AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
ACCIO WIDGET!        
Yönetim
Puanlar
Enler
Pano

Paylaş | 
 

 Evren

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Nathaniel Winter
Slytherin
Slytherin
avatar

RÜTBE : VII. SINIF
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : 18
Gerçek İsim : Nagehan

MesajKonu: Evren   Çarş. Tem. 09, 2014 11:36 pm








Evren


Nathaniel Winter & Andréia Dorine





____________________________________________________________________________________________________

Tolga.


En son Nathaniel Winter tarafından C.tesi Tem. 12, 2014 3:51 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nathaniel Winter
Slytherin
Slytherin
avatar

RÜTBE : VII. SINIF
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : 18
Gerçek İsim : Nagehan

MesajKonu: Geri: Evren   Çarş. Tem. 09, 2014 11:37 pm


Aynayı, ruhu yokmuş gibi,  bomboş bakışlarla seyrediyordu Nathaniel. Varlığını seyretmek, dünyanın en büyük hakaretiydi. Köşeli çenesini, bembeyaz teni üzerinde kara delikler gibi gözlerini, becerikli bir heykeltıraş elinden çıkmış gibi görünün kaslarını seyretmek, bütün dünyaya hakaretti. İnanılmaz bir potansiyelle doğmuş, onu kullanmak şöyle dursun harcamıyordu bile. Yalnızca, o aynanın karşısında, öylece oturuyordu günlerdir. Gözlerini kapattı ve sonra tekrar baktı aynaya. Cosette… Omuzlarına tutunmuş dizleri üzerinde ardına çökmüştü işte, bütün güzelliği ile… Başını hafifçe çevirerek boynuna gömdü dudaklarını. Nathaniel’in göğsünün üzerine çöktü nefesi, ağırlaştı ve ağırlaştı. Oradaydı işte… Görüyordu. Adı gibi asil zaferiyle, öldürmüştü Nathaniel’i. Onunla yaşamaya başlamıştı genç adam, onsuz devam edemiyordu. Evrenin ona hiçbir zaman vermediği bütün ihtiyaçlarının toplamı, muhteşem bir lütfuydu Tanrı’nın. Elini kaldırıp kuzguni saçlarına dokunmak istese, hissedemeyeceğini bilmenin hüznü ile kıpırdamamaya zorladı kendini. Oysa ne çok istiyordu, omzunun hemen üstündeki boynunu tutmak, yüzünü okşayarak öpmek dudaklarını ve dönerek sarılmak… Hiç bırakmamacasına… Derin bir nefes aldı, Nathaniel. Buradan kalkmalıydı artık. Ancak yalnızca bu şekilde kendini var hissediyordu. Dakikalar, Cosette’yi, Cosette’nin etrafında gezişini, güzel gözlerini, saçlarını, bedenini seyretmekle geçti. Dakikalar sonra Nathaniel ihtiyaç odasının zemininde, buz gibi soğuğa uzanmış, uyuyordu.


Bir rüyayı seyretmek daha güzel olabilir miydi sahi? Gözlerini başıboş bir sokakta açmış, Cosette’nin elini tutuyordu. Oarada dünyanın geri kalanından çok daha gerçek ve çok daha anlamlı bir varlıktı Nathaniel. Bütün bedeni yalnızca eline dokunarak, kendini bulmuş, kaybolduğu yerden çıkarak hayatın bir köşesine, hatta çok önemli bir köşesine tutunmuştu. Dudaklarında güzel bir tebessüm vardı. Durdurdu Cosette’yi yüzünü görmek istedi. Bütün mimiklerini ezber edercesine geçti sözleri üzerinden, güzel dudaklarında kaldı. Eğilerek öptü onu, ruhunu içine akıtmak istercesine. Özlediğği ancak neden özlediğini bilmediği o tadı tekrar buldu dilinde. Hiç kaybetmemişti onu, bedenini sımsıkı sardı. Peki, niçin özlem duyuyordu?

Uyandı sonra. Gözlerini içerisinde yalnızca, pencereden gelen loş ışığın aydınlattığı odada gezdirdi. Ruhu parça parça dağıldı etrafa, ne zaman kristal olmuştu Nathaniel, hatırlamıyordu. Olduğu yerde toparladı bedenini, öylece oturdu. Neden sonra hatırladı. Onu, kaybettiğini, rüyasını… En son da aynayı… El kadar odayı, defalarca kes döndü, oturduğu yerden her köşeyi görüyor olmasına karşın. Tek tesellisi, tek umudu, varlığını bağladığı son şey gitmişti işte. Oda zavallı ruhuna acımayı bırakmış, gitmesini istiyordu artık. Daima yenilgiler içinde olmaktan bıkmıştı. Çocukluğunu hatırladı, ona yalnızca bedenden ibaretmişçesine parasını gönderen ve susmasını isteyen babasını... Küçücükken bütün bildiklerini öğretip, dünyadan geçen annesini… Sokaklarda, sabahın olmayışını… Yankesicileri ve kendinden çok daha büyük adamlardan yediği dayakları… Çalıştığı bütün o pis işleri ve işittiği tüm hakaretleri… Sanki dünya üzerine yalnızca gelmiş, öylece fırlatılmış bir atıktı. Bütün insanlar yaratılıyorken o arada kaynamıştı. Bir kez, bir tek kez göğsünün hemen üzerindeki dövmeyi yapmadan hemen önceki gece, Cosette’nin nefesi nefesine karışırken inanmıştı her şeye. Değişime ve kendisini bekleyen, uzun inanılmaz bir geleceğe… Mutlu olabileceğine… Hayat onu alıp en yükseğe çıkarmış ve yeniden öylece bırakmıştı. Dünyaya doğarken düştüğünün iki katı bir acı ile düşmüştü Nathaniel, çünkü zaten yaraları vardı. O hızla tutunacak bir yer aramış ve işte onu da bulamamıştı. Olduğu yerde düşünceleri beynini harap ediyordu. Sağına soluna baktı ve sonra gördü odanın bir köşesinde yüksekçe bir masanın üzerinde… Oraya yürüdü. Önce hapları gördü ardından, incecik ve parıldayan jileti. Karar verdi bu kez acısız olmayacaktı.

Bedeni Nathaniel’den bağımsız, onun güçsüzlüğünden kopuk ilerledi. Kolu  bir yabancınınkiymişçesine uzandı jilete ve parmaklarının arasına aldı. Olduğu yere öylece çöktü sol elinin üzerinden, slytherin cüppesini geriye çekerek gömleğini katladı. Kısa ancak kararlı bir nefes aldı ve keskin bir acı ile saplandı bedenine bıçak. Acı bir anda bütün ruhunu sararak yaşadığını hissettirdi ona. Bir an daha ileri gidemeden kalakaldı. Sonra devam etmeye zorunlu olduğunu hatırladı ve tekrar bastırdı kanı damla damla düşüyor yerde küçük durgun bir su birikintisi halini alıyordu. Acıya direnme adına dişlerini sıktı ancak bir kısa bir yakarış çıktı dudaklarından, bir çığlık değil kısık sesli bir ahtı bu. Böylece geçiyordu dünyadan. Bağırmadan, hiçbir şeye karşı koymadan… Kendi isteği ve arzusu bile değildi çekip gitmek, nasıl nefes alıyorsa zorunluluktan, şimdi de öyle gidiyordu işte. Cosette… Gözleri… Gece’nin en koyu yeri… Yıldızlar ne güzeldi oysa… Ve annesi… Babası hiç mi sevmemişti onu… Belki bir defa o başını okşadığı tek sabah hasta yatağının ucunda… Dövmenin olduğu yerde sızı… Hep demişti… Daima… Ah… Gidiyordu işte… Gece nasıl aydınlık… Gözleri kapanırken başı yaslandığı duvardan kaydı. Mermere çarptığında hissetmiyordu artık, olmak istediği yerden çok uzaktı. Nathaniel, yaşamalıydı.



Kulaklarına çarptı sözler. Cehennemde, bu denli güzel bir ses var mıydı? Işık göz kapaklarından süzüldü yavaş yavaş, bütün vücudu ağrılar içinde kıvrıldı. İnlemeye benzer bir ses çıkardı Nathaniel, sonra gözlerini açtı. Karşısında, endişeli ve derin bir çift mavi göz vardı. Meleklere inanmazdı Nathaniel, ancak şimdi inandı. Niçin endişelisin, demek istedi. Dokunuşunu hissetti üzerinde, kadının gözleri gittikçe netleşirken onlara bakmaktan kendini alamadı genç büyücü. Aitlik oradaydı işte, orada bir yerde olmalıydı. Dünyaya sığamamıştı ancak oraya sığacaktı.

Çünkü Andréia'nın gözlerinde, dünyadan öte, özgür bir evren vardı.

____________________________________________________________________________________________________

Tolga.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Andréia Dorine
Profesör
 Profesör
avatar

RÜTBE : TILSIM & RAVENCLAW BİNA SORUMLUSU
Patronus : lama.
Karakter Yaşı : otuz altı.
Uyruk : ingiliz.
Gerçek İsim : miray.
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: Evren   Cuma Tem. 11, 2014 5:41 am



Dolunay.
Çok mutlu seneler önce, anlamı yalnızca ayın bir evresini çağrıştıran kelime, şimdi Andréia'yı çağırıyordu. Pencereden içeri süzülen ışınlar, yalnızlığa mahkum edilmiş odasında sıkıntıyla oturan kadının göz bebekleriyle buluşuyor, zihninde sessiz bir uluma yankılanıyordu. Clyde. Ağzında bir kan tadı hissediyordu kadın. Dudaklarına hiçbir zaman değmemiş bir canlının tozlu kanı. Belki bir sincap. Ya da... Daha beteri. Dile getiremedi düşüncelerini, gerek de yoktu. Clyde ruhen çok uzaktaydı; bedenini dolunaya teslim etmiş, derin bir inzivaya çekilmişti. Clyde'ın şimdi bir kurt olan bedeni ise, Andréia'dan çok uzakta değildi, olamazdı. Aynı şehirde nefes almaya mahkum edilmişlerdi. Aslında bu mahkumiyet tek taraflıydı. Clyde mahkumdu. Ne var ki Andréia için bir canlının yükü çok fazlaydı. Ağırdı. İstemiyordu.. Hiçbir zaman tozlanamayacak, sık sık zinhini işgal etmeye başlayan anıları, bir kez daha su yüzüne çıktı.

Gecenin en karanlık siyahına bürünmüş patikada, zihnine itaat etmeyen ayaklarının yönlendirmesiyle, iflah olmaz bir sıkıntının yetkisiyle, ormana doğru yürüyordu kadın. İçtiği şarapların bulandırdığı beyni, sıkıldığı dört duvarları terk etmesi için onu zorlamış; yalnızlığın ödülü özgürlüğü, onu köhne bir kasabaya cisimlendirmişti. Çok fazla içmişti. Alkolün yaratıcı dünyasına dalıp uyanmamayı dileyen tecrübesiz bir genç misali, bir kez olsun tedbiri elden bırakmayı, alkol tarafından yönetilmeyi dilemişti. Ne var ki zihni yeteri kadar bulanıklaşmamış, kontrolü asla elden bırakmayacağının sinyalini başarıyla göndermişti. Bu gerçeğe bir nebze meydan okuyor, hiç bilmediği bir serüvene atılıyordu. Yürüdüğü orman bir tilki kadar sessizdi. Sık ağaçlar yavaş yavaş açılıyor, ormanın kalbinin hoşnutsuz misafirperverliğine ulaşıyordu. Gece kadar acı bir çığlık sessizliği yardı. Bir şeyler yanlıştı. Andréia burada olmamalı, arkasını dönüp uzaklaşmalıydı. Önüne geçilmez merakı ve bulunması gereken yerin burası olduğu inancı, yürümeyi devam etmesini sağladı; tedbiri ise eline asasını aldırdı. Asanın zayıf ışığıyla aydınlanan ağaçlar arasında bir şeyler kıpırdıyordu. Titreyen adımlarla devam etti. Kan kokusu, asaya gerek bırakmadı, yolun devamında rehberlik etti.

Yıllanmış bir ağacın enerjisini paylaşmak istermiş gibi, son anlarını yaşayan bir adam, umutsuzca ağaca sarılmıştı. An durdu, zaman akışkanlığını kaybetti. Hiçliğin ortasında merakıyla elde ettiği durumun karşısında ne yapacağına dair hiçbir fikri yoktu. Kalbinden kasıklarına kadar bir çizikle kutsanmış adamın verdiği her nefes son nefesi olabilirdi. Ölüm o kadar yakındı. Adamı almak için uzanan Azrail'i gözünde canlandırabiliyordu. Düşünmedi Andréia. Yaptırımlarının tehlikesini bir kenara itti, yalnız ve yalnız o ana, adama odaklandı. Birinin gözlerinin önünde ölmesine nasıl izin verebilirdi? Yanına eğildiği adamın elini tuttu, doğrulttuğu asası ve dudağından süzülen hiçbir sihir kitabına konu olmamış sihirler ormanın kalbinde bir ışık huzmesi oluşturuyordu. Devam etti. Adamın kapanan gözleri yeniden açılana kadar, hiç ziyaret edilmemiş tılsım diyarından çekip çıkardığı büyüyü mırıldanmaya, adamı sihirlerin en güzeli tılsımla hayata bağlamaya çalışmaya devam etti. Ve adam gözlerini açtı.

İki yıl önce bütün izlerini iki tarafta da kazıyarak oluşan anı, Clyde'ın bağımsızlığının bittiği günün anısıydı. Mesleki başarısıyla övünmeyi seven Andréia bir yerlerde hata yapmış, masum düşüncelerle bir adamın hayatını kurtarırken, hayatın kelime tanımı olan ruhu, bağımsızlığı, yaşamı kendine bağlamış; gittikçe güçsüzleşen bir Clyde'ın tüm benliğini kendine adatmıştı. Yanlış giden bir büyü adamın hayatını adeta eritmiş, Andréia'ya dile getirmiş olmasa da, o gece orada acı içinde ölmeyi yeğeletmişti. Yıllar süren merak ve dünyanın tarihine olan yolculukları sonucunda edindiği eşsiz tılsım bilgisi adamın hayatını kurtarmış bir o kadar da ölümü diletmişti. Yaptığı hatayı geri alamamış, hatasının ne olduğunu bile çözememiş, aralarındaki bağı bozan bir tılsım keşfedememiş, olayın gerçekliğini kıramamıştı. Şimdi Clyde, Andréia'nın boyutu tarif edilemez hatasını Andréia'ya yakın bir yerde, gücünün en son damlasına kadar eriyişini izlemeye mahkum edilmişti. Ve şimdi Andréia, Clyde'ın kurda dönüştüğü bir dolunayda daha, dönüşüme koltuğundan tanıklık ediyor, kaybolmayan dolunayın uzaklaşmasını diliyordu. Oturamadı Andréia. Clyde'ın varlığını hissederek, koltuğunda oturamadı. Bir hışımla terk ettiği odasının penceresinden hala dolunayın ışığı süzülüyordu.

Pencerelerden uzak durmaya özen göstererek turladığı Hogwarts, uykunun sessizliğiyle ağırlaşmıştı. Sessizliğin ardında, Andréia'nın zihnini kurt ulumalarından ilk defa çeken bir ses patlak verdi. Hogwarts hala uykunun sessizliğini ağırlıyordu. Ne olduğunu anlayamadığı bir ses yalnızca ona duyulmuş, anlık bir şaşkınlıkla koridora saplanmıştı. Tılsımlar. Hayatının en eşsiz başarısı ve en büyük laneti. Her zaman tehlikede olan Hogwarts'ı da tılsımla kendine bağlamış, öğrencilerin düştüğü olası tehlikelerde önceden uyarılmayı garanti altına almıştı. Koşar adımlarla yedinci kata yöneldi, kalbine bir fener misali konan tılsım, yolunu aydınlatıyordu. Boş bir duvarla karşılaşması gereken, normalde görünmez olan İhtiyaç Odası'nın önüne geldiğinde, küçük bir kapıyla karşılaşmış olması Hogwarts'ın ihtişamına bir kez daha hayran bırakmıştı. Tehlikeyi hisseden sadece Andréia değildi. Hogwarts... Kapıyı iterek içeri girdi.

Tanıdık koku, tüm gece dudaklarında tadını aldığı koku, kan.
Zemine yayılan kızıllığın ardında bir genç yatıyordu. Oraya ait değildi genç. Kana bulanma vakti henüz gelmemişti. Koştu Andréia, küçücük odada daha fazla geç kalmamak için koştu. Uzun parmakların ucunda sallanan bir jiletin marifetiyle bileğinden dökülen kan çok fazlaydı, çok geçti. Birilerini çağırmayı, şifacılara seslenmeyi düşündü. Sesi çıkmadı. Çok geç olduğunu biliyor, hayatında ikinci kez Azrail'in silueti hayalinde oluşuyordu. Hayır, bir kez daha olmaz. Birini kurtarmış, ölümlerden beter yeni bir yaşam sunmuştu. Bunu bir kez daha yapamaz, birinin daha hayatını kendine bağlama riskini göze alamazdı. Biri. Nathaniel Winter. Kanlar içinde yatan genç büyücü, Andréia'nın sınıfındaki sıraları dolduran pek çoğundan biri fakat pek çoğundan özeldi. Keskin zekası, okunamayan bakışları ve hazır cevaplılığıyla.. Daha görmesi gereken çok gün doğumu, yaşanması gereken pek çok mutlu anı vardı. Lanet etti. Aldığı riskin büyüklüğü ile riski almadığı senaryodaki hüznün büyüklüğünün eşdeğerliğine lanet etti. Aldığı kararların yükü omuzlarına binmiş, bu kez hata yapmamayı diliyordu. Lütfen. Bu kez olmaz. Çocuğun yanına oturdu, kanlar içinde kalmış elini kendi elinin arasına koydu. Hayatında bir daha dile getirmemeyi dilediği büyüler hüzünle dudaklarından çıkarken, sonucunun ilkiyle aynı olmaması için Tanrıya resmen yalvardı. Bu çocuğun hayatını karartmak gibi bir lüksü yoktu, ölümü kendi dilemişken onu hayata döndürmeye çalışma lüksü olmadığı gibi.

Zaman dolunay kadar yavaş geçti. Gözlerini ayırmadığı genç nihayet gözlerini açarken, onu bağlamış olsa dahi bu kadar erken anlayamayacağının bilincinde olsa da, karşılaşacaklarından korktu. ""Ölmek için yanlış gün. Tanrı bir gün daha yaşamanı istemiş olmalı." Kalkıştığı hareketin nedenini sormadı, bundan dolayı ayıplamadı, hiçbir şey söylemedi, bıraktı Nathaniel kendine gelsin, bıraktı yaşadığı anın gerçekliği içini kasıp kavursun, bıraktı yaptığının hata olup olmadığı kararını kendi versin. Yine de sessizlik can sıkıcıydı. Clyde dışında hiçbir canlının haberi olmadığı yeteneğini burada sergilemiş, çocuğa olan güveninden zerre kadar emin olamıyordu. "Ölmek için yanlış yöntem. Bir büyücü olarak çok daha kolay yolları olduğunu biliyorsunuzdur Bay Winter, acıyı dileyerek ölmeniz -ah, ölmeye çalışmanız..." Devamını getirmedi, anladığını biliyordu. Fark etmeden geçemedi, bu çocuğun yüzünü bir daha asla görmemeyi diliyordu, bu şekilde aralarında bir bağın oluşmadığı kesinleşmiş olurdu. Gözleri hala çocuğun gözlerine kilitlenmiş, ardında yatan büyüyü görmeye/görmemeye çalışıyordu, sanki mümkünmüş gibi.

____________________________________________________________________________________________________






Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nathaniel Winter
Slytherin
Slytherin
avatar

RÜTBE : VII. SINIF
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : 18
Gerçek İsim : Nagehan

MesajKonu: Geri: Evren   Ptsi Tem. 14, 2014 10:50 pm


Hiçliğin boşluktan büyük olduğunu anladığı andı, gözlerinin önünde başlarken dalgalanmalar. Bakışlarının çevresinde noktalar halinde başlayıp genişledi karanlık, odağına doğru. Nefesinin bu denli ağır, içine çektiği oksijenin bu denli yetersiz olduğunu bir başka zamanda bilmiyordu Nathaniel. Sırtını yasladığı sert duvara doğru yatırdı başını da, böylece bakışlarını tavana sabitledi. Tavan hiç olmadığı kadar genişti zihninde, üzerinde sahipsiz desenler dolanıyordu yarı karanlık. Bütün bunlar dışavurumcu bir tablonun keskin çizgileriydi sanki, Nathaniel’in ruhuna dokunan her çehre damla damla akıyordu tavana. Bir zamanlar kızdığı bütün yüzlerde, hüzün vardı şimdi. Sevdiği, sevebildiği yüzlerde ise vasıfsız keder… Elini uzatacak, onu yaşama tutturacak kimse yoktu işte. Nathanile Winter, gençliğinin baharında ve bütün olasılıkları önünde uzanırken, veda ediyordu. Bir zamanlar güldüğünü hatırlıyordu genç adam, annesinin bakışları altında. Hayatta onu yalnızca annesi sevmişti herhalde, ölürken anladığı buydu. Cosette… O sevmiş olamazdı. Teninin üzerine sembolünü kazımış, sonsuza dek demiş olsa, onunla ölüme yürümüş olsa bile… Hem ölememişlerdi işte, buradaydı ve bu işi bitirecekti Nathaniel. Dününün ve geleceğinin hepsini silecekti. Dünü silmek, yarın kadar kolaydı genç adam için, çünkü insan ölünce ancak başkalarında yaşardı, onun yaşayacağı kimse yoktu. Bugün çekip gidecekti ve kimse, ah, demeyecekti, bir çocuk vardı hatırlıyor musunuz? Kulağında bütün seslerin arasında bir ses geri dönmesini haykırıyordu. Bunu görmezden gelmeyi çok önceleri öğrenmişti adam… Bugün durdu ve dinledi, özür diledi sesten, üzgündü asla yeterince olmayacaktı. Yeterince iyi ya da yeterince mutlu değil, yalnızca yeterince bile olamayacaktı… Gelişi güzel fırlatılmış bir yaşamdı o, yaratıcısının bile unuttuğu… Gözleri acı ile kapandı. Derin bir nefes daha aldı, acı ağırlaşıyordu artık sürekliliğin hafifliğine tutulmuştu. Slytherin cübbesinin yeşil kenarları kırmızı ile yıkanarak siyaha dönmüştü artık. Neden, dedi kendine, neden kimliğini bulamamıştı? Bir zamanlar eski püskü bir barda tanıştığı yaşlı başlı bir adam, herkesin bir yeri var hayatta, bu gün değilse yarın demişti. Hakikaten kendisi için bir yarın var mıydı? Belki… Ancak belki iğrenç bir sözcüktü, umut aşılayan insanı yakalayan yapış yapış bir sözcük… Varsa bile, reddetmişti onu, işte bu güzeldi. Var olana direnerek, ölüyordu. Pes ederek değil… Bu bir baş kaldırıydı, bu bir çığlıktı dünyanın umarsızlığına atılmış, bu kör edici bir ışıktı tüm bu koyuluğun arasında... Özgür olacaktı Nathaniel, arafta bile buradan daha özgür olacak, tüm bu sığlıktan sıyıracaktı kendini. Böyle bir ruhtu Nathaniel, hırçın, başına buyruk, söz dinlemez. Ve bu ruh… Ölüyordu.

Bir ninninin tekrarlı nakaratı gibi geliyordu, endişesini tamamen silmiş kontrollü ses. Ne yaptığını çok iyi bilen bir sesti bu, çok uzaklardan yankılanarak gelen. Kulaklarında, dünyanın en güzel melodisiydi, bir ağıt değildi mesela, bir zafer marşı değildi, bu olsa olsa bir özgürlük türküsüydü ta içlerden gelen, ta dünyanın kalbinden… Hiç böyle bir ışığı görmeyi düşünmemişti Nathaniel, inanmıyordu ancak, inananlara göre günahkâr olduğunu biliyordu. Öyleyse ne idi bu tatlı sıcak usul usul tenini okşayan, damarlarından boşalan kanı ağır ağır toparlayan neydi? İnsan doğarken böyle mi hissediyordu acaba? Yoksa, terk edilmemiş miydi? Avucunun içinde yükselen bir şey hissetti, yükselen ve göğüs kafesinde çoğalan , alamadığı oksijenin yerini alan bir şey. Çok gerçek bir şey… Gözlerini açtı yavaş yavaş, karşısında gökyüzü kadar geniş gözler duruyordu, rüzgarın delicesine oyun oynamak isteyeceği sarı saçlar ve hırçın, söz dinlemez dudaklar… Ne kadar güzel dudakları vardı… Cennet, burada ise o dudaklar yedinci katı olmalıydı. Şimdi, burada dudaklarında tekrar doğabilirdi. Evet, henüz ölmüşken ve terk etmişken dünyayı, hangi evrendeyse oraya tekrar tekrar doğabilirdi. Bulanık bakışlarının altında, o yüzdeki endişeyi görünce durakladı bir saniye, burası dünyaydı. Başka hiçbir evrende bu kadar gerçek bir endişe ifadesi bulunmazdı.  O an kıpırdandı. Bulanıklığını atmaya çalıştı görüşünün gözlerini kırparak birkaç sefer. Başı dönüyordu. Eline baktı bir an, orada bir kaynak olmalıydı. Elinin üzerinde bir başka el gördü, biçimli ve sımsıkı saran… Buydu işte. Dünyaya tutunmak için bir el uzanmıştı, bütün o kalabalığın arasından. Nathanielin bildiği gördüğü ve hissettiği yalnızca bu olmalıydı… Bir şeyler söylemek istedi ancak henüz sesini bulamamıştı. ""Ölmek için yanlış gün. Tanrı bir gün daha yaşamanı istemiş olmalı." dedi, ve Nathaniel hatırladı. Bu sesi tanıyordu. Sarhoşluğunu üzerinden atmaya çalıştı hızla. Ancak bu pek mümkün olmadı.

Onu tanıyordu… Onu ilk defa Hogwarts koridorlarında elinde eski bir kitapla, sarındığı cübbesi yürüyüşünün rüzgârı ile dalgalanırken görmüştü. Henüz Cosette ile tanışmadan önce. O kocaman büyülü dünyada bile, hızlı adımlarla daha özel bir dünyaya koşuyor gibiydi hızla. Duvara yaslanmış, elleri ceplerinde gözden kayboluncaya kadar izlemişti onu.

Sonra dersine girmişti. Bir profesör olduğuna inanmak istemiyordu. Bu sıfat onu aralarına karışmaktan alı koyuyor, Nathaniel’le arasına koca bir dünya sokuyordu sanki. Bütün aurası ile genç kadın sınıfta süzülürken asla ön sıralara oturmadı, asla gözlerini üzerinde tutmadı ancak hep dudaklarının arasındaki cümlelerdeydi, daima tam merkezinde dinliyordu. Andréia Dorine… Bu kadın bir tılsım ustasıydı. Yalnız zanaat olarak  değil sanat olarak da yapıyordu bu işi. Nathaniel, büyülü sözleri bu kadar içten ve bu denli aşkla söyleyen bir başka insan tanımıyordu. Hatta öğrencileri her sözcüğü içlerinde hissediyordu, bundan emindi genç büyücü.

"Ölmek için yanlış yöntem. Bir büyücü olarak çok daha kolay yolları olduğunu biliyorsunuzdur Bay Winter, acıyı dileyerek ölmeniz -ah, ölmeye çalışmanız..." Belli belirsiz gülümsedi genç adam, kurtarılmanın en güzel yanı bu olmalıydı. Aralarındaki o dev duvarda koca bir çatlak, devasa bir tılsım duruyordu. Alaycı gülümsemesi dudaklarına iyice yerleşti, bu mimik Nathaniel’in özetiydi, söyleyeceklerinin doğruluğu tartışmaya açık ancak sonderece tutarlı ve bu tutarlılık son derece acı…”İnanın Profesör acı Tanrı’dan çok daha gerçektir. Onu hissedebilirsiniz ve sizi gerekmedikçe terk etmez.” Bakışları kadının gözlerinden bir saniye ayrılmıyordu. Orada bir şeyler arıyordu, kıvılcımını hissettiği bir tedirginliğin ardını. “Yanlış insanı kurtardınız,” dedi sonra. “Düşündüğünüzden çok daha iyi olacaktı buradan ayrılmam, yalnızca kendimi değil, dünyayı kurtaracaktım.” Bir süre konuşmadı bakışları tekrar elinin üzerindeki ele kaydı, Andréia’nın bundan rahatsızlık duyacağını bile bile, birazdan hızla çekmek isteyeceğini duyumsayarak iyice kavradı elini. Rahatsız edici biçimde sırtını yasladığı duvardan çekilerek yüzüne yaklaştı. Nefesi tenine vuruyor, koridorda asla alamadığı kokusu ciğerlerine doluyordu. Uzun uzun baktı gök mavisi gözlerine. “Benden kurtulmaya evrenin ihtiyacı vardı.” dedi. “Ancak siz, bayan Dorine büyük bir kötülük yaptınız. Bana değil, kendinize.” Sustu. Bundan sonrasını ona söylemeye ihtiyaç duymadı.

Ruhumu sizde, ruhumu sende arayacağım…


____________________________________________________________________________________________________

Tolga.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kâhin
Oyun Kurucu
Oyun Kurucu
avatar


MesajKonu: Geri: Evren   Salı Tem. 15, 2014 8:22 pm






Kılıç Yedilisi

Ümit, istekler ve aksaklıklar.



Planladığın bir şeyler var, olmasını istediğin, ümit ettiğin. Yardım alırsan başarma olasılığın da var ancak her zaman bir başarısızlık olasılığı vardır. Sıkıntıdasın evet ama yine de ümidini kaybetme.




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Andréia Dorine
Profesör
 Profesör
avatar

RÜTBE : TILSIM & RAVENCLAW BİNA SORUMLUSU
Patronus : lama.
Karakter Yaşı : otuz altı.
Uyruk : ingiliz.
Gerçek İsim : miray.
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: Evren   C.tesi Tem. 19, 2014 12:04 pm




Tanıdık bir korku dolduruyordu yüreğini. Sonunu göremediği bir oyunun ilk perdesini yeniden izlemiş, olay örgüsünün bu sefer farklı olacağını umuyordu. Nathaniel'i bir daha görmemeyi, ölüm tecrübesinin çift taraflı unutulmasını, Hogwarts'ın eşsiz tılsımlarıyla yaratılmış İhtiyaç Odası'nda yaşadıklarının bu odayla birlikte kaybolmasını diliyordu. Hayat kurtarmak için giriştiği tılsımlar, çoğu tarafından kabul edilebilir değildi, bazı büyülerin hiç bahsedilmemesinin nedeni vardı ve Andréia bu nedeni Clyde tecrübesiyle öğrenmişti. Clyde. İç geçirdi kadın. Ruhu artık bağımsız değildi, istemediği sorumluluklar yüklenmiş, bencil yapısını arkada bırakmasını gerektiren olaylar şekillenmişti. Uğraşmıştı, çok uğraşmıştı. Bağlandıkları tılsımı eritecek bir şeyler bulmak için gecesini gündüzüne katmış, arşınlamadığı kitap kalmamıştı. Ne yapsa fayda etmemişti. Sihrin hiç el değmemiş topraklarından kazıyarak çıkardığı tılsımın etkisini ancak onun kadar güçlüsü ve eşsizi bozabilirdi. İhtimaller hep mevcuttu. Zordu fakat başarabilirdi. Ümit. Kalbini ısıtan bir ümidi hep vardı. Yaşının çok ötesinde yeteneklerle bezenmiş olsa da, öğrenmediği çok şey, gitmediği çok yer, denemediği çok yol olduğunun farkındaydı. Er ya da geç, Clyde ile arasındaki, büyü kitaplarının bile nitelenirmediği bağı çözebilecek sihri bulmayı ümit ediyordu. Cevaplar dışarıda bir yerlerdeydi. Mühim olan çok geç olmadan onlara erişebilmesiydi. Cevapları edindiği zaman Clyde'ın hala nefes alıyor olması gerekiyordu, geç gelen cevap yıkıcı bir etki dışında hiçbir şey yapmazdı. Clyde gün geçtikçe ölümle arasındaki mesafeyi azaltıyor, Andréia şimdiye kadar buna seyirci olmak dışında bir şey yapamıyordu. Denemekten yılmamasını sağlayan ümidi tükenme noktasına erişmemişti, kolay pes eden bir cadı değildi. Yeteneklerini asla küçümseyemez, çıkar yolu her zaman bulacağını hissederdi. Fakat zaman, ah tatlı zaman, Andréia'nın ellerini bağlamış, zamanında yetişememe korkusu ümidini köreltmeye yüz tutmuştu. Başarıyla tohumlanmış bir hayatın getirdiği ümit ve her geçen günün eksilttiği bir ümit...

Vizyonu değişmiş, istekleri tek bir doğrultuya odaklanmıştı. Clyde'ı kendinden kurtarmak. Taşıdığı ümidi ona yol gösterirken, bu isteğini gerçekleştirmesi için maalesef ki kendi yeteneklerinin yeterli olmayacağını düşünüyor, dışarıdan alınacak  yardımların ümidiyle dans ederek, önüne bir patika çizeceğini ümit ediyordu. Fakat tam burada, yaptıklarını sesli dile getirme korkusu devreye giriyor, bencil yaradılışı davranışının sorumluluğunu dünyaya karşı almaya hazır olmadığını hissettiriyordu. Hiçbir zaman alanında en iyisinin olduğunu iddia edemezdi, evet çoğundan fazla yol almış, bitmek bilmez merakı onu çok başka diyarlara sürüklemişti fakat kendinden daha yetkin büyücü ve cadılar mevcuttu. Birinin yardımıyla çok daha fazla mesafe kat edebilir, Clyde'ı kurtarmaya birkaç adım daha yaklaşabilirdi. Ümidi hep vardı, yardım şansı hep vardı, başarılı olma ihtimali kadar başarısızlıkla bir kez daha sınanma ihtimali de vardı. Denenebilecek çok yol, varılacak çok sonuç mevcuttu. Bu noktadan sonra seçeceği yön ikisinin de hayatını etkileyecek, birisinin hayatını ya sonlandıracak ya da bağımsızlaştıracaktı. Ümit. İstekler. Aksaklıklar.

Bambaşka bir evrene ait düşünceler gerçeklikle son buldu. Nathaniel'in sesinde şekil bulmuş gerçeklik. ”İnanın Profesör acı Tanrı’dan çok daha gerçektir. Onu hissedebilirsiniz ve sizi gerekmedikçe terk etmez.” Tek derdi sınavlar ve quidditch olan akranlarından bu denli zıt bir yola sıyrılmasını sağlayacak ne yaşamıştı? On sekiz yaşındaki bir çocuğun dilinden dökülen kelimeler o dudaklara layık değildi. Sevinçle kıvrılması gereken dudaklar, acıyla şekillenmemeliydi. Acının insana kattığı olgunluğu tatmak için çok genç, Tanrı'nın gerçekliğini sorgulamak için çok erk ve acıyla yaşamayı öğrenmek için fazla güzeldi. Konuşmayı sürdüren gencin dudaklarından süzülen her bir kelime hayata dair umutsuzluğunu ve acısını pekiştiriyor; Andréia'yı bütün düşüncelerinden sıyırıp anın hüznüne boğuyordu. Merak. Yıllardır ilk defa, kendi dışında gelişen bir olayın geçmişini merak etmiş, Nathaniel'ı ölüme kendi ayaklarıyla yürüten yaşanmışlığa lanet etmiş, konuşmaya devam eden çocuğun anın analizini bırakıp geçmişi anlatmasını dilemişti. Ne yaşamıştı? Kafasında birbirinden uçuk senaryolar dönerken, elinin üzerindeki elin soğukluğunu hissetti. Ölümden dönen bedeni hala soğuktu, eli elini kavrıyor, aralarındaki mesafeyi nedensizce aşıyordu Nathaniel. Tepki veremedi Andréia. "Benden kurtulmaya evrenin ihtiyacı vardı." Evren.

An bir kere daha fazla tanıdıktı. Bir daha yaşamamayı dilediği bir tanıdıklık. Nathaniel'in nefesini yüzünde hissedip, burnu kokusuyla dolarken, bu yakınlık çok başka şeyleri çağrıştırıyordu, bir kez daha. Korktu, bütün bedeni korkuyla yoğrulmuş adrenalinle titredi. Hatalarından asla ders alamayan Andréia, bu sefer de bu genci mi tılsımlamıştı? Aralarındaki mesafeyi adeta koşarak sıfırlamaya çalışan çocuğun zihni tılsımların komutuna mı bağlanmıştı? Aşılmaması gereken büyü sınırlarını bir kez daha aşan Andréia şimdi de bir öğrencisini mi kendine bağlamıştı? Lanet olsun. Bilebilmek için çok erken, şüphelenmek için ise tam sırasıydı. Acıyla şekillenmiş gözlerinin ardında yabancı bir ışık görmeye çalışıyor, kontrolün savsak kumandasının tılsımlara emanet edilmesinden korkuyordu. Nathaniel'ın kalbinde her daim yeri olmasını sağlayabilecek bir efsunu görmeye tahammül edemezdi. İstemsizce geri çekildi, eli elinden kaydı ve sadece parmak uçları birbirine temas edene kadar geriledi. Kalbine dolan paniği gence hissettirmemeye çalışmak için çok geçti. Fakat yakınlıktan rahatsız olduğunu düşünmesi bir ihtimaldi. Gencin zihnine başka düşüncelerin saplanmasını istemiyordu. Aslında hangisi daha rahatsız edici olurdu, karar veremiyordu. Tılsımla pohpohlanmış bir yakınlık mı yoksa Nathaniel'ın kalbinden süzülen bir yakınlık mı? İkisi de birbirinden çirkin, ikisi de birbirinden üzücüydü. Fakat ikinci yol, ölümden dönmüş olmanın adrenaline bağlanabilir, yaşanan an bu odada unutulmaya terk edilebilirdi, tıpkı yüzyıllardır bu odada unutulmaya terk edilmiş onlarca yaşanmışlık gibi.

"Hayatımız acıyla şekillenir Nathaniel, önemli olan sınandığımız anlarda pes etmemek." Aslında söylemek istediği şey, yapmak istediği şey bu değildi. Bir zamanlar Clyde'a yaptığı gibi, onu büyüleyip kontrolün kimde olduğuna, içinde yabancı bir şeylerin olup olmadığına bakmak istiyordu. Fakat çok erkendi. İçini yiyip bitiren korkunun tez canlılığına kapılıp yanlış bir şey yapamaz, ölümcül sonuçlara varan tılsımı bir kez daha aktifleştirdiğinden emin olana kadar sessizliğini bozamazdı. "Evren acı kadar güzelliklerle de dolu. Yeter ki bulmaya çalışalım." Onu öğütlere boğmak istemiyor, analiz edebilmek için çocuğun yaşadıklarını dinlemek istiyordu, fakat bunu belli ettirmeden yapmalıydı, mavi gözlerine hakim korkuyu yok ederek derin bir merak yerleştirmeye çalışıyor, hayatın en çirkin duygularıyla sınanmış çocuğu paylaşması için şevklendirmeye çalışıyordu, ona soran gözlerle bakarken. "Ölüm bir son da değildir, bir çözüm de. Her acı çözülebilir." Gencin konuşmaya devam etmesini istiyor, yaşadıklarının acısı havada asılıyken, içinde yatan duyguların karmaşıklığını hissederek, aralarındaki yakınlığın kişiliğine bağlı olup olmadığını görmek istiyordu.

Kart uygulaması başarılı, tebrikler! Bu mesajdan sonra kart bırakılacaktır. Bekleyiniz. - Kahin.

____________________________________________________________________________________________________






Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kâhin
Oyun Kurucu
Oyun Kurucu
avatar


MesajKonu: Geri: Evren   C.tesi Tem. 19, 2014 2:06 pm






Asa Sekizlisi

Ani karar, eylem ve gelişme.



Alınan bir karar ve başlatılan bir eylemle; süregelen ilişki, durum yahut olay çizgisinde bir hareketlilik, bir yön değişikliği anlamına gelir bu kart. Başlangıçların, ilklerin müjdecisidir aynı zamanda ancak sonuçlar olumlu yahut olumsuz olabilir.




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nathaniel Winter
Slytherin
Slytherin
avatar

RÜTBE : VII. SINIF
Özel Yeteneği : -
Karakter Yaşı : 18
Gerçek İsim : Nagehan

MesajKonu: Geri: Evren   Cuma Tem. 25, 2014 10:30 am


Mutluluk flaş patlamalarından oluşan saniyelik eylemlerdir, sabun köpüğü kadar hafif uçucu ve güneşin altında dalga dalga… Ancak bir o kadar yanıltıcı, gelip geçici. Mutsuz olmaksa bambaşka şeydir insanın omuzlarında, gelir yerleşir ve daima kendini hatırlatır. Var olan bütün duyguların ardından uzanır, göz kırpar. Bir an, bir an bile sizi terk etmez daima oradadır. Ancak gelip geçici ve yanıltıcı mutluluk, olduğu haliyle dahi, kısacık zamanlarında dahi gölgeleyebilir onu. Bir ömre yayılan mutsuzluktan büyüktür bir anlık mutluluk ve bunun için yaşamaya devam eder dünya. Elinde ne yoksa birer birer hayalini kurar. Bugün değilse, der, bir gün mutlu olacağım. Bir gün sevileceğim, bir gün zengin olacağım, bir gün aşık olacağım… Bütün bunları o dalga dalga sabun köpüklerinin ardından görürken her şey çok güzeldir, ancak bir gün, bir farkında oluş gelip çarpar dalgakıranları eritebilecek bir dalga olarak bütün bunlara. O gün sarsılan ruh görür ki, beklenen gerçek değildir, beklenen bir rüyadan fazlası değildir. O an olasılıkların anlamsızlaşıyor olması yadırganacak gibi değildir. Bir şekilde, o noktaya gelinir. Bir şekilde, o noktaya gelinmiştir. Bir şekilde, tam da o noktadaydı Nathaniel. Bütün hayat reel bir gerçeklik düzleminde uzanıyordu önünde ve değişeceği de yoktu… Daima evren ona borçlu kalacak, borcunu da ödemeyi aklının ucundan geçirmeyecekti. Genç büyücü, önce bunlara öfkeleniyor, hırslanıyor ayağa kalmaya ve alacağı ne varsa almaya çalışıyordu ancak Cosette’den sonra hayatın ne kadar büyük olduğunu kabullenerek pes etmişti işte. Ve bir daha böyle bir şey olmasına izin vermeyecekti. Bir daha hayatının onu gözü kapalı çektiği bir tuzağa düşmeyecek, oradan çıkmaya uğraşırken boğulmayacaktı. Buraya, bu ihtiyaç odasına gelirken aklında yalnızca yenilgi yoktu. Cosette ile ölememek de hayatın ona bir sürpriziydi. Ve bu oyuna devamını getirerek bir son verecekti büyücü. Ancak hayat çekilmesini istememişti işte. Evren onunla oynamayı çok seviyordu. Bu yüzden karşısına, güzel, güzel olduğunca uzak Andréia’yı çıkarmıştı. Bu okulda, ilgisini bu denli çekmiş tek profesörün gelip onu bulması bir rastlantı olamazdı, planlı bir şeydi bu. Öfkenin bir kez daha damarlarında yükseldiğini hissetti Nathaniel, neden onu rahat bırakmıyorlardı? Neden ölüp gitmesine izin yoktu? Ellerini sıktığını fark etmedi o öfkeyle. Kurtarıcısı çok derin bir profesördü. Kurtarıcısı belki hogwarts koridorlarına gelmiş geçmiş en güzel ruhtu. Ve güzelliği onu Nathaniel’den hızla uzaklaştıracaktı. Öğrencisine bir adaım bile gelemeyecekti Andréia. İşte, hayatın oyunu buydu. Ulaşamayacağını bilerek bir hayali önüne atmıştı genç büyücünün. Bu sen kurmuyorsan ben gösteririm deme şekliydi evrenin. Ancak bu kez, bilmeden çekildiği bu oyuna katılma isteği duydu Nathaniel. Andréia’nın biçimli dudaklarına, yumuşak hatları, çıkık elmacık kemikleri ve dünyayı taşıyan gözlerine baktıkça zaferinin ne kadar güzel olabileceğini düşünmekten kendini alamıyordu. Bu yüzden karar vermişti, tam burada ve şu anda. Bu kez kazanacaktı.

"Hayatımız acıyla şekillenir Nathaniel, önemli olan sınandığımız anlarda pes etmemek." Haklıydı, ancak bir noktaya kadar ve bunu kendisi de biliyordu. Eğer bilmeseydi bu denli büyük bir endişeyi taşır mıydı yüzü? Başına bir şey gelmişti ve bu bütün hayatını değiştirebilecek kadar büyük bir şeydi, her mimiğinde yazılıydı bunlar. Profesör devam etti; "Evren acı kadar güzelliklerle de dolu. Yeter ki bulmaya çalışalım."Buldum. "Ölüm bir son da değildir, bir çözüm de. Her acı çözülebilir." Gülümsedi Nathaniel, yine yorgun kırık bir gülümsemeydi ancak öncekinden çok daha gerçekti. ”Haklısınız, profesör.” dedi yüzündeki gülümseme bir an olsun silinmeden, Andréia’nın tam gözlerine gözlerinin içine bakıyor, bir an bile dalgalanmıyordu bakışları, kararlıydı ve onun endişesini de alıp götürmek istiyordu. Gözlerinin içinde ufacık bir ilgi görse, bir çocuğu kurtarmaya olan ilgi değil, gerçek bir ilgi görse umuda kapılmak için izin verecekti kendine. ”Her acı çözülebilir, nedenleri sorgulanabilir ancak acı yok edilemez. Yalnızca, mutlulukla, belki mutlulukla üzerini örtersiniz ancak tek kişiyseniz bu da mümkün olmaz.” Sonra durdu birkaç saniye, elini saçlarına götürse geri çekileceğinden adı kadar emindi, bu yüzden iyice yaklaşarak konuşmaya devam etti, ”Sizinki de orada Anréia, gözlerinizin içinde. Sizde bir yerlerde bıraktınız hayaller kurmayı. Sizin mutluluğunuz da kendinizden çok başkalarına bağlı artık.” Gülümsemeye devam etti, profesörün yüzündeki tedirginlik öylesine belirgindi ki. Muhtemelen rol değiştirmek hoşuna gitmemişti, kontrolün elleri arasından kaydığını fark edecek kadar zeki bir kadındı, ufacık bir hareketinizle bile. Bütün bunları hissediyor olmalıydı. Üstelik Nathaniel, ona adıyla hitap etmişti. Bütün bunlar ani, sarsıcı eylemlerdi. ”Hayatın size dayattığı rolden, profesör olmaktan bir an bile sıyrılamıyorsunuz, bu yüzden. Çünkü korkuyorsunuz, benden korkuyorsunuz.” Bakışları ruhuna dokunacak kadar yakın, nefesi yüzündeydi Andréia’nın. ”Bırakın Adréia, lütfen, bana izin verin. Söz veriyorum, acınızı örteceğim.” dedi ve kadının toparlanmasına fırsat vermeden, dudakları dudaklarını buldu. Elleri ile omuzlarını tutuyordu sımsıkı, kaçmasına, hissettiklerini hissetmeden gitmesine izin vermeyecekti Nathaniel. Belki sonu korkunç olacaktı, belki yüzüne sıkı bir tokat yiyacekti ancak değerdi. Bütün hayalleri, beraber kurabiliriz demekti bu, acınızı azaltırım demekti, bütün bu anlamsız dünyadan sıyrılabiliriz demekti bu, yeni bir evren kurabiliriz…

Gözleri o anı hissetmenin yoğunluğuyla kapalı, dudakları dudaklarında Andréia’yı öperken, bir şeylere karşı geldiğini hissediyordu Nathaniel. Bir şeylerin değişebileceğine inanıyordu. Bütün ruhunu tam orada kadının Ayakları altına sermişti işte, hala sıkıca tutuyordu bedenini, o kocaman profesör nasıl kırılgandı avuçları arasında. Kalp atışlarının hızlandığını ve teninin ısındığını hissediyordu Nathaniel, burada düşlediği cenneti bulan bir ölü gibi gezindi, canlılığının kalan tüm enerjisi ile. Sonra omuzlarını bıraktı, Andréia’nın yeterince gördüğünden emindi, kurtuluşunu ve ikisine ait o koca evreni. Zamanı durdurmuşlardı birlikte. Öpmeye devam ederken saçlarına dokundu elleri, ah, onu kazanmayı ne çok istiyordu… Sonra ellerini çekti üzerinden ve dudakları ayrıldı gözlerini açıp saniyeler arasında yüzüne baktı bir kez daha ve kısacık bir öpücük daha kondurdu, kendini Nathaniel’den uzaklaştırmadan. Genç adam, bir kaynak bulmuştu sanki doyulması mümkün olmayan bir kaynak… Genç adam bir pınar bulmuştu hayallerini besleyen…

Genç adam, bir evren bulmuştu, sonsuza kadar yaşamak isteyeceği…

Kart uygulaması başarılı, tebrikler! Bu mesajdan sonra kart bırakılmayacaktır. Devam ediniz. - Kahin.

____________________________________________________________________________________________________

Tolga.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Andréia Dorine
Profesör
 Profesör
avatar

RÜTBE : TILSIM & RAVENCLAW BİNA SORUMLUSU
Patronus : lama.
Karakter Yaşı : otuz altı.
Uyruk : ingiliz.
Gerçek İsim : miray.
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: Evren   Paz Tem. 27, 2014 4:50 pm



Yüzüne çarpan şey anın sıkıntısı mıydı yoksa Nathaniel'ın sözleri mi?
Sarf ettiği her kelimeyle aralarındaki manevi mesafeyi aşmakla kalmıyor, fiziki mesafeyi de aşıyordu. ”Sizinki de orada Andréia, gözlerinizin içinde. Sizde bir yerlerde bıraktınız hayaller kurmayı. Sizin mutluluğunuz da kendinizden çok başkalarına bağlı artık.” Başkasına bağlı, çok doğru. Bağlılığın aşk gibi bağlanmaya değecek bir şeylerden kaynaklanmasını, yaşadığı acının sebebinin manevi hayatın tokatlarından olmasını nasıl da isterdi. Aşık olmayı, aşkın tatlı acısını çekmeyi, ölümlere üzülmeyi, sevdikleriyle heyecanlanıp onlarla hüzünlenmeyi... Aldığı nefesin başkalarını mutlu etmesini, kalp atışlarının bir anlam teşkil etmesini... Ama hayır, yaşadığı hayat o kadar yalnız ve o kadar anlamsızdı ki. Nefes almaya devam etmek istemesinin tek nedeni Clyde'ın nefes almasını istemesiydi. Tek amacı bu bağlılığı yok edecek bir şeyler bulmaktı. Eskiden olduğu cadıyı özlüyordu, tılsımların dünyasına dinmeyen heyecanıyla atılan, asla söndüremediği merakıyla oradan oraya koşuşturan eski Andréia. Şimdi oradan çok uzaktaydı, omuzlarını eğikleştiren çok büyük bir yükü, gözlerinin ardına acı ekleyen çok fazla sorumluluğu vardı. Nasıl da haklıydı Nathaniel. ”Hayatın size dayattığı rolden, profesör olmaktan bir an bile sıyrılamıyorsunuz, bu yüzden. Çünkü korkuyorsunuz, benden korkuyorsunuz.” Korkuyu hissettiği doğruydu fakat korkunun sebebi Nathaniel değildi. Kendinden korkuyordu Andréia. Sonuçlarını göz ardı ederek yaptığı eylemlerinin doğurduğu akıl almaz aksaklıklardan  korkuyordu. Nathaniel'deki bu değişmeden, bu yakınlığın altında yatan tılsımından korkuyordu. Kendi gücünden, sorumluluğunu almaya hazır olmadığı eşsiz yeteneğinden korkuyordu. Nathaniel yalnızca ergen bir öğrenci miydi yoksa kalbini yakınlığa zorlayan tılsımın etkisi altına mı girmişti, henüz bundan emin değildi. İki türlü de tehlikeliydi, aralarındaki mesafenin artması gerekiyordu. Geri çekilmek için hamle yaptı.

Geri çekilmeye yeltenmesi beklediği işaret fişeğiymiş gibi öne atıldı Nathaniel. Buluşmaması gereken iki dudak, uykuya hapsolmuş Hogwarts'ın bilincinden çok uzakta, ihtiyaç odasıyla ziyaret ettikleri bambaşka bir evrende buluşmuştu. Ait oldukları evrenin kabul etmeyeceği bir öpüşmeydi bu, yanlıştı. Nathaniel omuzlarını sıkı sıkı tutarken, bütün bedeni anın yanlışlığını haykırıyordu. Geri çekilmek istedi ama çekilmedi. Bıraktı, tılsımla yaratılmış anın büyüsünü bozmak istemedi. Kenetlenen dudaklar etraflarındaki odayı, okulu, evreni, varoluşu her şeyi yok etmiş, boşluğa asılı iki beden dışında her şey anlamlı varlığını kaybetmişti. Yanlış olan bir şeyin bu kadar doğru hissettirmesi nasıl da anlamlıydı. Nathaniel'in dudaklarından sıcaklıktan çok daha fazla şey yayılıyordu, Andréia'yı anlamak istiyor, sorumluluğunun yükünü hissetmişçesine omuzlarındaki ağırlığı almak istiyordu. İzin veremezdi, bu yanlış devam ettiği her saniye boyunca yanlışlığını ikiye katlıyor, geri dönemeyecekleri bir yola sapıyorlardı. Nathaniel'ın elleri omuzlarını aşıp Andréia'nın saçlarında gezmeye başlamışken, anın rahatsız ediciliği verdiği mutluluğu geride bırakmış, kendine gelen bir Andréia kendini geri çekmişti, Nathaniel ellerini saçlarından çekerken. Bu sefer de gözler buluştu, Andréia'nın şaşkınlıkla açılmış gözleri ve Nathaniel'ın gözlerinin ardındaki tutku bir dansa tutulmuştu. Bir kez daha ona doğru uzandı Nathaniel, bu sefer karşılık vermesini gerektirmeyecek minicik bir öpücüktü. Dudaklarından yayılan şefkat masumluk doluydu, kızamıyordu Andréia. Dakikalar önce intihara kalkışmış çocuğun yaşadığı duygu değişimleriyle elde ettiği mutluluğun tınısını bozmak istemiyor, öpücükle hayata bağlanmış gibi duran çocuğun elindeki son şeyi almak istemiyordu.

Tutku yerini sessizliğe bırakmış, delen gözlerle birbirine bakan birbirine ait olmayan iki kişi sessizlikle mühürlenmişti. Andréia şaşkınlığını bastıramadığı, korkuyla büyümüş gözlerle Nathaniel'e bakıyordu. Bu yakınlığın nedeninin tılsım olmamasını en içten dileğiyle umuyor, Nathaniel'ın elde edemeyeceği bir aşkla boğuşmasını tılsıma yeğeliyordu. Bir kez daha bir bağımlılığı kaldırabilecek çetinliği kalmamıştı, Clyde'ın varlığı Andréia'nın varlığını hiçe sayacak kadar yoğundu zaten. Fakat Nathaniel'ın gidişatı Clyde ile benzerlik gösteriyor, bunun korkusu Andréia'nın bedenini korkuya mahkum ediyordu. İnanamaz gözlerle baktığı Nathaniel'ın yanından kalkıp üstünü silkeledi, sanki yaşanan her şey üzerindeki tozlar gibi zeminle buluşup, eriyip gidecekmiş gibi. "Acılarımızı paylaşmamız mümkün değil, herkes kendi acısıyla baş etmeli." Andréia'nın yalnızlık prensibini yansıtan sözler dudaklarından dökülürken, sesi beklemediği kadar sakin ve kendinden emindi. Sözleri ise doğruluktan çok uzaktı. Andréia dışında herkes acısını paylaşıp, yalnızlıktan uzaklaşarak mutsuzluğa erişebilirdi fakat Andréia bunların hiçbirine sahip olmayacak kadar çok şey yaşamıştı. Clyde'ın varlığı tüm hayatını kapsarken, başka birine, hele öğrenci kadar yanlış bir şeye izin veremezdi. İlişki olarak hiçbir koşulda izin vermeyeceği gibi, öğrenci sıfatı dışında bir şey olarak da göremezdi. Aşkın ya da sevginin bağlayıcı dünyasından çok uzakta bir evrendeydi Andréia. İstemeden kabul ettiği sorumluluklarına bir de Nathaniel'ı tılsımlaa eklemiş olma ihtimali bütün varlığını korkuyla titretiyor, uzak durmaya karar verdiği Nathaniel'ı tılsımın etkisinde olup olmadığını anlamak için uzaktan ama dikkatlice izlemesi gerektiği gerçeğini kabullenmeye çalışıyordu. Lütfen tılsımlanmamış olsun, basit bir aşk, profesöre olan bir hayranlık, sadece bu olsun Nathaniel'ı ele geçiren. Dile bir kez daha getirmediği düşünceleri zihninde bir kararlılık tınısı bırakmış, birkaç saniye gözlerini ayırmadığı Nathaniel'dan nihayet ayrılmış, tek bir kelime daha etmeden İhtiyaç Odası'nda paylaştıkları evrenden kendini soyutlayıp, gecenin karanlığına teslim olmuş Hogwarts koridorlarına adımını atmıştı. Arkasında bambaşka bir evreni bırakarak.

____________________________________________________________________________________________________






Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Andréia Dorine
Profesör
 Profesör
avatar

RÜTBE : TILSIM & RAVENCLAW BİNA SORUMLUSU
Patronus : lama.
Karakter Yaşı : otuz altı.
Uyruk : ingiliz.
Gerçek İsim : miray.
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: Evren   Paz Tem. 27, 2014 4:52 pm


-RP SONU-

____________________________________________________________________________________________________






Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Venomous
Forum Yöneticisi
Forum Yöneticisi
avatar

Gerçek İsim : Tolgabi.
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: Evren   Cuma Ağus. 08, 2014 7:52 am

Kahin Destesi sistemine bağlı olarak, her katılımcıya 5 puan ve kartları uygulayan her bir rol oyuncuya fazladan bir 5 puan daha veriliyor.

Andréia Dorine'in kazandığı tecrübe puanı; 5+5=10
Nathaniel Winter puanı; 5+5=10, bina puanı olarak Slytherin hanesine işleniyor. Tebrikler!

____________________________________________________________________________________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Evren   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Evren
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: İhtiyaç Odası-
Buraya geçin: