AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
ACCIO WIDGET!        
Yönetim
Puanlar
Enler
Pano

Paylaş | 
 

 Geçmiş, Anılar ve Hayalet

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Everard Dreyfus
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : 40.
Gerçek İsim : Barış.

MesajKonu: Geçmiş, Anılar ve Hayalet   Ptsi Ağus. 08, 2011 3:19 pm

    ...


En son Everard Dreyfus tarafından Cuma Ağus. 12, 2011 2:31 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 3 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Hestia Mychaela
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : 28
Gerçek İsim : Hanife
Lakap : Hell

MesajKonu: Geri: Geçmiş, Anılar ve Hayalet   Ptsi Ağus. 08, 2011 5:21 pm

    Düşüncelerinden, hep birlikte yaşanılacak daha güzelini istemesinden ve bunları şiddet sarmalına bulaştırmadan dillendirmesinden ötürü tutulduğu bu dikenli teller ile örülü yüksek duvarlardan atlamak mümkün değildi. Bunu başaran biri Hestia için bir kız çocuğunun genç bir kadın olarak kanatlarıyla uçmayı öğrenmesini ifade ediyor, hayalinin peşinden gidiyor, sıçrıyor, hamlesini yapıyor ve bu hamlenin onu nereye götüreceğine bakıyordu. Hamlesini öğrenmek ve bu hamleler yolunda adımlarını dikkatli atmak için ailesinin tuttuğu profesörler, şifacılar onun kabuğundan çıkmasını sağlamaktan çok kendine yeni bir hayat örmesine neden olmuştu. Bu hayatın bir önceki yaşama benzer dikenli telleri, kalın yıldızları bile görmenize izin vermeyen duvarları; kalın yorganın altında dökülen gözyaşları yoktu. Sabahları gözyaşlarıyla kalkıp geç saatlerde duyulan azarlarla bulunan yastıklar yoktu, sadece duvarlarını alçak tuttuğu bir gökyüzü vardı. Gökyüzü sınırsızdı, yıldızlar tüm evrence yayılıyordu. Her birine taktığı hayelleri gerçekleşmek için fırsat arıyorlardı. Hepsi, bir gün gerçekleşeceklerdi. Belki asanın ucundan çıkan renkli ışıklarla belki de saçlarına dökülen kar tanelerine aldırmayıp, kararlı adımlarla yürüdüğü yolda gözlerini diktiği noktada akıtacağı göz yaşlarıyla. Takvimden haberdar olmadığı birkaç yıl onu evinde hissettirmesine rağmen kalbindeki merhamet duygusunu çekip almış, sadece bencil bir birey olarak onu hayata altın tepsiler içerisinde sunmuşlardı. Söylediklerini ikinci kez tekrar ettiğinde, buna sebebiyet verenleri öldürme hakkı vardı, onların beyinlerinde canlanan acıyı gözleriyle görmeye belki de bunlardan zevk almaya ihtiyacı vardı. Hayattan alamadığı sevgi ve saygı ileriki yaşlarında yerini sadistliğe bırakmıştı. Bunun izlerini on beş - on dört yaşlarında da üzerinde taşıyan Hestia, merdiven altında kapıldığı sinir kriziyle asasından çıkan kıvılcımların ardından gelen bir lanetle kendi canını yakmıştı. Birçok şeyi paylaştığı ve gözyaşlarını birlikte döktüğü, kahkahalarıyla aynı odanın duvarlarını dövdükleri kişinin canını kendi esaretine sokmuştu. O büyüyü bilmediği bir zaman diliminde, şuan gökyüzünün uçsuz bucaksız koynunda belki de uçuyor olacaklardı. Kuğularla boy ölçüşemeyecek asaletleri diğerlerini kıskandıracaktı. Belki başka bir yaşamda...

    Derin bir nefes aldı. Sağında bıraktığı kiliseden yükselen ve Merlin adına söylenen şarkılar onu eskisi kadar duygulandırmıyordu. Karanlık gecede yere örtü gibi serilen kar tabakasında ayak izlerini bırakan orta yaşlı büyücü ve cadıların gülümseyen suratlarındaki ifadeleri bir çırpıda içine çekmek istiyordu yeşil gözleriyle etrafı tarayan genç bayan. Birbirleri için diledikleri iyi gecenin içine bir ateş gibi düşüp hayatlarının ne kadar önemli olduğunu onlara çığlık çığlığa anlatmak istiyordu. İçindeki nefesi dışarıya buhar halinde özgür bırakırken gözlerin ona dönük olması rahatsız etmiş olmalı ki kafasına geçirdiği kapşonu saçlarını da bir yandan kardan korumuş oldu. Elleri pantolonun cepleri sıkıca asasını tutuyordu. Baştan beri Godric's Hallow'a gelmemesi gerekliydi, kendi kaderinde işareti olan bu yere geleceği biliyorlardı. Onun her an karşısına dikilip asasını teslim etmelerini isteyebilirlerdi, fakat içinden bir ses bugün başka şeyleri teslim edeceğini söylüyordu; başka bir şekilde. Bembeyaz teninde süzülmesini izin verdiği inci taneleri gözlerinden birer birer süzülürken uzun parmaklarıyla araladığı mezarlığın kapısından çıkan ses, sakin sokakta yankılanmıştı. Az önce cebinden çıkardığı ellerini önünde birleştirirken gözlerini çevresinde dolaştırmaktan alıkoyamıyordu. Kalbinde yakalanma korkusu ve kardeşinin yıldönümü aynı korkuyu paylaşırken mezarların arasında attığı adımları temkinliydi. Hıçkırıyordu, yavaş ve sakin bir şekilde. Kafasını önüne eğmiş ve perçemlerinin gözlerini saklamasına izin vermişti. Dudakları nefes alabilmek için hafifçe açılmıştı. Kaşları birbirine daha çok yaklaşmış, kendini bağırmamak için zor tutuyordu. Gözlerinin önüne gelen anılar parmak uçlarından başlayarak bütün bedenini titretmişti. Az önce ayaklarının postallar içinde üşümesine izin veren Hestia, şimdi hissettiği tek duygunun özlem olduğunu anlamıştı. Birkaç adımın ardından elleriyle yüzünü bir çırpıda silmiş, ıslak ellerini kara teslim etmeden anıtın üzerini hızlıca karlardan temizlemiş, ay ışığıyla aydınlanan harfler gözyaşlarıyla süslenmişti.

    “Seni,” titreyen ve fısıltı halinde çıkan sesinin havada kaybolup gitmesine izin verdi. Gözlerini bu sırada sıkıca kapatmış on üç yıl ardında kalan görüntüyü aklına getirmeye çalışıyordu. Belki de bu ana dair hiçbir şey söylememeliydi. Sadece, susmalıydı. Pişmanlık damarlarının tüm zerrelerinde gezerken insanlara karşı gülümsemeliydi. Belki bu acının toprağın altında onunla birlikte kalmasına izin vermeli, ondan ayrıldığını anlamalıydı. Az ötede duran ağaçların ardından çıkıp boynuna sarılmayacaktı, elleriyle gözlerini kapatıp ona süprizler yapmayacaktı. Sahi ya, elleri nasıldı? Hestia'nınkilere benziyor muydu? Kendi uzun ve üç gündür soğukta kalmanın verdiği etkiyle çatlamaya başlamış ellerine baktı gözlerini yavaşça açıp. İkizinin tırnaklarını kesişini hatırladı, Dionysius'un. Sırf sinirlendiğinde vücuduna derin izler bıraktığı için ona öğrendiği iksirlerden yapıyordu. Burnunu tutup iksiri zorla boğazından aşağıya akıtışını hatırladı. Dudakları kar tanelerinin ardından yanaklarına kadar açılmış, gülümsemesini gösteriyordu geceye. Yutkundu, yutkunmak o kadar zor gelmişti onca duygunun arasından. Sanki nefesini bıraksa tüm anıları zihninden silinecek ve koca dünyada tek kalacak gibiydi. Anılarıyla yaşıyordu, o zihninden bir türlü çıkaramadığı ve her geçen gün yaşadığına küfrettiği anılarıyla. “...çok özledim.” Kendine bile itiraf edemediği özlemi dudaklarının arasından duymak onu şaşırtmıştı. Çocukluğunda kalan birini, nasıl özleyebilirdi? Hele ona daha iyi davranan, sevgisini tüm gücüyle gösterebilen yanındayken bir özlemin varlığından bahsetmesi... haksızlık gibiydi. Soğuk havayı içine olabildiğince çok çekmeye çalışan Hestia asasını bıraktığı mezar taşının ardından boynuna götürdüğü elleriyle kolyeyi çözmüştü. Altı, yedi yaşlarında bir muggle kasabasından aldıkları kolyeyi hala boynunda taşıyor olması yaşasaydı, onu da şaşırtabilirdi. Titreyen elleriyle D harfinin üzerine koyduğu yine H harfi, ona kendi kimliğini hatırlamasına yardımcı olmuştu. Okşadığı mezar taşında eline gelen kabartmalar canını sıkıyordu, Hestia Mychaela 1968 - 1982 Yalan diye inledi. Ayağa hızla kalktı, üzerine karların doluştuğu pelerinin eteklerini bir çırpıda silkeledi ve asasıyla mezarı süslemek amacıyla yaptığı beyaz güller karın altında muhteşem görünüyorlardı. Eğilip elleme zahmetinde bulunmadan asasıyla aldığı kolyeyi çelengin üzerine asmıştı. Ayın ışığını gözlerine yansıtan kolye, gerçekten kaçmasını sağlamıyordu. Gerçekten kaçması gereken, ailesi olmamış mıydı her zaman? Burnundan aldığı derin nefesi kulaklarının işittiği sesle gökyüzüne teslim etti. Asasını sıkıca kavramış olan genç bayan, aklından birçok büyülü sözcük geçiriyordu. Gözyaşlarını baş parmağıyla hızlıca silmiş ve solundan gelen sesi doğru yüzünü dönmüştü. Yavaşça kaldırdığı göz kapaklarının içinde korkuyla ışıldayan gözleri, sesin sahibini tanımamışlar ve şaşkınlıkla geçen birkaç saniyenin ardından şaşkınlıkla açılmışlardı. Korkuyla şişirdiği göğüs kafesi hızla inmiş ve kalp atışları birkaç saat öncesi kadar olmasa da düzene girmişti. Adını telaffuz eden ne bakanlıktan biriydi ne de büyünün tüm sırlarından uzak bir muggle. Karşısındaki arkasında bıraktığı mezarın temellerinin atılmasına sebebiyet veren kişi, yıllardır özel ders aldığı Karanlık Sanatlar konusunda ustalaşmış biriydi. Adını küçüklüğünden beri doğru düzgün telaffuz edemediği adama takındığı yapmacık bir saygıyla “Bay Dreyfus?” diye hitap etmiş, kelimelerinde soru soran vurguya yer vermişti. Anılarında kalan mavi gözleriyle sizi delip geçen ve saçlarını dağıttığında herkesin odak noktası olan bir genç büyücü vardı. Sesi otoriterdi hatırladığı kadarıyla, gerçi unutmak için ne kadar yılın zihninden akıp gitmesi gerekirdi ki? “B-burada ne işiniz var?” Yaramazlık yaparken yakalanan bir çocuk gibi heyecanının kelimelerinde yer almasına izin vererek kalın paltosunun altında kalmış büyücüye birkaç adım daha yaklaştı. Çevrelerindeki yılbaşı süsleri havayı her ne kadar aydınlık gösterse de ağaçların yüzüne düşürdüğü gözlerden gördüğü tek şey yaşlanmasına izin vermediği gözleri olmuştu. Tanıdık birini bunda yalnızlığın ertesinde görmek onu mutlu mu etmişti, hiçbir fikri yoktu. Arkasından gelen ayak sesleri içindeki korkuyu dışarıya yansıtmasına neden olmuştu Hestia'nın. Buradan bir an önce gitmek istiyordu. Oysa konuşmak istediği o kadar çok şey vardı ki sahibini bekleyen. Her zaman kaldığı zor durumlarda olduğu gibi, yutkundu. Duygu karmaşasının içindeydi, birlikte oldukları yıllar boyunca en yakınında bulunan bu adam, şimdi birkaç adım ötesindeydi. Boşluğu uçarcasına geçerek kendini on üç yıl öncesindeki küçük bir kız gibi sarıldığı büyücünün kollarında buldu. Omuzlarını delip geçen bunca acıdan sonra çocukluğundan kalma anılarında yer alan birine sarılmak, birinin nefesini kulaklarında duymak ona yıllardır uzağında kaldığı kavramdı.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Everard Dreyfus
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : 40.
Gerçek İsim : Barış.

MesajKonu: Geri: Geçmiş, Anılar ve Hayalet   Salı Ağus. 09, 2011 8:07 pm

    ...


En son Everard Dreyfus tarafından Cuma Ağus. 12, 2011 2:32 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Hestia Mychaela
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : 28
Gerçek İsim : Hanife
Lakap : Hell

MesajKonu: Geri: Geçmiş, Anılar ve Hayalet   Salı Ağus. 09, 2011 11:04 pm

    Kafasını dayadığı adamın göğsünde, kulaklarına birkaç santimetre uzaklıkta tüm gücüyle atan kalbin sesleri geliyordu. Ellerini adamın sırtında birleştirirken gözlerinin önünden şelale misali dökülen anıları göz kapaklarını örtmesine ve yeşil incileri tüm karanlıktan uzaklaştırmasına sebebiyet vermişti. Gördüğü siyah saçlarıyla cüssesinin kimsenin yarışamayacağı genç büyücü ve onun ardında kalmış çelimsiz bir o kadar da gücünü gözlerinin ta derinlerinde görebileceğiniz genç, henüz on dörtlerinde bir cadı vardı. Asasını öne doğru kaldırmış büyücünün kulağına fısıldadığı sihirli sözcükleri yavaşça ve olabildiğince dikkat çekmeden dudaklarının arasından fısıltıyla çıkmasına özen gösteriyordu. Önünde bulunan hayali hedefin ondan korktuğuu ve merhamet dilediğini beyininin kolonunda çığlık çığlığa hissederken tüm vücudunu saran ürpertiyle yeşil gözlerini deviriyordu yanındakine. Duruşu kendinden emin ve başı dikti, günün erken saatlerinde uyandığı güçsüz bedeni ve onu etkileyen düşünceleri bu genç büyücüyle hayat buluyordu. Bunun nedeni dudaklarından heyecanla çıkan kelimelerin değişen görüntüde önünde oturan ve gözlerinin tüm maviliğiyle ona bakan büyücüyle uyuşuyor olmasıydı. Diğer herkesten gizledikleri kötü huylu, hastalık olarak adlandırılan durumunun habercisi olan bu adamla ders dışında geçirdiği tüm vakitlerde ona dünyayı anlatmasını istiyordu genellikte. Neredeyse on bir yaşında hapsedildiği evden adımlarını buluşturduğu tek yer evlerinin kıyısında bulunduğu gölün yosunlarla kaplı olan zemini oluyordu. Hestia'nın heyecanı öznesinde gizli olan soruları durmadan yönelttiği adam ona sakince verdiği cevaplarla kendine bağlamayı başarmış, Hestia'nın neredeyse dünyaya açılan kapısı oluvermişti. Ailesi dışında görebildiği tek kişinin üzerinde olan bunca yükün sorumluluğu Hestia ileriki yaşlarda anlayacak, Nurmengard olarak dillerde dolanan şeyin açıklığını küçük kızın ağzından duyan ailesi onu bir çırpıda evlerinden uzaklaştıracaklardı. Bunun sebebi Hogwarts'ta şekerlemelerin ve diğer insanların duygularını paylaşabilen diğer Hestia'ya, evde köle hayatı geçiren Hestia'nın güvenmesi olmuş, genç büyücüyle geçirdikleri her dakikayı en ince ayrıntısına kadar büyük bir hayranlıkla anlatmasının sonuçlarına katlanmıştı. Bu gidişattan memnun olmayan kızın ailesine kelimeleri olabildiğince ayrıntılar arasında boğularak anlatması, ailenin çevrede kabarttıkları ünlerini tek bir dikenin artık onu söndürmesi gerektiğini gün yüzü gibi göstermişti. Karanlığın birbirine sarılan iki insanın yorgan gibi sarmaladığı gecede ona şaşkınlıkla karşılık veren kolların arasında huzursuzlukla kıpırdanan Hestia'nın gözlerinin önüne gelen görüntü burada olmasının sebebini ona birkez daha anlatıyordu. İnsanların dışarıdan bakıp imrendiği kocaman renkli bahçesiyle birlikte duvarlarının ardında tüm karanlığıyla büyüyen kin ve nefret dolu evde aydınlığın sadece kofti olarak anılan kız için kendinden bir şeyler öğreten birinin olması, orada bu hayattan kurtulmak isteyen birinin bağlanacağı tek şeydi. Kendi canından bir parça bulunduran diğer yarısı kendine ondan daha değerli parçalar bulmuşken bağlarının kopukluğunu bir başkasıyla tamamlayan biri için hayatı diğerlerine göre bir ölüden farksızdı. Hayatta katlanabildiği hayal kırıklığı, umutsuzluk ve daha nice duygudan yoksundu. Ona sunulan hayatı boyunca sihrin tüm güzelliğini çevresinde bulunduran varlıklardan uzak durmasıydı. Onun gelecekten beklentisi güneşe çıktığında bodrum katında yediği dayak izlerinin belli olmamasıydı. Gerçekten sarılabileceği ve yaşayamadığı mutlu anılarını anlatabileceği birilerinin olmasıydı. O karanlık çukurun içinde mutlu olabileceği tek şey bodrumda beslediği fare ve örümceklerin annesinin giysilerini kemirmesiydi. Bunu kahkahalar eşliğinde anlattığı ve ona rütbesiyle değil ismiyle rahatça hitap edebildiği adamın zihnindeki karanlık ve insanı ölene kadar alnındaki çizgileri bir kat daha arttıran büyülerin bir gün duygularının da var olduğunu anlatabileceklerini bilmiyordu. O küçük sürtük kızın teniyle aynı rengi bulundunduran dudaklarından çıkan iğneleyici sözcüklerin ona kefen olacağını tahmin etseydi, belki de tedirginliğini kız kardeşine beslediği kine çevirebilirdi.

    Hestia, sadece gördüğü farklı yüzle yaşadığı anların, yine zamanda kaybolup gitmemesi için aktarmıştı hepsini. Ne bir kuşkusu vardı evlerine gelen büyünün onu doğumlarından iki yıl sonra güçlenen büyücünün ordusuna katacağının, ne de ondan faydalanacağının. Asıl küçük kızın kendi bedenini farkettiğinde ondan faydalananlar, kaybettiği iki değerli kişinin ardından evlerine gelen şifacılardı. Birkaç saniye önce takındığı sokaktan bozma saygınlıkla soyadıyla hitap ettiği büyücü, onun ismiyle hitap ettiği belki de öğretmeninden çok en iyi arkadaşı olmuştu. Bir zamanların dostundan geriye kalan en taze anıları evden bavuluyla ayrılan ve yüzündeki hatları henüz oturmamış bir gençti. O gençten ayrı kaldıkları zamanda mektup, iz belki de Hestia'yı umut denilen ardından mutluluğu aşılayan duyguyla tanıştırmasını istemişti pencereden izlediği dolu gözlerle. O ne yapmıştı? Sadece geriye hatırlanacak tek bir bakış bırakmayarak anıların acımasız yüzünü Hestia'nın omuzlarına atmıştı. Dizlerini karnına çekip tozlu köşelerde sürekli düşünen ve ergenlik denilen çağın göbeğinde olan kızın acı anılarında, yenileri diğerlerine gölge düşürmüştü. Sürekli onu terkedip gittiğini düşünen büyücüyü düşünüyor, dünyaya açılan pencerenin perdelerinin uzun bir süreliğine kapalı olduğunu hayal ediyordu. O pencere pervazını asla, gece görmek için yattığı rüyalarında yıkmıyordu. O perdeler, elbet kızın görmek istediği güneşin ışıklarından kaçınacak yeniden hayatına girecekti. Bir gün ani kararla aldığı nefesler, bodrum bozması odasından çıkmasına ve Hogwarts'tan gelen arkadaşlarını ağırlayan ikizini, gelecek on üç - on dört yıl boyunca saklanan sır ölümüyle yüzleştirmişti. Aptal ağzını tutamayan kızın gözünün önüne düşen cesedin, pencerenin önünde sıkı sıkı örtülen perdelerin açılmasını sağlayacağını düşünmüştü, içinde sadece hissettiği zafer duygusu vardı. Onu tekrar karanlık koridorlara hapseden kardeşini yerin altı kat altına atmıştı. Onun adı Dionysius'tu, hep öyle kalacaktı. Mychaela ailesinin gittikçe gözlerden düşen ünü bir ölüm haberiyle daha gazetelerin başlığını süslenmemesi için ölümün tacını alan Hestia, asıl ölüme layık olan kofti lakabıyla günden güne düşürülen olmuştu. Safkan bir aileye yakıştığını düşünen aile, kofti evlatlarını öldürdüklerini yaymışlardı gazetelere. Hestia, Dionysius'un kimliğiyle gezeceğini sandığı sokaklardaki özgürlüğüne sadece beş yılın ardından ona sahiplenen bir büyücü sayesinde tanışmıştı. Yılların ardından yıkamadığı pencerenin önüne diktiği dikenli örgülerin kollarında bulunduğu büyücüyle kalbini delip geçmesine izin vermişti. Hala değişmeyen ses tonuyla sorduğu soruya kafasını sallayarak cevap veren Hestia kafasını adamın göğsüne iyice gömdü ve kara silüetlerinin gökyüzünde yine kara bir dumana çevrilmesine izin verdi. Bunu yapabileceğini biliyordu, biliyordu sadece. Gerçekleştirilen toplantılarda adını defalarca duyguğu kişiyle beyninin alegori yapmasına izin vermiyordu, fakat kalbinin derinliklerinde yeşerttiği umutları bu günün habercisiydi. Postallarının karın örttüğü zeminden daha sert bir zeminle temas hâlinde olduğunu anlaması ayrılan bedenlerini görmesi kadar hızlı olmamıştı. Hızlıca geriye doğru attığı adımları, pelerinine henüz konacak kar tanelerinin inişlerini yavaşlatmış, kar suyunun ıslattığı saçlarını gözlerinin önünden çekmesine neden olmuştu. Ortaya çıkan yeşil gözleri karşısında duran adamın gözlerini parçalayıp geçmek, aklından geçirdiği kelimeler içinde boğulmak istiyordu. “Demek bana bir açıklama yapmadan getirdiğin yer burası, ha?! Sesi tüm malikanenin duvarlarından yüzlerine geri çarparken sesten rahatsız olmuş baykuşlar gökyüzüne süzülüyorlardı. Dudakları şaşkınlığını belli eden kelimelerine kanıt olacak bir şekilde aralanmış ve kafası onlara eşlik ederek hafif yana yatmıştı. Düşürdüğü omuzlarıyla elinin gittiği cebi uzun ve tüm nefretini akıtacağı tahta şeyi arıyordu. Elleriyle tüm pantolonunu aradıktan sonra bulamadığı asası yerine sözleriyle devam etmeye çalıştı. “Seni aptal!” Az önce geriye sürüklediği adımlarını tekrar izleyerek ondan uzun büyücüye yaklaştı, olabildiğince hızlıydı. Açtığı ağzını kapatırken birbirine geçirdiği dişleri, iğrenç sesler çıkarırken karlar sesi emmeyi olabildiğince başarmışlardı. Kızın saçları kadar koyu olan kaşları perçemlerinin ardından çatılmıştı. “Suçunu beni yalnız bırakarak bana mı ödettin? Senden tek istediğim yaşadığını belirtmendi. Anlıyor musun? Hah, nasıl anlayacaksın? Sen o ünün gözlerini döndüren ailemin galleonlarını sırlarıyla döktüğü aptal ve korkak bir büyücüsün!” Elleriyle vurmaya çalıştığı adamın ıslak paltosu onları acıtmıştı, acıtmasına aldırmıyordu. Adamın mavi gözleriyle buluşturduğu gözleri, ıslaktı. “Benim en iyi arkadaşımdın.” Sesi fısıltı halinde çevrelerinde uçuşan karların arasından uçuşup gitmişti. Göğsü hızla inip düşerken karşısındakinden sadece bir şeyler yapmasını bekliyordu.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Everard Dreyfus
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : 40.
Gerçek İsim : Barış.

MesajKonu: Geri: Geçmiş, Anılar ve Hayalet   Çarş. Ağus. 10, 2011 8:41 pm

    ...


En son Everard Dreyfus tarafından Cuma Ağus. 12, 2011 2:33 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Hestia Mychaela
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : 28
Gerçek İsim : Hanife
Lakap : Hell

MesajKonu: Geri: Geçmiş, Anılar ve Hayalet   Perş. Ağus. 11, 2011 10:35 am

    Beklediği şey belki onu fazlasıyla rencide edecek birkaç sözdü, belki de geçmişini hatırlatacak bir şeyler, fakat geçmişine bu denli dokunan hareket ve havada dağılan sesi daha işitmeden yanağında hissettiği acı, onu sersemleterek karların üzerine yığılmasına neden olmuştu. Deri eldivenin dokuntuğu bembeyaz ten olabildiğince kızarmış, yıllar sonra gördüğü bu muamele onu afallatmıştı. Pelerinin içinden göğsüne batan asasını sonunda bulmuş olan Hestia ailesinin evinde bıraktığı şiddeti yeniden gün yüzüne çıkaran tepesindeki adama beslediği duyguların içine kini de katmıştı. Şiddetli bir düşüşün eşiğinden dönse de, yüzünün tüm hatlarına yapışan kar taneleri hissettiği bir anlık yanma hissini hafifletmişti. Kulaklarının işittiği sesler onu hoşnut etmemekle birlikte kafasını karın içine gömme istediği, adamın ona batırdığı kelimeleri işittikçe artıyordu. Birkaç dakika, düşüncelerine tezatlık oluşturacak kelimeler dilinin ucuna geliyor, dudakları bir türlü açılmıyordu. Tırnaklarını geçirdiği avuç içlerinden ziyade göğüs kafesinden çıkacak gibi atan kalbi canını acıtmaya yetiyordu. Buna sebep olan sözler, kendini çoğaltırken Hestia'nın kendini kaptırdığı kelime yalnızlığıydı. Yalnız mıydı? Ailesinin yanında ev cinlerinden farksız yetiştirildiği doğruydu, fakat hiçbir zaman yalnız kalmamıştı. Hayatının her döneminde yanında ona kucak olan insanlar vardı. Bu kişilerle paylaşamadığı birkaç mutlu anı yüzünden suratına yalnızlığın acı gerçeği deri bir eldivenle vurulamazdı. Bacağını karnına çekip destek aldığı zemin kalkışına yardımcı olmamış, zihninden akan düşünceler ve onca soru gözlerinin birkaç saniyeliğine kapanmasına sebebiyet vermişti. Sol elinde sıkıca tuttuğu asası ve öne çıkmış alt çenesiyle, hatalarını kabul etmiş minik bir çocuktan çok; yaramazlıklarının sonunu bir türlü getirmeyen haylaz çocuğun ifadesini dolunayın aydınlattığı çerçevede çehresini portrelemişti. “Sen...” Gözlerini kısıp gözlerini kırpmadan baktığı adamın suratında, ifade yoksunluğuyla bağıran gözler vardı. Gözleri tüm bu suratta kelimelerine destek olacak tek kaynaktı. Elini kullanmak yerine büyücünün gözlerine yönelttiği asa, sesi gibi titriyordu. Aslında işittiği cümleler ardına söyleyecek pek bir şeyi yoktu. Dudaklarının ucundan çıkacak her kelimenin sivri bir dille ona geri iade edileceğinin farkındaydı. Çölü andırmayan surata yaklaştırdığı asasını hızlı bir hareketle indirmiş, içinde biriktirdiği kelimeler asasının ucundan kırmızı kıvılcımlar halinde birikmiş kar yığınını eritmişti. Yere devirdiği yeşil gözleri, aradan geçen birkaç saniye sessizliği birinin bozmasını beklemişti. “Senin yarattığın bu!” Bir adım geriye çekilip adamın onu boyundan görmesini istemişti. Ailesini tek gecede yok eden, sadece kendi çıkarlarıyla hareket eden kızın düşüncelerini o sert gözleriyle okuyabiliyor muydu?

    Yeşil gözlerinde canlanan, yeşil bir bahçe; havada süzülen yeşil ışıklar vardı. Sırtını verdiği kolonun sağlamlığından emin olan Hestia sol elini ensesine koyarak uzattığı sağ eliyle önündeki iki büyücüyle düelloya tutuşmuştu. Kimi zaman asasının ucundan çıkan kalkanların yeterli olmadığını anladığında eğiliyor, anılarını kara kutuyla sakladığı malikaneyi kendine siper ediyordu. İşittiği büyülü sözcüklere, kendisine yöneltilen küfürler eşlik ediyordu. Kalbinin derinliklerinde atan zafer çığlıkları önünde bitkin düşmüş ailesine geçmişi hatırlatıyordu. Ona, ettikleri eziyetler ve suratına çarptıkları kötü soyun pisliği... Birkaç dakikanın ardından küfürlerin yerini aldığı merhamet dileyen cümleler içinde tükenmek bitmeyen çığlıklara yenisini eklemekle kalmıyor, kızın yerine oturmuş surat hatlarını gülümsemesiyle gerilmesini sağlıyordu. Attığı lanetlerde yere düşen iki bedenin, gözlerini kendi pürüzsüz cildinde taşıdığı iki bedeni, gördüğü son insanın Hestia olması için kendine doğru çevirdiği yüzlerdeki korku ve yanaklarının içi ucundan akıtılan göz yaşları içindeki acaba ile başlayan sorular kurmasına neden olsa da, başladığı işi bitirmeliydi. Hayatının tanıdığı, muhteşem bir büyücüyle düzene girmesi, içindeki huzursuzlukları günden güne arttırmakla kalmayıp kendi ayaklarıyla geldiği malikanenin duvarlarına son bir kez bakarak, boyunlarını bir zamanlar içinde bulunduğu koftiliğe yakışır bir biçimde ayağıyla kırmıştı. İçindeki aile sevgisini bir çırpıda o bedenlerle kaybeden Hestia tanıştığı yeni ailesinin ona sunduğu nimetlerden yararlanarak arkasında bıraktığı siyah duman ve cesetlerle malikaneden ayrılmıştı. Gözlerinin derininden de ayrılan siyah duman, ayaklarının postalın ardından bastığı yerin mermer değil; yumuşak bir zemin olduğunu ona hatırlatmıştı. Kıstığı gözlerini açarken dudaklarından çıkan kelimelere o bile şaşırmıştı. “Bıraktığın küçücük bir çocuğun, ileride seni olgun bir insan olarak karşılayacağını mı sanmıştın? Senin beni çevirdiği şey bu, katil.” Altından çıkamayacağı kelimeleri işitse dahil, en kolayı içindeki pisliği karşısında duran adamın suratına vurmak olmuştu. Dreyfus'un yetiştirmek ve geriye yaslanıp eserinde görmek istediği şey, belki de güçlü bir kişilikti. Yıllar önce onu ziyaret eden bir kişinin olmaması, kocaman süslenen kuş sütünün bile eksik olmadığı masalarda yemek yiyememesi, belki de aynı yatağı paylaşacağı ailesinin olmaması onu zayıf ve birilerine bağımlı hale getirmezdi. Aksine, kendi ayakları üzerinde durmasını söyleyen kimselerle paylaşamadığı düşünceleri onu geliştirirdi. Rüzgarın arkalarında kendini gösterdiği gece yarısı kızın zayıf bedenini titretmeye başlamışken, sadece kedi duygularını düşünen Hestia bu yaşına gelmesinde kimsenin katkısını görmüyordu. Belki evinde kaldığı adam ona yıllardır uzağında bulunduğu babalık sevgisini gözleri önüne serse de, eğer bu büyücü ona yardımının dokunduğunu düşünüyorsa, büyücü kanının yere akıtılmasını sağlayan laneti ikisi birden üstlenebilirlerdi. “İyi bir konuşma olduğunu söyleyemeyeceğim Dreyfus, daha da kötü olmasını istediğimi sanmıyorum.” Az önce işittiği Hell kelimesi, onun yapmacık ifadesini değiştirmesinden çok bırakıp gitmeyi marifet sanan adama takındığı tavrını değiştirmişti. Önünde birleştirdiği elleriyle geriye doğru adım atmaya başlamıştı. Karşılıklı, içlerindeki bir çırpıda kusan iki birey için sohbet olabildiğince kötü yerlere varmaya meyilli gibiydi.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Geçmiş, Anılar ve Hayalet   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Geçmiş, Anılar ve Hayalet
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Rol Oyunları-
Buraya geçin: