AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
ACCIO WIDGET!        
Yönetim
Puanlar
Enler
Pano

Paylaş | 
 

 Vagon 2, Kompartıman 2

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Oyun Kurucu
Oyun Kurucu
Oyun Kurucu
avatar

RÜTBE : AŞK OLSUN?

MesajKonu: Vagon 2, Kompartıman 2   Salı Ağus. 02, 2011 3:33 pm

Lucian Kyle Edwyn, C.Sturm Gaez, Cosette Favreau, Arya Lavanis, Loudlyn Caelvious ve Floja Feodora bu kompartımandadır. İlk turda sıralama gözetilmeden rol oyunu yazılabilir, ardından gelecek turlarda ise bu ilk turdaki sıra devam edilmelidir.

____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Cosette Favreau
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : 18
Gerçek İsim : Kıvılcım.

MesajKonu: Geri: Vagon 2, Kompartıman 2   Salı Ağus. 02, 2011 5:34 pm

“Her neyse,” Cosette yanında yürüyeni kaba bir şekilde itti ve yoluna devam etti. Kafası dumanlıydı, bir şekilde her şeye uzak ama her duygusu da bir o kadar yoğundu, kontrolü ise gevşekti. Nefretini ne ilk defa ne de ilk defa bu kadar koyu, bu kadar derinde yaşıyordu ama ilk defa gündüz vakti bir fili devirebilecek kadar alkol ve tütün yüklüydü ve ilk defa normalde ayık olması gerekenden çok daha ayıktı. Sanki alkol kızın damarlarında izini kaybetmişti. Kolunda bir el hissetti. “Cosette Favreau, babana bu şekilde davranamazsın.” Kibar ele itaat edermiş gibi aniden durdu ve metal gövdesi ile büyük bir kobra yılanını andıran Hogwarts Ekspres’ine şöyle bir baktı, ardından arkasını döndü ve Fransız babasının derin, zümrüt yeşili gözleri ile kesişti annesinden aldığı mürekkep rengi gözleri. Cosette uyumdu, aynı zamanda zıtlıktı. Bir meleği andıran yüzünde iki deliği çağrıştıran iri, siyah gözleri vardı. Dudaklarının daha yeni çilekli bir şeyler yemiş gibi şekerli pembesi doğaldı, oysa o dudaklar hep büküktü ve söyledikleri hiç de tatlı şeyler değildi. Simsiyah buklelerini dövmeli sırtına doğru savurdu ve sigarasını tehditkâr bir şekilde babasının yüzüne doğru salladı. “Asıl sen, Amaury Favreau, bana bir pislikmişim gibi davranamazsın.” Zevkle gülümsedi kız, sigarasının en acı yerine, dibine gelmişti, bir solukta hepsini ciğerlerinin içine doldurdu, dudaklarındaki külü yaladı ve sigarayı yere atıp üzerine basarak söndürdü. Sigara içmeye ikinci sınıfta başlamıştı, hiçbir zorlama olmadan, hiçbir teklif edeni olmadan. Eğer o Muggle sokakta yanından sigarasını tüttüre tüttüre daha önceden geçmiş olsa Cosette muhtemelen o zaman başlardı sigaraya. Kokusuna aşık olmuştu. Başta burnunu kıvırıp elini tuttuğu annesine bakmış, ardından da ciğerlerini temizlemek için içine hava doldurmuştu. O an fark etmişti, annesinin ağır parfümü, şehrin kirli sokakları ve hayvan sürüleri gibi kokan insanlardan çok ama çok daha güzel kokuyordu o meret. Her şeyden önce, annesinden çok daha iyi kokuyordu. “Madem öyle, ne noelde ne de yaz tatilinde eve döneceksin Cosette, hayatımızı mahvetmeye hakkın yok. Anneni hasta ediyorsun.” Genç kız ceketinin yeninden bir sigara daha çıkarttı ve nefretle ısırdı, yakmadı sigarayı, özenle kulağının arkasına yerleştirdi. Babasına şöyle bir baktı ve önüne dönüp yürümeye başladı. “Noel tatilinde görüşürüz Amaury!” Kendi kendine gülerken babasının kendisini gördüğünden ve duyduğundan emin, eli ile havada zarif bir reverans yaptı, Fransız işi. Babası peşinden koşup kendisini öldürmediği için elbette ki oldukça şanslıydı! Cosette kendisine söylenenin her daim tersini yapan biri değildi elbette ki, iyi bir gözlemciydi, insanların hislerini ve beklentilerini sezer, onlara karşı kullanırdı. En fazla hangisi acı verecekse ya da hangisi rahatsız edecekse Cosette muhtemelen onu yapmayı tercih ederdi. Bir şekilde tahmin edilebilir, asla insanı şaşırtmayan fakat her zaman da yıkıcı olabilen bir insandı. Bunu neden yaptığı hakkında genel bir görüşe de sahip değildi üstelik. Sevmediği insanlarla muhatap olmazdı, yakınları kızın kötü huylarından nasibini alırlardı çoğunlukla. Üstelik kızın kendisi yetiyordu ya kendine, kime ihtiyacı vardı başka? Yavaşça gözlerini kararttı arkasına dönüp emin olduğunun aksine babasının orada olduğunu göremeyince. İsimsiz bir hatıra yükseldi zihninde, deli gibi adlandırmak istediği, fakat bir şekilde en bilinmeyen hali ile çok daha güzel olan.
    “Ama yaraların yanlış iyileşiyor Cosette,“ Karşı karşıya oturmuşlardı, yakışıklı bir genç adamdı, Cosette ismini bilmese de uzun bir tanışıklıkları vardı anlaşılan, ya da yoktu, bilmiyordu, hatırlamıyordu ve umursamıyordu. “Biliyorum,” demişti eğlenerek ve genç adamı şaşırttığını bilerek. Gözleri dolu doluydu ama keyifliydi, sigara dumanı havada asılı kalmıştı. Sanki avuçlayabilecekmiş gibi eliyle kavramaya çalıştı dumanları, o an anlamıştı, hayatında hiç olmadığı kadar yükseğe uçmuştu ve nedensiz bir şekilde dibine vurduğu şişelerde, dudaklarının arasındaki sigarasında ve damarlarına karışıp kalbini besleyen uyuşturucular ile bulunduğu yer eviydi.
Ya içkinin ya da uyuşturucunun oyunuydu, Cosette o sese, o tona âşık olmuştu ya da söylediği şeye. İşte, kendini bir kez daha terk edilmiş gibi hissettiği her an zihnini doldurup yoluna devam etmesini sağlayan hatıra buydu. Cosette diğerlerinden daha hızlı koşar gibi görünse de zihni, geçmişin daha hangi gün veya hangi yıl olduğu belirsiz olan bir zamanında takılı kalmıştı. Kırık dökük bir ayna gibiydi, binlerce şey görüyor, o binlerce şeyi milyonlarca şey halinde yansıtıyor fakat kendi adına hiçbir şey elde edemiyordu. O otomatik olmalıydı, sanki bedeninin içine uzanan kabloları, sürekli elektrik akımına maruz kalan devreleri vardı ya da öyle olmayı tercih ederdi, metal bir kalbe sahip olmayı, o an için gözyaşı akıtmayı umursamamayı isterdi. Babasını o kadar çok seviyordu ki Cosette ve göstermek konusunda, kendini değiştirip onun istediği kişi olmakta o kadar beceriksizdi ki… En büyük pişmanlığı da bu olmuştu kızın, en büyük keşkesi ve belki de amaçladığı tek şey. Gözlerini kuruladı ve ellerini kotunun ceplerine sokup ağır adımlarla ikinci vagonun girişine yürüdü. İstasyon neredeyse boştu. Cosette ailesinden kurtulmak için erken gelmişti, onlar da kızlarına bir an önce veda etmek için. Babası kendisine perona kadar eşlik etmiş olsa da annesi kızını bir baş selamı ile uğurlamış ve yapılı saçlarının altındaki yüzü ifadesiz kalmıştı. Cosette onu suçlayamazdı, berbat bir çocuktu fakat gerçekten, o kadar sevilemeyecek bir insan mıydı? Bunu düşünmemeliydi yoksa… Yine o anıyı davet etti zihnine. Ama yaraların yanlış iyileşiyor Cosette… Sonra dar koridorda hiçbir şey görmeyerek ilerlemesine devam etti, o koridorda ilk gününü hatırlayarak. Dövmesiz, süt gibi kollarının arasında kalbine bastırdığı beslenme çantasını hatırladı, diğerlerinden çok daha ufak tefek, anne tarafından gelen baskın genler yüzünden hafif çekik gözleri diğerlerininki kadar meraklı ve fıldır fıldır… O yüzden bir prensibi devam ettirerek her zaman yaptığı gibi aynı kompartımana girdi ve altı sene boyunca yılın bir günü iki saat boyunca kıçı ile bitişik olmuş pencere kenarına oturdu. Sandığı çoktan içeri taşınmıştı, beşinci sınıfta kendisine hediye edilen siyam kedisinin kafesi de oradaydı. Genç kız nedense hayvanın mırlamalarına dayanamayarak kafesi yanındaki koltuğa indirip isimsiz kedisini kucağına aldı. İçeri girer girmez açtığı pencereden içeri hava dolarken tüylerini okşadı ve görmeyen gözlerle dışarıyı izledi.

____________________________________________________________________________________________________

~ drink up one more time and I'll make you mine.

unhappy cosette is unhappy:
 



En son Cosette Favreau tarafından Perş. Ağus. 04, 2011 5:17 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 3 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Floja Feodora
Slytherin
Slytherin
avatar

RÜTBE : VI.SINIF
Özel Yeteneği : Animagus - Kurt
Patronus : Kara Kurt
Karakter Yaşı : On sekiz.
Gerçek İsim : Senem.
Lakap : Kötü Kurt.

MesajKonu: Geri: Vagon 2, Kompartıman 2   Salı Ağus. 02, 2011 6:37 pm

    Buraya erken gelmek en iyisiydi. Tören merasimlerini ve uğurlamaları sevmezdim. Ailemle evde vedalaşmıştım ve ikizim Freja’yı geride bırakıp kendimi altı senedir alışık olduğum istasyona atmıştım. İnsanlar yavaş yavaş akın etmeye başlıyorlardı. Aslında erkenci olmak her şeyden iyiydi. Hele ki geldiğim zaman bavullarımın çoktan yerleşmiş olduğu da bana bir sürü zaman kazandırıyordu. Bir süre durup etrafımdan geçen insanlara ve konuşmalara aldırmadan izledim. O hiç paslanmayan demir yığınını izledim. Sapkınlık derecesinde iyi gelmişti bu bana. Koridorlarımı özlemiştim. Zindanları ve zindanlarda cezaya kalan öğrencilerin o acizlikle dolu ızdıraplı seslerini. Vücuduma çapraz olarak astığım çantanın içerisine elimi daldırdım. Çilekli ve karpuzlu çiklet kutusunu çıkarttım ve bir tane ağzıma attım. Tadı ağzımda dağıldıkça bundan haz alıyordum. Ağzımda yaya yaya çiğnemesini ve şişire şişire patlatmasını da seviyordum. Yerimde bir iki yaylandıktan sonra ikinci vagona tırmandım ve tanıdık olma ihtimaline karşı, ilk kompartımanın içerisine bir göz attım. Boştu. Boş kompartımanları sevmezdim. Az daha ilerlerim ve ikinci kompartımana baktım. Bingo! İçeride Cosette vardı ve yine kendinden geçmiş bir şekilde camdan dışarıya bakıp kedisini okşuyordu. Kapıyı yana kaydırıp içeriye girdim ve tam karşısına, en sevdiğim yer olan cam kenarına iliştim. Ağzımdaki sakızı bir kere patlattıktan sonra, konuştum. “ Nasılsın Cosetta? Umarım iyisindir. ” Bu kızı seviyordum. Garip ve iflah olmaz derecede farklıydı. Yine ve her zamanki gibi kulağının arkasına bir sigara takmıştı. Ondan önce de içtiğini bildiğimden, elimde olan çiklet kutusunu önümdeki masaya koydum ve ona doğru iktirdim. Ağzının biraz tatlanmaya ihtiyacı vardı. Solgun ve yorgun görünüyordu.

    Spoiler:
     

____________________________________________________________________________________________________


Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
C. Sturm Gaez
Sihir Bakanlığı
Sihir Bakanlığı
avatar

RÜTBE : ESRAR DAİRESİ ÇALIŞANI
Özel Yeteneği : -
Gerçek İsim : Elif
Yaş : 76

MesajKonu: Geri: Vagon 2, Kompartıman 2   Salı Ağus. 02, 2011 10:06 pm

    Etrafa saçılmış, tıpkı kafası kadar dağınık eşyalara göz gezdirdi. Bavulların fermuarları sınırları zorluyordu. Fazla eşya götürmese de düzensiz ve acele tıkıştırıldığından başkaldırıyordu sanki kıyafetleri. Bir inancı vardır Sturm’ün, her yeni yolculukta kendini bir defa daha keşfeder, kıyıda köşede saklanan özelliklerini avlar. Ancak yolculukları sevmesinin en temel nedeni, geriye dönüp baktığında hiçbir şeyin aynı kalmamasıdır. Bu seferde öyle olacağına emindi. Bir gün tekrar o dört duvar evine kısılınca zihninde biriktirdiği anılar onu nefes almak için daha da şevklendirecek. Ya da o böyle düşünüyordu. Herkes kadar insandı insan olmasına ancak nefes almak bile zoruna gidiyordu son günlerde. Yaşamak da ölmek kadar dayatmaydı. Bunca tabunun, otoritenin arasında sıkışmak ve bunun yeni yeni farkında olmak zoruna gidiyordu. Şu dönem içerisinde içini bulandıran bir dolu şey düşünüyordu. Ayrıca düşüncelerini tetikleyen söylentiler de peşini bırakmıyordu. Yine de son döneme gelmiş olması ve ardında bırakacağı koca bir çocukluk dönemi hüznün su yüzüne çıkmasına neden oluyordu. Eşyalarını toplamaya çalışan ev arkadaşına baktı son bir defa. Geri döndüğünde onu aynı şekilde bulup bulmayacağını düşündü. Elbette zaman onu da değiştirecekti. Elindeki bavulu bıraktı ve ismi Jensen olan arkadaşının bileğine uzanıp tuttu. Genç adam bu hareketi beklemiyor olacak ki irkildi ve boş gözlerle Sturm’e baktı. Sturm ise gülümsedi yalnızca ve bileği tamamen kavrayıp az bir güçle kendine çekti. Arkadaşının kendi bedenine göre sıska kalan vücuduna kollarını sardı. Jensen ile Sturm farklıydı ve birbirlerini anlamazlardı genelde. Ancak Sturm’ün anlaşılma gibi bir çabası yoktu. İyice sarıldı Jensen’a. “Sadece… Ben döndüğümde de aynı kal dostum. Sana ihtiyacım olacak.”Ardından çocuğun çenesini tuttu bir eliyle ve ne düşündüğünü umursamadan sulu bir öpücük bıraktı genç adamın dudaklarına. Fazla abartılı olmayan bir kahkahanın ardından” Ve geri döndüğümde bunu yaptığıma da pişman olmak istemiyorum.” Dedi. Jensen’ın hafifçe pembeleşen yanakları pişman olmayacağını anlatıyordu sanki. Fazla zaman kaybetmemek adına tüm eşyaları eline alıp yürümeye başladı. Evin önünden geçen bir taksiyi durdurdu ve King Cross’a gitmesini söyledi. Arabanın penceresi dışında kalan Muggle dünyasına baktı bir defa. Burayı özlemeyecekti. Okulu bitirmesinin ardından da dönüp yüzüne bakmamaya yemin etmişti. Londra geçmişin kasvetini hapsetmişti Sturm’e. Kişiliği üzerinde etkili olan birçok olayı burada yaşamıştı. İnsanları yutan bir metropol canavarı. Kardeşini de yutmuştu vakti zamanında. Sturm’ün de ruhunu peşi sıra. Kafasını camdan içeri çevirdi, ayak uçlarına. Her kaçış anında onlara bakardı zaten. Bu sefer bir hayli dalmış olacak ki şoförün uyarısına kadar gözünü yerden kaldırmamıştı. Adama teşekkür edip arabadan indi. Fazla gösterişli olmayan aşina yapıyı inceledi. Son defa görecekti belki burayı. Şehrin kendisini sevmese de içindekileri seviyordu. Sanki inadına ironiye itiyordu Londra onu. Derin bir soluk alıp merdivenlerden çıktı. Yol üzerinde bulduğu tekerli bir taşıyacağa bavulları yerleştirdi ve istasyona girdi. Tahmin ettiği gibi kalabalıktı. Yönünü içinden geçeceği duvara döndürdü ve hızını arttırdı. Bir dakika geçti ya da geçmedi, Hogwarts’a gidecek peronun önünde buldu kendini. Birden fazla aşina surat görmek, fazla gelmişti Sturm’e. Ne kadar fazla insan varsa çevresinde o kadar yalnızdı. Yalnız kalmaktan hem ölesiye nefret ediyor hem de huzur buluyordu. O malum yalnız ölmek korkusu. Ailesinin başına gelenleri düşününce böyle hissetmesi olağan dışı değildi. Her biri de bir başına ölmüş, sahi. Biri hariç. O da Sturm’ü öldürmüştü.

    Ortada dikilmiş etrafına bakınan Sturm’ün varlığı yine birilerine fazla gelmiş olacak ki sağ omzundan gelen bir dış kuvvet sonucu dengesini yitirdi. Seri ve tiz bir ses işitti arkasında. Hışımla ayağa kalktı ve kim olduğunu bilmeden, omzuna çarpanın yakasına yapışıp sütunun birine doğru savurdu. Ergenlik dönemine henüz girmiş bir çocuğu ittiğini biraz sonra fark etmişti. Çocuğun ebeveyni olduğunu düşündüğü çam yarması biri tarafından azarlanmadan önce. Çabuk sinirlenmeye müsaitti. Omzundaki eli savurdu ve sağlam bir küfür ettikten sonra hareket etmeye başladı. Önünü kapayan kalabalığı yardı, söylenmelerini kulak ardı ederek. Kompartımanına yerleşmek için bu kadar hevesleneceğini düşünmezdi. Bavulların işini hallettikten sonra kompartımanına doğru yol almaya başladı. Girmeden birkaç adım öteden içeridekilere göz attı. Gözüne çarpan dışarıyı izleyen bir kız oldu başta. Adım adım ilerledikçe onu gayet iyi tanıdığını fark etti. Dudaklarının bir kenarı istemsizce kıvrıldı. Son yolculuğunda kendini yalnız hissetmeyecekti en azından. Kompartımana girdiğinde de dışarıyı seyrediyordu. Yanına oturdu, hatta bilerek iyice yaklaştı. Rahatsız olduğunu ifade eden bir hırıltı işitti, hem kızdan hem de kedisinden. “ Pencerenin öte tarafında bu kadar ilginç olan ne var anlamadım. Oysa burada ben dururken.”Bedeni milim oynamazken kafasını hafifçe Sturm’den yana çevirdi. Gözleri kanlıydı ve altları da biraz çökük. Yine de o dağınık hali bile kıza çok yakışıyordu. Onu ilk tanıdığı anı gözünün önüne getirmeye çalıştı. Hangi ders olduğunu hatırlamadığı bir derse geç gelmişti sanki. Profesöre diklenişi kesin olarak hatırladığı tek şeydi. O günden bugüne Cosette’ye ilgi beslerdi. Yakınında olmaktan çekinse de başlarda bunu aştı zamanla. Hatta Cosette’nin cinsiyet faşizanlığını da kendi yöntemleriyle kırdı denebilir. “İtiraf et, beni özledin. Ben de özledim, ama Jensen’ı. Anlatmıştım ya, ev arkadaşım. Sıska ve çekingen olan. Biliyor musun bugün evden ayrılırken onu öptüm. Nasıl öptüğümü göstermemi ister misin?” dedikten sonra dudaklarını abartılı bir şekilde büküp Cosette’ye doğru uzattı. Beklediği gibi dudaklarına sert bir tokat indi. Güldü ve kızın elindeki kediyi tekrar kafesine koydu. Ardından da kafasını kızın omzuna yasladı. Karşı koltukta oturanlara bir erkeğe göre fazla kibar bir hareketle el salladı. “Beni özledi, biliyorum.”


____________________________________________________________________________________________________
mirror_31'in size bir mesajı var!:
 


En son C.Sturm Gaez tarafından Cuma Ağus. 05, 2011 2:48 am tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Arya Lavanis
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : 16
Gerçek İsim : Duyg

MesajKonu: Geri: Vagon 2, Kompartıman 2   Çarş. Ağus. 03, 2011 5:39 pm

    Hindistan... Baharat kokularının her köşeyi sarmaladığı sokaklar, insanların avaz avaz bağırarak kaçışmaları, zengin ve fakir halkın arasındaki ince çizgi... Gelen turistlerin, yanık tenleriyle dört bir yanı sarmalamış, pek de temiz sayılamayacak Hintli satıcılardan kaçışmaları, her sokak başında tadılmayı bekleyen farklı lezzetler, değişik gösterileriyle ilginizi çekmek için saatlerdir güneş altında bekleyen şaklabanlar... Burnunda tütüyordu hepsi. Doğduğundan beri renginin farklılığından ötürü kimse Hindistan'dan geldiğine inanamıyordu; fakat o farklı tenlere sahip olmalarını bir engel olarak görmeyen bir çiftin meyvesiydi. Babasının, kahverenginin en koyu tonunun aksine, annesinin bembeyaz süt tenini almıştı. Az önce de dediği gibi, kimse öz ve öz Hindistan vatandaşı olduğuna inanmıyordu belki de inanmak istemiyordu; fakat Arya tam anlamıyla bir Hintliydi. Ayrılalı henüz saatler olmuştu. Her şeyi o kadar özlemişti ki. Gözünün önüne ilk senesi geldi. İlk heyecanı, ilk göz yaşları ve ilk kez Hindistan'dan ayrılıyor olması...

    Bin dokuz yüz doksan bir yılıydı. Hindistan'ın dar sokaklarından ayrılıp kendisine devler şehri gibi gözükmüş Londra'ya adım atmıştı. Evini, insanlarını, arkadaşlarını ve ailesini geride bırakıp, yabancısı olduğu bu şehre gelivermişti işte. Gözlerindeki yaşları durdurmak imkansızdı. Bedeninden ağır sandığını, baykuşunun kafesini ve gereksiz, ıvır zıvırlarını taşıdığı bir diğer sandığı daha çekmesi o kadar zordu ki. Adımlarını teker teker atıyordu ve alnındaki ter damlaları sıcaktan değildi elbette. Hindistan'ın kavurucu sıcağından sonra burası serin bile sayılabilirdi; fakat yorgun düşmüştü. Henüz on bir yaşındaydı ve taşıyabileceklerinin bir limiti vardı. Onu böylesine çaresizce sokaklarda bırakan da kendisinden daha bilgisiz yardımcılarıydı. Sokakların birine girmiş ve bir daha da görememişti onu. Kendi kaybolmuşken bir başkasını umursamıyordu, denese de olmuyordu. Kişiliğine zıt bir şekilde, bu şehre adım attığından beri bencilce davranıyordu. İstasyona gelir gelmez, sandıklarından birinin üstüne çökmüştü. Çevresindeki muggle ve büyücüleri ayırt etmeye çalışıyordu. Şaşkın bakışları ve normal halka oranla 'tuhaf' eşyaları nedeniyle, kendisinden yaşça büyük cadı ve büyücüler tarafından fark edildiğini hissediyordu. İri gözlerinin dolu dolu olduğunun da farkındaydı ki sol tarafından uzanan bir peçeteyle dikkati dağıldı. Başını çevirdiğinde, ileride gerçekten en değer verdiği kişilerden biri olacak Maisie ile tanıştı. Kendisininkinden farklı korkusuz gözleri ve bukleli saçlarıyla, küçük şirin bir kızdı. Belki de o da kendisi gibi yeni başlıyordu, ilk tecrübesiydi. Uzanan peçeteyi aldı ve gözlerindeki yaşları teker teker sildi ve teşekkür ettiğini bildiren sıcacık, içten bir gülümsemeyle yanıt verdi. İşte evinden ayrıldığından beri ilk defa kendini bir yere ait gibi hissetmeye başlamıştı. Hindistan'daki küçük bir çocuğun yaşantısından sıyrılıp, genç bir cadı olmaya adım atmıştı. Macerası yeni başlıyordu...

    İşte altıncı kez trene adım atıyordu. Seneye son kez bu trene binecek ve kim bilir daha sonra bir daha geldiğinde çocukları olan bir anne olacaktı. Bu kadar duygu yüklü olmasının sebebini kendi dahi anlamıyorsa da, hoşuna gidiyordu. Kavgalar, arkadaşlıklar, yarışmalar, tartışmalar, sevinç ve hüzün, tüm duygular, anıları bu trende, okulda yaşanmıştı. Kimseyle arasının kötü olmasını istemese de elbette haz etmediği insanlar vardı. Kişiliklerine anlam veremediği, insanların acılarından güç alanlar. Önünden yürüdüğü kompartımanların hepsi doluydu. Her birinde yıllar içinde edindiği dostları vardı ve hepsine özlem dolu gülücüklerle selam veriyordu. Yolculuğunu onlarla geçiremeyecek olması kötü hissettirse de, hiçbir şey buruk mutluluğuna engel olamazdı. Üç kişilik daha boş yer olduğunu gördüğü ilk kompartımana adımını attı. Sandığını ayağıyla kenara ittirip içeridekilere hafif bir gülümsemeyle selam verdi. Şuana kadar kompartımanda olanların hepsi Slytherin öğrencileriydi ve aralarında kendini pek de rahat hissetmiyordu. Malum, şu bilindik Slytherin ve Gryffindor çatışmalarından ötürü. Daha önce hiçbiriyle bir sorunu olmamıştı fakat olmayacağı anlamına da gelmiyordu bu. Herkese nasıl sıcak ve kimliğini yansıtacak şekilde davranıyorsa onlara da aynen öyle davranacaktı yol boyunca. Karşılığını alacağını umarak dudaklarını araladı ve çekingenlikten uzakta, gür sesiyle 'Merhaba, sizce sorun olmazsa cam kenarına geçebilir miyim? Bilirsiniz şu nefes darlığı olayları.' Nemli havaların etkisiyle bunu çok sık yaşardı. Acil bir durumda kendisine yardım edeceklerini pek düşünmediği cadılar ve genç büyücü arasında tedbiri önceden almakta yarar vardı. Cevap vermelerini beklemeden cam kenarındaki yere çöktü. Geçerken bacaklarına çarptığı için mahcup ifadesiyle 'Kusura bakma. Sturm? Sturm'du değil mi?' büyücüye çevirdi başını. Onun hakkında çok bir şey bilmiyordu. Çoğu Slytherinli gibi Gryffindor'a karşı ön yargılı değilse yol için iyi bir arkadaş olabilirdi.

____________________________________________________________________________________________________

c o r y m o n t e i t h



En son Arya Lavanis tarafından Salı Ağus. 09, 2011 9:13 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lucian Chandler
Gryffindor
Gryffindor
avatar

RÜTBE : VII. SINIF
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : 18
Gerçek İsim : Tolga1.
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: Vagon 2, Kompartıman 2   Perş. Ağus. 04, 2011 2:05 pm

İfadesiz, kısık gözleri, King Cross’u bir baştan bir başa arşınlayan, yeni yolculukların, beklentilerin getirdiği heyecanın doruklarındaki muggleların üzerinde gezindi. Onların bu, adeta bulunan her boşluğundan akan mutluluklarının ya da telaşlarının aksine, bir heykel kadar sabit ve sakindi. Kulpunu sıkı sıkıya kavradığı ceviz sandığı ile dokuzuncu peronun olduğu yerdeydi. Önünde üç tane, hogwarts öğrencisi olduğu kadar birinci sınıf olduğu da belli olan çocuk vardı ve onların geçmelerini beklerken herhangi bir telaş duymuyordu. Gideceği yerler için en kötü koşulları içeren önceden hazırlanmış bir planı olurdu, bu da onu geç kalmak nedir bilmeyen planlı, dakik ve düzenli biri yapıyordu.

Çocuklardan ikisi sıra ile, dokuzuncu peronu onuncu perondan ayıran sütunun taş yüzeyinde kaybolalı çok olmuştu, yine de üçüncüsü ısrarla herhangi bir yelteniş göstermeden duvarı seyretmekle meşguldü. Lucian biraz daha beklemekle çocuğu uyarmak arasında ufak bir kararsızlığa düşmüşse de, saniyeler sonra çocuğun yanındaydı. “Trene ulaşmak için duvara bakman değil, içinden geçmen gerekiyor ufaklık.” Duygusuz sesi ve sert vurgularıyla, başı yukarı dönen çocuğun suratındaki tedirgin ifadeyi açıklamak mümkündü. Çocuğun ürkek bakışları önce duvara, sonra tekrar Lucian’a odaklandı. “Pekala, anlaşılan biraz yardıma ihtiyacın var” diye devam etti bıkkın bir sesle Lucian. “Konsantre olman ve o duvar olarak gördüğün yerin aslında bir tül perde kadar zayıf olduğuna odaklanman gerekiyor. İlk seferde hızlı olmak işine yarayabilir aslında.” Sözleri bittikten sonra hala yerinden kıpırdamamış çocuğun bu tavrı kontrol namına hissettiği her şeyi bir anda dağıttı ve Lucian bir eli ile kendi sandığını çekiştirip, diğer elini çocuğun sırtına yerleştirdi ve duvara doğru koşmaya başladı. Çocuk çığlık atmıştı ancak Lucian’ın kuvvetine karşı koyacak kuvette değildi. Duvarın diğer tarafına, peron dokuz üç çeyreğe geçtiklerinde çocuk çığlık atmayı sürdürüyordu. Lucian bakışlarını çocukta sabitlediğinde az kalsın gülüyordu. Bembeyaz kesilmiş teni, iri iri açılmış gözleri ve hızlı, kesik nefesleriyle deyimi yerindeyse korkudan ödünün patladığı söylenebilirdi. Cesaretlendirici, babacan bir tavırla sırtına birkaç kez vurdu çocuğun, Lucian. “Geçti, rahatla. Ben bunu yapmasam treni kaçırabilirdin, değil mi ufaklık.” dedikten sonra arkasını döndü ve trenin ön vagonlarına doğru çekiştirdi sandığını.
    “Hayır, Richard, yapamam.”
    “Pekala Luc, nedir problem?”
    Richard ve Lucian adında iki küçük, birinci sınıf hogwarts öğrencisi karşılarındaki duvardan gözlerini ayırmadan konuşuyorlardı. Richard bir keresinde abisini uğurlamak için geçmişti duvardan ancak bu ilk tecrübesi olacak Lucian, duvara ilerlememekte inat ediyordu. Richard, bilmiş bir yetişkin edasıyla Lucian’ı telkin etmeye, cesaretlendirmeye çabalıyor olsa da Lucian sözlerinin herhangi birine cevap vermek yerine aynı kelimeyi tekrarlayıp duruyordu. ‘Yapamam.’ Saniyeler, dakikalar nedir geçip giderken o duvarı izlemekle meşguldü. Nasıl yapabilirdi ki?

Lucian gülümsedi. Ceviz sandığını bavulların koyulduğu vagona yerleştirdikten sonra ilerlemeye devam etti. Gözüne ilişen arkadaşlarına başıyla ve belli belirsiz bir gülümsemeyle karşılık verip geçiyor, bir an olsun duraksamadan, dik duruşunu bozmadan ilerliyordu.
    “Luc!”
    “Gab!”
    Lucian kompartımana adımı attığında o kadar şaşırmıştı ki, sesi heyecandan çığlık gibi çıkmıştı. Gabrielle, birkaç sene önce taşınarak ayrılmak zorunda bırakıldığı eski komşularındandı. Araları hep iyi olmuştu, beraber oyun oynar, beraber gezerlerdi. Çocukluğunun büyük kısmının bu esmer, zayıf kızla geçtiğini söyleyebilirdi. “Seni görmek güzel, çok güzel.” diye ekledi bulduğu bir yere otururken. “Seni görmek de öyle.”

Vagona adım attığında aniden hatırladığı bir şey suratında sevimli bir buruşukluğa sebep oldu. Yine, geçen sene de olduğu gibi unutmuştu. Hızlı adımlarla, arka kapıdan bindiği vagonda ikinci kompartımana doğru ilerledi. Birinci kompartıman sınıf başkanlarının kompartımanı ve ikinci kompartıman ise, Cosette ile Lucian’ın her sene ilk oturmak için sürekli birbiri ile çatıştığı kompartımandı. İlk sene bu trene bindiğinde, bindiği ikinci kompartımanda tanıştığı Cosette ile planlanmamış, söze dökülmemiş bir rekabetleri vardı. Her sene mutlaka aynı kompartımana, ilk binen olmak için çabalar olmuşlardı. Son senelerinde Lucian bunu unuttuğu için belki de kendini asla affetmeyecekti. Olmayacağını, Cosette’nin bunu unutmayacağını ve çoktan kompartımanda yerini aldığını bile bile acele ile kompartımana ulaştı ve camdan bakıp, tanıdık yüze gülümsedi. Kompartıman kapısı gıcırtıyla aralanırken, ufak aralıktan kendini içeri attı. Kapının hemen yanında, Cosettenin oturduğu kısmın karşısına usulca yerleşti ve nefesinin dinmesini bekledi. Ardından kompartımandaki yüzleri inceledi usul usul. Hepsi slytherin olan ufak bir grup. Ah, biri dışında. Bina arkadaşı Arya’ya başıyla ufak bir selam verdikten sonra bakışlarının buluştuğu Cosette’ye göz kırptı. “Pekala, yine unuttum.”

____________________________________________________________________________________________________
.



.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Reinard Lynn
Sihir Bakanlığı
Sihir Bakanlığı
avatar

RÜTBE : ESRAR DAİRESİ ÇALIŞANI
Patronus : tilki
Karakter Yaşı : 24
Gerçek İsim : tolgaki
Yaş : 21

MesajKonu: Geri: Vagon 2, Kompartıman 2   Perş. Ağus. 04, 2011 4:21 pm

Yaşlı adamın buruşmuş dudakları gülümsemeye çalışırken, ışığın kaybetmeye başlayan cam mavisi gözleri çocukla arasındaki mesafeden belli olan bir hüzne bürünmüştü. Gümüş çerçeveli gözlüğünün ardından mutlu görünmeye çalışıyordu sanki. “Seni özleyeceğim, küçük adam.” Loudlyn eğilip yerdeki bavulunu aldı ve hafifçe doğrulurken yaşlı adama doğru bakıp “Ah, ben de.” dedi, gülümseyerek. Biraz duraksadıktan sonra sözlerine devam etti. “Ve merak etme, Noel’de döneceğim nasılsa, fazla uzun bir zaman değil.” Adamın kırışmış çehresi gülümsemesiyle beraber yavaşça gerilirken, Loudlyn ona sıcak bir gülümsemeyle karşılık verdi. Annesi ve babasının olmadığı zamanlarda yanında hep o vardı. En mutlu anlarının bir fotoğrafını çekseydiler, fotoğrafta mutlaka büyükbabası da olurdu. Diğerlerinin büyük ihtimalle ebeveynleriyle geçirdikleri vakti, o hep yaşlı adamla geçirmişti. Çocuğu büyüten, kollayan tek kişi Albert, yani dedesiydi. Annesine veya babasına onunla hiç ilgilenmedikleri için kızmıyordu. Eğer çocuğu onlar yetiştirmiş olsaydı, büyük bir ihtimalle böyle biri olmazdı. Hayatta mutlu olmak için yetecek tek şey para değildi, kendisi için çalıştıklarını biliyordu çocuk, huzurlu bir yaşam sürmesi için çalıştıklarını. Fakat gülen bir yüz olmadığı sürece bunların hiçbir anlamı yoktu çocuk için. Albert olmasaydı, çocuğun ne bir kalbi olabilirdi ne de gülen bir yüzü.

“Eğer annemi veya babamı çok yoğun işlerinden kafalarını kaldırıp da, evde olduklarını görürsen, beni beşinci ekişleri olduğunu söylemeni istiyorum.” Yüzündeki alaycı ve biraz da sinirli bakışını saklamaya çalışarak kafasını çevirdi. Büyükbabasının ne demiş olduğunu anlayacağını düşünerek, fazla konuşmamıştı. Ve yine aynı şeyleri söyleyeceğini düşünürken dedesinin çoktan konuşmaya başladığını fark etti. “Ama biliyorsun, işlerinden dolayı sana ayıracak vakit bulamıyorlar.” Ailesi sadece birinci sınıfta geçirmeye gelmişti ve daha sonra işlerinin çok yoğun olduğu bahanesiyle gelmemişlerdi. “Ah evet, evet.” Bavulunu sıkıca tuttuktan sonra dedesine tekrar baktı ve “Gelecek sefer altıncı olacak biliyor musun?” dedi. Kısa bir kahkaha attıktan sonra bavulun ağırlığından rahatsız olduğunu belirtmek istermiş gibi bir surat ifadesine büründü ve bavulunu salladı. “Eğer şimdi gitmezsem kolum kopacak. Görüşürüz, koca adam!” Albert’in cevabını beklemeden hızlıca arkasına döndü ve dokuzuncu peronla onuncu peron arasındaki duvara doğru ilerlemeye başladı. Yüzündeki garip gülümseme, sonunda arkadaşlarına kavuşabileceği içindi. Bütün yaz evde durduğundan gerçekten tatilleri sevmiyordu ve tatilin bir an önce bitmesi için neredeyse her gün dua etmişti. Önünden iki telaşlı çocuk geçerken, onların büyük bir ihtimal birinci sınıf olduğunu düşündü. Yürürlerken heyecanlarını gizleyemiyorlar ve birbirlerine sataşıyorlardı. Korkarak iki peron arasındaki duvardan hızlıca geçtiler ve aileleri de onları takip etti. İlk gününü hatırladığında yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu ve sıranın ona geldiğini fark ettiğinde adımlarını hızlandırarak duvardan geçti. Daha demin ki çocuklar gibi, heyecanlı değildi. Aksine biraz sıkıldığı bile söylenebilirdi. Dumanını tüttürmeye başlamış treni gördüğünde bedenine yayılan heyecanını durduramadı. Boş bir kompartıman bulup, arkadaşlarıyla karşılaşabilmek için umutlu gözlerle etrafa bakınmaya başladı. İkinci vagonun ön kapısından hızlı bir hareketle içeri girdi ve ilk kompartımanın tamamen dolu olduğunu gördüğünde içeridekilerin kim olduğuna bakmadan, ikinci kompartımana doğru yürüdü. Camdan baktığında tek bir kişilik yer kaldığını gördü ve suratına sahte bir gülümseme koyarak içeri girdi.

”Biraz geç kaldım sanırım.”
Yüzündeki gülümsemeyi mahçup bir gülümsemeye çevirmeye çalışmıştı ama başarabildiği söylenemezdi. Bavulunu hızlı bir hareketle yukarı kaldırdı, bavulu da fazla taşımayacağı için mutluydu. Hızlıca dönerek solunda bulunan boş yere oturdu ve diğerlerinin tuhaf bakışlarına maruz kalmamak için “Herkese merhaba.” dedi. Kendi binasından bir kişi bile olmadığı için suratı asılmıştı ama bunu belli etmemeye çalşıyordu. Arkasına yaslandı ve bu sene neler yaşayacağını düşünmeye başladı.




____________________________________________________________________________________________________


    :::
     
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Cosette Favreau
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : 18
Gerçek İsim : Kıvılcım.

MesajKonu: Geri: Vagon 2, Kompartıman 2   Perş. Ağus. 04, 2011 5:08 pm

“Floja, iyiyim ya sen?” Masanın üzerinden kendisine uzatılan sakız kutusuna kaçamak bir bakış atıp tekrar dışarıyı izlemeye koyuldu. Açıkçası Floja yakın bir arkadaşıydı yani en başından beri Cosette’in o sakızı reddedeceğini biliyor olmalıydı zira genç kız pek severdi sigarayı da kokusunu da. Başkasını rahatsız etmek ise umurunda değildi. “Ee, Freja yok mu? İkinizi ayrı görebileceğimi tahmin etmezdi.” Gözlerini ayırmadı pencereden, sağ eli ise ritmik bir şekilde siyam kedisinin tüylerini okşuyordu. Parmaklarının altındaki yaşamın titrekliği hoşuna gitmişti. Elini yavaşça kedinin boynuna götürdü ve nedense hafifçe sıktı. Bir kediye karşı bile üstün olmak duygusu güzeldi, Cosette dağınık hayatında kendi kafa yapısı için düzenlenmiş bir disipline sahipti ve her daim, ne kadar parça parça olsa da en başta olması gereken kişi kendisiydi. Bunun bilincinde, huysuzlanan kedinin boynunu bıraktı ve hafifçe karnını okşadı, bir anda tehlike sezip kasılan eklemlerinde gezdirdi parmaklarını, onu rahatlattıkça kendisi de rahatladı. Ne kadar da akılsız bir hayvandı kucağındaki kedi! Eğer Cosette’in kim olduğunu ve neler yapabileceğini bilse genç kızın dost canlısı ellerinin büyüsüne kapılıp rahatlamazdı. Gülümsedi, kimisine komik gelebilirdi fakat bir kedinin güvenini kazanmak bir insanın güvenini kazanmaktan çok daha zordu. İnsanlar doğdukları andan ölecekleri ana kadar geçen zaman içerisinde en çok iç güdülerini köreltmek konusunda başarılı oluyorlardı. Dış dünyaya karşı geliştirdikleri savunmaları sosyallik adı altında bir bir yıkıyor, bedenlerini ve daha da kötüsü ruhlarını başkalarına adıyorlardı. Cosette bunu acınası bulurdu. O her zaman tetikteydi, her daim görünmez bir tehlikeye karşı savaşıyordu ve karanlığa asla güvenmiyordu. Ne ruhunun ne de bedeninin bir sahibi vardı. Cosette tamamen yalnızdı, bunu kendisi seçmişti. Zaten yanında kim olursa olsun muhtemelen o kişinin varlığını reddederdi. Kimseyi kalbine yakın görmüyordu. Oysa o an görmeyen gözlerle bir şey gördü, oturduğu pencerenin önünden birisi geçti. Cosette o kişinin babası olduğunu düşünerek kalp atışlarının kontrolünü kaybetti, yüzünü cama yasladı ve nefesi camı buğulandırırken kıvırcık saçlı kişinin Sturm olduğunu fark etti. Önce mutsuzluk hissetti, babasını özleyecekti ve onun tarafından özlenmeyecek olmak kötüydü, sonra rahatladı, Sturm geliyor diye düşündü kendi kendine. O an kendisini rahatlatabilecek tek kişi Karla idi aslında, tek dostu, bir Slytherin. Sturm ise güvenilir bir erkekti, ondan kelimenin birçok anlamı ile hoşlanıyordu, yanında olmak güzeldi. Ama sonuçta bir erkekti ve bu da Sturm ile arkadaşlıklarını fazla ilerletememelerine sebep olmuştu.

Başını yavaşça kompartımanın kapısına çevirdi ve kalın camın ardında onu gördü, bakışları kesişmeden çabucak önüne dönüp pencereden dışarı bakmaya devam etti. Kapının açıldığını duydu, adım sesleri ve Sturm neredeyse kucağında oturuyordu. Kendi teninden dışarı sıçramamak için elinden geleni yaparak kulağa hırıltı gibi gelebilecek bir küfür mırıldandı. Kalçasını iyice pencere tarafına dayadı ve gülmemek için kendisini zor tuttu. Sturm’ün tiradını tek bir kelimesini bile kaçırmadan, eğlendiğini belli etmeden dinledi. Kedisinin ellerinden alınmasına da göz yumdu, zaten iyice huzursuzlanmıştı kedi. Sahibine benziyordu, etrafındaki kişilere karşı önüne geçilemez bir tahammülsüzlüğü vardı. “Reddedilmekten bu kadar çok korktuğunu bilmiyordum Sturm,” Bacaklarını onun kucağına attı ve sırtını pencere pervazına dayadı yüzünü daha iyi görebilmek için. “Jensen’e suratına bir yumruk atması için şans tanımadığına inanamıyorum.” Kulağının arkasındaki sigaraya uzandı ve burnuna yaklaştırıp kokladı. Kendi sigaralarını kendisi sarardı. Çok ağır sigaralardı bunlar çünkü Cosette onları sararken tütün dışında kafa buldurucu otlar da sıkıştırırdı içlerine. Bir fili bile devirebilirdi kısacası ve Cosette onlardan günde yaklaşık yirmi tane içiyordu. Sigarayı dudaklarının arasına sıkıştırdı ve tat alabilmek için şöyle bir dişledi. Tütün tadı ağzına yayılırken sigarayı yeniden kulağının arkasına sıkıştırdı. “Hem, senin gay aşk hikayelerini dinlemek istediğimi de nereden çıkarttın Sturm?” Ardından uzandı ve onun Floja’ya salladığı eline bir şaplak indirdi. “Tanrım, başımı döndürdün. Sakin ol biraz.” Başı dönmüştü gerçekten de, Sturm’ün bu huyunu seviyordu aslında, bir şekilde kıpır kıpırdı. Satırları atlaya atlaya bir kitabı okumak gibiydi. Söylediği veya yaptığı şeylerin temel amacını anlıyordunuz fakat detaylar sizden kaçıyordu sanki. Cosette açık bir kitap gibi olan insanlardan da haz etmezdi zaten. Sturm ile neden arkadaş olduğunu da bilmiyordu, bu konu üzerine fazla düşünmüyordu. Onu seviyordu ve bu kadarı yeterliydi.

Bir süre hiç konuşmadı ne Floja ile ne de Sturm ile. Tren hareket etmek üzereydi, yeri oldukça rahattı açıkçası. Sturm’ü hayal kırıklığına uğratacaktı ama uyuyabileceğini düşündü bir an için. Oysa kompartımanın kapısı bir anda gürültü ile açıldı, sarışın bir fırtına içeri daldı ve bir şeyler söyleyip Cosette’i neredeyse ezerek cam kenarına doğru boş kalan bir kısma oturdu. Üstelik Cosette’i tamamen görmezden gelip genç kızın üzerinden Sturm’e seslenişi de bambaşka bir şeydi. Cosette sinirini bastırmak için önce sigarası ile oynadı, ardından da hayali bir piyanoyu çalarmış gibi oynattı parmaklarını. Çoğu kişi bilmese de o bir piyanistti ve piyano çalmak ya da çaldığını hayal etmek kendisini sakinleştirirdi. Oysa yeterli gelmedi. Sarışın kızın o gün şansı yoktu anlaşılan. Cosette yerinden kalktı ve pencereyi ani bir hareketle daha fazla açtı. Kızı kıyafetinin yakasından tutup üst vücudunu pencereden aşağı sarkıttı. “Şimdi nasıl? Nefes alabiliyor musun? İyi geldi mi güzelim? Çünkü az önce neredeyse benim nefes borumun üzerine çıktın da.” Sarı saçlar rüzgar ile dalgalanırken yaptığı şeyin tek bir saniyesinden bile zevk almadı. Yaptığı şey kendisini iyi hissetmesine yetmemişti. Elini yavaşça çekti ve kızın gitmesine izin verdi, o karşı koltuğa oturana kadar da gözlerini üzerinden ayırmadı. Tam ağzını açıp bir şey söyleyecekti ki kompartımanın kapısı yeniden açıldı ve Cosette’in suratına geniş bir gülümseme yayıldı. “Lucian, bu kadar beklemek zorunda kalacağımı bilmiyordum doğrusu.” dedi. Gülümsemesi genişledi zira Lucian ile aralarında eski bir mesele vardı birinci sınıfa dayanan. Altı yıl boyunca aynı kompartıman için savaş vermişlerdi ve bu bir şekilde güzel bir arkadaşlığa dönüşmüştü. Yinede rekabet es geçilemezdi. “Bu son senemiz, bence akışına bırakalım Lucian. Ama emin olabilirsin, okul bitiminde yine bu kompartımanda oturuyor olacağım. Ee, söylesene, tatil nasıldı?” Sonra tren hareket etti. Cosette kalbinin hızlandığını hissetti, evet, bir kez daha ailesinden uzaklaşıyordu ve bir kez daha buruktu. Dönüp nedense Sturm’e yaslanma gereği duydu. Kompartımanın kapısı bir kez daha açıldığında ise başını kaldırıp bakma gereği duymadı. Ama kompartımanın sessizliğinde yankılanan ‘merhaba’ kendi dünyasından sıyrılmasına sebep oldu. Yeni gelen çocuğun yüzünü daha önce görmüştü fakat tanımıyordu ve Cosette tanımadığı insanlarla konuşmazdı. Ona ters ters bakmakla yetinip yeniden önüne döndü. Sanki hayat alt üst oluyordu. Yinede sorun değildi. Cosette son üç yıldır hayatının altının da üstünün de aynı derecede berbat olduğuna kanaat getirmişti. Bu sene başına daha ne gelebilirdi ki? Kendisine göre o listede onlarca berbat şeyin üzeri zaten çiziliydi. Biri hariç, o da muhtemelen aşktı. Cosette Hogwarts’da son senesinde o meretten paçayı sıyırabileceğini umdu.


____________________________________________________________________________________________________

~ drink up one more time and I'll make you mine.

unhappy cosette is unhappy:
 

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Floja Feodora
Slytherin
Slytherin
avatar

RÜTBE : VI.SINIF
Özel Yeteneği : Animagus - Kurt
Patronus : Kara Kurt
Karakter Yaşı : On sekiz.
Gerçek İsim : Senem.
Lakap : Kötü Kurt.

MesajKonu: Geri: Vagon 2, Kompartıman 2   Cuma Ağus. 05, 2011 7:35 pm


    Tahmin etmeliydi. Sakızı almayacağını zaten biliyordum. Omuzlarımı silktim ve sakızı cebime koyarken, Cosetta’nin sorusuna cevap verdim. [color:2b4b=# b79187] “Ah, aynı Freja. Süsünden evden çıkamadı. Bense en önce çıktım, uğurlama merasimlerini sevmem.” Uğurlama merasimlerini sevmem için bir neden yoktu. Sadece sevmiyordum. Gereksiz ve boş geliyorlardı. Oralarda kaybedeceğim zamanı, kendime ayırır ve özel bir şeyler yapabilirdim. Quiddich antremanı yapardım, kara büyülere çalışırdım, kitapçılara gider meraklandığım tüm kitapları alır yada sokaklarda başı boş dolaşırdım. Bunlar benim tarzımı yansıtıyordu. Süsü püsü, makjayı sevmezdim. Sadece birkaç tane makjay malzemem vardı. Göz kalemlerim, rimellerim ve dudak parlatıcılarım. Zaten başka malzemeye kimin ihtiyacı vardı ki! Kafamı cama dayadım. Gelen geçenlere göz ucuyla bakıyordum. Aklım daha sonra okula gelecek olan köpeğimdeydi. Simsiyah bedenini sarıp sarmalamak istiyordum. Ayaklarımın ucunda sırt üstü yatmasını ve sabahları burnu ile yanağımı dürterek uyandırmasını heyecanla bekliyordum. Onu, buraya getiremezdim. Şayet bazen aşırı saldırgan oluyordu ve başıma iş açacak şeyler yapmasını istemezdim. Zaten okulda olunca, odamın bir köşesine kıvrılır yatardı ve ben gelene kadar uyurdu. Ben geldiğimde ise, sürekli onunla oynamamı ve ilgilenmemi ister, dibimde bir o yana, bir bu yana koşuşturur dururdu. Bana sadık olan bir o vardı. Bende ona sadıktım. Hatta, sadık olduğum tek erkek oydu diyebilirim. Kendi kendime hafifçe gülümsedim. Mort’u özlemiştim. Çatal karası masum bakışlarını da öyle. Yerimden, birinin sesiyle irkildim. Başımı camdan ayırıp karşıma bakınca, bizim binadan ve pek konuşmadığım çocuk Sturm gelmişti. Cosetta’ya yaptıkları ve söyledikleri sözler, gülmeme neden oluyordu. Şu anda gerçekten tatlı ve sevimli gözüküyordu. Ev arkadaşını nasıl öptüğünü söyleyince, boğazımdan hafif bir mırıltı yükseldi ve ‘hah’ diye bir ses çıktı. Sonra ise bana doğru dönüp elini sallaması, iyice gülmeme neden olmuştu. Tabi o el sallayış, Cosetta’nın eline bir tane şaplak indirmesi sonrasıda inmişti ama, olsun.

    Tekrar camına döndüğünde, kapı aniden açıldı ve içeriye sarışın bir hatun daldı. Pek bir patavatsız görünüyordu ki, aniden cam kenarında boş bulduğu bir yere kıçını yerleştirdi. Bu gerçekten hoş bir hareket değildi. Sonuçta cam açıktı ve nefes alıp almaması bizi pekte germiyordu. Nefesi de daralsa benim için fark etmezdi. Aniden Cosetta’nın kızın üzerine doğru çullandığını ve kafasını camdan dışarıya sarkıttığını gördüm. Dudaklarımın kenarları kıvrılmıştı. Bence bunu hak ta etmişti. Cosetta’nın işlemi bitince kız ne olduğunu şaşırmıştı. Bu seferde benim tarafıma gelmemesi için, sakin bir sesle konuştum. “O kıçını benden uzak tut yoksa çellomun sapını bir yerlerine sıkıştırabilirim.” Ve, kız şaşkın bir halde, benim biraz öteme çökmüştü. Cebimdeki sakızdan bir tane daha çıkarttım ve tekrar çiğnemeye başladım. Kimseye ister misiniz? Diye sormadan tekrar geri cebime attım. Ve o sırada, içeriye Gryffindor olduğu çok belli olan bir çocuk içeriye girdi ve yanıma oturdu. Evet, yan profilden bayağı iyi ve hoş duruyordu. Üstüne başına şöyle bir göz attıktan sonra, tekrar önüme döndüm. Kulağım bir yandan içeride konuşulanları dinliyordu. Birden, tren harekete geçmişti. Evimden bir kez daha ayrılıyordum. Herkesi özleyecektim. Özellikle de babamı. Onunla tatil boyunca yaptığım şeyleri seviyordum. Zaten bir tek onun yanında uysal oluyordum. Son anda bir kişinin daha içeriye dalmasıyla, kompartıman tamamen dolmuştu ve tren hareket ediyordu. Başım cama dayalı, dışarısını izliyor ve olacakları bekliyordum…


____________________________________________________________________________________________________


Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
C. Sturm Gaez
Sihir Bakanlığı
Sihir Bakanlığı
avatar

RÜTBE : ESRAR DAİRESİ ÇALIŞANI
Özel Yeteneği : -
Gerçek İsim : Elif
Yaş : 76

MesajKonu: Geri: Vagon 2, Kompartıman 2   Paz Ağus. 07, 2011 11:21 pm

    Zamanının birçoğunu bir başına geçirdiğinden midir bilinmez, birden artan kalabalığa adapte olamamaktan çekiniyordu. İnsanların hakkında ne düşündüğünü fazlasıyla önemsiyordu, bu kendini kabul edememekten gelen bir nevi komplikasyondu. Geriye dönüp baktığında hep bir açığını yakalıyordu. Zaman bedensel eksikliklerini tamamlasa da kişiliğinde açılan boşluklara müdahale edemiyordu. Geçmişte uç uca geçiremediği olaylar, bugününü etkiliyordu. Tam değildi, ancak eksik de değildi. Şöylesi daha doğru olur: Yaşıyordu, ancak insan olmanın gerektirdikleri ile değil. Onu diğerlerinden ayıracak bir özrü yoktu görünürde, onun özrü en diplerdeydi. En başta güvensizlik, belki ardından daha bir sürü şey daha. Yine kat edeceği uzun bir yol vardı. Yaşadığı sürece geleceğe umutla bakmak zorundaydı, akıl sağlığını korumak istiyorsa şayet. Şimdi daha uzun bir yol vardı önünde, üstelik dört duvar alan içerisinde soluduğu havayı kirletecek diğerleriyle geçirmek zorundaydı. İlk senesinde de bu böyleydi son senesinde de. Ona sorulan soruları nadiren yanıtlardı, zaten bir defa gözlerini aşağılara, parmak uçlarına devirdiyse tıpkı gelmeden önce yaptığı gibi kendini tamamen kapatırdı ve kendi içindeki zaman kavramının oyununa bırakırdı, kendini. Sessiz oluşu korkak ya da pısırık olduğunu göstermiyordu elbet. Birçok kere bu yanılsamaya düşenlere kendini en iyi şekilde tanıtmıştı. Şiddet kendini gösterme yolu değildi ancak insana bahşedilmeş temel güdülerden biriydi ve çaresizlik anında düşünülmeden uygulandığı çok görülürdü. Bunun olmasını istemiyordu, yolculuğunu mahvetmeyi. Tanımadığı ve ilerleyen zaman içerisinde tanımak istemeyeceği insanlarla saatlerini harcamak fikri hiç cazip değildi. Cosette’nin omzuna yaslandığı vakit içerisinde aklını gereksiz paranoyalarla doldurmuştu. Eline inen sert şaplakla tüm paranoyalarından sıyrılmış, tekrar Cosette’nin omzuna düşmüştü. Gerçeklikle kendi dünyası arasındaki mesafe çok az olacak ki göz kırpma süresi içerisinde iki dünya arasında gidip geliyordu. Kafasını oynatıp Cosette’nin gülmemek adına şekilden şekle soktuğu, sert ifadeli yüzüne baktı. Güvenini kazanmaya çalışırken küçük oyunlar döndürmek ne kadar doğruydu, zaman gösterecekti. Aslında bu defa zamanın oyunlarına da pabuç bırakmayacaktı. Cosette’den hiçbir şekilde uzaklaşmayacak, kızın da uzaklaşmasına izin vermeyecekti. Yedi senedir elle tutulur tek sağlam başarısı kızın arkadaşlığını kazanmaktı. Fazlasına da gerek yoktu. Mesela ismi Floja olan kızın Sturm’ün hal ve tavırlarına gülmesine gerek yoktu. Cosette’nin kahkahalarından çalıyordu sanki. Derhal kendine çeki düzen verdi genç adam. Yüzündeki aptal ifadeyi ortadan kaldırmakla başladı, yerine hiç de feminen olmayan bir tavrı koyarken. Gözlerini kısıp kıza tehditkar bir iki bakış yolladı. Hak etmediği şeyleri elde etmeye çalışan insanlara karşı açıkça nefret beslerdi. Cosette ile konuşmalarını dinlemedi ve kafasını koridordan geçip gidenlere çevirdi. Anılar yine hücum ediyordu zihnine, trene ilk binişini anımsadı. O zamanlar mutlu olabilecek ancak her çocuk gibi fazlasını geri iten bir yapıya sahipti. Gitmeden önce ağladığını dahi hatırlıyordu. Annesinin bacağına yapışıp babasına ağıt yakardığını. Kardeşinin onu kurbağa çikolatalarla kandırdığını. Ve nihayet gürültülü bir kalkışın ardından hepsini geride bıraktığını. Geri döndüğünde onları bıraktığı yerde bulamama korkusuna kapılmıştı başlarda. Korkusu yersizdi, tekrar döndüğünde bunu düşünmüştü. Ancak anlaşılan üzerine çöken bu his sadece birkaç ay sekteye uğratılmıştı. Bir yere geri dönmek bu sebepten çok zor gelir Sturm’e.

    Kendi içine dönük düşünceleri yoğunlaşmaya başlamıştı, öyle ki neredeyse ağlayacaktı. Üstelik üzerinden seneler geçmiş bir olay için. Daha da kötüye gitmemek için bir an önce kendini toparlaması lazımdı. Derin bir nefes çekti içine, ardından sırtını dikleştirdi ve kafasını pencereden yana çevirdi. Cosette’nin asık suratında meşgul oldu gözleri bir iki dakika. Derken kompartımanın kapısı açıldı. Sturm sıkıntılı bir nefes koyverdi, daha kaç kişinin geleceğini düşünüyordu. Kaç kişi temiz havasından çalacaktı daha? Kafasını zar zor yukarı kaldırdı, gelene bakmak için. Sarışın ve biraz da ürkek bir kızdı içeri giren, yaşları hemen hemen aynıydı. Kısa bir ön incelemenin ardından bakışlarını ortadaki masaya devirdi, Floja’nın masa üzerindeki ritmik el hareketlerine takılmıştı. O esnada az önce kompartımana giren kızın ayağının üzerinden geçtiğini hissetti ve rahatsız olduğunu belli eden bir hırıltı çıkardı. “Evet, Sturm. Hayır, önemli değil.” Dedi kıza bakmadan. İsmini bilmiyordu, o kendi ismini bilirken. Zaten hafızayla ilgili ciddi problemleri vardı. Bazen amneziye yakalandığını düşünürdü, ancak salt gerçekle yüzleşmekten korktuğu için profesyonel bir yardım almaktan çekinirdi. Yanında bir kıpırtı hissetti. Kız zorla Cosette’nin yanına yerleşmişti. Sturm fazla belli etmemeye çalışarak Cosette’ye baktı. Dudağının kenarı istemsiz olarak seyiriyordu ve ağzından düşürmediği sigarasıyla oynuyordu. Sturm içinden ona kadar saymaya başladı, Cosette’nin ne zaman atağa geçeceğini hesaplamaya çalışıyordu. İçinden tam sekiz derken Cosette, yerinden fırladı ve kızı ayağa kaldırıp pencereden sarkıttı. Gülmemek için bir hayli çaba sarf eden Sturm o an, kızın yerinde olmadığı için kime seslendiğini bilmese de kısa bir dua etti. Ve yanında kamerasını getirmediği için de duaya nispeten uzun bir lanet. Cosette kızı bırakıp cam kenarındaki eski yerine yerleşince kahkahayla öksürük arası ilginç bir ses çıkardı. Ardından da “ Burası hala boş. İstersen oturabilirsin.” Anlaşılan Sturm iyi günündeydi. İyi diye nitelendirebileceği hiçbir gün geçirmemiş de olsa. Ya da Cosette ile eski bir münasebetleri olduğu anlaşılan genç bir büyücü girene kadar. Kızın tam karşısına oturdu ve gayet rahat bir üslupla Cosette’ye hitap edebildi. Dayanamayıp göz ucuyla Cosette’ye baktı. Rahatsız olduğu söylenemezdi, hatta o da aynı şekilde cevap vermişti. Bu duruma açıkça sinir oldu Sturm. Sevgi ya da ona benzer bir şeyi görmeye alışkın olmayan bünyesi ona sahip olduğunda paylaşmaktan nefret ederdi. Cosette paylaşılacak bir şey değildi ve Sturm’ün bu düşüncelerini duysaydı sağlam bir dayak yiyebilirdi Sturm. Bir süre sessiz kalmalıydı. Zaten tren hareket etmeye başlamıştı da. Derken o eski ve gıcırtılı kapı bir defa daha açıldı. Son olmasını ümit ediyordu. Ki zaten kompartıman tamamen dolmuştu. Cosette ile Lucian'ın konuşmalarından rahatsızlık duymaya başladı Sturm. Konuşmalara kulaklarını tıkayıp geriye yaslandı ve koltuğa gömüldü. Uyumayı ümit ediyordu.

____________________________________________________________________________________________________
mirror_31'in size bir mesajı var!:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Arya Lavanis
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE :
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : 16
Gerçek İsim : Duyg

MesajKonu: Geri: Vagon 2, Kompartıman 2   Salı Ağus. 09, 2011 8:31 am

    Saçlarına özen gösterirdi. Her bir telinin ışıldaması için he türlü bakımı yapardı ki yuvasına dönüş yolculuğu için de yapmıştı. Çantasından çıkardığı aynayla saçlarına bir göz attı. Az önce ismini doğrulatmaya çalıştığı Slytherinli anlaşılan o ki diğerlerinden farklı değildi. Ağzını açıp bir cevap verme gereğinde bile hissetmemişti kendisini. Dişlerini sıkıp, başını camdan çevirdi. Bütün yol boyunca resmen bunları çekmek zorundaydı. Gerçi hala geç değildi, çıkıp başka bir kompartımana geçebilirdi, lakin yer kaldığını sanmıyordu. Yanında Sturm vardı ve onun yanında da adını bilmediği fakat kesinlikle korkunç gözüken bir cadı oturuyordu. Aslında korkunçtan çok tuhaf kullanılabilirdi onun için. Bakışları, delip geçiyor gibiydi bedenini. Kendini zor tutuyormuş gibi bir hali vardı. Umursamayarak başını çevirdi Arya. En iyisi hiçbiriyle muhattap olmamaktı. Kendisi her zamanki kibarlığını ve içtenliğini sunmuştu önlerine fakat hepsi birden reddetmişti. Koltukta iyice gerilip, sırtının ağrısını geçirmeye çalışıyordu. Hindistan'daki sıcağın ardından burada esen rüzgar iki dakikada çarpıveriyordu onu. Her yeri tutuluyordu. Bir süre gözlerini kapatıp kendini dinlenmeye vermişti ki iki yanında oturan kızın Sturm'u geçip üzerine geldiğini gördü. Açık olan pencereyi daha da açıp, Arya'yı yakasından tuttu ve başını aşağıya sarkıttı. Yüce Tanrıça aşkına! Saçları rüzgarla dans ediyordu ve bu resmen en nefret ettiği şeydi. Bu hareketinin ardından kızın söylediklerine de kulak verdi. Saçlarına yaptığı onca şey boşuna gitmişti. Resmen elektrik çarpmış bir ruh hastası gibi gözüküyordu. Ellerini üstünden çekmesiyle birlikte silkindi, eliyle saçlarını düzeltti ve küçük el çantasını da alarak karşı koltuğa geçti. Bütün yol boyuca bu şeytanla bakışmak istemiyordu. Gözlerini kaçırıyor bir yandan da kompartımanda bulunanların tepkilerini ölçüyordu. Ah, tabii ki hepsi gülüyordu. Psikopatın yancıları, diye söylendi. Bunları içinden söylemesi gerektiğini biliyordu ancak bir anda sözcükler ağzından çıkıvermişti çok yüksek sesle olmasa da. Tam bunu söylemesinin ardından yanının hala boş olduğunu belirten sesi işitti, Sturm'dan. Kıkırdamalarını işitmişti az önce ve o ruh hastasının kendisine saldırma nedeni büyük ihtimalle ona yazıyor olması filandı.

    Bir kaç dakika duymamazlıktan gelmeyi tercih etmişti; fakat daha fazla dayanamayarak 'Arkadaşının hoşlanacağını sanmam, yine de teşekkür ederim.' tarzında bir şeyler zırvaladı. Ona teşekkür etmemesi gerekirdi hatta bu kadar kibar bile olmaması gerekirdi. Hep aynı Arya'ydı işte. Laf dalaşları, kinayeli sözler filan ona göre değildi. Kalbinden ve zihninden ne geçiyorsa hep aynı şeyi söylerdi. Sinirden o kadar köpürmüştü ki, yüzüne bakıp kendisine başıyla selam veren Lucian'ı daha sonra anımsamıştı. Hatta büyük kabalık edip, gözlerine bakıp kafasını pat diye çevirmişti; fakat belli olduğu üzere sinirden kıpkırmızı olmakla meşguldu. Hepiniz o ruh hastasıyla konuşun, benden uzak durun yeter Söylene söylene öfkesini bitirememişti. Hem kim oluyordu da saçlarını bozma hakkını buluyordu kendinde? Okula adımını atar atmaz tuvalete koşturup geri düzeltmesi gerekiyordu. Onu tanıyan kimse bu haliyle görmemeliydi. Kompartımandaki kimseyle konuşmamak ve ağlamak üzere olduğunu çaktırmamak için başını camdan dışarıya çevirdi. Sağ gözünden akan bir damla yaşı eliyle sildi. Büyük ihtimalle az sonra da küçük bir bebek gibi ağladığına dair dalga konusu olacaktı. Gözlerini bir iki defa açıp kapattı, eliyle birikmiş yaşları sildi ve camdan dışarıyı seyretmeye koyuldu. Yıllardır ilk defa kendini buraya, bu ortama ait değilmiş gibi hissediyordu. Her zaman güçlü durmaya çalışan görüntüsünün altındaki kırgınlıklarını ortaya dökmüştü. Toplaması zaman alacaktı; ama gerçekten, altıncı yılında bunları hak edecek ne yaptığını sorguluyordu zihninde...


____________________________________________________________________________________________________

c o r y m o n t e i t h

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Vagon 2, Kompartıman 2   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Vagon 2, Kompartıman 2
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Rol Oyunları-
Buraya geçin: