AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
ACCIO WIDGET!        
Yönetim
Puanlar
Enler
Pano

Paylaş | 
 

 leo

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Leo Arte
Rütbe Almamış Üye
Rütbe Almamış Üye
avatar

RÜTBE : YOK
Gerçek İsim : deniz

MesajKonu: leo   Çarş. Nis. 08, 2015 9:17 am


Karakter Adı: leo arte
Karakter Yaşı: 17
Kan Durumu: safkan
İstenilen Sınıf: vıı
Karakter Özeti*: çoğu zaman sadist olabiliyor genelde sakin ve uysal olmasına rağmen sürekli çıkar ilişkileri kurar genelde arkanızdan kuyu kazabilecek biri ama her han işler değişebilir eğer sizi severse sizi kendi tarafına çekmek yerine sizin için bir ihtimal değişebilir ama bu işler belli olmaz. Kitap okumayı çok sever çok sıkıldığında kitaplar arasındaki dünyayı keşfetmek hoşuna gider. ailesi karanlık taraf için çalışan casuslardır annesi bakanlıkta babası ise gazette editörüdür.
Örnek Rol Oyunu:
"Senin hasta olduğuna nedense inanmıyorum Suki." diyordu içlerinden birisi. Suratındaki ifadeye bakılırsa kavga istiyor gibi bir hali vardı. Bixente ise, kafasını çevirdi ve oturduğu yerden kalktı. Ağacın gölgesine saklanmış, güneşten korunmaya çalışırken bir adamın onu rahatsız etmesi, eskiden olsa cinayet sebebi olabilirdi. Şimdi ise içinden gelmiyordu kavga etmek. Buradan kurtulmak için bütün yolları düşünüp düşünmediğini çözmeye çalışıyordu. Başına sardığı beyaz örtüyü düzeltti ve adama son bir bakış attıktan sonra düz yolda yürümeye başladı. Sahil şeridini geçip orman yoluna sapan bu yolu kaçıncı kez yürüyordu? Beyninin işlevini yitirmemesi için, buraya geldiğinden beri matematiksel işlemler yapıyor ve bir de günlük tutuyordu. Bu nedenle yürürken bile kafasında sayısal sorular dönüp duruyordu. Etrafına baktı, her yerde uzun ve sık ağaçlar vardı. Doğduğu yeri düşündü bir an. Gazze! Kan kokan sokakları, çığlıklar, savaş! Hepsi gözünün önünden geçiyordu düşündükçe. Dişlerini ve yumruklarını sıkıyordu öfkesinden. Ülkesine, akrabalarına yaptığının acısını hala çekiyordu ve ufacık bir azalma bile yoktu. Aslında suçu olmadığını biliyordu. Oradaki savaşın bitmeyeceğini ve orada kalmış olsaydı ölmüş olacağını biliyordu, ama orada sevdikleriyle ölmenin daha iyi olduğunu düşünüyordu. Yapamadı Bixente. Onlardan olmayı başaramadı. Çünkü, onlar gibi değildi. Bir ailesi olmamıştı hiç bir zaman. Tek akrabası dedesi ve amcasıydı. Biri yaşlıydı, biri genç; ikisi de savaşçıydı! Suki'nin normal bir yaşam süremeyeceği doğduğu gün planlanmıştı. Düşüncelerden arınıp kafasını kaldırdığında, güneşin yavaştan etkisini yitirdiğini gördü. Nihayet akşam oluyordu. Yumuşak toprağa adım attığında, suratına çarpan hafif rüzgar onu bir nebze rahatlatmıştı. Ormanın daha da içerisine girmek istedi bir an ve fazla düşünmeden adımlarını karanlığa doğru sürmeye başladı. Sessizliğin ne kadar rahatlatıcı olduğunu fark etti. Büyülü bir yerdi sanki. Dışarıya kapılarını kapatmış bir mabede benziyordu. İçeride herkes kendi dünyasında yaşıyormuş gibi bir havası vardı. Suki de kendi havasını yaşamak için adımlarını sıklaştırdı...

Nihayet kendine göre bir yer bulmuştu. Tek gövdeden çıkan üç ağacın birleşiminden oluşmuş bir oyuktu bulduğu yer. Bir insanın rahatça sığabileceği, doğal bir ev gibi gelmişti Suki'ye. İçine girmeden önce dışarının havasını biraz daha solumak adına ağacın altına oturdu ve cebinden çıkardığı tütünü sarmaya başladı. Arasına biraz da yeşil tütün serpiştirerek kıvırmaya başladı. Ağzı geniş ve aşağıya doğru küçük bir huniyi andırıyordu elindeki sigara. Başı kağıtla örtülüydü. Yaladığı yerin kuruması adına yanına koyduktan sonra iç cebinden küçük sayılabilecek bir defter çıkardı. Sayfanın başına tarih atıp kalemi oynatmaya başladı. Adada başladığı dördüncü günlüktü bu. Bazı günler iki, üç sayfa da yazdığı oluyordu. Bugün yazacak pek bir şeyi olmadığı için, kalemi ağzına götürdü ve düşünmeye başladı. Sonunu düşündü. Başlangıcı düşünmemek için sonunu düşünüyordu belki de. Çünkü, başlangıcı kötüydü ve tek korkusu sonunun da böyle gelmesiydi. Bu adada bir köşede ölebilirdi. Bu en olağan durumdu hatta, fakat Suki'nin istediği son şeydi bu. Buraya gelirken, KGB ile antlaşmasında 'bir süre' olarak adlandırdığı sürenin ne kadar süreceğini tahmin edememişti. Buranın nasıl bir yer olduğunu daha önce duymamıştı ve bu yüzden gafil avlanmıştı. Görüş yoktu. Hiç bir şekilde dış dünyayla bağlantı kurulamıyordu. Bu yüzden eli kolu bağlı bir halde beklemeye başlamıştı Bixente.

Eli kendiliğinden az önce sardığı sigarayla buluştu. Huninin küçük tarafını dudaklarının arasına koyduktan sonra, büyük ve kapalı ağzına ateşi tuttu ve aralıklı nefeslerle harlamaya başladı. Bir süre sonra ağzı açıldı ve eşit şekilde yayılan ateş tatmin olmamış bir şekilde yanlara taşmaya çalışıyordu. Sigarayı tekrar ağzına götürdü ve derinden gelen bir nefesle içine çekti. İçindeki dumanı hemen salmak yerine, ciğerlerinden tüm vücuduna yayılması için bekledi. Bir süre sonra ciğerleri dumanın çoğunu sömürmüş ve çıkarttığı duman; çektiğinin dörtte biri kadardı. Kenarda duran taşlardan birini aldı ve kül tablası olarak sigarayı üzerine bıraktı. Alevin biraz olsun soğuyup düzene girmesiydi buradaki amaç. Tam da bu sırada bir kaç ağaç sağında birinin dolaştığını fark etti. İçinde bir huzursuzluk oluştu birden. Ayağa kalkmadı. Sadece gözleriyle adamı takip etmeye başladı. Suki'nin bulunduğu yere doğru yavaş yavaş geliyordu, fakat geldiği yerde birinin olduğunu bilmiyor gibi bir hali vardı...

Ormanın karanlık bölgesindeki iki adam birbirlerine bakıyordu şimdi. Suki hala ayağa kalkmamıştı. Karşısındaki ise, temkinli bir halde üç metre civarında uzakta duruyordu. İlk önce ona aldırış etmiyormuş gibi, yanına koyduğu sigarasını dudaklarına götürdü ve uzun bir nefes daha çekti. Dumanı havayla buluşturmadan önce yine biraz bekletmişti ciğerlerinde. Saldığı dumandan gelen koku müthiş bir haz uyandırıyordu bünyesinde. Gülümseyerek ayağa kalktı. Elindeki sigarayla beraber bir adım attı karşısındaki adama doğru. Başındaki örtüyü indirdi ve yüzünün görünmesini sağladı. Adadaki herkes onu tanıyordu. Başbakan suikastçisi olarak olmasa da 'Bixente' olarak herkes bilgi sahibiydi, fakat Suki'nin çok fazla tanıdığı insan yoktu adada. Karşısında duran uzun boylu, beyaz tenli ve göründüğü kadarıyla her yerinde dövme işlenmiş olan bu adamı da tanımıyordu. İlk defa görüyordu hatta. Yoksa adamın unutulmayacak bir çehresi vardı, ki Bixente bir kere gördüğü ve tanıştığı birini asla unutmazdı. Meslek icabı.

Karşısında duran adam ona Fransa'yı hatırlattı. Orada tanıştığı birine çok benziyordu ve her yerinde dövme olması da ayrıca ortak özelliklerinden biriydi. Sandriel adındaki adam, Suki'nin uzun yıllar arkadaşlık ettiği biriydi. Fransa'ya alışması açısından çok yardımı dokunmuştu. Üzerindeki arap kültürünü atması gerekiyordu çünkü. Filistin kimliğini diğer ülkeler gibi kolayca buruşturup atamıyor insan. Adeta yapışıyor üzerine insanın. Dünya'ya karşı olan bakışı, mahcubiyeti ve mağduriyeti bırakmıyordu yakasını. İsimler yetmiyordu değiştirmek için kimliği. Baskıyı kaldırmak her şeyden daha zor olmuştu o yüzden! Yine de başarmıştı Suki. Uzun sürmüştü, fakat Filistin'li çocuktan eser kalmamıştı onda. Dünya'ya karşı baş kaldırmış ve isyan etmişti bütün düzen kuruculara. Tanrı'ya bile! Halbuki, bir zamanlar mezhep ve din kavgalarının eşiğinde büyüyen bir çocuktu o. Sünnilerle, şiilerin çatıştığı bir bölgede yaşam sürmek zorken, ezeli düşmanları hristiyanların arasında kendine yer bulmak için cebelleşmişti. Sonunda muradına ermişti ve Dryope'a gönderilmişti ödül olarak. *Lanet olsun size! diye geçirdi içinden karşısındaki adama bakarken. Büyük ihtimalle o da katolik mezhebine bağlı, kökten yetişme bir hristiyandı. Adadaki çoğu mahkum gibi. Bu yüzden içindeki öfke patlamasını normal karşıladı. Suratına bir yumruk atıp sinirini almak istedi, fakat durdurdu sinirini. Suçlu muydu acaba? Karşısındaki adam da onun gibi talihsizliklere mahkum olmuş biri olamaz mıydı? Herkese en başında hangi millete bağlı olacağı sorulsa kendisi ne cevap verirdi? Elbette zengin, hristiyan bir aile isterdi. İşte tam da bu yüzden durdurdu sinirini.

"Kimsin? Burada ne arıyorsun? Buranın bizim olduğunu görmedin mi! Ağaçta yazıyor." Hararetli bir şekilde kelimeleri peş peşe sıralamıştı adam. Ağaca isim yazmak, ne kadar çocukça bir işaretleme yöntemiydi böyle! Birden ona karşı, içinde yükselmeye başlayan bir merhamet duygusu hissetti. Gözündeki korkuyu gördü. Biraz daha baktı gözlerine. Gözündeki saldırganlığı gördü! Gösterdiği ağacın üzerine doğru eğildi ve yazılanlara baktı. Kiril alfabesi kullanılmış olduğu için, görse bile anlayamazdı Bixente. Komik göründü adamın yaptığı hareket ve bu yüzden gülümseyerek karşılık verdi. "Kiril alfabesi okuyamıyorum dostum. Ayrıca sadece oturup biraz nefes almak istedim, hepsi bu." dedi sakin bir ses tonuyla. Konuşma boyunca gözlerini adamın gözlerinden ayırmamıştı. Gözlerindeki samimiyeti görmesini istemişti. Hislerine güvenirdi Bixente. Güvendiği hisleri, karşısındaki adamın iyi bir insan olduğu yönünde telkinlerde bulunuyordu şimdi. Bu yüzden elindeki sigaradan uzun bir nefes daha aldı ve bir adım daha atıp karşısındaki adama sundu. "Madem davetsiz bir şekilde evine geldim. Bu da ev hediyem olsun." dedi gülümseyerek.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
leo
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Seçmen Şapka-
Buraya geçin: