AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
ACCIO WIDGET!        
Yönetim
Puanlar
Enler
Pano

Paylaş | 
 

 Trouble

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Léja Partanen
Gryffindor
Gryffindor
avatar

RÜTBE : I. SINIF
Karakter Yaşı : on biv.
Gerçek İsim : ipek.

MesajKonu: Trouble   Çarş. Ağus. 06, 2014 8:32 pm

Lójas & Léja Partanen gururla sunar.
Bir gün Mirja gibi olucam, görürsünüz.

____________________________________________________________________________________________________

"My mother told me that my fingertips are long enough to touch the moon,
but soft enough to catch the stardust."


xx

:♦♦:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Léja Partanen
Gryffindor
Gryffindor
avatar

RÜTBE : I. SINIF
Karakter Yaşı : on biv.
Gerçek İsim : ipek.

MesajKonu: Geri: Trouble   Çarş. Ağus. 06, 2014 8:41 pm

Avlu duvarından aşağı sallanan ayaklarıyla ritim tutarken, cıvıl cıvıl yeşillikte farklı bina öğrencilerinin bir taraftan öbür tarafa koşuşturmasını izliyordu. Son beş dakikada yaklaşık dört kişi aceleyle birbiri ardına savurdukları adımlar yüzünden yıllardır avlunun ortasında dikilen ağacı görmeyerek, iri gövdesine toslamış; bunun karşılığında tatlışlıklar prensesi Léja Partanen tarafından dağıtılan şapşal unvanını kazanmayı hak etmişlerdi. Henüz yere yetişmeyen bacaklarını serin taş zeminde bağdaş şeklinde birleştirerek dirseklerini dizlerine dayadı. Tam tepede kendisine sevecenlikle gülümsemekte olan güneş sebebiyle elma gibi pembeleşen yanaklarını terlemiş avuçlarının içine alarak derin bir şekilde iç çekti.  Yanaklarını şişirip elleriyle hafifçe çarparak patlatmaya başladı. Ağzına hapsettiği hava, yüzünde zaten küçük olan dudaklarının daha da ufak görünmesine sebep oluyordu. Ne kadardır orada oturduğunu bilmese de kendisine bir milyon ışık yılı kadar uzun gelen süre; fazla yüksek bir sınırı olmayan sabrı ve ortalıkta görünmeyen ikizi ile birleşince gerçekten canı sıkılmaya başlamıştı. Sonuçta ortalığı birbirine katmadan oturmak Léja’ya göre bir davranış değildi. Kahvaltıda kardeşiyle, Mirja’nın izinden gitme planlarını yürürlüğe geçirme konusunda bir plan yapmaları gerektiğine ve bunun için öğle vakti avluda buluşacaklarına karar vermişlerdi. Ve görünüşe göre ikizi, öğle vakti ile güneşin batış zamanının farklılıklarını kavramak konusunda biraz sıkıntı çekiyordu.

Avlunun çimenli kısmında olup biteni izlemekten bıktığı için -çünkü göz önündeki tek şey kendisinde oldukça uzakta hareket eden insanlardı- suratını koridor tarafına döndürmüş; duvara dayanmış sırtı ve karnına çektiği bacaklarıyla kendisiyle göz kontağı kurmaya kalkan bütün öğrencilere dil çıkarıyordu. Kimisi bunu samimiyetle karşılayıp, komik surat ifadesiyle karşılık verse de, beyin yaşı hala üçmüş gibi görünen, kendilerine dil çıkarmayı yediremeyen bazı öğrenciler, cadıya doğru hararetle hareket etmeye kalkışınca arkadaşları tarafından engelleniyordu. Birçok farklı kişilikle dolu bu okulda dikkatine takılan ilk şey, bazılarının gerçekten yaşından küçük gibi davranıp, ufak tefek şeyler üzerine çabucak sinirlenmeleriydi. Bu onu korkutmak yerine sadece eğlenmesini sağlıyordu, o ayrı. En sonunda çevreye kocaman gülücükler saçan ve elindeki fotoğraf makinesine sıkıca sarılmış kızıl saçlı büyücü göz alanına girince, yerinden ani bir hızla zıplayıp kafasını duvara çarptı. Hafif bir acı feryadıyla başını eliyle destekleyip, bulunduğu yere doğru ilerleyen ikizine çatık kaşlarla bakmaya başladı. Onu gördüğünde ilk yapmayı düşündüğü; iki dakika boyunca nefes almadan konuşup, ona öğle vaktinin aslında ne zaman olduğunu açıklayıp, cırtlak sesiyle çocuğu bunaltmaktı çünkü bunun iyi bir ceza olacağını biliyordu. Ancak hala ağrıyan başı sebebiyle dikkatini toplayamayıp yalnızca “Kafanın vücuduna göre çok büyük olduğunu biliyorsun dimi? Yürürken diğer taraflarından bağımsız hareket ediyor gibi görünüyor. Beni bir daha bu kadar çok bekletirsen gerçekten bağımsız olacaklar.” demekle yetindi. Bir kolunu omuzlarına atıp, adımlarına ayak uydurmaya çalıştı. “Hadi yapacak çok işimiz var.”

Mirja’nın hikayelerini ve süslendirerek anlattığı bütün maceralarını tek tek hatırlamaya çalışıp not alırlarken, Léja, anlamlarını ve yerlerini bilmediği her şeyin altını çiziyordu. Çalışmalarını o kadar ciddiye almıştı ki, ikisini de omuzlarından tutup geriye doğru çeken elin sahibine döndüğünde, yüzünde kocaman ve ezici sırıtışıyla kendilerine bakan Mirja’yla karşılaşması bile irkilmesine neden oldu. Lójas’ın saçlarını birbirine karıştırıp, ufak cadının burnunu sıktıktan sonra onlarla aynı boyda olmak için hafifçe eğilen ablasını, sinirli görünmesini umduğu bakışlarıyla takip etti. “Bütün gün oturarak ne kadar eğlendiğinizin notunu mu alıyorsunuz ezikler?” Ablasını gerçekten çok seviyordu ve onunla anlaşmak konusunda hiçbir sorunu yoktu. Aynı binaya düştüklerinde bile oldukça heyecanlanmıştı. Ama onlarla dalga geçtiğinde Léja’nın sinirleri bozuluyordu, Léja ezik bir insan değildi artık ablası bunu anlamalıydı. Kollarını birbirine dolayıp, karşısındaki bir çift mavi göze şımarıkça dil çıkardı. “Okul gazetesinin ön sayfasını kaplayan suratlar bizimkiler olduğunda bize bir daha ezik diyemeyeceksin. Biz hiç de ezik değiliz. Artık bunu anla.” Kendini bilmiş tavırlarıyla yanında dikilmekte olan Lójas’ı da, laf etmesi için, hafifçe dürttü. O konuşurken katıldığını belirterek kafasını aşağı yukarı hızlıca sallarken çok akıllıca hareket ettiklerini düşünmeden edemedi. Bir gün ablası kadar çok eğlenecek ve çok konuşulacaktı. Her ne kadar şu an onunla dalga geçtiği için onu rakibi olarak görse de aslında bunun altında Mirja’yı idolü olarak belirlediği gerçeği yatıyordu. Lójas’ın konuşmasını bitirmesinin ardından bir eliyle ikizininkini tutup büyücüyü yanına çekti, bir eliyle de saçlarını savurdu. Aklında oradan uzaklaşarak büyümüş de küçülmüş bir davranış sergilemek varsa da ablasının konuşmaya devam etmesi üzerine meraklanıp adımlarını yavaşlattı ve yandan bir bakış atarak onu süzdü. “Astronomi kulesinden atladığımı duydunuz mu? İşte o büyüyü bilmediğiniz için üzgünüm, iyi şanslar ezikler. Sizi seviyorum biliyorsunuz.” İkisinin de yanaklarına samimi bir öpücük kondurup, arkasını döndü. Léja, eliyle hafifçe selam verip uzaklaşan cadıya, kocaman açılmış ağzıyla bakakaldı. Mızmızlanmaya benzer sesler çıkarırken, üzüntüden düşen omuzlarıyla, yüzünde hunzurca bir ifade olan ikizine döndü. Bu bakışları biraz da olsun kendisini sakinleştirip, heyecanlandırmıştı. “Bizim de bir şey yapmamız lazım, ne düşünüyorsun?”



Loş ışıkla aydınlanan koridorlarda nereye gittiğinden pek emin olmadan koşuştururken çarptığı kişinin Lójas olduğunu görünce derin bir nefes verdi. Yanaklarına hafifçe vurup sessiz ve heyecanlı bir çığlık atıp bulunduğu yerde birkaç kez zıpladı. Sonunda ilk kez yapmamaları gereken bir şey yapacakları için oldukça heyecanlıydı. Mirja’ya saçlarını ördürürken planlarını çaktırmamak için fazla çaba sarf etmiş olsa da kocaman gülümsemesi yüzünü kaplarken pek başarılı olamamıştı. Son anda kaçmasına izin vermeyip kendisini sıkıştıran cadıya tam ne olduğundan bahsedecekken, uzun ve koyu renk saçları olan bir büyücü ablasını kolundan çekiştirip götürdüğünde olduğu yerde dans etmeye başladı. Daha sonra henüz ezberleyemediği, susmak bilmeyen tablolarla dolu koridorlarda rastgele dönüşler yapıp, birkaç kez merdivenlerden inince ikizinin gururla sırıtan suratına rastlamak içini rahatlatmıştı. Bir kez daha ellerini birbirine çarpıp, olduğu yerde zıplamasının ardından Lójas’ın planı baştan anlatışını dikkatlice dinlemeye başladı.

____________________________________________________________________________________________________

"My mother told me that my fingertips are long enough to touch the moon,
but soft enough to catch the stardust."


xx

:♦♦:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lójas Partanen
Hufflepuff
Hufflepuff
avatar

RÜTBE : I. SINIF
Karakter Yaşı : on bir.
Gerçek İsim : miray.
Lakap : ló.

MesajKonu: Geri: Trouble   Perş. Ağus. 07, 2014 2:28 pm


On bir yaşında olması, mantıksız kararlar almasını, etrafında olan şeyleri çocukça bir masumlukla değerlendirmesini, önünde uzanan yaşamının en dertsiz yıllarını geçirirken vurdumduymaz bir alaycılığa sahip olmasını gerektiriyor olabilirdi fakat Mirja'dan afiyetle yedikleri ezik damgasını kolay kolay kabullenecek gibi hissetmiyordu. Léja'yla birlikte pek çok şey olabilirlerdi, yaramaz, umursamaz, munzur ve on bir yaşın getirdiği tüm o tatlı huylar. Fakat ezik değillerdi. Kendilerine yakışan bir sıfat değildi, Mirja'nın ayıbı kelimelere dökülemeyecek kadar büyüktü. Evet, yalnızca birkaç hafta geçirdikleri okulda kayda değer bir şey yapmamışlardı, evet henüz Hogwarts'ın sırlarına tanıklık edememişlerdi ama deniyorlardı. Her şey tecrübe ve zamanla olacaktı, Mirja'nın bunun doğuştan gelen bir bilgiymiş gibi davranması çok mantıksızdı. Kardeşlerinin de kendi gibi olmasını diliyor olması anlayışla karşılanabilirdi fakat üslubu yanlıştı ve bu yanlışının bedelini ödeyecekti. Lójas'ın içinde tatlı bir intikamın tatminini bekleyen bir canavar vardı. Yerinde duramayan, planlarını gerçekleştirmelerinin sonucunda Mirja'nın yüzünde oluşacak saklı gurur ve planın hedefi olmasının tatlı ironisi ile beslenen, bu akşamın sonunda başarıyla kalbinin derinlerine çekilecek olan bir canavar. Lójas'ın birkaç saniyecik bekletmesi sonucu tatlı mı tatlı ikizi tarafından kafasının vücudundan ayrılmasıyla tehdit edilmesiyle başlayan öğle vakti, Mirja ile geçirdikleri birkaç dakikayla devam etmiş, ablalarının terbiyesizliğini ödetmek için gün boyu planlar düşünmüş, en sonunda Partanen şanına yakışacak, Mirja'ya gurur yaşatacak ve en önemlisi kendilerini tatmin edecek bir plan bulmuşlardı.

Zaman, geçmesini dilediğiniz zaman, nasıl da yavaş geçiyordu. Lójas, sarının en şirin tonuna teslim olmuş, yumuşacık koltuklarla donatılmış, Hogwarts'ın belki de en misafirperver odasında, Hufflepuff ortak salonunda oturamıyordu. Yerinde duramıyor, her birkaç saniyede bir oturduğu yerden zıplıyor, etrafını çevreleyen büyük sınıfların anlamaz bakışlarına kocaman bir sırıtışla karşılık verip, henüz gerçekleştirmedikleri planlarının başarıyla sonuçlanması durumunda Mirja'nın yüzüne bakarak atacağı kahkahanın provasını yapıyordu. "Hohoho." Noel babanın gülüşüne benzeyen bu kahkahası, kötü adam kahkahası olmaktan çok uzaktı. "Hahahahaa. Bakmayın öyle, yakında öğreniceksiniz kahkahalarımın nedenini." Oralı olmayan öğrencilerin umursamaz bakışlarına çirkeflikten ölecek ikizinden kaptığı dil çıkarmayla karşılık verdi. Hareketlenen bir yedinci sınıf öğrencisinden uğursuzluk büyüsü yemekten korkarak, en masum bakışlarını oturtmaya çalıştı fakat yedinci sınıf öğrencisi Lójas'ın haddini bilmezliğine iyice sinirlenmiş gibi görünüyordu. Bir kez daha dil çıkardı ve küçücük olmanın avantajıyla koltukların üzerinden atladı, insanların arasından sıvıştı ve koridora açılan çıkış kapısına ulaştı. Yedinci sınıflar bu kadar korkunç olmayı nasıl beceriyordu? Lójas kadar tatlı bir çocuğa nasıl kızabilirlerdi? Onu bal döküp yemeleri gerekmez miydi?  Léja ile buluşma vaktine daha olsa da, kafasının koparılmasıyla günde iki kere tehdit edilmek istemiyordu. Aslında artık tehdit boyutunu aşabilirdi olay, Léja istediğinde çok korkunç olabiliyordu, kimsenin dizginleyemediği Lójas'ı dizginlemesi mümkündü. Kafasının hala yerinde olduğundan emin oldu istemsizce ve Giriş Salonunun ardında okulun ilk haftası karşılaştıkları ve kendi keşifleri olduğunu düşündükleri gizli bir koridora -fakat sonradan akın akın öğrencileri gördükleri, kısayol niyetine bütün öğrencilerin bildiğini mutsuzlukla öğrendikleri koridora doğru yürümeye başladı.

Gecenin karanlığıyla boğulmuş koridor, korkutucu bir ıssızlıkla önünde uzanıyordu. Uykunun ağırlığıyla sessizleşmiş tablolar Lójas'ın varlığından habersizdi, bu durumdan çok memnundu çünkü tablolar ispiyonlama alışkanlığı edinmiş, bir öğrenciyi geç bir saatte gördüklerinde umarsızca yüksek sesle konuşarak vakitlerini eğlenceli kılmayı tercih etmeye başlamışlardı. Uysal tablolar geceleri öğrenci düşmanı canavarlara dönüşüyordu. Hogwarts'ı seviyordu. Ve biliyordu ki, Léja'yla birlikte ablalarından dinledikleri bütün o eşsiz gizlilikleri çözecekler, kimsenin bilmedikleri yeni sırlara aşina olacaklardı. Mutluluk kalbini bir şömine misali ısıtırken, arkasından biri çarpınca korkuyla zıpladı. Oraya doğru döndüğünde Léja'nın heyecanla kızarmış yüzünü görünce içine bir rahatlama geldi. Yerinde duramayıp zıplayan kızın elinden tutup ona eşlik etti ve adrenaline teslim olan kalbi heyecanla atmaya devam ederken, Léja'nın hayatındaki varlığına şükran duydu. Hayatında kimseyi onun kadar sevemezdi, kimsenin varlığı onun kadar mutlu edemezdi. Arada bir sinirlerini hoplatsa da, Léja dünyalara bedeldi. Bir ikize sahip olmayı, ikizi olmayan gerçekten anlayamazdı. "Bu sefer erken geldim." Dünyanın en zor işini başarmışcasına bir tebrik, bir teşekkür bekliyordu. Fakat alabildiği tek yanıt çatılan kaşlar oldu. Kızın elinden tutup sessizce yürümeye başladıkları zaman, konuşmaya başladı. "Bitkiyi bulmak çok zor olmasa gerek, seraların çok düzenli olduğunu duydum, yıllardır bildiğimiz bi' bitki ve...." Yol boyu konuştular. İlk defa gece dışarıda dolaşmıyorlardı fakat ilk defa belirgin bir planları vardı. Adrenalin beyinlerini bile ele geçirirken, içlerindeki heyecanı konuşarak gideriyor, ikiz olmanın getirisiyle ikisinin de çenesi açılmıştı. Mantıklı bir insan, geceleyin seralara sızmaya çalışırken sessizliğini korur, karanlığa olabildiğine karışırdı fakat Léja ve Lójas mantıklı olduklarıyla hiçbir zaman övünemeyeceklerdi. Sonbaharın dinmek bilmez yağmuruyla ağırlaşmış rüzgar yüzlerine vuruyor, az önce çıktıkları giriş kapısının metrelerce ötesindeki seralara doğru yürürken, rüzgarın içine saklanmış gizli yağmur damlaları yüzlerini ıslatıyordu. Seralar karşılarında görüldüğü zaman aynı anda konuşmayı kestiler. Birkaç kez Bitki Bilim dersinde geldiği seraya değil, Profesörün asıl stoğunun gizli olduğu ve büyük sınıfların ders yaptığı üç numaralı seraya doğru yürüdüler. Kapısı kilitli görünse de -hah! Lójas bu ihtimali düşünmüş ve önlem almıştı!- sonbaharın yağmurunu bitkilerin alabilmesi için seranın arka tarafındaki penceremsi katmanda bir açıklık olduğunu öğrenmişti. Léja ile o yöne doğru yürüdüler.

Birçok tırmanma girişimi, üç kez düşme ve beş kez birbirine küfretme girişiminin ardından, Léja ve Lójas bitkilerin fazlasıyla korkutucu göründüğü seraya girebilmişlerdi. Asalarını ışıklandırıp birbirlerine baktılar. "Ben bu tarafa bakıyorum, sen de diğer tarafa bak. Bulursan seslen ama çok bağırmayalım" Hogwarts'ta bitkiler bile uyanabiliyordu. Çığlık atan bitkiler olduğunu duymuştu ve bu gece bitkiden tabloya öğrenciden profesöre hiç kimseyi uyandırmamalılardı. Asasının titrek ışığı altında özenle biçilmiş otlar bitkiler ve ağaçlar arasında dolaşırken, evlerinin bahçesinde yetişen, adının Moly olduğuna emin oldukları, pek çok şifalı iksirde kullanılan ve en önemli özelliği, temas ettiği an çokbilmişMirja'nın dudaklarının bir öküz kadar şişmesine neden olan bir alerjiye sebep veren bir bitkiyi arıyorlardı. Başarılı olurlarsa, Mirja'nın dudakları Lójas'ın koca kafasından da büyük olacaktı. Önünde ilginç ve uzun bir bitki uzanıyordu seranın tavanına doğru. Dibinde ise Moly'e az çok benzeyen bir bitki türemişti. Kokusundan ayırt edebilmek için bitkiye doğru eğildi. Bir hareketlenme oldu, biri ona bakıyordu. İnsan tehlikeyi sezer derler, bu söz daha doğru olamazdı, bir şeyler olmadan Lójas olacağını anladı, kafasını yanında uzanan bitkiye doğru çevirdi. Az önce sessiz sakin duran bitki, şimdi ağzını kocaman açmış Lójas'a doğru hamle yapıyordu. "AAAAAAAAAAAAAĞH!" Kaçma teşebbüsü başarısız olmuş, bir çeşit bitki tarafından pelerininin ensesinden yakalanmış, metrelerce uzağa kaldırılmış, bitkinin ağzından kurtulmaya çalışırken ayakları havayı tekmeliyor, debelenmeleri sonucu bitki daha da vahşileşiyordu. "LEJA! BİR ÇEŞİT ET YİYEN GALİBA! YARDIM EDECEK MİSİN?"



____________________________________________________________________________________________________

:::
 
work hard play hard:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Trouble   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Trouble
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Bitki Bilim Dersi Seraları-
Buraya geçin: