AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
ACCIO WIDGET!        
Yönetim
Puanlar
Enler
Pano

Paylaş | 
 

 Edwin Oswald

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Edwin Oswald
Slytherin
Slytherin
avatar

RÜTBE : VI. SINIF
Gerçek İsim : C.

MesajKonu: Edwin Oswald   Perş. Tem. 17, 2014 7:50 pm



Karakter Adı: Edwin Oswald
Kan Durumu: Safkan
İstenilen Sınıf: Slytherin
Karakter Özeti*: Soğuk, kendi değerlerini ön planda tutan biri. Pek fazla arkadaşı yoktur; çünkü arkadaşlık kurmak üzerine gelişmiş bir becerisi bulunmamaktadır. İnsanlara güvenmez ve bu yüzden kendi içinde yaşar gerçek düşüncelerini. Derslerine önem verir ve olabildiğince zaman ayırır. Ancak tüm bu düzgün çocuk kişiliğinin ardında kendi çıkarları vardır. İnsanlığın çoğunluğunu salak olarak düşünür ve kendi zekasıyla onları rahatlıkla kontrol edebileceğine inanır. Ancak bunun için takip etmesi gereken kademelerin olduğunu kabul eder ve bu kademelerin kurallarına uygun gözükmeye çalışır. Kısacası tüm dışsal davranışları kendi çıkarlarını bir üst seviyeye taşımak için kullandığı sahte rolden daha fazlası değildir.

Örnek Rol Oyunu:

“Tak, tak, tak…” Sessizliğin içerisinde bir çığlık gibi yükseliyordu ayak sesleri. Tepelerde eski Hristiyan yapıları andıran küçük pencerelerin bulunmasına rağmen ayın ışığı uzun ve geniş koridoru aydınlatmaya yetmemişti. Bu yüzden olsa gerek gölgeler duvar diplerini ve köşeleri örümcek ağları gibi sarmıştı. Duvarın köşesine sinmiş genç adam burada tam olarak ne yaptığını veya nasıl buraya geldiği hakkında en ufak bir fikre sahip değil gibiydi. Sanki Azrail’e aitmiş gibi hissiyat yaratan ayak sesleri başlangıçta ilgisini çekmemişti; çünkü hemen yanında tüm heybetiyle yükselen heykel, büyülüymüşçesine dikkatini dağıtmıştı. Kadın mı; yoksa erkek mi olduğunu anlayamadığı heykel manasızca tanıdık geliyor ve gözlerinde oluşan ay parıltıları küçük gözyaşı damlaları gibi gözüküyordu. Genç adam istemsizce irkildi. Belki de hayatında ilk kez gerçek anlamda ölüm korkusu bedenini ele geçirmişti. Zira heykelin büzülen dudakları ve kasılmış avuçları büyük bir ıstırabın belirtisiydiler. “Sanki bu benim.” Genç adam sonunda yerinden doğrulurken elleri hafifçe heykelin sert yüzeyine dokunmuştu. Heykelin, bir buzdan daha soğuk ve ateşten daha yakıcı bir hissiyatı vardı. Ayak sesleri gittikçe yaklaşmış olmasına karşın hala tüm dikkati heykelin üzerindeydi; çünkü ne ruhu, ne de kalbi bu ilginç heykelin büyüsünden ayrılmak istemiyordu. Bakışları heykelin yüzünden başlayıp tüm bedenini incelerken, kendisine benzettiği heykelin başkasına ait olduğundan emin oldu. Burnu, dudakları ve özellikleri gözleri genç adamınkilere çok benziyordu ama cildini karamsarlaştıran kırışıklar ve bakışlarındaki nefret çok farklıydı. Genç adam merakla heykele bakamaya devam ederken, arkasındaki belirsiz kişi cılız ay ışığına yakalanmıştı. “Daha çok annemize benziyor küçük kardeşim.”

Stieg arkasından gelen sesle birlikte hızlıca döndü. Eli otomatik olarak asasına uzanmış ama kavrayabildiği sadece boşluk olmuştu. Bir organı haline gelmiş olan asasının nasıl yanında olmadığını anlamaya çalışıyor ve bir yandan da yüzü hala gölgelerin arasında gizlenen kişiyi tanımaya çalışıyordu. Yabancının sesi geçmişin anılarından gelen tanıdık bir tınıya sahipti. “Kimsin sen?” Genç büyücü asasına sahip olmamanın verdiği rahatsızlıkla konuşmuştu. Ancak duyduğu cevabın kahkahadan öteye geçmemesi, sesindeki çekingenliği bastıran bir öfkenin kabarmasına neden oluyor ve asasının yokluğu önemsiz hale geliyordu. “Kim olduğumu çok iyi biliyorsun küçük kardeş!” Gölgelerin içerisinden gelen net ve keskin sesle birlikte bir adım daha ileri çıktı yabancı kişi ve sahip olduğu simayla birlikte Stieg’in bir adım geri gitmesine neden oldu. Stieg kendisiyle aynı yüze sahip olan bu kişinin, bebekken ölmüş olan ikiz kardeşi olamayacağını çok iyi biliyordu. Bundan dolayı aklına gelen en mantıklı açıklama çok özlü iksirdi. Ancak bedeninden çok ruhunun ürpermesine neden olan bu kişi, herhangi bir iksirin yaratacağı etkiden daha karanlık bir şekilde kalbinden vurmuştu Stieg’i. Çok özlü iksir fikri başlangıçta çok mantıklı gözükmüştü ama ikiz kardeşi sadece kendisinin bildiği bir geçmişin derin sularında kaybolmuştu. Bundan ötürü kimsenin tahmin edemeyeceği birini taklit etmesi mümkün değildi.

“Bu olamaz. Sen… Sen ölüsün!” Genç büyücü içinde gittikçe büyümekte olan bir korkuyla konuşmuş ve sesi kendisine ait olmayacak kadar zayıf çıkmıştı. Kendisine benzeyen bu kişinin konuşmaktan çok alayla gülümsemesiyse zayıflayan sinirlerini yormaktan başka bir işe yaramıyordu. “Hayır, küçük kardeş. Eğer ölü olsaydım burada olamazdım değil mi?” Stieg istemsiz bir şekilde bir adım daha geri gitmek istemiş ve ardından gözleri bir kaçış armaya başlamıştı. Lakin başlangıçtan beri nasıl geldiğini bilmediği bu uzun koridorun tek bir çıkışı var gibiydi ve Stieg’in o çıkışa ulaşması için kardeşini geçebilmesi gerekiyordu. Asasına sahip olsaydı bunu yapabilecek gücü kendinden bulabilirdi ama şuan tamamıyla savunmasız bir haldeydi. Çaresizce elini bir kez daha cüppesinin cebine soktu ve asasını bulmaya çalıştı. İşte o zaman sanki aklını okuyormuş gibi cevap verdi kardeşi olduğunu iddia eden kişi.

“Asanı ben aldım. Boşuna arama.” Stieg’in bakışları hızlı bir şekilde ikizinin eline yöneldi. 30 cm ve Erguvan ağacından yapılmış olan asasını kolaylıkla tanımıştı ama onun ikiz kardeşinin elinde ne aradığı hakkında bir fikri yoktu. Gerçi genç büyücü düşündüğünde gözlerini açtığından beri yaşadıklarına mantıklı bir açıklama veremiyordu. “Asamı geri ver!” Stieg her seferinde daha fazla kontrolünü kaybediyor ve öfkesiyle korkusu arasında ne yapabileceğini kestiremiyordu. İkiz kardeşiyse kardeşinin bu zavallı tepkilerini alaylı bir gülümsemeyle incelerken, sakin adımlarla aralarındaki mesafeyi kapatmıştı. “Hala anlayamadın değil mi?” İkiz büyücü neşeli bir şekilde kardeşini sorgularken kaşları hafifçe kalkmıştı. Anlaşılan uzun saçları, ince burnu ve kıvrık dudaklarıyla kendisine tamamıyla benzeyen kardeşinin bu kadar saf olmasını kabullenemiyordu.

“Anlasana küçük kardeş, biz birbirimizden ayrılamayız. Annemiz ilk günahı işlediğinden beri aynı bedeni paylaşıyoruz.” Sözlerini tamamlarken sonunda Stieg ile aralarındaki mesafeyi kapatmıştı. Sakince şok dolu bakışlarla kendisine bakan kardeşinin dağılmış saçlarını ve cüppesini düzeltirken konuşmaya devam etti. “Yobazlaşmış annemiz beni öldürdüğünü sanıyordu. Aslında bizi bir bedende birleştirerek daha güçlü olmamızı sağladı.” Bir yandan kardeşi Stieg’e olanları anlatmaya çalışırken; diğer yandan kardeşinin düzeltilmiş saçlarıyla nasıl göründüğünü inceliyordu. Stieg ise ne diyeceğini bilemeden duyduklarını algılamaya çabalıyordu. Kardeşinin söyledikleri soru işaretlerini bitirmek yerine daha fazla soru işareti oluşturmuştu sadece. “Ama nasıl?” Stieg sorabileceği tek soruyu sorarken aslında cevabı da tahmin ediyordu.

İkiz kardeşi sadece bir kahkaha attı ve gecenin başında Stieg’in ilgisini çeken heykele doğru ilerledi. “Büyü…” Kardeşinin saçma sorusuna sakince cevap verirken heykeli incelemeye devam etti. Stieg anlamsız bir şekilde ikiz kardeşine bakıyor ve tüm anlattıklarını düzenli bir sıraya koymaya başlıyordu. Annelerinin işlediği günah ve ikiz kardeşinin ölümü hakkında pek fazla bilgisi hiçbir zaman olmamıştı. Sadece babasının kendisini yetimhaneye bırakırken yazmış olduğu mektupta yazanlardı bildiği tüm geçmişi. Ancak sonra kardeşinin gecenin başında söylediği şey aklına geldi. “Daha çok annemize benziyor.” Sanki saatler önce sarf edilmiş cümleyi tekrarlarken hızlıca heykele doğru ilerledi. Heykelin yüzündeki ıstırap ve acı çektiğini belli eden elleri… Stieg duraksadı. Aniden bir sisin arkasında yaşamış olduğu hayali olayları anımsadı. Ellini hızlıca boynuna götürdü ve ince zincirin ucuna geçirilmiş küçük simgeyi hissetti.

“Olamaz!” Genç büyücü çığlık atarak uyanmıştı. İlk hissettiği tüm bedenini sarmış olan ter damlalarıydı ama düşünmeye çalıştığı tek şey gördüğü kâbustu. Kardeşi, annesi ve geçmişiyle ilgili olan karmaşık kâbusun manasını ve içeriğini tam olarak çıkaramıyordu. Oysa uykusundan uyanalı beş dakika bile olmamıştı. Stieg hızlı ve derin bir şekilde nefes almaya devam ederken nerede olduğunu algılamak için çevresine bakındı. Yatağının çevresini saran örtü ve odadan gelen başkalarına ait nefes alışları, binasına ait yatakhanede olduğunu gösteriyordu. Bu biraz olsun rahatlamasını sağladı; çünkü gördüğü kâbustan sonra hiç bilmediği bir yerde uyanmak yeterince korkutucu olurdu. Bir süre boyunca nefes alışının düzelmesini bekledi. Artık uyuyabilecekmiş gibi hissettiğinde kendini tekrar yastığının güven veren yumuşaklığına bıraktı ve çok geçmeden derin bir uykuya daldı.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Marauder
Forum Yöneticisi
Forum Yöneticisi
avatar

Gerçek İsim : Tolgaki

MesajKonu: Geri: Edwin Oswald   Perş. Tem. 17, 2014 8:03 pm

VI. SINIF, SLYTHERIN.
Keyifli rpler.

____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Edwin Oswald
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Seçmen Şapka-
Buraya geçin: