bir cevap alamayan arkadaşlarının isyan etmesine kısa bir süre kalmıştı. Çerçeveyi çivilemişti ancak içine hala bir resim koymamıştı. Soruyorlardı, çünkü Emerald ile ne konuşuyor, ne de aynı ortamda bulunuyorlardı. Hatta birbirlerini gördükleri anda yollarını bile değiştirmeyi alışkanlık haline getirmişlerdi. Gerçi bunu yapan çoğunlukla Emerald’dı çünkü Sebastian, tüm olanları geride bırakmış hatta kız ile konuşmayı bile denemişti ancak kızın inadı çabuk kırılacakmış gibi durmuyordu. Bir kereliğine tekrar durup düşündü, o kadar saçma geliyordu ki düşünmek için on beş saniyesini bile ayırmadı. O gece yaşadığı duygu patlamalarının hiçbirinden ne bir eser ne de bir kalıntı yoktu geriye, ne bir pişmanlık ne de başka bir şey. Kendisinden başka umursadığı hiçbir şey yoktu çünkü. O gecenin üstünde binlerce kez durdu, yaptığı yanlışı ve en yakın arkadaşının kalbini kırdığının farkındaydı ama bunun neden bu kadar büyüdüğüne bir anlam yükleyemiyordu. Kızlar yüzünden Emerald’la birçok kez kavga etmişlerdi ve bu da sadece onlardan birisiydi, yoksa gözünden kaçırdığı bir şey, ufacık bir şey mi vardı? “—Güzeldi. Senin?” Tek kelimeyle cevapladığı gereksiz soruyu, kendisininkini sorarak noktaladı. Aslında pek umurunda da sayılmazdı. Sadece onu kırmamak için ilgiliymiş gibi görünmeye çalışıyordu ve öyle de göründüğüne emindi. Kız, ince sesiyle cümleleri birbiri arkasına o kadar hızlı sıralıyordu ki kelimeler beyninin içinde bir sözcük çorbasına dönüyor gibiydi. Sonunda sert bir tepki vermeyip, kızı kırmamak için yavaşça yerinden kalktı ve tam o sırada bir çift zümrüt rengi gözün onları izlediğini fark etti. Kızın gözlerindeki kıskançlık ve kırgınlığı fark etmemek elde değildi ancak, o umursamaz gibi davranmayı yeğledi. Çocuk, bakışlarını kızın gözlerinden çekerek onun yanından, çıkış kapısın doğru döndürdü adımlarını. Sadece büyük bir olay yaşamadan bugünü de atlatmayı umuyordu, zamanla kırgınlığın ortadan kalkacağını biliyordu çünkü. Bu yüzden Emerald ile aynı ortamda çok fazla durmama kararı almıştı; ne kadar yakın olurlarsa yaptığı davranışlar o kadar çok yanlış anlaşılacak, zaman yüzüne gülmek yerine araya daha da büyük bir boşluk koyacaktı. Gözden kaybolduklarına iyice emin olduğu bir sırada, az önce oturduğu sarışın kızın onun yanından geldiğini yeni fark etti. “—Baloda zümrüt yeşili bir elbise giyeceğim.” Kıza döndü, kendisine hiç yabancı gelmeyen bir kalıp kelimenin rüzgarla birlikte uçmasına izin verdi. “—Baloda zümrüt yeşili elbisen sana gerçekten yakışacak.” Cümlesini bitirdiğinde kızın dudaklarının yanına ufacık bir öpücük kondurdu. Bütün planlarını kafasında tasarlamıştı ama bazen o kadar dikkatsiz oluyordu ki her şey tekrar başladığı yere dönmesine sebep oluyordu. Aynı bu durumdaki gibi. Emerald, öyle bir hışımla yanından geçip gitti ki, çocuk yine ne oldu diye sorgulamaya başladı kendisini. O sırada geçmişten gelen bir cümle beyninin içinde çalınan bir çan gibi yankılandı. Zümrüt yeşilinin en çok yakıştığı melek sen olmalısın.

Bulutların arkasından cılız ışığıyla boy gösteren güneş, ışınlarını karanlık gölün yeşil sularının üzerinde dans ettiriyordu. Yarım saat önceye nazaran hava şimdi biraz daha serinlemişti. Bahçe o kadar canlıydı ki, renkler her bir metrekarede insanların gözleri önünde bir renk cümbüşü oluşturuyordu. Bu güzel havayı fırsat bilen öğrencilerin hepsi bahçeye dökülmüştü. Sohbet edenler, şakalaşanlar, hatta romantizm bile yaşayanlar –bunu aklından geçirdiğinde kusmak istedi- ne ararsan vardı ki bu nedenle de gürültü çok fazlaydı. Zaten bu ağustos böceklerinin neden yaratıldığı hakkında en ufak bir fikri bile yoktu. İnsan gürültüsüne katlanmak ona zor gelmese de, bu canlıların çıkardığı sesler bazen onu delirtecek gibi oluyordu. Arkadaşlarıyla kara gölün yanında yeşil rengiyle etrafı canlandıran çimenlerin üzerine oturmuş, inadı bırakıp yaz tatilinde yaşadıkları olayı, sadece kendi açısıyla onlara anlatmıştı. Şimdi de durup dalga geçmelerini dinliyor, bir yandan da ileri giderlerse suratlarına toprak atmakla meşgul ediyordu kendini. Yaşadığı olayın üzerinden en az bir yarım saat geçmiş olmalıydı ve hâlâ Emerald’a rastlayamamıştı. En yakın arkadaşıydı ve böyle olmaması gerekiyordu, bu işe son vermek için onunla konuşmayı umuyordu. Yerden kopardığı ufak bir çim parçasını elleriyle böldü ve yanında oturan siyah saçlı çocuğun kolundan çekerek onu ayağa kaldırdı. “—Siz dalga geçmeye devam edin, gelince sizle uğraşırım şimdi şu kızı bulup bir şekilde konuşmak zorundayım.” Kıkırtılar ve kahkaha eşliğinde onu uğurlayan arkadaşlarından uzaklaştı. Aslında düşününce gerçekten komik ve saçma bir durumdu. Hatta bazı arkadaşlarının söylediği olasılıkları da düşündü, duyduğunda gerçekten çok kızmıştı. Emerald onun en yakın arkadaşıydı, hem de en yakın. Tabii ki de öyle bir şey olamazdı, saçmaydı. Hem öyle bir şeyin varlığına bile inanmazdı. Emerald, ona aşık olamazdı. Olsaydı bile kendi içinde bir şeyler hissetmezken onu nasıl kırmayacağı hakkında en ufak bir fikri de yoktu. Düşündükçe daha çok dibe battı, o yüzden düşünmedi, en azından bunu düşünmedi. Az önce oturdukları yerden baya bir uzaklaşmışlardı ki yanından geçen kızıl saçlı bir kız sayesinde onu bulduğunu anladı, karşısındaydı. Kahverengi saçları güneşte parıldıyordu. Az önce yanından geçen kızınki kadar kızıl olmasa da, güneşin yarattığı bir etkiyle kızıl kahve tonlarında gibi duruyordu. Donup kalan yeşil gözleri, çocuğun hareket halindeki vücuduna kilitlendi, yüzündeki gülümseme şimdi bir çocuğun elinden dondurması alındığı andaki o saf üzüntüye dönmüştü. Bütün neşesi bir anda sönmüş, kafasındaki bütün düşünceler bir anda çekilmiş gibiydi. Tek istediği çocuğun sözcükleri ona dokunmadan oradan kalkıp gitmek gibi görünüyordu. Ama buna izin vermeyecekti, olan olmuştu ve şimdi hesap kitabının açılması gerekiyordu. Emerald yavaşça yerinden kalkıp onu görmemiş gibi davranmayı tercih etti ve hızlıca çocuğun ters yönünde ilerlemeye başladı. Adımları çok hızlıydı ve daha da hızlanırsa düşmesine ramak kalmıştı. Ama kaçması için yeterli değildi. Çocukta hızlandı ve ne kadar sert olduğunu umursamadan kızın ince kolunu yakalayıp ona dönmesini sağladı. Bir fısıltı gibi ağzından dökülen sözcükler kıza ulaştı. “—Hiçbir yere gitmiyorsun. Konuşma vakti geldi.”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Liesel Krantz
Hufflepuff
Hufflepuff
avatar

RÜTBE : V. SINIF
Gerçek İsim : ipekli miray.

MesajKonu: Geri: Story of us looks like a lot of tragedy now   Paz Ağus. 14, 2011 10:42 pm

Zümrüt rengi gözleri arkasında bıraktığı çocuğu aramamak için çaba sarfederken, ayak bileklerine kadar saran beyaz bez ayakkabılarının altında duran çimenleri sert bir adımla çiğnedi Emerald. Sanki onları ezince şuan içinde açığa çıkmak için yarışan bir düzine duyguyu onlara aktarıp, hepsinden kurtulacakmış gibi hafifleyeceğini düşünmüştü. Ama yanılma duygusu yine oradaydı. Düşüncelerinin önünde. Çimenler içine çekemezdi ki hissetmek istemediklerini. Tanrı içlerine böyle bir güç yerleştirmemişti. Asasının söylemeyi dilediği sözcükler elbette oradaydılar. Küçük bir Obliviate her anı bir kağıt parçasına aktarıp, onu parçalara ayırır ve sonra parmakları arasında onu bir topa döndürerek basketi atardı telle örülmüş küçük çöp kutusunun içine. Yine hata verdi kalbinin merkezi. Obliviate'i kafandan atmıştın diye çığlık attı ürkek ritimleriyle. Yutkundu cadı. Çünkü bir el sağ kolunu acı veren bir sıkılıkla sarmış, acının yanında içine bir sıcaklık yaymıştı. Sebastian'ın dokunuşunu bedeni üzerinde hissetmeyeli bir yıl olmuştu. Ona sarılmayalı bir yıl olmuştu. İçine dolan sıcaklığı hissetmeyeli bir yıl olmuştu. Sebastian onun bir yıldır bu kadar yakınında olmamıştı, `Hiçbir yere gitmiyorsun. Konuşma vakti geldi.´diye dudağını terkeden sözcükler ona hitaben bir yıldır ilk kez yayılmıştı kulaklarına. Kalbinin hızına yetişemeyen büyük yeşil gözlerini cesaretle oğlanın ona bakan ela gözlerinde yoğunlaşmasına izin verdi. Tanrım, onu çok özledim diyen yanını, yine düşüncelerinin arkasına, yanılgının yanına gönderdi. Paris'te oğlanın ağzından dökülen sözcüklerden sonra bir yıl boyunca tamamen ayrılmıştılar birbirlerinden. Emerald evetken, Sebastian hayırdı. Birbirlerinin bulunduğu yerlerde bulunmuyorlardı. Biri venüstü, diğeri mars. Ortada buluşmamak içindi tüm çabaları. Oğlan bir adım atmak için hamle yaptığında, Emerald şah matla yerle bir ediyordu oyunu. Bugün hışımla ortak salonu terk etmesinin nedenini her hücresi biliyordu ama onaylamaya izin vermiyordu. Bazen gözleri birbirleri ile karşı karşıya geldiğinde, içindeki ürkek tavırları devreye giriyordu ve Sebastian'ın eğer gözlerini çevirmezse, ters tepkiler ile kalbini paramparça edeceğini düşünüyordu. Her ne kadar onun ağzından bir yıl önce duyduğu son sözcüklerin yalan olduğunu düşünsede, bir yanıda kendini kandırdığını, neden Sebastian'ın ona yalan söylemesi gerektiğini sorguluyordu. Yani, çocuğun onu gerçekten artık arkadaşı olarak istemediğini inandırmıştı aslında kendini. Ama bakışları birleştiğinde sanki yine aynı Sebastian ona bakıyordu. Arada kalın bir çizgi var gibi görünüyordu ama her bir yoğun bakış çizgiyi inceltiyordu.

Gözlerini bir süre boyunca oğlanınkilere odaklı tuttuktan sonra artık böyle bakamayacağını destekleyip, yere devirdi. Bir şey söylemek istiyordu. Ya da direkt çocuğun kolları arasında olmak, ona onu özlediğini söylemek istiyordu. En azından küçücük bir gülümseme almak ama aralarının yine eskisi gibi olmasını. `Canımı yakıyorsun.´ diye mırıldandı dişlerinin arasından. Ancak sözcüklerinin bu kadar sert çıkmasını istememişti. Kolunu hızlı bir hamle yaparak oğlanın parmakları arasından kurtarıp ovdu. İstemeyerek bile olsa ondan uzağa bir adım atıp yere bağdaş kurdu. Beş dakika önce Deirdré ile oturdukları ve Sebastian'ın gelişini izlediği yere.. Yıllarca böyle karşılıklı çimenlerin üzerinde oturdukları anıları olmuştu. Bazen sabahın köründe kapısının çalındığını duyardı Emerald. Sebastian elinde iki elma ile kapının önünde yüzüne konmuş çarpık gülümseme ile beklerdi. Cadı, her zaman oğlanın aslında göründüğü gibi olmadığını bilirdi. Asla dışarıdakilere gösterdiği Sebastian değildi, gerçek Sebastian yalnızca Emerald'ın yanında görünürdü. Karanlığın bir ampul ile aydınlınlanması gibiydi bu. Karanlık, kişiliğinden uzak görünen sahte Sebastian'dı. Aydınlık ise, ampulü temsil eden Emerald'ın yanında gerçek kimliğine bürünen Sebastian. `Seni dinliyorum.´ Boğuk bir fısıltı sessizliğin içinden gürleyen bir aslanın sesi gibi çıkmıştı. Parmaklarını kucağında birleştirdi ve gözlerini oğlanın yüzünden parmaklarına çevirdi. Yeterli değildi, içini esir alan duygular o kadar fazlaydı ki ne yapacağını, daha doğrusu ne yapması gerektiğini kestiremiyordu. Parmakları saçlarının arasından yavaşça geçti ve kahverengi dalgalar omuzlarına düştü.

____________________________________________________________________________________________________

I  U S E D  T O  B U I L T  D R E A M S  A B O U T  Y O U
:now i will live you, rather than picturing you in my mind:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Story of us looks like a lot of tragedy now   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Story of us looks like a lot of tragedy now
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Rol Oyunları-
Buraya geçin: