AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
ACCIO WIDGET!        
Yönetim
Puanlar
Enler
Pano

Paylaş | 
 

 Sein.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Sorcha
Vampir
Vampir
avatar

RÜTBE : -
Gerçek İsim : Katre.
Yaş : 24

MesajKonu: Sein.   Ptsi Tem. 21, 2014 1:42 pm

Seın.

Sein Almanca'daki en güzel kelimedir ma petite.
Neden Abicik?
Zira hem ait olmak hem de var olmak anlamına gelir.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sorcha
Vampir
Vampir
avatar

RÜTBE : -
Gerçek İsim : Katre.
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Sein.   Ptsi Tem. 21, 2014 1:42 pm






En Sevgili,
Gözlerime nedensizce mil çekildiğinden bahsetmeye korkmuştum bir vakit. Gecenin mistik fırça darbeleri altında, ayın bıraktığı ışık huzmeleriyle süslenmiş nehirde mabedimin çıplak vücudunu seyrederken onun tenine değme lütfuna erişmiş her katre suyu kıskandığımı idrak ettim, o an; bakışlarımı perdelemeye muktedir olan sebebime de kavuşmuş olmanın verdiği coşkunun galeyanına gelerek her vaktimin böylesine ihtişamlı ve muzaffer geçeceğine dair tahayyülde bulundum. Hayalin doğurduğu puslu güzelliğe doğru bir adım atarken ağaç dalına takılan ayağım sebebiyle nehre yuvarlanan kaya parçası Olympos’a uzanan merdivenleri sekteye uğramaksızın çıkmama mâni; benim orada olduğumdan bihaber ağabeyimin etrafına tartar bir vaziyette uzun ve bir hayli tehlikeli bakışlar savurmasını, nihayetinde gözleri sadece bir anlığına beni yakaladığında ise arşı ve semayı yek edip kavuracak raddede naif bir tebessümü dudaklarına bırakmasına da elçi olmuştu. Kalın, ailesinin mal varlığını sırf benim geleceğim uğruna reddetmesi üzerine girdiği ağır şartlı işleri sebebiyle nasır tutmuş parmakları; kırılan ışık huzmeleri gecenin haberini gündüzün sıcak lakin samimiyetsiz koynuna bırakmasıyla hayat bulan sırlar gibi benim dudaklarıma nefes üfleyerek dirilmemi sağlamıştı. Dumah haklıydı, onun pek az konuda yanıldığını bilmek benim için bir güvence olduğu gibi hayatıma oturttuğum dümenden de farksız sayılırdı. Nitekim biz hakkında hiç tereddüdü olmamıştı, yaşlı rahibenin sözlerini günün ölümünde yüreğime kandil niyetiyle tutup mabedimin davetine icabet etmek için sebatla bir adım attım. Vaziyetim kaleme alındığında öylesine aleladedir ki, bir kaya parçasının suya indirdiği hafif darbe benim gibi kanının ismi asırları yıkmış bir Kızılkan’ın yüreğini kıskaçlar arasına alması vecd harici bir durumla dile getirmeye hiçbir şair lüzum görmez. Lakin akabinde peyda olan kanatan bir hezeyan silsilesi ile başlayan külfetlerin söze dökülmesi masaya konsa işte o vakit; ne bir Şehbal oynar ne de bir mürekkep beyaza leke olurdu.
Nehrin kıyısına, onun giysilerinin hemen yanına, normal şartlarda bir Kızılkan kölesinin dahi giymeye tenezzül etmeyeceği raddede pespaye giysimi bıraktığımda sanki onun varlığı ısıtmıyormuş gibi büyük bir cüretkârlık örneği sergileyerek yokladım Seine Nehri’ni. Bana gönderilen davetin önüne set çekebilecek kadar soğuk değildi nehir, hem O varken kuzeyin sularını taşısa dahi ‘Hayır’ kelimesi için dudaklarımın kıpırdamayacağı aşikâr görünürdü yüreğime göre. Su göğüs hizamı geçtiği vakit, yani yolu yarıladığımda, Tanrıların müjdeleyicisi olan erkek, kıymetlim, ağabeyim tarafından karşılanıp nehrin derinliklerine çekildim. İnce bedenimin onun bir zırh kadar sert bedenine planlanmamış bir şekilde değmesi ile saç diplerimden beni yakalayan özlem, bir yaprak misali titrememi öngörmüşse de bunun gerçekleşmemesi adına sert bir biçimde ısırdım dudağımı. O evli bir erkekti, nihayetinde her ne kadar ben onaylamasam da bölgenin en güzel kadınlarından biriydi eşi; bense bir pare sevgi, bir pare insani güdülerce yanında barındırdığı huysuz, sözde gurur timsali bir hiç. Sahi, ben de onun gibi bir başkasının yatağını ısıtsaydım benim onu sevdiğim gibi onun beni sevmesi mümkün olur muydu? Bu sualime bir yanıt alamayacağım hakikati iki yıl öncesinde benim eşim olmaya talip olan kişiyi düelloya davet etmesiyle belirginleşmişti. Bedenimin kasılı kalmasına sebep olan nefesi kesik kesik usulca bırakırken vampir olmanın yegane getirisine şükranlarımı sunmayı ihmal etmedim. Biçimli dudaklarımı naif bir tebessümle taçlandırdıktan sonra işaret parmağımı omuzlarında gezdirip gözlerinin içine baktım. Nefesim kesildi, ancak yine de bir sır gibi fısıldadım.
“Yine yakalandım Abicik.”
~

Biçimli, şarap kızıllığında doğal bir boyaya sahip olan dudaklarından hakiki bir mutluluk mırıltısı salıveren kadın; bedenine dolanmış bir şekilde taş kesilmiş erkeğinin kollarındayken mutluluğu, cehennemin harlı ateşlerinde yanan bedenine erişen bir hülya olarak adlandırarak gerildi. Bir nefeslik vakit öncesine kadar saf bir gülümsemeyle kıvrılmış dudaklar, yeryüzünde ne eşi benzeri görülmüş ne de tasviri yapılmış bir acı kitlesiyle titremeye başladı, en nihayetinde ise bir çığlık vuku buldu Loire Vadisi’nin karalığında. Kadının bedenine dolanmış olan kollar iradesiz bir biçimde iki yana açılırken genç kadına ait latif beden önce Loire Vadisi’nde bulunan her bir canlının çektiği acının külfetine dayanamayarak iki büklüm olmuş, iyice kapandığında ise savrulan kuzguni saçlarından yakalayan bir darbe ile yay gibi gerilmişti. Kendisine ateşi sunan erkeğinin hemen yanında bilinçsizce uzanırken yalnızca topraklarına gazap kusarak girenlerin varlığı ile gerilebilirdi güzel kadın. Zihni olan bitenin analizi ile meşgulken kansızlıktan güçsüz düşmüş elleri sert bir hamle ile kırdı taş mezarın kapağını. Toprağım, diye düşündü kadın. Hemen ardından zihninden ‘Hırsızlar, soysuzlar’ diyerek durumu iki kelime ile özetledi. Kollarını bedenine dolayarak titreye titreye ayaklandığı sırada evinin kırılan kapısının acı iniltisi çalındı kulağına. Burun deliklerinden içeri sızak yağmur, toprak, taze kan ve kürk kokusu ile sığ okyanus mavisi bakışları kızıl giysilerini giydi. Toy köpek evin bodrum katına sanki eliyle koymuşçasına hızla inip kapıyı araladığında kadının diri benini görmeyi beklemiyor olacaktı ki olduğu yerde sabit kılındı, kadın; çenesini hafifçe kaldırmış, iki elini hafifçe yana açmış, yerden azami ölçüde yükselmiş ve ufak bedene yöneltilebilecek en uğursuz bakışlarla topraklarına izinsiz ayak basanı karşılamıştı. İngiliz olduğu bariz onur yoksulu köpek, korku ve cehaletle yoğrulmuş ruhunu besleyerek dizlerinin üzerine kapandı.
“Efendi, yüzü aşkın kurt ile kuleyi çevreledik.” Merhamet edin.






____________________________________________________________________________________________________


Spoiler:
 

Spoiler:
 

Spoiler:
 

Spoiler:
 


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Sein.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Zahhak-
Buraya geçin: