AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
ACCIO WIDGET!        
Yönetim
Puanlar
Enler
Pano

Paylaş | 
 

 VI. ve VII. Sınıflar I. Ders

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Andréia Dorine
Profesör
 Profesör
avatar

RÜTBE : TILSIM & RAVENCLAW BİNA SORUMLUSU
Patronus : lama.
Karakter Yaşı : otuz altı.
Uyruk : ingiliz.
Gerçek İsim : miray.
Yaş : 22

MesajKonu: VI. ve VII. Sınıflar I. Ders   Ptsi Tem. 21, 2014 3:53 pm




VI. ve VII. Sınıfların I. Dersi


Zaman: Gün boyu devam eden yağmurun karamsarlığının hakim olduğu bir Perşembe günü, son iki ders.
Mekan: Yağmurun camları arşınladığı geniş sınıf, her zamankinden farklı görünüyor. Yıllanmış ahşap sıralar kaldırılmış, tozlu zemine öğrenci sayısı kadar cam kabin eklenmiş. Kabinin içi, dışarıdaki havayı yansıtacak şekilde tılsımlanmış. Her öğrencinin bir kabine girip, kabinin içindeki havayı değiştirmesi bekleniyor. Kabinin içine şiddetli bir yağmur hakim. Kabinin içinde görülmeyen bulutlar, zaman zaman kulaklara dolan gök gürültüsü ve gözlere yansıyan şimşeklerle varlığını belli ediyor. Cam kabin kırılmamak üzere efsunlanmış. 
Dersin Konusu: Meteolojinx Recanto. Bulunulan ortamın hava olaylarını değiştiren bir büyüdür.

Ders Anı: Geniş sınıfın camları yağmurun şiddetiyle dövülürken, gök gürültüsüyle eş anlı olarak duyulan zilin sesi dersin başladığını bildiriyordu. Batmaya yakın olan güneşin kızıllığına bürünmüş sınıftaki çoğu öğrenci kaldırılmış sıraların şaşkınlığını yaşıyor, ne olduğunu anlayamadıkları kabine soran gözlerle bakıyordu. Duyulan zilden birkaç dakika sonra sınıfa girdi Andréia Doriné. Cam kabinlerin etrafında yuvarlak oluşturmuş öğrencilerin yanından geçerken, attığı her adımla sınıf sessizleşiyordu. İsmi telafuz edildiğinde bile kan donduran Hogwarts hocalarından olmamıştı hiçbir zaman. Yaradılış olarak sakin bir yapısı vardı fakat yaydığı auranın öğrenciler üzerinde sessizleştirici bir etkisi olduğu da bir gerçekti. Sakin adımlarla masasına ulaştıktan sonra, sık sık yaptığı gibi masasının üzerine oturarak öğrencilere döndü. Abartıyla sadeliğin tam ortasını yıllar önce öğrenmiş saçları şık bir topuzla bir araya getirilmiş, giydiği zümrüt yeşili pelerinin ardında teni kremsi bir matlıkla şekillenmişti. "Bugün soluduğumuz havanın durumunu değiştirmeyi öğreneceğiz. Her biriniz bir kabinin yanına geçin lütfen." Öğrenciler birbirini iterek kendi kabinlerini seçmek için bağrışırken, tanıdık bir manzara ile birkaç Ravenclaw öğrencisi önü kapmaya çalışıyordu. Herkes konumunu alıp, patırtılar yankılanmayı bırakınca konuşmasına devam etti. "Bu kabinler dışarıdaki havayla aynı olması için efsunlandı. Uygulamaya başladığımızda, bana kabinin içinde kar yağdırmanızı istiyorum." Ona bakan onlarca öğrencinin kiminin yüzünde heyecan, kiminin ise sıkıntı izleri vardı. Tılsıma hakim olmak zordu, belki de büyülerin en zoru ve en eskisiydi. Bugün öğrenecekleri büyü de kolaybir büyü sayılmazdı. Asanın tek bir hareketiyle bütün ülkedeki havayı değiştirebilecek, geceyi gündüze döndürecek, dünyanın iklimiyle oynayabilecek güçte büyücüler gelip göçmüştü. Fakat sıradan öğrencilerin doluştuğu sınıfından çok büyük bir başarı beklemiyordu Andréia. "Çok büyük alanlarda denenmemesi gereken bir büyü zira doğanın müthiş dengesini bozmak hiçbirimizin haddi değil. Yine de öğrenilmesi gereken, oldukça yararlı bir büyü." Oturduğu masasından kalktı ve cam kabine girmeye hevesli öğrencilerin ve sıkıntıyla etrafı izleyen öğrencilerin yanında dolaşırken, büyünün nasıl yapılacağını anlattı. Anılarından karlı bir günü seçmelerini, günü en ince ayrıntılarına kadar zihinlerinde canlandırıp, karın pamuksu dokusunu avuçlarında hissetmelerini, omuzlarına yağan kepek misali karın eriyişini canlandırmalarını uzun uzun anlattı. Kelimeleri ve aktaracağı bilgiler sonlandığında yeniden masasının yanına geçerek asasını kaldırdı. "Meteolojinx Recanto!" Yoktan var olan kar, dışarıdaki havayı boş vererek, tılsım sınıfını beyazlatıyor, karın en büyük büyüsü yumuşak bir hava sınıfa hakim oluyordu. Çoğu öğrenci kıpırdanmaya başlamış, kimi avuçlarında kar birikitirmeye çalışıyor, kimi ise üstüne konan karları temizliyordu. "Başlayabilirsiniz." dedi Andréia. Ve öğrenciler kabinlerine girmeye başladı.
**
Birbirinden zorlu olayların geçtiği iki saatte pek çok şey yaşanmıştı. Erkek bir öğrenci, Andréia'nın hala hayret ettiği bir şekilde cam kabini eritmişti. Kimileri kendini yapmacık şimşekler altında bulup kabinden dışarı fırlamış, kimileri yarattığı hortumun etkisiyle kabinin içinde savrulmuştu. Yine de sonuçtan memnundu Andréia. Fiyaskoyla sonuçlandığı kadar başarıyla sonuçlanan bir çok deneme vardı. Dersin bittiğini belirten gong sesi kulaklarda çınlayınca, kendisine iyi akşamlar diyen öğrencilere gülümseyerek, sınıfı terk etti.

Out: Cam kabinin içinde dilediğiniz yaratıcılığı kullanabilirsiniz. Eğer çok farklı fikirleriniz varsa, ceza almayı gerektirecek bir şey yapacaksanız, ya da herhangi bir sorunuz olursa özel mesaj atmaktan çekinmeyiniz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lyvia Slvera
Ravenclaw
Ravenclaw
avatar

RÜTBE : VII. SINIF
Karakter Yaşı : on yedi.
Gerçek İsim : miray.
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: VI. ve VII. Sınıflar I. Ders   Salı Tem. 22, 2014 8:37 pm



Yasak ormanın eşsiz ağaçlarıyla buluşan yağmur, naif bir toprak kokusunu şatoya taşıyor; astronomi kulesinin yüksekliğinin sağladığı manzarayı izleyen kızın burnuna doluyordu. Sakinliği mutluluk bellemiş kız, elini koyduğu küpeşteden yayılan soğukluğu hissetmeyi seviyordu. Mutlulukla harmanlanmış öğrencilerin gülümsemeleri Lyvia'nın gözlerine eriştiği her sefer de, Lyvia bu mutluluklarının sahteliğini hissediyor, önce güldürüp sonra ağlatmayı seven hayatın getireceği üzüntüleri yaşamamak için mutsuzluğu seçiyordu. Gülümsemesine, kahkahalarının çınlamasına gerek yoktu. Mutluluğu yaşamazsa eğer, üzüntü o kadar ağır gelmezdi. On yedi yaşında, hayatın çilekeşleriyle baş etmeyi öğrenmiş, gülümsemeyi unutarak donuklanmış çehresine yaşlılık hisleri yerleşmişti. Yağmurun tutkuyla ıslattığı turuncu saçları, batan güneşin rengiyle buluşmuş, astronomi kulesinden turuncu bir aura yayılıyordu. Gerçekliği yarıp geçen dersleri öğrenmeyi, hayal gücüyle beslenmiş bilinmezliklere adım atmayı çok seven Lyvia için auraların hissettirdikleri önemliydi. Turuncu aura, bencillikle süslenmiş sıkıntılı bir ruhu temsil ediyordu, ki bu senaryo çok tanıdıktı. Bencilliği yalnızlığı diletiyor, hastalıklı ruhu her zaman olduğu gibi tek başına dans etmeyi tercih ediyordu. Bu yüzden herkesin ortak salonlarındaki şömine başında geçirdiği boşluklarını bir başına kulelerde geçiriyordu.

Güneş batma konumuna çok yaklaştığında gitme vaktinin geldiğini hisseden genç cadı, vücuduna hakim olan sakinliğiyle trabzanlardan inip tılsım sınıfının yolunu tuttu. İndiği merdivenler derse koşuşturan öğrencilerle doluydu, tablolar da ders öncesinin tatlı telaşına kapılmıştı. Kendisine acele etmesini buyuran bir tabloya en kötü bakışlarını atarak dile değmeyecek bir küfür savurdu. Aslında içten gelen bir kötülüğü yoktu Lyvia'nın fakat yalnız ruhunu doyuracak bir şeye ihtiyacı vardı ve terör estirmek yeterince makuldü.

Kendinden önce nicelerinin geçtiği ve nicelerinin geçeceği eşiği atlayarak tanıdık sınıfa girdiğinde, ahşap sıraların kaldırılmış olması hoşnutsuz bir yabancılık yayıyordu. Fakat söylenmesi gereksizdi çünkü etrafa dağıtılmış cam kabinler içindeki öğrenmeye aç Ravenclaw'u canlandırıyor, eğlenceli olduğu şüphesiz bir büyünün uygulanacağı anı sabırsızlıkla bekliyordu. Andréia Dorine'in güzel yanı buydu, dersin sonunda yazmaktan yorulmuş bileklerle küfürler eşliğinde terk etmiyorlardı sınıfı, tılsımın eşsizliğini anlamış kadın her zaman uygulanacak birbirinden eşsiz büyüler buluyor, Lyvia gibi ruhen gerçekliği aşmış birine bile tılsımı bir nebze sevdirebiliyordu. Lyvia'nın sevdiği şey kehanetti, aritmansiydi, var olanın ötesini görebilmek, bahşedilen zekayı evrenlerin çok ötesini hissedebilmek için kullanmalıydı. Eziyet gibi gelmesi gereken ders, Profesör Doriné sayesinde bir nebze çekilebilir oluyordu. İçinden isminin geçmesiyle birlikte sınıfa giren Profesör, dersin konusunu söyleyerek konuşmasına başlamıştı. Söylendiği üzere kendine en yakın cam kabine yürüyen Lyvia, yol boyu kimseyi iteklemek zorunda kalmadı. Yedi yıllık sessizliği insanları kendinden uzak tutuyor, uyurgezer oluşunun okul geneline yayılmış olması tuhaf bakışlara konuk olmasını gerektiriyordu. Neyse ki buna alışmıştı. Dışarıda yağan akıl almaz yağmuru cam kabinlere belli ki başarıyla taşımış kadın, komut geldiğinde kabinlere girerek ona kar yağdırmalarını istiyordu. Havayı değiştirmek. Profesör Doriné'in biraz sonra söylediği gibi doğa ananın eşsiz terazisiyle oynamak hiç kimsenin haddi değildi fakat bunu yapabilecek gücü hissetmek... Güneş ve sıcakla hiçbir zaman yıldızı barışamamış Lyvia için güneşi yok edip kar fırtınalarını getirmek mutluluğun kelime tanımı olabilirdi ne yazık ki Doğa Ana'ya ters düşmeyecek kadar inançlıydı. Güneş açtırmalarını söylememesine binlerce kez şükür ederek, büyünün nasıl yapılacağını anlatan profesörü dinledi. Güzel anları hep karlı günlerde yalnızlıkla geçmiş Lyvia için mutlu bir anıyı seçmek kolaydı, Profesör Doriné'in yarattığı karlar usul usul saçlarına konarken çocukluğunun kışları geçti gözlerinin önünden. Hala hayatta olan annesi ve evi terk etmemiş babasıyla birlikte oynadığı kar oyunları, küçücük bir Lyvia... Zamanında hissettiği mutluluk üzerine kar gibi yağmış, sulanan gözlerini yumuşayan havaya bağlayan bir edayla, başlamalarını söyleyen komut kulaklarına iliştiğinde, dışarıdaki havayla aynı olması için büyülenmiş cam kabine girdi.

Kabinin içinde olmaması gereken bir toprak kokusu vardı. İçinde zor hareket edilen kabin, başarıyla dışarıyı yansıtıyor, daha kurumamış saçları bir kez daha yağmura tutuluyordu. Islanmak hiçbir zaman bir problem değildi onun için. Büyüyü uygulamaya çalışmayıp bu yağmurun altında saatlerce durabilirdi. Akan her bir damla içine yabancı bir mutluluğu serpiyor, üzerinden damlayan her bir damla bir derdini temsil ediyor, uzaklaşıyordu. Fakat karın yağışını yağmura tercih ederdi. Gözlerini kapadı. Ruhu artık o cam kabinden çok uzakta, küçüklüğüne ait adını anımsayamadığı bir kasabada, ağacın dibinde oturan küçük Lyvia'yı izliyordu. Beresinin üzerine dökülen karlar turuncu saçlarını tatlı bir beyaza bürüyor, anılarından topladığı karın pamuksu görüntüsü, kabinin içinde gözlerini açan Lyvia'nın zihnini dolduruyordu. Islanan bedeninin idrakını yok sayan zihni kara yoğunlaşmış, kendinden emin bir şekilde asasını tutan kolunu havaya kaldırıyordu Lyvia. "Meteolojinx Recanto!" Yağmur son damlasına kadar yok oldu, kulaklarını dolduran şimşeklerin soğukluğu yerini yumuşayan havaya bıraktı. Islanmış bedeninin çığlıklarını boş veren kız üzerine yağan karlarla sakinleşen ruhunun hafifliğiyle yere oturdu. Kabinin ilginç bir biçimde kuru zemini yağan karları hemen eritiyor, sırtını dayadığı camdan mutlu bir sıcaklık yayılıyordu, üzerine karlar dökülürken.

Oturdu Lyvia. Herkesin cam kabini terk ettiğini görene dek, dersin bittiğini anlayana dek bir buçuk saat boyunca kabinde oturdu. Yağan her bir kristal çocukluk anılarını zihnine doldurmuş, nasıl geçtiğini anlamadığı zaman ona özlediği bir rahatlık katmıştı. Üzülerek kabinin kapısını açıp boşalan sınıfa adım attığında, çoğu öğrenci beyazlara boğulmuş, kimileri ise Lyvia'nın gerçekten umrunda olmayan bir şekilde işleri batırmıştı. Öğrenci seline karışıp sınıfı terk ederken, ruhu hala çocukluk anılarına takılı kalmıştı.

____________________________________________________________________________________________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lilith Asjuëd
Gryffindor
Gryffindor
avatar


the eyes are on fire you are the unforcasted storm.


RÜTBE : VII. SINIF
Özel Yeteneği : -
Gerçek İsim : ipek.

MesajKonu: Geri: VI. ve VII. Sınıflar I. Ders   Çarş. Tem. 23, 2014 5:45 pm


“–Kızın senden nefret etmesine şaşmamalı. Bir de gidip özür mü diledin yüzsüz gibi?”
“–Ya ama ne yapabilirim. Thomas’la iddiaya girmiştik, bana başkasının saç telini verdiğinden haberim yoktu, onun kılığına gireceğimi sanmıştım. Sonra da çok fazla çişim geldi ama sana anlatamam patlayacak gibiydim belki de çok özlü iksirin bende yarattığı etkilerdendir bilmiyorum. Eh, ben de nasıl olsa benim suratım değil diye insanların içinde işemek zorunda kaldım. Ve özür dilerken de gayet samimiydim, bir şekilde Maeve’le aramı düzelteceğim görürsün.”
Hızlı adımlarla serin, taş koridorlarda ilerlerken, dışarıdaki yağmur yüzünden sırılsıklam olmuş atkuyruğunu sıkarak suların yerleri ıslatmasına sebep oluyordu. Koridor fazla kalabalık olmadığından cadı ve büyücülerin seslerinden çok adımları yankılanıyordu duvarlar arasında. Hızlı adımlarına ayak uydurmaya çalışırken cüppesini düzelten sarışın cadıya durumu iza ederken soluk soluğa kalmıştı. Carlie ve Thomas’ın aralarının çok da iyi olmadığının farkındaydı, olayın gerçekleştiği akşam yemeğinde aralarında bir tartışma geçtiğini ve bu yüzden orada bulunmadığını henüz fark ediyordu. Belli ki arkadaşının Lilith’in büyük salonda başka bir cadı kılığındayken altını ıslattığı haberini alması iki günü bulmuştu. Okulda dönen dedikoduların hızına bakılırsa haberin kulağına gitmesi epey yavaş gerçekleşmişti ki bu olayı iki kat daha kötü yapardı çünkü Carlie’nin haberi geç alması demek, iki gündür hiçbir şeyi umursamayacak ve tüm zamanını ödevlere vererek kafasını dağıtmaya çalışacak kadar üzgün olması demekti. “–Tamam ama kız Ravenclaw, bunu sana ödetmenin elbette bir yolunu bulacak. Hem olay nasıl başladı demiştin?” Dışarıdaki hava yüzünden kirlenen ayakkabıların çamur izleri bıraktığı zeminde hızlanan adımlarıyla ilerlerken dersliğe ulaşmak üzere son köşeyi dönecekti ki Carlie’ye omzunu silkmek yerine duvara sertçe çarptı. Düz yolda bile doğru düzgün yürüyemiyorken Hogwarts sonrası kariyerinde Quidditch’e devam etmeyi düşünmeyi nasıl başarıyordu acaba. Nemli cüppesinin altındaki kolunu tutup hafifçe sıvazlarken derin bir nefes alarak devam etti. “–Söyledim ya Thomas ile iddiaya girmiştik. Bir seferde on beş tane cupcake yiyemeyeceğimi söyledi ben de aksini iddia ettim, kazanırsam onu küçük düşürecek bir şey yapacaktım ki kazandım da. Tabii bunun için on beş tane cupcake yemek yerine küçücük bir şaşırtma büyüsü kullanmış olabilirim. Plan çok özlü iksirle ona dönüşmekti ama erkek değil de kız olduğumu fark edene kadar iş işten geçmişti. Ayrıca Maeve’in saçının onda ne aradığı konusunda bir fikrim yok..” Olayı kafasında canlandırdığında biraz utanması gerekiyordu ama o utanmak yerine eğlendiğini itiraf etmeliydi. Bakışlarını yanındaki, beyaz teninde hafifçe kıvrılan pembe dudakları gülümsemeye dönüşen cadıya çevirdi ve omzuyla onu ittirdi. “–Hadi ama son yılımızdayız Carlie ve bunu komik bulduğunu biliyorum. Ayrıca bu küçük düştüğüm ilk sefer değil, insanlar artık normal karşılıyorlar ve beni böyle kabul ettiler bile. Hatta bu yüzden artık bunu küçük düşme olarak biler görmüyorlar. Ah ayrıca kabul et ben böyle olmasam sefil bir halde olurdun. Neyse Thomas’ın işin içinde olmasının senin sıkıcı triplere girmene sebep vermemesine sevindim yoksa sonsuzluktan beri süren arkadaşlığımız bile seni kurtaramazdı.” Bu sefer hiçbir yere toslamadan omuz silkmeyi başarıp, boğazından yükselen hafif bir kahkahayı havaya saldı. Mahcup bir gülümsemeyle gözlerini yere indiren cadının omzuna bir kolunu hızlıca atıp, sarılırken, tılsım dersliğinin geniş kapısından Hogwarts’ta devam eden son günlerini hatırda kalır kılacağına söz vererek içeri adım attı.

Profesör Doriné’in sınıfı normalden farklı bir hale getirmiş olması kendisini hiç şaşırtmamıştı. Yıllardır bu dersin çekilebilir olmasının bir nedeni de sınıfa her girdiğinde farklı bir manzarayla karşılaşıyor olmasıydı zaten. Yaratıcılığını kullanan profesörleri her şeyden çok seviyor olabilirdi. Buradan ayrılmadan önce sevdiği profesörlerin saçlarından bir tutam alıp, onları özlediği zaman çok özlü iksirle biçim değiştirip, kendisine sarılmayı da aklının bir köşesindeki yapılması gerekenler listesine ekledi. Geniş mekandaki sıraların kaldırılıp, yerine fazlaca cam kabin eklenmiş olması, batan güneşin kızıl ışınlarının camlarda çeşitli ışık oyunlarıyla kırılıp gözlerine ulaşmasına neden oluyordu ve bu güzel olsa da kesinlikle rahatsız ediciydi. Profesörün ders hakkında söylediklerini dinlerken bir yandan da en yakın arkadaşını cüppesinin kolundan çekiştirip yan yana duran kabinlere yaklaşmaya başladı. Kabinlerde yağmakta olan yağmur damlalarına rağmen profesörün sesi netçe duyulabiliyordu ve dersin içeriği açıklığa kavuştukça bir an önce işe koyulmak istiyordu. Çocukluğundan beri elementlere karşı oldukça ilgisi vardı, hava veya suyu kontrol etme fikri kendisini çok heyecanlandırırdı. Bugün bu fırsatı elde ediyor olması ağzı kulaklarında değiminin suratında şekil bulmasına yardımca olmuştu. Profesörün dudakları arasından sınıfa ulaşan kelimelerin ardından yavaş yavaş omuzlarına düşen kar tanelerini iç geçirerek izledi ve henüz kurumamış kıyafetlerinin tekrar ıslanmasına sebep olan cam kabine adımını attı. Kabin, bu kadar sıkışık olması dışında, yağmurlu bir günde doğanın sunabileceği her türlü somutluğu duyulara aktarıyordu. Yanındaki kabinde asasına uzanan Carlie’ye bakarak dil çıkardı ve büyüyü söylenildiği gibi uygulamak için gözlerini kapadı.

Los Angeles'ta yaşamanın verdiği bir dezavantaj olarak karla pek içli dışlı büyümemesine rağmen küçükken ailesiyle New York’a yaptığı birkaç ziyarete ait anıları kesik kesik de olsa hatırlıyordu. Myracle ve Asjuëd ailesi bir yılbaşını birlikte New York’ta geçirmeye karar verdiklerinde kendisi ve Carlie’nin yola çıkmadan önce üç gece boyunca uyuyamadıklarını, ikisinin de aynı renkteki, bulabildikleri en kalın kazakları  bavula tıkmaya çalıştıklarını, eldiven ve atkı almak için daha önce hiç olmadıkları kadar sevinçli olduklarını hatırlıyordu. Yılbaşı gecesi soğuktan kıpkırmızı olmuş burnundan içeri keskin havayı solurken etrafını saran ışıkların saf beyazlıkla örtülü cisimler üzerindeki oyunları kendisini fazlasıyla etkilemişti. Koyu gri gökyüzünden süzülmekte olan ufak tanelerin saçlarında su damlalarına dönüştüğünü hayal etti. Pamuk misali karın yumuşaklığına batan botlarını ve etarfı saran soğukluğu hissetti.
“–Meteolojinx Recanto!” Gözlerini açtığında kabin içerisinde hafifçe süzülen kar tanelerini gördüğünde yüzünde ufak bir gülümseme belirse de aklındaki fikirler o gülümsemeyi daha da büyütmüştü. Yapmak istediği şeyi kafasında tartarken bir süre daha başarının getirdiği sevinçle kabinde uçuşan zayıf kar tanelerini izledi. Nasıl olsa büyüde başarılı olduğundan şimdi sıra büyüyü kendi çıkarları için kullanmaya gelmişti, küçüklüğünden beri çok istediği bir şeyi yapmayı deneyecekti ve işe yarayacağını umuyordu. Tekrar gözlerini kapadığında üzerinde hissettiği ıslaklık su değildi. Sudan daha yoğun ve dudaklarına değdiğinde daha tatlı hissettiren bir şeydi. Los Angeles caddelerinde dolaşırken gördüğü pastane vitrinlerini gözünde canlandırdı ve yağmasını istediği şeyin dolgun kıvamını hissetti. Karın soğuğuyla tezat oluşturan ısısıyla önce elinde hissetti damlayı. Daha sonra aniden hızlanmaya ve vücuduna sertçe inmeye başlayan sıvıyla birlikte gözlerini açtı. Kahverengi çikolata kabinin her bir yanından dökülürken sevinçten çığlık atmaya engel olamadı. Ağzını havaya doğru hafifçe aralayarak ılık çikolatanın diline değip, boğazından geçerken geride bıraktığı o zayıf yakıcılığı hissetti. Çevresindeki kabindekilerin bazıları beyaz yerine kahverengi dolan kabinde neler döndüğünü anlamadan şaşkınca bakıyorlardı. Damlayan çikolataların tadını çıkarmaya çalışırken kocaman gülümsemesiyle, kendisine fal taşı gibi açılmış gözlerle bakan Carlie’ye döndü. Gözleri birbirini bulduğu an ile ikisinin de kahkahaya boğulmaları bir oldu. Elini kabine gelmesi için işaret ederek, yemeleri olası tüm azarlara rağmen onu da yanına çağırdı. Koşarak gelen cadıya kabinde yer açarak içeriye girmesine izin verdi. “–Bunu yaptığına inanamıyorum?!” Sıkış tepiş kabine zar zor sığsalar da mutluluktan dans etmek konusunda kimse onları durduramazdı. Gitgide hızlanmaya başlayan çikolata selinin içinde mümkün olduğu kadar çikolata yemeye çalışıp delice zıplarlarken oldukça çocuksu görünüyorlardı ama buna değerdi. Henüz çikolata banyosu yapmamış olsalar da en azından çikolata duşu almayı başarmışlardı.

Birkaç garip bakışın üstlerinde olduğunu hissetseler de Lilith yaptığı şeyle fazlasıyla gurur duyuyordu. Saçlarında, cüppesinde, suratında, kısacası her yerinde kurumakta olan çikolatanın sadece yedikten sonra değil, içinde dans ettikten sonra da insanı mutlu edebileceğini kanıtlamış olmanın bilinciyle, profesörden ne beklemesi gerektiğini bilmeden kabinden, dersliğin tozlu zeminine adımını attı.

____________________________________________________________________________________________________



:~~:
 

:•:
 


En son Lilith Asjuëd tarafından C.tesi Mayıs 30, 2015 12:02 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aude Leroy
Ravenclaw
Ravenclaw
avatar

RÜTBE : VII. SINIF
Gerçek İsim : nage

MesajKonu: Geri: VI. ve VII. Sınıflar I. Ders   Perş. Tem. 24, 2014 10:25 am



Camdan kürenin içinde bir rüzgâra tutulmuşçasına dönen yapay kar tanelerini izlerken, aklı bambaşka şehirlerde geziyordu genç cadının. Pek çok kez işte bu şekilde oturup, kar kürelerini izler ve farklı bir yerde olmanın hayalini kurardı. Hogwarts… Büyü dünyasının en hayal gücü yüklü, dolayısıyla görece en özgür binasıydı fakat Aude durmak istemiyordu. Her sabah aynı pencereden düşün gün ışığıyla uyanmak ona göre değildi, o koşmak istiyordu, yüzmek doyasıya ve uçmak uçsuz bucaksız bir gökyüzünde. Dünya üstünde ne varsa görmek istiyordu, tadına bakmak ve bütün bunlardan zevk almak. O buraya ait değildi, o hiçbir yere aitti. Hiçbir yere yani her yere… Yüzü avucuna yaslı, saçları sırtına düşüp gözlerini bir an kaçırmadan o kürenin içindeki hareketi izlerken, bir anlığına başka bir yere gitmişti işte, özgürlüğü her zerresinde düşlerken dahi hissedebiliyordu. Dünya Aude’ye aitti ve keşfedilmeyi bekliyordu. Gelecek olasılıklarla doluydu ve bu olasılıklar umut ifade etmiyordu genç cadıya, yalnızca ihtimalleri ifade ediyordu olması gerektiği gibi çünkü Aude’nin bir geçmişi yoktu. Bildiği ailesinin bir yanılsama olduğunu öğreneli yedi yıl olmuş ve o tatlı muggle çifti ziyaret etmeye hala cesaret bulamamıştı. Hogwarts mektubunun onlarda yarattığı şaşkınlığı bütün gerçekliği ile hatırlıyordu hala. Annesi mektubu eline alarak salondaki tek kişilik koltuğa çökmüş, muhtemelen bütün hatalarını gözden geçiriyordu. Babası sonunda şoktan sıyrılabilmiş ve Aude’ye evlatlık olduğunu anlatarak seçme şansı sunmuştu. Muhtemelen o kapıdan çıktıktan sonra geri dönmeyeceğini o da biliyordu ancak seçenek sunmuştu işte, belki de bu yüzden biraz vicdan azabı çekiyordu cadı, izin vermese, engel olsa her şey çok daha kolay olacaktı. Ancak muggle dünyası ona güzel alışkanlıklar hediye etmişti, her şehirden topladığı kar küreleri ya da her akşam delicesine okuduğu kitaplar gibi. Muggle yazarları seviyordu. Özellikle de büyülü dünyalar ile ilgili olanları… Her iki dünyayı bilip, aslında hiç görmediği bir yeri tahmin etmeye çalışan insanları okumak hoş bir duyguydu. Kafasını küreden kaldırdığında, yatakhanede bir iki öğrenciden fazlası kalmamıştı ki burası Ravenclaw’du bunun dersin başlamak üzere olmasından başka hiçbir anlamı olamazdı. Küreyi yatağının başucuna, komidinin üzerine, diğerlerinin arasına bırakarak dolabına yürüdü, cübbesini sırtına geçirdi. İşte bu uzun ağır kumaş parçasına yedi senedir alışamamıştı, zorunlu olmadıkça giymeye de niyeti yoktu. Dolap kapağına yapıştırdığı ders programına bir göz attı… Tılsım. Aude gülümsedi, geçmişin ağırlığını sırtlamış zor büyülerin üstesinden gelebilmek, daha doğrusu üstünden gelmeye çalışmak hoşuna gidiyordu. Bu bir şekilde, usta büyücülerle beraber asa tutmak demekti. Büyük bir şeyin bir anlığına parçası olma fikri hoş, çok hoştu. Yatakhaneden son çıkan Aude oldu, hiçbir zaman acele etmez, geç kalmaz ancak bir dakika erken de sınıfa girmezdi. Bu yüzden, derslikte halka oluşturmuş insanların arasından kabinleri görmesi çok erken olmadı. Ancak gördüğünde ilgi duymaktan kendini alamayarak halkada bir yer buldu kendine. Öğrenciler, bunların ne olduğuna dair tartışıyorlardı. Dışarıda delicesine yağan yağmurun sesi, kalabalığın uğultusu ile karışıyor sınıfta tam bir kaos oluşuyordu. “Aude, sence bunlar bir tür simülasyon filan mı?” diyen sese döndü gülümseyerek. Kaja… Yüzünde endişeli bir ifade ile kabinlerin birine elini yaslamıştı. Tılsımın favori dersi olmadığını biliyordu Aude ancak bu kadar endişelenecek bir durum olmadığını anlatmak istedi. Sarışın, güzel kız daima gülümserdi çünkü endişeli olmak pek ona göre bir şey değildi. “Ne oldukları hakkında bir fikrim yok ama Profesör Dorine bize yardım edecektir, hiç şüphem yok Kaja, endişelenmeyi bırak.” Dedi gülümseyip kızın omzuna kolunu atarken. “Haklısın, kadın bir harika. Geçen seneki dersini hatırlıyorum da, hani şu engelli olan, neredeyse hepimiz büyüyü başarmıştık.” diye, katıldı Kaja. İfadesi hemen normale dönmüştü, onu tek kelime ile anlatacak olsa bu kelime zaten “uyum” olurdu. “Bu arada Kaja,” Cümlesi içeri giren profesörün yarattığı dalga ile yarıda kaldı. Arkadaşının omzundan kolunu çekip önemli bir şey değil dercesine ufak bir dokunuşla ayrıldı ve kadının her hareketini dikkatle izlemeye başladı. Sarı saçları kendinden emin adımları ile ilerledikçe dalgalanıyor, sesi sınıfta bir anda oluşan sessizliğe tezat duvarlarda yankılanıyordu. Bütün kelimeleri, Aude için söylenmiş gibiydi, doğa ve dengesinden bahsederken gülümsemekten alamadı kendini cadı. Ve ardından profesör kısa bir gösteri yaparken karar verdi; evet, bu büyüyü yapmak için sabırsızlanıyordu. Kabine doğru yürürken hiç tereddüt etmedi bu yüzden, yalnızca eşikten geçerken büyülü sözleri aklından geçirip, hızla yağan yağmura karşı bir anlığına gözlerini kapattı.

Gözlerini açmadan, yağmur kokusunu içine çekti Aude, önce değiştireceği havayı iliklerine kadar hissetmek istiyor, değişimi daha elle tutulur kılmayı düşünüyordu. Yağmur tenine değsin diye, oldukça dar kabinde cübbesini bıraktı, omuzlarından süzülerek hemen ayaklarının dibine inen cübbenin ardından gömleği ıslanarak tenine yapışmıştı. Saçları sırılsıklamdı ve Aude yüzünü yukarıya kaldırmış yağmura gülümsüyordu. Bu inanılmazdı. Gerçeğinin birebir aynısıydı. Isısı, kokusu ve dokusuyla bu kadar gerçekçi bir tılsım ancak profesörün elinden çıkabilir diye düşündü. Dışarıda, çimler üzerinde uzanıp yağmuru izlese bundan farklı olmazdı. Sonra, asasını parmakları arasında döndürdü. Onun ahşap yüzeyini, avucunun içine oturuşunu ve elinden akarak ruhuna dokunan bağlarını hissetti, gözleirini kapatıp havayı bir kere daha kokladı Aude. Sonra gözlerini açtı, kesin tereddütsüz bir "Meteolojinx Recanto!" çıktı  dudaklarından. Zihninde kar capcanlıydı. Ve yağmur damlaları yavaş yavaş, acelesiz dönüşmeye başladı. Büyünün güzelliğine hayran kaldı Aude, su yavaşça donuyor, dönüşüyordu. Gülümseyerek tamamının dönüşmesini izledi cadı sonra elini kaldırıp tenine düşünlerden aykırı bir kar tanesini yakaladı avucunda, eriyişini izledi. Gözlerini kapatıp  kokusunu, yağmurla farkını hissetmeye çalıştı.  Ferah, serin bir kokuydu, yağmurdan çok daha kuruydu. Sonra anılarına gitti aklı, muggle evinde kartopu oynuyordu. Aude küçüktü ancak hatılayamayacak kadar değil. Koşuyordu ancak anıyı bir çığlık bozdu. Kulaklarını sağır edecek acılıkta çığlığa anlam veremeden öylece kalakaldı kabinin içinde Aude. Bu bir anıydı, ancak kendisine ait olamayacak kadar kanlı… Kurtları gördü Aude koşuşturan büyücüleri… Kendinden biraz büyük bir kız çocuğu elinden tutmuş, hızlı koşması için yalvarıyordu. Sonra düştü, elleri karın soğukluğuna resmen yapıştı. Duraksamak istemeyen kız çocuğunun endişesi, korkusuna karışmış gözlerinden akıyordu.  Ancak döndü ve onu kaldırdı. Hemen arkasında yırtıcı bir hayvanın, bir kurdun sesini işitti cadı. O an kız çocuğunun gözündeki korku silindi, durdu ve “Aude,” dedi “koşmaya devam et, babam seni ağacın altında bulacak, ağacı görüyor musun?” eliyle ileriyi işaret ediyordu. Cadı duraksadı.  Göz yaşlarıyla itti onu “Git artık. Sakın düşme!” ve Aude koştu, koştu… Kar taneleri yüzüne vuruyordu. Kabinin kapağını büyük bir gürültü ile açtı, gözleri dolu doluydu. Ardında bıraktığı mükemmel kar tanelerine bakmadan sınftan çıktı, yalnızca profesörle göz göze geldi, anlayacağını biliyordu.

Binadan çıktı, koştu ve koştu… Yağmura, üstündeki kandan arınmaya… Koştu.

____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Cajsa Noak
Hufflepuff
Hufflepuff
avatar

RÜTBE : VI. SINIF
Görevi : Okul gazetesi yazarı
Özel Yeteneği : Görücü
Uyruk : ewok
Gerçek İsim : zeynep

MesajKonu: Geri: VI. ve VII. Sınıflar I. Ders   Cuma Tem. 25, 2014 4:50 pm


Cajsa Noak hiçbir zaman hava durumunu kişisel bir etken olarak algılayacak kadar duygusal biri olmamıştı. Bu yüzden okul binasının pencerelerinden içeri karamsarlık okları atan gök gürültüleri ona isabet etmedi. Genç cadı, yaklaşık bir hafta boyunca gümüş tokalı çizmelerinin gizlediği ayaklarının ucuna basıp parmağının ucuyla patlatmaya çabaladığı stres baloncuğunun düşüncesini aklının surlarından çok daha ötede bir yere fırlattı ve en son çare olarak kabul ettiği bir şekilde dudaklarına hınzır bir kıvrım yerleştirdi. Üzerinde yakasında binasının armasını taşıyan, altı yıldır gururla giydiği cübbesi vardı, zorlu bir ders gününün sonuna doğru hatırına gelen zevkli hafta sonuna yalnızca bir gün kalmıştı, ergen takımının elebaşıyla birlikte, son serseriliklerinde onları profesörün birine şikayet etmesine karşılık olarak, şekilsiz kıçından asasıyla minicik bir fil kuyruğu çıkarttığı Ravenclaw kızının sevgilisinden Tılsım dersliğinin istikametine doğru kaçıyordu; sahiden, sıkıcı geçen bir Perşembe gününü bitirmenin daha sevimli bir yolu var mıydı? Peşlerinde olan hödüğü iki koridor geride bıraktıklarını fark edip soluklandıklarında, uzun süredir aralarında filizlenip dostluğun koynuna giren cinsel gerilimi gizlemek adına, birbirlerini bomboş bakışlarla süzüp dersliğin bulunduğu koridora giden köşeyi döndüler. Duvara rastgele asılmış bir aynaya bakarken alnında biriken terden ziyade, gümüş tokalı çizmelerine takıldı Cajsa'nın gözleri. Yüzündeki nedensiz gülümseyiş daha da genişledi.

Kapıda biriken küçük çaplı kalabalıktan sıyrılıp topuk seslerinin gıcırdattığı mekana girdi ve derslik tarafından karşılandı. Sıraların bulunması gereken kısma yerleştirilmiş, içlerine ancak bir kişinin sığabileceği cam bölmeler, dersin işleyişi konusunda olası fikirler yarattı genç cadının zihninde. Gizlemeye kalkışmadığı merakını rafa kaldırdı ve sınıfa bakındı. Uygulamalı dersler Cajsa'nın ilgisini çekiyordu. Adının Andrea ya da onun gibi bir şey olduğunu duyduğu profesör, fısıltıların itaatkar biçimde keskin bir sessizliğe döndüğü ve kapının son kez kapandığı sırada öğrencilere doğru çevirdi bedenini. Genç cadı, profesörün giyimini ve yüzünde 'ben bir Hogwarts profesörüyüm ve gözünüzü korkutmak için elimden geldiği kadar mesafeli duracağım' bakışının olmayışını takdir etti. Kısa bir tanıtımın ve işleyiş hakkında verilen birkaç bilginin sonrasında cam bölmelere girmeleri istendi öğrencilerden. Komuta uyan topluluğun arasında, çizmesinin topuk seslerini gülünç bir şekilde yankılatan zemine içinden küfrederek, aleladelikle cam bölmelere yürüdü. Profesörün "Bugün soluduğumuz havanın durumunu değiştirmeyi öğreneceğiz. Her biriniz bir kabinin yanına geçin lütfen.'' diyen sesinin dersliği doldurduğu sırada, çıt çıkarmayan heyecanlı kıpırdamalar oldu öğrenciler arasında. Cajsa'nın geçireceği iki saat konusunda beklentisi yükselmişti. Dersliğin farklı noktalarına dağılan öğrencilerin sesi soluğu kesildi; profesörün ''Meteolojinx Recanto!'' diyen sesi dışında. Dil takıntısına şükrederek Latince kökenli büyülü sözcüklerden, ortaya çıkacak etkinin havayla ilgili bir şey olduğu düşüncesini yakalamıştı. Profesör yapmaları gerekenleri telaşsız bir ustalıkla anlatırken genç cadının heyecanı artmaktaydı. Cajsa, rofesörün büyüyü yaparken sergilediği bilek hareketine dikkatini vermişti ki, tavana yönelen başlarla birlikte değişen atmosfere hayranlıkla daldı. Tılsımların en görkemlilerinden biri olan bu büyü, dört duvardan ibaret sınıfa yapay bir gökyüzü çağırmıştı. Havada kendilerine yer bulan bulutlar, pencereye bakıldığında maviliği kaplayan gerçek bulutlardan eksik kalmıyordu. Yumuşak dokuları, yağdırdıkları cam bölmeleri buğulayan ve öğrencilerin görüş alanını kısıtlayan kar öylesine sahici görünüyordu ki! Diagon Yolu'ndaki klasik bir Aralık gününü aratmıyordu bu manzara, insanın kapüşonunu kafasına geçirip kar topu oynamak için arkadaşının kapısını çalası geliyordu. Profesör Dorine'in, ''Başlayabilirsiniz.'' dediğini duydu Cajsa. Biraz önce yapılan açıklamayı hatırladı: Karı düşünmesi gerekiyordu. Cam bölmelerin varlığı ise şimdi anlam kazanmıştı.

Asasını cübbesinin cebinden tereddüt etmeksizin çıkardı ve bu büyünün o kadar da zor olamayacağı fikrine kapıldı. İşin kolayına kaçmakta bir numara olmuştu hep. Gözlerini gölgeleyen saçlarını kendini bilmiş bir tavırla kulağının arkasına attı, heyecanlandığı anlarda yaptığı gibi ciddi bir tavırla öksürdü ve asasını havaya kaldırıp biraz önce duyduğu sözcükleri tekrar etti. İlk seferinde başarı gösteremeyeceğini adım gibi bilmesine rağmen bunu kendisinden saklamayı ne iyi becermişti. Lanet bir büyü kraliçesi ya da tılsım ustası olmadığını kendine hatırlatarak etrafına bakındı. Henüz büyüyü yapamadığından buğulanmaktan kilometrelerce uzaktaki cam bölmenin içinden, dışarıyı net olarak görebiliyordu. Derin bir iç çekmesine yetecek kadar moral toplamıştı; görünüşe bakılırsa öğrencilerin hiçbiri büyüyü ilk seferde kaldıramamıştı. Sürü psikolojisinin koluna girip yalnız olmadığını hissetmenin rahatlığının, yeteneğini köreltmesine izin vermeyecekti. Aceleye kapılıp asasını kavrayarak tekrar denedi. Ardından tekrar, tekrar ve tekrar. Her denemenin ardından kıskançlıkla büyüyü başarıp kar taneleriyle süslenmiş cam bölmelerinin içinde gururla dikilen öğrencilere bakıyordu. Pes etmenin eşiğinde gibi hissediyordu kendini; tek istediği bahçede rastgele bir ağacın altına gidip şirin görünümüne yakışmayacak biçimde pipo tüttürmekti.

Gözlerinden akmaya yüz tutan yaşları geri çekti ve ağzından çıkan küfürleri sahte bir leydi taklidiyle bir kenara attı. Cübbesinin ipeğimsi kumaşını geri çekip amber renkteki kol saatine bakarak dersin sonuna yaklaşmakta olduklarını fark etti. Son ana bıraktığı her iş gibi, bu büyü de sırtına eşek ölüsü kadar bir yük bindirmişti. Profesöre son bir bakış attı ve derin bir nefes daha alıp ancak kendisinin duyabileceği bir tınıda, ''Evet, kızım.'' diye konuşmaya başladı. ''Hamleni yapmadan önce...'' arada bir kör bir güreşçi gibi belirsiz bir hedefe yumruk sallıyordu, ''...düşüneceksin.'' Gayet doğru bir hususa parmak basmıştı. Profesör Dorine'in kusursuzca gerçekleştirdiği büyüyü yaparkenki hareketlerini anımsamaya çalıştı. Sırtından kalçalarına doğru yol alan ter damlalarını görmezden gelmeye çabalarken, ''Bilek hareketi!'' diye haykırdı, hazine bulmuş bir avcının şaşkın gururuyla. Yaklaşık bir saat öncesine, profesörün büyüyü yaparken hafifçe büktüğü bileğinin zihninde yer eden yansımasına gitti aklı. Gereksiz düşüncelere yer vermeden, yeniden denedi. Önce çok az bükerek yapmaya çalıştı büyüyü. Ardından tutturmaya çalıştığı açıyı unutarak neredeyse hiddetli sayılabilecek bir aşırılıkla hareket ettirdi amber saatin süslediği bileğini. Geriye kalan az, belki de yetersiz zamanın elçiliğini yapmaktaydı bu saat. Baskının ağırlığını sahiplenip son bir kez asasına yeltendi genç cadı: kırk beş dereceye yakın bir açıyla hareketlendirdiği asası, açık seçik ve tok çıkan sesiyle birleşti: ''Meteolojinx Recanto!'' Son dakikaya saklanmış talih ininden çıkıp Cajsa'nın yardımına koşmuş olmalıydı ki, ders bitiminin tam iki dakika öncesinde kar taneleri belirdi genç kıza ait cam bölmenin içinde. Küçük cam kutusuna dolan soğuk havayla diken diken oldu Cajsa'nın tüyleri. Şükürler olsun, diye düşündü Cajsa; en azından katlanmak zorunda olduğu soğuk birkaç dakika sonra gerçekleşecek olan ders bitimine kadar sürecekti.

Etrafına hafif bir kibirle baktı ve kimi kelimenin tam ve somut anlamıyla fırtınadan çıkmış gibi, kimi ise suratına kar topu yemiş gibi görünen Tılsım kurbanı öğrencileriyle karşılaştı. Buna rağmen, başarılı olanların sayısının azlığından bahsetmek olanaksızdı. Onca beceriksiz denemenin ardından büyüsünü kusursuz şekilde yaptığını düşündü Cajsa. Profesörün gözüne girdiğini tahmin ederek, gong sesini duyar duymaz sınıftan ayrılmaya yeltenen gençlerin arasına sıvıştı. Dersliğe birlikte geldiği arkadaşını bulduğu an, yanaklarının yitirilmiş kızarıklığı hemen eski haline döndü. İki genç de bitkindi. Birbirlerine büyülerinden bahsederek dışarı çıkarken o kadar dalgındılar ki, 'Ravenclaw hödüğü' ismini taktıkları son sınıf öğrencisinin kapıda onları bekliyor olduğunu son anda fark ettiler ve çocukla son kez dalga geçip var güçleriyle kaçmaya başladılar.

____________________________________________________________________________________________________

sunshine, daisies, butter mellow:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: VI. ve VII. Sınıflar I. Ders   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
VI. ve VII. Sınıflar I. Ders
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Simli Resim Yapımı

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Tılsım Dersliği-
Buraya geçin: